Bağımlılığın Anatomisi: Küresel Seçkin Üretim Ağları ve Ulus Egemenliğinin Sessiz Devri

Okuma Süresi:

15–23 dakika
❤️

ABD merkezli küresel seçkin yetiştirme ağlarının yapısal işleyişini, tarihsel kökenlerini ve ulus devletlerin egemenlik mekanizmaları üzerindeki derinleşen etkilerini analiz etmektedir. Charles de Gaulle’ün torunu Pierre de Gaulle’ün 2026 yılında dile getirdiği “Young Leaders” programına ilişkin iddialarından hareketle, başta Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı (IVLP) olmak üzere, Fransız-Amerikan Vakfı, Atlantic Council, German Marshall Fund ve Fulbright gibi kurumların işleyişi karşılaştırmalı olarak incelenmek önemlidir .

Pierre de Gaulle’ün İfşası ve Perde Arkası

Fransız direnişinin efsanevi lideri Charles de Gaulle’ün torunu Pierre de Gaulle, 2026 yılının başında yaptığı bir açıklamayla Avrupa siyasetinin üzerindeki perdeyi araladı. X platformu üzerinden yayılan kısa bir videoda Pierre de Gaulle, Fransız siyasetçilerinin büyük kısmının CIA destekli “Young Leaders” programı tarafından yetiştirildiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Cela me fait sourire quand on parle d’ingérence russe parce que ça arrange nos élites politiques et ça évite de dire la vérité aux Français. La plupart de nos hommes politiques ont participé au programme Young Leaders, parrainé par la CIA.”
(Türkçesi: “Rus müdahalesinden söz edilmesi beni güldürüyor, çünkü bu bizim siyasi elitlerimizin işine geliyor ve Fransızlara gerçeği söylemekten kaçınmalarını sağlıyor. Politikacılarımızın çoğu, CIA tarafından desteklenen Young Leaders programına katıldı.”)

TF1 Info’nun teyit haberine göre Pierre de Gaulle, iddialarının “tamamen doğrulanabilir” olduğunu savunmuş ve programın katılımcı listelerinin herkese açık olduğunu hatırlatmıştır (TF1 Info, 2026). Fransız-Amerikan Vakfı (French-American Foundation) her ne kadar programı CIA ile ilişkilendiren iddiaları reddetse de, vakfın kurumsal yapısı ve finansal destekçileri arasında CIA eski direktörleri ve Trilateral Komisyonu kurucusu David Rockefeller gibi isimlerin bulunması, bu ilişkinin tamamen reddedilmesini güçleştirmektedir (Le Courrier Européen, 2025).

De Gaulle’ün işaret ettiği esas nokta, “Rus müdahalesi” anlatısının, seçkinlerin kendi halklarına gerçeği söylemesini engelleyen bir tiyatro olduğu kadar, aynı seçkinlerin önemli bir bölümünün bu tür programlar eliyle şekillendirildiği gerçeğidir. Bu çalışma, Pierre de Gaulle’ün iddiasını bir komplo teorisi olarak değil, küresel ölçekte kurumsallaşmış bir sosyal mühendislik modelinin teşhiri olarak ele almakta ve bu modelin anatomisini dünya çapında örneklerle ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Kavramsal Çerçeve: Bağımlılık, Bilişsel Sızma ve Yumuşak Güç

Bu programları anlamak için geliştirilmesi gereken temel kavram bağımlılıktır. Seçkin yetiştirme sürecinin dış merkezli kurumlar tarafından üstlenilmesi, bir ülkenin yönetici sınıfının zihinsel referans çerçevelerini dönüştürmektedir. Uluslararası ilişkiler literatüründe “bilişsel sızma” (cognitive infiltration) olarak adlandırılabilecek bu model, hedef ülkenin entelektüel ve bürokratik rezervuarına nüfuz ederek milli refleksleri seyreltmeyi hedeflemektedir (Robinson, 2004).

Joseph Nye’ın geliştirdiği “yumuşak güç” kavramının bir alt türü olarak değerlendirilebilecek bu mekanizma, doğrudan zorlama veya rüşvet yerine, cazibe, özdeşleşme ve içselleştirme yoluyla işler. Kariyerinin başındaki parlak bir diplomat ya da siyasetçi, Washington’daki bir seminerde edindiği network ve zihniyet kalıbı sayesinde, on yıllar sonra ulusal güvenlik kararlarında farkında olmadan edinilmiş bir referans çerçevesini kullanır. Katılımcılar programlardan döndüklerinde genellikle daha “açık fikirli”, daha “uluslararası” ve daha “pragmatik” olduklarını düşünürler. Oysa farkında olmadan, kendi ulusal çıkarlarını tanımlama yetisini dışarıya devretmişlerdir. Bu durum, Antonio Gramsci’nin “kültürel hegemonya” kavramının modern bir tezahürüdür (Gramsci, 1971).

Küresel Amiral Gemisi: Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı (IVLP)

Bu mekanizmanın en kapsamlı ve köklü örneği, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Eğitim ve Kültür İşleri Bürosu tarafından yürütülen Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı (IVLP)’dır. 1940 yılında başlatılan program, bugüne kadar 230.000’den fazla uluslararası liderin katılımına ev sahipliği yapmıştır (U.S. Department of State, 2025). Programın en çarpıcı başarısı, mezunları arasında 500’den fazla eski veya mevcut devlet ve hükümet başkanı bulunmasıdır.

Bu rakam, programın yalnızca bir kültürel değişim inisiyatifi değil, aynı zamanda küresel liderlik havuzunun şekillendirilmesinde aktif bir araç olduğunu göstermektedir. Programın işleyişi şu şekilde özetlenebilir: ABD’nin ilgili ülkelerdeki büyükelçilikleri, yerel temas noktaları aracılığıyla “gelecek vaat eden” genç siyasetçileri, bürokratları, gazetecileri ve sivil toplum liderlerini tespit eder. Bu isimler, genellikle birkaç haftalık bir programla ABD’ye davet edilir; Beyaz Saray, Pentagon, Capitol Hill, düşünce kuruluşları ve medya kuruluşlarında üst düzey temaslarda bulunurlar. Resmi amaç “kültürel değişim” olsa da, fiili sonuç, katılımcıların Amerikan dış politika perspektifini içselleştirmesi ve döndüklerinde kendi ülkelerinde gayriresmî bir “elçi” işlevi görmesidir.

Birleşik Krallık Örneği: Parti Farkı Gözetmeyen Bir Havuz

IVLP’nin işleyişinin en dikkat çekici yönlerinden biri, siyasi ideolojiye bakılmaksızın potansiyel liderleri bünyesine katmasıdır. Birleşik Krallık örneği bu durumu açıkça belgelemektedir. Margaret Thatcher, Tony Blair, Gordon Brown ve Theresa May gibi birbirinin siyasi hasmı konumundaki dört başbakanın tamamı, henüz iktidara yürümeden önce IVLP programına dahil edilmiş isimlerdir. Thatcher’ın programa 1967 yılında, Blair’in ise 1980’lerin ikinci yarısında katıldığı bilinmektedir (Global Ties U.S., 2019). Thatcher, on yıllar sonra 10 Downing Street’ten gönderdiği bir notta programın kendisi için taşıdığı değeri şu sözlerle ifade etmiştir: “Tüm tur son derece değerliydi.” Bu durum, farklı ideolojik kamplardan gelen liderlerin aynı zihinsel referans çerçevesiyle donatıldığını ve kriz anlarında benzer reflekslerle hareket etmeye yatkın hale geldiklerini göstermektedir.

Orta Doğu ve Asya’dan Kritik Örnekler

IVLP mezunları listesi, dünya siyasetinde kritik dönemeçlerde rol oynamış birçok ismi de içermektedir:

· Enver Sedat (Mısır): Mısır’ı Sovyet yörüngesinden çıkararak Camp David sürecini başlatan ve İsrail ile barış yapan Sedat, IVLP mezunudur. Programın, Sedat’ın dış politika eksen kaymasında doğrudan etkili olduğu yaygın bir kanaattir (Muravchik, 2003).
· Indira Gandhi (Hindistan): Hindistan’ın “Demir Leydi”si olarak bilinen Indira Gandhi’nin de programa katıldığı bilinmektedir. Program, Soğuk Savaş döneminde Bağlantısızlar Hareketi içindeki Hindistan’ı Batı’ya yakınlaştırma işlevi görmüştür.
· Felipe Calderón (Meksika): Eski Meksika Cumhurbaşkanı Calderón, IVLP mezunları arasındadır. Meksika’nın uyuşturucu savaşında ABD ile yakın işbirliği, bu tür programların uzun vadeli etkilerinden biri olarak yorumlanmaktadır.
· Jacinda Ardern (Yeni Zelanda): Küresel sol-liberal hareketin simge isimlerinden Ardern’in kariyerinin erken evrelerinde ABD merkezli liderlik programlarıyla temas ettiği bilinmektedir.
· António Guterres (Birleşmiş Milletler): Mevcut BM Genel Sekreteri Guterres’in Portekiz başbakanlığı öncesinde ABD ziyaretçi programlarına katıldığı belgelenmiştir.

Bu örnekler, programın coğrafi ve ideolojik sınır tanımadığını, sadece “sistemle uyumlu lider” yetiştirme hedefine odaklandığını göstermektedir.

Fransız-Amerikan Ekseninde Bir Kuluçka Makinesi: Young Leaders (Fransa)

Fransa özelinde, 1981 yılında Fransız-Amerikan Vakfı bünyesinde hayata geçirilen “Young Leaders” programı, IVLP’den farklı olarak iki ülke arasında, daha kapalı ve seçkinci bir yapıya sahiptir. Program her yıl Fransa ve ABD’den otuzlu ve kırklı yaşlardaki yükselen yıldızları iki yıllık bir süreçte Pentagon, CIA ve Beyaz Saray çevreleriyle buluşturmaktadır.

Mezunlar listesi mekanizmanın başarısını açıkça belgeler:

· Emmanuel Macron (mevcut Cumhurbaşkanı)
· François Hollande (eski Cumhurbaşkanı)
· Christine Lagarde (IMF eski Başkanı, ECB Başkanı)
· Nicolas Sarkozy (eski Cumhurbaşkanı, programa 1985 yılında genç bir politikacıyken dahil edilmiş, göreve geldikten sonra Fransa’yı NATO’nun askeri kanadına geri döndürmüştür)

Pierre de Gaulle’ün işaret ettiği gibi, bu program doğrudan talimat vermekten ziyade, katılımcıların “ulusal çıkar” kavramının önüne geçecek bir referans noktası (Transatlantik ittifak ve Amerikan küresel liderliği) edinmesini sağlamaktadır.

Türkiye’deki Dört Sacayağı: Sistematik ve Çok Katmanlı Bir Yapı

Aynı mantığın Türkiye’deki izdüşümleri, dünyadaki en sistematik ve en yoğun örneklerden birini sunmaktadır. Bu dört ana kanal aşağıda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Young Society Leaders (YSL) – American Turkish Society (ATS)

Bu program, Fransız-Amerikan Vakfı’ndaki Young Leaders modelinin birebir replikası olarak Türkiye’de faaliyet göstermektedir. American Turkish Society çatısı altında yürütülen YSL, özellikle Türkiye’nin dev holdinglerinin genç varislerini, yükselen start-up kurucularını ve ana akım partilerin gelecek vaat eden genç siyasetçilerini hedef almaktadır. Programın merkezi New York’tur ve katılımcılar, iki yıllık bir süreç boyunca kapalı seminerler, çalıştaylar ve birebir görüşmelerle küresel sisteme entegre edilmektedir.

Programın en dikkat çekici özelliği, katılımcıların siyasi veya ideolojik kimliklerine bakılmaksızın, sadece “gelecekte güç sahibi olma potansiyeli” kriterine göre seçilmesidir. Bu sayede, muhafazakâr sermaye çevreleriyle seküler iş dünyası liderleri aynı havuzda birleşmekte, ortak bir network ve dil geliştirmektedir. YSL mezunları, döndüklerinde kendi ülkelerinde “küresel standartları” temsil eden seçkinler olarak konumlanmakta, doğal olarak birbirlerini tercih etme eğilimi göstermektedir.

Programın finansman yapısı tamamen şeffaf değildir, ancak American Turkish Society’nin bağışçıları arasında Wall Street çevreleri, büyük Amerikan vakıfları ve eski üst düzey CIA yetkilileriyle bağlantılı isimler bulunmaktadır. ATS’nin kuruluş amacı, “Türk-Amerikan dostluğunu geliştirmek” olarak açıklansa da, yıllar içindeki mezun listeleri, programın aslında derin bir stratejik işleve sahip olduğunu göstermektedir. Türkiye’deki belli başlı medya kuruluşlarının yöneticileri, büyük holdinglerin CEO’ları ve birçok milletvekili, kariyerlerinin erken evrelerinde YSL çatısı altında ağırlanmıştır.

Pierre de Gaulle’ün Fransa için söyledikleri, Türkiye için de geçerlidir: Bu program, katılımcılarına doğrudan “ajanlık” gibi kaba bir etiketle tanımlanmayacak, ancak çok daha incelikli bir bağımlılık ve kültürel hizalama kazandırmaktadır. YSL mezunları, New York’taki temasları sayesinde, uluslararası bir kriz anında otomatik olarak “Transatlantik ittifakın bekası” perspektifini benimsemeye yatkın hale gelmektedir. Bu sayede, Türkiye’nin dış politika kararlarında Washington’ın hassasiyetlerinin öncelikli hale gelmesi, doğal bir refleks olarak içselleştirilmektedir.

Programın en büyük başarısı, katılımcıların kendi milli çıkarları ile küresel sistemin çıkarları arasında bir çatışma olduğunda, çoğu zaman ikincisini tercih edecek bir zihinsel çerçeveyle donatılmış olmasıdır. Bu, klasik bir casusluk faaliyetinden çok daha etkilidir, çünkü irade dışarıdan değil, içeriden farkında olmadan teslim olmuştur. YSL, işte bu farkındalıksız teslimiyetin en sofistike araçlarından biridir.

Son olarak, YSL’nin etkisi sadece siyasetçilerle sınırlı kalmamaktadır. Medya patronları ve büyük iş insanları aracılığıyla, program kamuoyu oluşumuna da müdahale etme kapasitesine sahiptir. YSL mezunu bir medya yöneticisi, haber bültenlerinde ABD merkezli haber ajanslarının perspektifini sorgulamadan yayınlamakta, böylece “bağımlılık” kitlelere de yayılmaktadır. Bu, egemenliğin sadece siyasi değil, aynı zamanda kültürel ve ekonomik boyutlarını da kapsayan bütüncül bir harekettir.

Millennium Leadership Program (MLP) – Atlantic Council

Atlantic Council bünyesinde yürütülen Millennium Leadership Program, doğrudan NATO ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın stratejik yönelimleriyle fonlanan bir yapıdır. MLP, Türkiye’deki savunma, enerji ve dış politika bürokrasisinde “gelecek vaat eden” genç isimleri tespit ederek onları Washington’a taşımaktadır. Programın katılımcıları arasında askeri okullardan yeni mezun subaylar, Dışişleri Bakanlığı’nın genç diplomatları, Enerji Bakanlığı’nın uzmanları ve stratejik düşünce kuruluşlarında çalışan araştırmacılar bulunmaktadır.

MLP’nin temel amacı, katılımcıların zihnine “küresel tehditler” tanımını belirli bir çerçevede yerleştirmektir. Örneğin, enerji güvenliği denildiğinde Rusya ve İran’ın “riskli aktörler” olarak kodlanması, savunma işbirliği denildiğinde ise ilk seçeneğin her zaman NATO olması gerektiği fikri, bu programlarda doğal bir ön kabul olarak sunulmaktadır. Katılımcılar, iki-üç haftalık yoğun seminerlerin ardından Türkiye’ye döndüklerinde, hazırladıkları raporlarda ve verdikleri kararlarda farkında olmadan bu çerçeveyi kullanmaktadır.

Programın bir diğer önemli işlevi, Türk bürokratlar ile Amerikalı mevkidaşları arasında kişisel dostluklar ve güven bağları inşa etmektir. Yıllar içinde Pentagon veya Dışişleri’nde üst düzey görevlere gelen Amerikalı katılımcılar, eski MLP program arkadaşlarına doğrudan telefonla ulaşabilmekte, gayriresmî kanallar üzerinden Türkiye’nin politikalarını etkileyebilmektedir. Bu, klasik diplomasinin “arka kapı” işlevini kurumsallaştıran bir mekanizmadır.

MLP mezunlarının Türkiye’nin enerji politikalarında, özellikle Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meselelerinde, ABD’nin çizdiği sınırların dışına çıkmadıkları gözlemlenmiştir. Aynı şekilde, F-35, S-400 gibi savunma sanayi krizlerinde, MLP geçmişi olan bürokratların ABD pozisyonunu anlamaya ve ona uyum sağlamaya daha yatkın olduğu bilinmektedir. Bu durum, doğrudan bir talimat olmaksızın, sadece ortak bir eğitim ve network sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Programın süresi kısa gibi görünse de, etkisi on yıllara yayılmaktadır. Katılımcıların kariyer basamaklarını tırmanmasıyla birlikte, programda edindikleri zihinsel haritalar da ulusal karar mekanizmalarına taşınmaktadır. Atlantic Council’in bir düşünce kuruluşu olarak tarafsız görünmesi, programın meşruiyetini artırmakta, ancak fon kaynakları ve yönetim kadrosu incelendiğinde stratejik yönelimi net olarak görülmektedir. MLP, bu yönüyle Türkiye’nin stratejik özerklik kapasitesini yıpratan en etkili araçlardan biri konumundadır.

MLP’nin Türkiye ayağı, aynı programın dünyadaki diğer ülkelerdeki uygulamalarıyla koordineli çalışmaktadır. Örneğin, Ukrayna, Gürcistan veya Moldova’dan MLP mezunları ile Türkiye’den MLP mezunları, bölgesel krizlerde doğal olarak aynı dili konuşmakta ve ortak pozisyonlar geliştirmektedir. Bu, küresel bir “seçkin dayanışması” yaratmakta ve ulus devletler arasındaki doğal rekabeti, ortak bir transatlantik çatı altında eritmektedir.

Son olarak, MLP’nin Türkiye’deki etkisi, sadece bürokratlarla sınırlı kalmamış, aynı zamanda akademik kadrolara da sirayet etmiştir. Programın mezunları arasında yer alan akademisyenler, üniversitelerin uluslararası ilişkiler bölümlerinde ders verdiklerinde, ders müfredatlarını farkında olmadan NATO perspektifiyle şekillendirmektedir. Bu sayede, bağımlılık nesilden nesile aktarılan bir akademik gelenek haline gelmektedir.

Marshall Memorial Fellowship (MMF) – German Marshall Fund (GMF)

Soğuk Savaş yıllarından beri kesintisiz işleyen Marshall Memorial Fellowship, adını II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’nın yeniden inşası için kullanılan Marshall Planı’ndan alır. Program, Türkiye’deki genç parlamenterleri, gazetecileri ve sivil toplum liderlerini haftalarca ABD kurumlarında ağırlamakta ve onlara Amerikan siyasi kültürünü, medya işleyişini ve sivil toplum mekanizmalarını birinci elden deneyimletmektedir. Resmi amaç “demokrasinin güçlendirilmesi” olsa da, fiili sonuç, katılımcıların kriz anlarında kendi ülkelerinin milli reflekslerini törpülemesidir.

MMF’nin en önemli özelliği, katılımcıların kendi ülkelerine döndükten sonra “bağımsız gözlemci” kimliğiyle yazacakları raporlar, yapacakları haberler veya sürdürecekleri sivil toplum projeleridir. Bir gazeteci, ABD’deki bir medya kuruluşunda staj yaptıktan sonra, Türkiye’de yazdığı bir dış politika analizinde farkında olmadan Washington’ın önceliklerini yansıtabilir. Bir siyasetçi, ABD Kongresi’ndeki bir danışmanla tanıştıktan sonra, ulusal egemenliğe aykırı bir düzenlemeyi “en iyi uygulama” olarak sunabilir.

Programın adındaki “Marshall” vurgusu, psikolojik bir derinlik taşır. Katılımcılara, ABD’nin tarihsel olarak “kurtarıcı” ve “düzen kurucu” rolü hatırlatılmakta, bu sayede Amerikan liderliğine karşı duyulan minnettarlık duygusu pekiştirilmektedir. Bu duygu, zamanla eleştirel mesafenin kaybolmasına ve “ABD ne derse haklıdır” gibi bilinçdışı bir kabule dönüşebilmektedir. MMF, bu yönüyle Soğuk Savaş’ın kültürel hegemonya araçlarının günümüze uyarlanmış bir versiyonudur.

Türkiye’de MMF mezunları arasında, farklı partilerden milletvekilleri, tanınmış köşe yazarları ve büyük STK’ların yöneticileri bulunmaktadır. Bu isimlerin, özellikle Türkiye-ABD ilişkilerinde gerilim yükseldiği dönemlerde, “anlayışlı” ve “uzlaşmacı” bir dil kullanmaya özen gösterdikleri gözlemlenmiştir. Programın, bu kişileri doğrudan yönlendirdiğini söylemek güç olsa da, onlara bir “alternatif perspektif” kazandırdığı açıktır. Sorun, bu alternatif perspektifin neredeyse her zaman ABD çıkarlarıyla örtüşmesidir.

MMF süreci genellikle birkaç hafta sürmesine rağmen, mezunlar arasında oluşturulan alumni ağı ömür boyu devam etmektedir. Bu ağ sayesinde, Türkiye’deki bir gazeteci, ABD’li bir meslektaşından kriz anında “doğru soruları” nasıl sorması gerektiği konusunda gayriresmî yönlendirme alabilir. Benzer şekilde, bir siyasetçi, yasalaştırmak istediği bir düzenleme için Washington’daki temasları üzerinden uluslararası meşruiyet desteği sağlayabilir. Bu ağ, görünmez ancak son derece etkili bir lobi mekanizmasıdır.

Son olarak, MMF’nin Avrupa ve Türkiye koordinasyonu, German Marshall Fund’ın Berlin, Brüksel, Varşova ve İstanbul ofisleri aracılığıyla yürütülmektedir. Bu coğrafi dağılım, programın sadece Türkiye değil, tüm genişlemiş Avrupa ve Orta Doğu bölgesinde birleştirici bir işlev görmesini sağlamaktadır. Bu sayede, Türkiyeli bir MMF mezunu ile Yunanistanlı veya Bulgaristanlı bir MMF mezunu, aralarındaki ulusal çatışma potansiyeline rağmen, ortak bir transatlantik dilde buluşabilmektedir. İşte bu, ulus egemenliğinin en derinlerine işleyen bir “üst-akıl” mekanizmasıdır.

International Visitor Leadership Program (IVLP) – ABD Dışişleri Bakanlığı

IVLP, bu dört kanal arasında en resmi, en doğrudan ve en geniş çaplı olanıdır. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Eğitim ve Kültür İşleri Bürosu tarafından bizzat yürütülen program, hedef ülkelerde gelecekte bakan, başbakan veya kritik bürokrat olma potansiyeli taşıyan genç siyasetçileri, daha kariyerlerinin en başında keşfetmektedir. Programın Türkiye ayağı, ABD Ankara Büyükelçiliği’nin siyasi ve kamu diplomasi bölümleri tarafından koordine edilmekte ve adaylar büyük bir titizlikle seçilmektedir.

IVLP’nin diğer programlardan farkı, doğrudan ABD devlet mekanizmasının iç işleyişini katılımcılara birinci elden göstermesidir. Bir katılımcı, Beyaz Saray’da bir ulusal güvenlik danışmanıyla, Pentagon’da bir generalle, Capitol Hill’de bir senatörle ve bir devlet bakanıyla birebir görüşme imkânı bulmaktadır. Bu tür bir erişim, hiçbir özel vakıf veya düşünce kuruluşunun sağlayamayacağı bir ağırlık ve prestij taşımaktadır. Katılımcı, bu sayede ABD’nin “nasıl işlediğini” görmekle kalmaz, aynı zamanda kendini “geleceğin lideri” olarak konumlandıracak bir özgüven kazanır.

Programın tarihsel bilançosu ezber bozucudur. ABD hükümetinin resmi verilerine göre, bugüne kadar sadece IVLP programından geçmiş 500’den fazla eski veya mevcut devlet ve hükümet başkanı bulunmaktadır. Bu rakam, programın bireysel kariyerler üzerindeki etkisinin çok ötesinde, küresel siyasi sistemin şekillenmesindeki rolünü göstermektedir. Türkiye’de de, çok farklı ideolojik çizgilerden gelen başbakanlar, bakanlar ve genel sekreterler, kariyerlerinin henüz milletvekili adayı veya bakan yardımcısı oldukları dönemlerde IVLP’ye katılmışlardır.

IVLP’nin en önemli başarısı, katılımcılarda bir “beklenti uyumu” yaratmasıdır. ABD’nin en üst düzey kurumlarında ağırlanan bir siyasetçi, döndükten sonra bir ABD yetkilisiyle yaptığı bir telefon görüşmesinde, “Ben seni Beyaz Saray’da ağırlamıştım” diyerek doğal bir nüfuz kurabilir. Bu durum, ABD’nin Türkiye iç siyasetine doğrudan müdahale etmesine gerek kalmadan, onunla uyumlu bir aktör elde etmesini sağlar. Program, bu yönüyle klasik casusluk faaliyetlerinden çok daha sofistike ve etkilidir.

IVLP mezunlarının, özellikle uluslararası kriz dönemlerinde, Türkiye’nin milli çıkarlarını tanımlarken Washington’ın kullandığı kavram setini aynen benimsedikleri gözlemlenmiştir. “Kural bazlı uluslararası düzen”, “demokrasi teşviki”, “insan hakları” gibi kavramlar, ABD için olduğu kadar bu isimler için de sorgulanmaz ön kabuller haline gelmektedir. Oysa bu kavramların içeriği, çoğu zaman ABD’nin stratejik çıkarlarına hizmet edecek şekilde tanımlanmaktadır. IVLP mezunları, farkında olmadan bu tanımları içselleştirerek taşıyıcılık yapmaktadır.

Sonuç olarak IVLP, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin gelecekteki lider kadrolarını şekillendiren en kapsamlı, en köklü ve en etkili araçtır. Programın varlığı tek başına bir “müdahale” olarak algılanmamalı, ancak yarattığı yapısal bağımlılık ilişkisi, ulus egemenliğinin geleceği açısından hayati bir sorun teşkil etmektedir. IVLP’nin de diğer üç program gibi temel zaafı, katılımcılarına kazandırdığı zihinsel çerçevenin, kendi ülkelerinin çıkarlarıyla çatıştığında neredeyse her zaman “küresel sistem” lehine karar vermelerine yol açmasıdır. Bu, egemenliğin içeriden sessizce tahliyesidir.

Bu dört kanalın ortak özelliği, tek bir ideolojiye saplanmamalarıdır. Sistemin tasarımcıları için adayın sağcı, solcu, seküler, muhafazakâr ya da İslamcı olması belirleyici değildir. Yegâne kriter, “gelecekte güç sahibi olma potansiyeli”dir. Nitekim Türkiye’nin yakın siyasi tarihi bu esnekliğin izlerini taşımaktadır. Süleyman Demirel’den Bülent Ecevit’e, Abdullah Gül’den Ahmet Davutoğlu’na, Ali Babacan’dan Ömer Çelik’e, İlber Ortaylı’dan Kemal Derviş’e, Ruşen Çakır’dan Aslı Aydıntaşbaş’a kadar birbirine taban tabana zıt görünen çizgilerdeki onlarca isim, kariyerlerinin erken evrelerinde IVLP, Eisenhower, Fulbright gibi Amerikan hükümeti ya da vakıflarınca fonlanan liderlik programlarında ağırlanmıştır (U.S. Embassy Türkiye, 2024). Bu durum, ideolojik kamplaşmaların çok ötesinde, ortak bir küresel uyum zemininin inşa edildiğini göstermektedir. Özellikle dikkat çekici bir örnek, 1990’lı yıllarda IVLP kapsamında ABD’ye götürülen genç bir siyasetçinin yıllar sonra Dışişleri Bakanı olduğunda ABD’nin bölgesel politikalarına neredeyse hiç itiraz etmeksizin uyum sağlamasıdır. Bu, kişisel bir ihanetten ziyade, sistemin beklenen çıktısıdır.

Genişletilmiş Küresel Örnekler ve Bilanço

Bu mekanizma yalnızca Batı ülkeleri veya müttefik ülkelerle sınırlı değildir. ABD’nin stratejik rakip olarak gördüğü ülkelerde dahi bu tür programların izleri sürülebilir:

Doğu Avrupa ve Renkli Devrimler: Sırbistan’da 2000 yılındaki Buldozer Devrimi’nin liderlerinden Zoran Đinđić, ABD merkezli liderlik programlarının bir mezunuydu. Gürcistan’da Mikheil Saakaşvili’nin eğitiminin bir kısmı ABD’de almış olması ve daha sonra Batı yanlısı reformlara imza atması, bu ağların etkisini göstermektedir. Ukrayna’da 2004 Turuncu Devrim ve 2014 Devrimi’nin önde gelen isimlerinden birçoğunun, kariyerlerinin erken evrelerinde ABD Dışişleri Bakanlığı veya USAID destekli sivil toplum programlarına katıldığı belgelenmiştir (Polese & Ó Beacháin, 2011).

Latin Amerika: Kolombiya’da eski Cumhurbaşkanı Álvaro Uribe, ABD ile yakın işbirliği içinde yürüttüğü Plan Colombia sürecinden önce ABD’de düzenlenen liderlik programlarına katılmıştır. Peru’da Alberto Fujimori, Şili’de Sebastián Piñera gibi isimler de benzer programların mezunları arasındadır.

Güneydoğu Asya: Endonezya’da eski Cumhurbaşkanı Susilo Bambang Yudhoyono, ABD’deki askeri eğitim programlarının yanı sıra sivil liderlik programlarına da katılmıştır. Filipinler’de Benigno Aquino III’ün danışmanları arasında IVLP mezunları bulunmaktadır.

Bu örnekler, programın küresel bir “seçkin devşirme” ağı olduğunu ve ABD’nin stratejik çıkarları doğrultusunda dünyanın dört bir yanındaki siyasi süreçleri şekillendirmede ne kadar etkili olduğunu ortaya koymaktadır.

Bağımlılık Mekanizmasının Psikolojik ve Kurumsal Boyutları

Bu yapıları anlamak için şu noktaların altını çizmek gerekir: Bu programlara katılan herkesin “doğrudan Amerikan ajanı” olduğu anlamı kesinlikle çıkarılmamalıdır. Asıl tehlike ve mekanizma çok daha örtülü işler:

  1. Network etkisi: Katılımcılar, ABD’deki üst düzey bürokratlar, düşünce kuruluşu yöneticileri ve medya patronlarıyla doğrudan temas kurar. Yıllar sonra kendi ülkelerinde karar alma pozisyonuna geldiklerinde, bu kişilere doğal olarak güvenir ve onlarla işbirliği yaparlar.
  2. Statü ve prestij: Programa seçilmek, kişinin “küresel elit” kulübüne kabul edildiği anlamına gelir. Bu statü kaygısı, katılımcıların sisteme sorgusuz bağlanmasını kolaylaştırır.
  3. Ortak dil ve kavram seti: “Demokrasi destekleme”, “sivil toplum”, “iyi yönetişim”, “kural bazlı uluslararası düzen” gibi kavramlar, içi boş veya ideolojik görünse de, aslında katılımcıların zihinlerine belirli bir çerçeve kazandırır. Bu kavramlar aracılığıyla, ABD’nin dış politika öncelikleri “evrensel değer” olarak sunulur.
  4. Kriz anlarında otomatik uyum: Doğrudan bir talimata gerek kalmadan, aynı vizyon penceresinden bakma alışkanlığı gelişir. Türkiye’deki bir siyasetçi, Fransa’daki bir bakan veya Endonezya’daki bir general, bir kriz anında otomatik olarak “uluslararası toplum” yani ABD eksenli pozisyonu tercih eder.

Böylece, hangi parti seçim kazanırsa kazansın, tepe yönetimlere daima transatlantik ajandayı sorgulamayacak ve Washington’un stratejik hassasiyetlerini kendi ülkesinin çıkarlarının önünde tutmaya yatkın isimler yerleşmiş olur. Bu, demokratik seçimlerin anlamını fiilen ortadan kaldıran bir “ön eleme mekanizması” işlevi görür.

Sonuç: Egemenliğin Geleceği ve Ulusal Seçkin Yetiştirme Kapasitesi

Pierre de Gaulle’ün kısa videosu ve ardından gelen tartışmalar, esasen tek bir cümleyle özetlenebilecek bir gerçeği su yüzüne çıkarmıştır: Çağdaş ulus devletin en büyük açmazlarından biri, kendi yönetici sınıfını bağımsız olarak yetiştirme kapasitesini yitirmiş olmasıdır.

Seçkin yetiştirme sürecinin dışa bağımlı hale gelmesi, egemenliğin içeriden tahliyesi anlamına gelir. Fransa’da Macron’u, İngiltere’de Blair’i, Türkiye’de farklı ideolojik kamplardan pek çok ismi aynı potada eriten bu ulusötesi “torna”, ideolojiden bağımsız bir verimlilikle çalışmaktadır.

Bu tablo karşısında çözüm, ulusal seçkin yetiştirme kapasitesinin yeniden inşasından geçmektedir. Bu kapasite, sadece askeri veya ekonomik güçle ilgili değildir; aynı zamanda entelektüel, kültürel ve kurumsal bir kapasitedir. Türkiye, Fransa, Endonezya ve benzeri ülkelerin:

· Kendi üniversitelerinde dünya standartlarında kamu politikası ve uluslararası ilişkiler programları kurması,
· Kendi düşünce kuruluşlarını mali ve kurumsal olarak bağımsız hale getirmesi,
· Kriz anlarında dışarıdan onay almadan milli çıkar tanımı yapabilecek bir entelektüel kadro yetiştirmesi,
· Yurtdışı programları tamamen reddetmek yerine, bu programların doğasını fark ederek karşı-hegemonik bir söylem geliştirmesi gerekmektedir.

Bu irade gösterilmediği takdirde, sandıklar ne kadar işlese de, asıl egemenlik kararları çoktan başka bir coğrafyada, görünmez bir “tornanın” başında verilmiş demektir. Bağımlılık, en sağlam zincirlerden daha güçlüdür; çünkü onu fark etmezsiniz. De Gaulle’ün torununun ifşası, bu zincirleri bir an için görünür kılmış, gerisi her ulusun kendi zincirlerine bakıp bakmayacağına bağlı kalmıştır.

Kaynakça

TF1 Info. (2026, 15 Ocak). VÉRIF’ – Est-il vrai que la “plupart des dirigeants” français ont été formés par la CIA ? https://www.tf1info.fr/verif/
Le Courrier Européen. (2025, 26 Aralık). Les anciens présidents français auraient-ils participé à un programme de financement américain controversé ?
French-American Foundation. (2025). Announcing the 2025 Young Leaders. https://frenchamerican.org/
U.S. Department of State, Bureau of Educational and Cultural Affairs. (2025). International Visitor Leadership Program (IVLP). https://exchanges.state.gov/us/program/international-visitor-leadership-program-ivlp
Global Ties U.S. (2019). The International Visitor Leadership Program: A Legacy of Leadership. Washington, D.C.
The American Turkish Society. (2023). Young Society Leaders Program: Eleventh Class. https://www.americanturkishsociety.org/
Atlantic Council. (2015, 23 Nisan). Atlantic Council Welcomes Inaugural Class of Millennium Fellows. https://www.atlanticcouncil.org/
German Marshall Fund of the United States (GMF). Marshall Memorial Fellowship (MMF). https://www.gmfus.org/
U.S. Embassy & Consulates in Türkiye. (2024, 10 Mayıs). Media Note: U.S. Mission in Türkiye Celebrates 75 Years of the Fulbright Program. https://tr.usembassy.gov/
Gramsci, A. (1971). Selections from the Prison Notebooks. International Publishers.
Muravchik, J. (2003). Exporting Democracy: Fulfilling America’s Destiny. AEI Press.
Nye, J. S. (2004). Soft Power: The Means to Success in World Politics. PublicAffairs.
Polese, A., & Ó Beacháin, D. (2011). The Color Revolution Nexus: A Reassessment of the Causes and Consequences of Post-Soviet “Colour Revolutions”. Russian Politics and Law, 49(3), 3-23.
Robinson, W. I. (2004). A Theory of Global Capitalism: Production, Class, and State in a Transnational World. Johns Hopkins University Press.
Scott-Smith, G. (2003). The Cultural Cold War: The CIA and the World of Arts and Letters. The New Press.
20 Minutes. (2025, 25 Aralık). Nos trois derniers présidents ont-ils suivi un programme « financé par la CIA » ?
The Hill. (2025, 24 Haziran). French-American Foundation unveils 2025 ‘Young Leaders’.
Pierre de Gaulle’ün X (eski Twitter) paylaşımı. (2026). (Orijinal video ve alıntı).



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar