Galata Köprüsü’nde İsrail’i protesto edip, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde ABD emperyalizmini selamlamaktır siyasal İslam. Köprülerin ikisi de aynı suyun üstünde, ikisi de aynı şehrin iki yakasını bağlıyor. Ama biri öfkenin, diğeri secdenin adresi oluyor. Hangi köprüde neye duracaksın, rüzgâra göre değil, patrona göre karar veriyorsun.
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, 4 Temmuz gecesi Amerikan bayrağının renkleriyle ışıklandırıldı. Kırmızı, beyaz, mavi. Köprünün kabloları yıldız çizdi, kuleleri çizgili bayrak oldu. İstanbul’un siluetinde bir gece boyunca Washington parladı. Bağımsızlık savaşı vermiş bir ülkenin torunları, bir başka ülkenin “kurtuluş bayramı”nı, hem de Fatih’in adını taşıyan köprüde kutladı. Fatih ki İstanbul’u fethetmişti, şimdi onun adını taşıyan köprü gönüllü olarak teslim oldu.
Geçen hafta aynı İstanbul’da, Galata Köprüsü’nde Filistin için yürüyenler vardı. İsrail lanetleniyor, Siyonizm yerin dibine batırılıyordu. Orada pankartlar açıldı, sloganlar atıldı, İsrail malları boykot edildi. Köprü inledi, sular köpürdü. Zalime karşı haklı bir öfke sokağa taştı. Peki, Ortadoğu’nun kaderini tayin eden asıl patron kim? O füzeleri kim veriyor, o bombaları kim gönderiyor? İsrail’in arkasındaki dev kim? Cevabı herkes biliyor da, işte o devin bayramını kutlamak nedense siyasal İslam’ın sözlüğünde “emperyalizme selam” değil, “diplomasi” oluyor. Ne tuhaf değil mi?
Zalime karşı çıkmak, zalimin efendisine kırmızı beyaz mavi ışık yakmak. Bu nasıl bir muhasebe, bu nasıl bir omurga?
Bir köprüden atılan sloganlar öbür köprüde ışığa dönüşüyor. Galata’da yükselen ses Fatih Sultan Mehmet’te sönüyor. O ses ki İsrail’i yerden yere vuruyordu, şimdi İsrail’e F-35’leri, bombaları, milyarlarca doları veren ABD’nin bayrağı altında sus pus. Ne büyük bir çelişki, ne görkemli bir ikiyüzlülük abidesi. Boğaz’ın suları şahit, köprüler şahit, tarih şahit.
İşte siyasal İslam tam olarak budur. Dini, inancı, ümmet bilincini iktidar ve çıkar devşirmek için kullanan, vicdanları köprüden köprüye değişen, ilkeleri değil çıkarları olan bir siyaset cambazlığıdır. Fatih Sultan Mehmet’in adını taşıyan köprüde ABD bayrağını ışıkla çizmek, yetmezmiş gibi bir de bunu “kurtuluş bayramı” diye yutturmaya kalkmak, akla ve izanla izah edilemez. Bu coğrafyada emperyalizme karşı can vermiş milyonların kemiklerini sızlatmaktır.
Bir ülke düşünün ki başka bir devletin kurtuluş gününü kendi fatihinin adını taşıyan köprüde kutluyor. Bu ülke kendi kurtuluş savaşını unutmuş, kendi bağımsızlık ruhunu yitirmiş demektir. Mustafa Kemal’in askerleri bu topraklarda emperyalizme karşı savaştı. Şimdi onların torunları, o emperyalizmin bayrağını gökkuşağı gibi köprülere asıyor. Bu tabloya gülmek mi gerekir, ağlamak mı?
Galata Köprüsü’ndeki sloganları duyuyorum. Zalime, işgalciye, katile karşı ses yükseliyor. Bu ses kıymetli, bu ses haklı. Ama sormadan edemiyorum: ya asıl zalimin patronu? Ona neden ses çıkmaz? Onun bayramı neden kutlanır? Çünkü işine öyle gelir. Çünkü siyasal İslam’ın kodlarında anti emperyalizm yoktur, emperyalizmle dans vardır. Bir elinde Filistin bayrağı, öbür elinde ABD vizesi. Bir yanın Gazze için ağlar, öbür yanın NATO toplantılarına ev sahipliği yapar.
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde yanan ışıklar söndü bu sabah. Ama hafızamda hâlâ yanıyor. Kırmızı, beyaz, mavi… İstanbul’un gecesini süsleyen o renkler, aslında bir zihniyetin iflasının renkleriydi. Başka sözüm yok.






Bir yanıt yazın