EMPERYALİZM, TARİKATLAR VE CUMHURİYET KARŞITI SÜREKLİLİK
Sefa Yürükel
Menemen Olayı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kritik kırılma noktalarından biridir. Bu olay, çoğu zaman dar bir çerçevede ele alınmış; münferit bir şiddet eylemi ya da “fanatik birkaç kişinin kalkışması” olarak sunulmuştur. Oysa bu yaklaşım, tarihsel gerçekliği çarpıtmaktadır. Menemen’de yaşananlar, bireysel bir cinnet değil; laik Cumhuriyet düzenine karşı ideolojik, örgütlü ve bilinçli bir başkaldırıdır.
Menemen Olayı, emperyalist güçlerin desteklediği tarikatlar ve işbirlikçi yapılar aracılığıyla yürütülen sistematik bir karşı-devrim sürecinin parçasıdır. Bu süreçte aktörler değişmiş, ancak yöntemler ve destekleyici güçler değişmemiştir.
Menemen Olayı’nı anlamak, yalnızca geçmişi değil; bugünü ve geleceği de anlamak açısından zorunludur. Çünkü bu olay, Cumhuriyet karşıtı hareketlerin tarihsel sürekliliğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
MENEMEN OLAYI: BİREYSEL ŞİDDET DEĞİL, SİYASİ-İDEOLOJİK KALKIŞMA
Menemen Olayı’nda gerçekleştirilen eylem, klasik anlamda bireysel bir şiddet suçu değildir. Eylemin hedefi rastgele bir kişi değil, Cumhuriyet’in simgesel temsilcisidir. Kubilay’ın seçilmesi, olayın bilinçli ve ideolojik bir karakter taşıdığını açıkça göstermektedir.
Eylemin söylemsel çerçevesi de bu durumu doğrular. “Şeriat isteriz” sloganı, bireysel öfkenin değil, örgütlü bir ideolojinin ürünüdür. Bu slogan, Cumhuriyet’in temel ilkelerine doğrudan meydan okumadır.
Bu nedenle Menemen Olayı, hukuk literatüründe basit bir asayiş vakası olarak değil, anayasal düzene karşı kalkışma olarak değerlendirilmelidir. Cumhuriyet yönetiminin olaya sert tepki vermesi, bir “otoriter refleks” değil, devletin varlığını koruma zorunluluğudur.
Olayın bu yönü göz ardı edildiğinde, gericiliğin siyasal niteliği perde arkasına itilmiş olur.
EMPERYALİST BAĞLAM: İNGİLİZ DESTEKLİ TARİKAT VE CEMİYETLER
1918 sonrası Osmanlı coğrafyasında yaşanan gelişmeler tesadüf değildir. İngiltere, Anadolu’daki direnişi kırmak için doğrudan askeri yöntemlerin yanı sıra dini ve etnik fay hatlarını kullanmıştır. İstanbul’da Kürt Teali Cemiyeti, Konya merkezli Teali İslâm Cemiyeti bu politikanın ürünüdür.
Bu yapıların ortak özelliği, Kuvayı Milliye’ye düşmanlık ve işgal güçlerine dolaylı ya da açık sempati göstermeleridir. Vaazlarda Kemalistlerin lanetlenmesi, İngilizlerin ise “koruyucu” olarak sunulması, bu zihniyetin açık göstergesidir.
Menemen Olayı’nın faili Derviş Mehmet’in Nakşibendi çevrelerle ilişkisi, olayın bireysel değil, örgütsel bir zemine oturduğunu kanıtlamaktadır. Bu tarikat yapıları, emperyalist destek olmaksızın bu ölçekte bir siyasi kalkışmayı sürdürebilecek güçte değildir.
Dolayısıyla “İngilizler olmasaydı bu isyan olur muydu?” sorusu retorik değil, tarihsel bir tespittir. Cevap nettir: Bu ölçekte ve bu hedefle olmazdı.
TARİKATLAR VE SİYASET: DEĞİŞMEYEN ARAÇ, DEĞİŞEN İSİMLER
Cumhuriyet karşıtı hareketlerde tarikatların rolü süreklidir. Nakşibendi geleneği, tarihsel olarak siyasal iktidarla ve dış güçlerle kurduğu ilişkilerle öne çıkmıştır. Menemen’den günümüze uzanan çizgide, tarikat–siyaset–emperyalizm üçgeni değişmemiştir.
Bugün farklı isimler ve söylemlerle karşımıza çıkan siyasal aktörler, geçmişteki yapıların güncellenmiş versiyonlarıdır. İdeolojik öz aynıdır: laiklik karşıtlığı, Batı ile uyumlu “ılımlı İslam” anlayışı ve Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle mesafeli bir tutum.
Bu nedenle tarihsel analiz, kişilere değil yapılara odaklanmalıdır. İsimler değişir; ancak işlevler değişmez. Emperyalizm için önemli olan, içeride kullanışlı araçların sürekliliğidir.
KUVAYI MİLLİYE KARŞITLIĞINDAN CUMHURİYET KARŞITLIĞINA
Dün Kuvayı Milliye’ye karşı olanlarla bugün Cumhuriyet karşıtı çizgide duranlar arasında ideolojik bir kopuş yoktur. Kürt Teali Cemiyeti gibi yapılar, yalnızca etnik değil; aynı zamanda emperyal projelerin parçasıydı.
Bu yapıların temel ortak noktası, ulusal bağımsızlık fikrine düşmanlıktır. Dün bu düşmanlık işgalcilerle işbirliği şeklinde tezahür etmiştir; bugün ise küresel projelerle uyumlu siyasetler şeklinde.
Bu nedenle mesele, birkaç silahlı örgüt ya da marjinal yapı değildir. Asıl sorun, içerideki işbirlikçi zihniyetin meşrulaştırılması ve “bizden” olarak sunulmasıdır.
TÜRK TARİHİ VE İÇERİDEN ÇÖKERTME SORUNU
Türkler tarih boyunca çok sayıda devlet kurmuş, geniş coğrafyalara hükmetmiştir. Bu devletlerin büyük kısmı dış saldırılardan çok, iç çözülmeler nedeniyle yıkılmıştır. Menemen Olayı ve benzeri kalkışmalar bu tarihsel örüntünün modern versiyonlarıdır.
Sorun, PKK’lı birkaç silahlı terörist veya islamcı kıravatlı yada kıravatsız terörist unsurdan ibaret değildir. Sorun, halkın kendi karşıtlarını fark edememesi ve onları “bizden” sanmasıdır. Emperyalizmin en büyük başarısı da budur: düşmanı dışarıdan değil, içeriden üretmek.
Gerçek değişim, bu idrak oluşmadan mümkün değildir. Cumhuriyet’i savunmak, yalnızca sembolleri değil; bu sembollere yönelen ideolojik saldırıları da doğru tanımlamakla mümkündür.
SONUÇ
Menemen Olayı, Cumhuriyet tarihinin basit bir güvenlik sorunu değil; emperyalist destekli, tarikat merkezli bir karşı-devrim girişimidir. Bu girişim, tarihsel bir sürekliliğin parçasıdır.
Dün İngilizlerin desteklediği yapılar neyse, bugün de farklı biçimlerde desteklenen yapılar aynıdır. İsimler değişmiş, söylemler güncellenmiş; ancak amaç değişmemiştir.
Cumhuriyet’in geleceği, bu sürekliliğin fark edilmesine bağlıdır. Aksi hâlde tarih, aynı yöntemlerle ve farklı aktörlerle kendini tekrar etmeye devam edecektir.
KAYNAKÇA
• Atatürk, M. K. Nutuk
• Mumcu, U. Tarikat–Siyaset–Ticaret
• İlhan, S. Türkiye’de Gericilik ve Emperyalizm
• Zürcher, E. J. Modern Türkiye Tarihi
• Ahmad, F. İttihatçılıktan Kemalizme




Bir yanıt yazın