1- YARGI YOLUYLA MALA NASIL ÇÖKÜLÜR

Okuma Süresi:

5–7 dakika
❤️

Değerli okur, bu sefer sizlere kendi başıma gelen mala çökme hikayesini yazacağım. Belki özel bir durum diyebilirsiniz ama değil. Birçok kişinin “mala çökme mağduru olduğunu” öğrendikten sonra, bütün mağdurlar adına yazmaya karar verdim.

Bu yazıyı okuduğunuzda;  Türkiye’de artık can, mal ve ırzınızın güven altında olmadığını göreceksiniz. Bir devletin asli görevi nedir? Vatandaşının can, mal, ırzını korumak değil mi? Bu üç temel kavram artık güvende değilse, devletim sandığınız ülkeyi artık sizden olmayan birileri ele geçirmiş demektir. Bu durum çok açık değil mi?

Şimdi gelelim ASIL konuya;

2015 yılında emekli oldum.  Alanya, Güzelbağ/Gündoğmuş karayolu üzerinde, 2 dönüm arazi içinde, 2 katlı, bodrumu hariç, 159 metre kare alanı olan, dubleks bir evi 10 yıla yayılan kredi ile satın aldım. Kredi daha Mayıs ayında bitti.

Evin doğal olarak birçok yeri yenilendi. Bazı yerleri yeni baştan yapıldı. Onlarca çeşit fidan diktim. Bahçe cennet bahçesine dönüştü. Kedi, köpek, tavuk, hindi, bech tavukları oldu. Geldiğimde burada kuş bile yoktu. Yiyecek yem, içecek su olunca 3 yıl içinde bahçe kuş cıvıltıları ile doldu.

***   ***

Bahçem ile karayolu arasında 12 dönümlük iki ayrı bahçe var.

Evi aldığımda karayolları Gündoğmuş yolunu yapıyordu. Alt bahçe ile yol arasına duvar örüldükten sonra kışın 100 metre uzunluğundaki bahçemin uç kısmının altında bir çökme oldu. Araziye yabancı olduğum için Antalya Karayollarına inceleyip tedbir almaları konusunda bir dilekçe verdim.  Bu dilekçe fırsata dönüştürüldü. Alakasız bir şekilde, tepede, adres olmadan insanların bulamayacağı bir arazi ve evi, kayma olabilir(!) bahanesi ile 2018 yılında kamulaştırma kararı verdiler. Ev ve çeşit çeşit Akdeniz ve tropik meyvesi olan araziye saçma sapır bir fiyat teklif ettiler. Kabul etmedim. Bir yazar dostum DSİ’den emekli, yer altı suları konusunda deneyimli Jeoloji Mühendisi  arkadaşını evime göndererek incelemesini sağladı. Yılların deneyimli Jeoloji mühendisi bu duruma güldü, kaymanın asla olmayacağını söyledi. Antalya Karayolları Bölge Müdür Yardımcısı Bayanı arayıp durumu bildirdim. Konuşup sizi arayacağım dedi. Aradı ve Jeoloji Mühendis arkadaştan bir rapor yazmasını istedi. Arkadaş raporu yazıp imzaladı. Ben de gönderdim. Bu sefer bölge Başmüdürü; “resmi kanaldan gelsin, iptal edelim” dedi.  Alanya Sulh Hukuk Mahkemesine durum tespit davası açtım. Bilirkişiler Karayollarına bağlı bir çökme olmadığı ve kayma tehlikesi bulunmadığı ile ilgili rapor yazdı ve resmi belge isteyen Karayolları rapora istinaden kamulaştırmanın iptali talebimi reddetmiş. Sonra öğrendim. Çünkü elime yanıt gelmedi.  Tarih 2019.

2021 yılında Karayolları Bölge Müdür yardımcısından randevu alıp görüştüm. Evi, yola uzaklığını, 2017 yılından beri hiçbir sorun olmadığını anlattım. Müdür Etüt Projeden Hasan Bey diye hitap ettiği, evime gelmiş ve çok beğenen(!) bir ismi mikrofon açık aradı. “Hasan Bey, bir ablamız var. Evini kamulaştırma kararı almışız. Burası bize lazım değil, olur verirsen biz bu kamulaştırmayı iptal edelim” dedi. Karşıdaki ses; “Orada tek başına dayısıyla bir kadın oturuyor” diye söze başlayınca müdürün yüzü kızardı ve mikrofonu kapatarak; “biz onu sormuyoruz, olur verirsen iptal edelim diyoruz” deyip telefonu kapattı ve; “bir deli bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkartamıyor” dedi.

Karayolları 2022 yılı Mayıs ayında Asliye Hukuk Mahkemesine bedel tespit davası açtı. Yani, 5 yıl sonra. Bana üç yıl içinde burası kayar dediler. Yedi yıl geçti. Her şey beni korkutup ikna etmek için söylenmiş.. Buraya deniz boşalmış gibi yağmur yağar, ayağınız çamur olmaz. Öyle bir toprağı var.

Aynı Karayolları Mersin-Antalya karayolunu yaparken, Alanya çıkışında üç tünel yaptı. İkisi üzerinde evler vardı. Biz o evlerin altından geçiyoruz. O EVLER YIKILMADI. Kamulaştırma da yapılmamış olmalı ki hala içinde yaşıyorlar. Yola 100 metreden uzak, 85 metre yükseklikte bir mülkü kamulaştırma kararı alan Karayolları, açtıkları tünelin üzerindeki evleri yıkmamış. Tehlikeli görmemiş. Demek ki sahipleri güçlü insanlarmış. Benim mahallemde de yoldan mahalleye girildiğinde hemen karayolu duvarının üzerinde sıra sıra üç ev var. Heyelan bölgesi diye kanıtsız uydurdukları bölge içinde… Demek ki heyelan bölgesi değilmiş. Değilmiş ki, imar izni verilmiş. Ve tarihinde hiç kayma yaşanmamış.

Biz de Antalya İdari Mahkemeye kamulaştırmayı iptal davası açtık. Mahkeme hakimlerinden bir bayan hakim ve keşif ekibi geldi. Hakime Hanım Jeoloji mühendisini sürekli yönlendiriyordu. Kamu yararı var mı, kayarsa yola zarar verir mi, şahıs ve devlet gücü orantısı var mı diyerek yönlendirdi. Oysa kamu yararı konusu hukukun konusuydu. Çok rezil bir rapor çıktı. Öyle ki, jeoloji Mühendisi hukuk konusunda bile ahkam kesmişti. İtiraz ettik. Yeni bilirkişi istedik, reddedildi. Sonra istinaf süreci başladı. Tuhaf giden bir sürece girdik. Antalya İdari Mahkeme gerekçeli karar yazamadan davayı reddetti. İstinafa baş vurmadan dosyayı bir ilin istinaf mahkemesi idari mahkeme başkanına gösterdik. Dosyayı inceledi. “Bu kamulaştırma değil, taammüden mülke el koymak. Buna göre istinafa başvurun” dedi. Konya İstinaf Mahkemesine(Antalya Konya İstinafa bağlı) baş vurduk. Bir yıldan önce sonuçlanmayan istinaf mahkemesi bizim davayı jet hızıyla sonuçlandırıp kesin diyerek karar verdi ve bir üst mahkemeye gitmemizi de engelleyerek davayı reddetti.. Bir sayfalık karar fakat istinaf hakimleri de gerekçeli karar yazamadı. Ne yazacaklardı ki? Gerekçeli karar yazamayan hakimler, savunmayı da engeller. Hakimleri HSK’ya şikayet ettim. İki yıl olacak ama oradan yanıt yok(!)..

 Bu durumda tek yol Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmaktı. Yaptım. Üç yıldan önce karar çıkmaz dediler. Hiç olur mu? Bir buçuk yılda karar çıktı. İki satırla ve kesin olarak reddedildi. Reddeden isimlerin öz geçmişine baktım. Çok enteresan bilgiler ortaya çıktı. 2024 yılında Anayasa Mahkemesine üye atanmış bir isim. Öncesinde Cumhurbaşkanlığında Genel Sekreter Yardımcılığı, sonrasında İdari İşler Başkanlığı yapmış. Anayasa mahkemesine atandıktan sonra, hakkında çıkan 40’a yakın içeriği mahkeme kararı ile kaldırtmış.

Yani, dosya ÖZENLE sahibini bulmuş(!)..

Bu olaydan sonra bu durumun kamulaştırma değil, mülke el koymak olduğunu iyice anlamaya başladım. Bilmediğim bir isim İdari Mahkeme sürecinde beni arayarak; “Zahide Hanım, mülkünüze çökecekler. İşin içinde tehdit, rüşvet var, sizi çaresiz bırakmak istiyorlar” demişti. Delil dediğimde, “böyle bir şeye kimse delil sunamaz,sizin gibi çok kişi var, vicdanen bilin istedim” diye yanıt verdi. Yaşadıklarımdan sonra bir gazeteci arkadaşımı aradım. Bana dedi ki; “Zahide Hanım, Fetullahçılardır. Bize bu konuda sürekli  telefonlar geliyor. Tek başına yaşayan erkek, kadın, genç bulduklarında mallarına çöküyorlar.”

Bu açıklama üzerine beynimde bir şimşek çaktı. Karayolları Bölge Müdür Yardımcısına Etüt Projeden Hasan ne demişti? Orada tek başına bir kadın oturuyor. Oysa vermesi gereken yanıt ne olmalıydı? Teknik bir yanıt değil mi?

Gazeteci arkadaşımın; “Bunlar bir çete” sözü üzerine;

Kurumlarda bu çeteler ile ortak çalışan insanlar mı var diye düşünmeden edemedim.

Gazeteci arkadaşa şu soruyu sordum; “Kamulaşan bir yeri bu çete nasıl alabiliyor?”

Arkadaşım; “belli süre sonunda kullanılmadığı için Milli Emlağa devrediliyor. Oradan satışa çıkıyor. İhaleye çıkılınca bu çete çok ucuza mülke konuyor” yanıtını verdi.

Bu yanıt üzerine, 10 milyon değerindeki mülküme neden bir milyon altıyüzbin lira değer biçtiklerini anladım.

Çete bu yolla milyarlar elde etmiş.

Şimdi AHİM süreci başlayacak. Tek başına bir kadın, öyle mi? Biz ağaç kovuğundan çıkmadık. Sonuna kadar mücadele edeceğim.  

Bir zamanlar AKP Genel Başkanının; “bizi desteklemeyene su bile yok” dediği iddia edilmişti.

Bu mülke el koyma operasyonu F çete işi mi? AKP operasyonu mu? Yoksa ortak yapım mı?

Hiçbir gerçek ilelebet gizli kalmaz.

Muhalif olan herkesten bir şekilde intikam alınıyor.

Üç ay önce bir bayan okurum aradı. Zahide Hanım, muhalif olanların malına çöküyorlar dedi. Ege’de bir sahil kasabasında denize sıfır bir yerde 2+1 evi varmış. Ben o evde çok mutluydum. Bir deliyi bana musallat ettiler. Tehditlerle üç kuruşa evimi satın aldılar; şimdi o ev 10 milyon değerinde dedi.

Gene tek yaşayan bir kadın…

Osmanlının son döneminde de böyle mala çökmeler vardı.

İkinci bölümde değer biçme sürecini ve ağzında sakız, pijamaya benzeyen bir şeyle, bana kan davalısı gibi nefretle bakarak tespite(aslında gezintiye) gelen hakimi ve tespit sürecinde yaşananları yazacağım.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Döndü Keskin avatarı
    Döndü Keskin

    Aynı şey bizim Kırıkkale ‘ de oldu. Köy, köydü, sonra Belediye yaptılar, her yeri tapuladılar, A nın tarlasını, B’ ye, G nin bağını, F verdiler. Bizim dede topraklarımızı. Köy halkı bir birine düşman oldu.. Sonra benim babamdan kalan tarlayı devlet, 2017′ de kamulaştırmış, benim hiç bir şeyden haberim yok. Şimdi köy , Belediyelikten çıktı ve bir gecede Kırıkkalenin mahalesi olduk.

    Ankara Kara Yolarının Ana merkezine baş vurdum, orda yüzümüze bile bakmadılar. Elleri tespihli, uzun sakalı, sanırsınız ki bunlar cami hocası, oralarda devlet memuru olmuş. Hepsi imam Hatip mezunu. Böylece bizim baba yadigarı tarla elimden gitti. Devleti mahkemeye verecek paramız yok.

    Ülke din eşkiyalarının eline düştü.
    Böyle yerlere giderken kara çarşafa bürünüp gidin, belki bir yardım eden olur. Eğer kafanda baş örtü yoksa sizi orda kimse ciddiye almaz.

    Ülkemiz ne hallere geldi. Ocağı batasıca başımıza bela oldu.

  2. Dedegil avatarı
    Dedegil

    Değerli Zahide Uçar Hanım,

    „Yargı yoluyla mala nasıl çökülür“ başlıklı yazınızı ve hukuk mücadelenzi üzüntü ile okudum.

    Teselli yerine geçmesin ama, Türkiye Cumhuriyetinde „HUKUK“ hiçbir zaman güvenilir bir kurum olmamıştır. Bu, her konu için geçerli ve AKP döneminden en az 50 sene öncesinden, ATATÜRK’ün ölümünden beri böyledir. Sizin yaşadıklarınızı fazlasıyla ben kendim de yaşadım, çevremde yüzlercesine de şahit oldum. Sadece kendi yaşadıklarımı yazsam, kitaplar olur. Esasen „işleyen“ bir hukumuz olsaydı, AKP zaten iktidara da gelemezdi. Özal sayesinde HUKUKCU OLMAYAN birisi Anayasa Mahkemesi üyesi, hatta başkanı bile olmadı mı?

    Ҫok övündüğümüz „Hukuk devrimi“, hukuku, hukukcusu ve hukuk geleneği olmayan bir Türkiye’de, apar topar, farklı konuları farklı ülkelerin (Ísviçre, Ítalya ve Almanya) hukuklarından alınan, yamalı bir kurumdur; bir evin damı, başka bir evin merdiveni, yine başka bir binanın sütunları alınarak yapılan bina, ancak bu kadar olur. (Japonya’nın hukuk devrimi 40 sene sürdü.)

    Bizde bir günde kaldırılan MECELLE, bugün yaşamakta olduğumuz hukuktan çok daha ileriydi.

    Diğer bir konu da, „Hukukcukarda aranması gereken“ özelliklerdir, kişilik, vicdan, görgü ve cesaret.

    Artık her gün açıkça yaşadığımız sınırsız hukuksuzlukları seyreden „Hukuk Profesörleri-mizden ses çıkıyor mu?

    Yine de mücadelenizi kutluyorum ve başarılar diliyorum.

  3. Aytac Arbas avatarı
    Aytac Arbas

    Ağlamaklı oldum. Bu yükü nasıl sırtımızdan atabiliriz. Zahide hanım gibi bütün Vatandaşların hukuk işleri artık çıkmazda. Başka türlü bir mücadeleye dönüşecek, mecburen.

  4. H.Mustafa Eryılmaz avatarı
    H.Mustafa Eryılmaz

    Turk Stream- Pipeline, adı altında, Rusyadan gaz gelip, Türkiye üzerinden Avrupaya gidiyor. Köylünün tarla larının içinden.

    Bu gaz projesinin ana geliri AKP nin cebine iniyor.

    Türk halkı kışın kalorifer açamıyor, gelen faturayı nasıl ödeyeceğim diye.! Hergün zam üstüne zam.

    Çoğu kişi evlerine soba kurup, eski araba lastiği yakıyor.

    Ülkemizde Akciğer kanseri çoğalmaya başladı. Neden hükümet halka gazı ucuza vermiyor????

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar