İran Türk dili ve edebiyatına 20. yüzyılın son yarısında çok büyük hizmet veren İran Türk aydınlarından biri de Hamid Nutgî68’dir. İran coğrafyasında çağdaş serbest şiirin öncülerinden sayılan Hamid Nutgî, Varlık dergisinde yazdığı yazılarla ve derginin ekinde yayımladığı kitaplarla, İran Türkçesinin gelişmesi, alfabesinin, gramerinin, yazım kurallarının standardizasyonu için büyük çalışmalar yapar.
Ömrünün son otuz yılını tamamen İran Türk dili ve edebiyatının tarihini araştırmaya, İran Türkçesinin standardizasyonunu oluşturmaya, imlâ kılavuzunu hazırlamaya ve Türk dili ile yazılmış eserlerin tebliğine hasretmiştir.
Bulut Karaçorlu Sehend (1926-1980), ilk şiirlerini 2. Dünya Savaşı yıllarında İran’da meydana gelen millî demokratik hareketi desteklemek için yazar. 1945’te Azerbaycan Muhtar Hükûmeti’nin kurulması Merağalı Sehend’i çok etkiler, bu siyasî hareketin edebî atmosferinde coşar. Lâkin Azerbaycan’da kurulan millî hükûmet uzun ömürlü olamaz, bir yıl gibi kısa bir süre sonra emperyalist güçler ve onların yerli işbirlikçileri tarafından yıkılır. Sehend, bu hürriyet ve bağımsızlık hareketlerine katıldığı için tutuklanır ve hapsedilir. Şair, “Araz” ve “┬atire” manzumelerini Tebriz ve Tahran zindanlarında yazar (Heyet 1998: II/337). Bu facia şairde derin ve silinmez izler bırakır. Hatta ömrünün sonuna kadar yazdığı eserlerde bu ıstırabı sürekli dile getirir. “Araz” ve “┬atire” manzumeleri şairin bu yıllarda yaşadığı acı hatıraların ve Azerbaycan millî demokratik halk hareketinin canlı tasviridir.
Sehend, “Sazımın Sözü” adlı eserini, “Dede Korkut” destanlarını esas alarak yazar. O, kitabın birinci cildine “Sazımın Sözü”, ikinci cildine de “Dede Korkut” adını vermiştir. Şair birinci ve ikinci ciltleri sağ iken yayımlatmış, üçüncü ve dördüncü ciltlerini yayımlatmayı başaramamıştır.
Sehend, Farsça şiirlerinde de başarılı olmuştur. Sehend’in hayatı, sanatı ve eserleri üzerine Bakü’de, Rukiyye Gamberkızı, Türkiye’de Dursun Yıldırım, İran’da Behruz İmanî önemli çalışmalar yapmışlardır.
Dr. Cevat Heyet, bir yazısında “Azerbaycan’da Türk ve İran şiirinin her sahasında şiirler söyleyen ve hatta şaheserler yaratan şairler çok olmuştur. Fakat halka millî şuuru aşılayan, geçmişini ve geleneklerini bu kadar güzel anlatan şair az gelmiştir. Hele Güney Azerbaycan’da ve yirminci asırda hâkim olan Pehlevî rejiminin boğucu havasında ve Fars şövenizminin mutlak hâkim olduğu bir devirde halkı ve milleti için her şeyinden vazgeçen ve canını ideali uğrunda feda etmekten çekinmeyen böyle bir şairin hakkında ne yazarsak yazalım yine de az olur. Onun yazdığı “Sazımın Sözü” kitabı kendi halkının yüreğindeki sözüdür.” ifadesini kullanır (Yıldırım 1980: 3).
Orta öğrenimini Merend şehrinde yaptığı bilinen ve yaşayıp yazarak kendisini yetişteren ve kısa sürede İran Türklüğünün içinde bulunduğu durumu ve millî meselesini kavrayan Muhammed Rıza Âfiyet (d. 1926), mevzu, muhteva ve fikir yönünden çok dolgun kısa hikâyeler yazmıştır. Hikâyelerinin pek çoğu devrin gazete ve dergilerinde yayımlanmıştır. Yazar hikâyelerinin ekserisini topladığı “Alov” adlı hikâyeler kitabını 1959 yılında yayımlamıştır (Sabir 1960: 279).
Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmayan ancak elde eserleri bulunan bir yazar da Muhammed Dadaşzâde (d. 1927)’dir. Dadaşzâde’nin 1946’da İran Türkleri bağımsızlık hareketine katıldığı ve aynı yıldan itibaren yazmaya başladığı bilinmektedir. “Reşid” ve “Subh İşığında” adlı hikâyeleri edebî dergilerde yayımlanan yazarın bir “Ayrılıġ” adlı romanı yayımlanmıştır (Sabir 1960: 301).
Hayatı hakkında fazla bilgiye rastlanmayan yazar Firuz Sadıkzâde Dadres (d. 1931) ise 1950 yılında yazmaya başlamıştır. Yazar aynı yıl Azerbaycan Demokrat Fırkası’nın da üyesi olmuştur. Devrin gazete ve dergilerinde “Biçaġ Sümüge (Kemiğe) Dayananda”, “Medrese”, “İki Mahnı”, “Silinmez Sözler”, “É’tibar”, “Veten” adlı hikâyeleri ve “Ġaynar Genclik İçinde” adlı romanı yayımlanmıştır (Sabir 1960: 247)
Edebî eser vücûda getirmek kadar bu eserleri o edebiyatın mensuplarına veya sevenlerine ulaştırmak da o kadar önemlidir. Basın-yayının sınırlı olduğu dönemlerde bu durum daha da önem kazanmaktadır. İran coğrafyasının muhtelif Türk yerleşim yerlerinde yaşayıp yazan İran Türk ediplerinin oluşturdukları eserleri İran Türklerine ve diğer muhitlere ulaştırmakta bazı aydınların büyük gayretleri olmuştur. Bunlardan biri belki de birincisi Menuçehr İslamoğlu Azizî’dir.
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.




Bir yanıt yazın