HAFİF ÖKSÜRÜKLE ( yolsuzluk ve rüşvet ile ) BAŞLAYAN VAKALAR
Kimse başlangıç tarihini tam olarak hatırlamıyor. Herkes, “Ben zaten hissetmiştim,” diyor ama kimse o ilk hafif öksürüğün nereden geldiğini çıkartamıyor. Önce büroların koridorlarında yayıldı söylentisi:
“Bizde minik bir etik ihlal saptandı.”
Minik dedikleri, aslında deve misali büyüktü, fakat devrin sözlüğünde “minik” kelimesi artık “göz ardı edilmesi gereken” anlamına geliyordu.
Gazetelerin manşetlerinde veya ekranların alt bantlarında uzun süre görünmedi bu yeni hastalık. Çünkü görünür olursa yayılır diye değil—görünür olursa konuşulur, konuşulursa rahatsızlık verir diye… Bu ülkede mikroplar değil, rahatsızlık bulaşıcıydı.
Bu sırada hastalık kendi kendini tanıtmak için sabırlı bir yol seçti:
“Suç Pandemisi”.
Önce kimse ciddiye almadı. “Canım bu ülkede her dönem bir şeyler yayılır,” dediler. “Merak etmeyin, bağışıklığımız kuvvetlidir.” Ne var ki bağışıklık sisteminin en kritik hücreleri olan denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik uzun süredir uykudaydı. Aşı stoğu desen, yıllar önce başka amaçlarla kullanılmıştı.
Suç Pandemisi böyle böyle kök salmaya başladı: Gülüşmeler, kulislerde kesik kesik öksürükler, odalarda kapanan kapılar, “sessiz kalma refleksi” adı verilen yeni semptomlar…
Ve tüm bunlar olurken ülkede bir şey daha oldu:
Halk, artık kötü haberlere karşı bağışıklık geliştirdiğini sandı. Oysa bu, bağışıklık değil, sadece uyuşmaydı.
İKTİDAR KANADINDA YÜKSELEN ATEŞ
Pandeminin merkez üssü, doğal olarak yönetim katlarıydı. Çünkü hava akımı yukarıdan aşağı doğru olur; yukarıda çıkan rüzgâr aşağıda da fırtınaya dönüşür.
İktidarın bazı temsilcileri, semptomları fark edince ilginç bir tedavi yöntemi geliştirdi:
İnkâr: günde üç doz.
Yan etkileri: Gerçeklik kaybı, kalabalığa karşı duyarsızlaşma, aynalara bakamama.
Salgının en güçlü etkisi, “kayıtsızlık” hormonunun kontrolsüz salgılanmasıydı. Bu hormon yükseldikçe şeffaflık yok oluyor, açıklamalar “Bir yanlış anlaşılma” düzeyinde kalarak hızla buharlaşıyordu.
Bir gün biri çıkıp “Böyle bir pandemi yok!” dediğinde, ertesi gün başka biri çıkıp “Varsa da bizde yok!” diye bağırıyordu.
Hastalık tanımını değiştirmek de işe yaradı:
• Suçun adı “yanlış yönlendirme” oldu.
• Yolsuzluğun adı “kaynak optimizasyonu” oldu.
• Hesap vermemenin adı “devletin bekası” oldu.
Böylece sözlük değişince semptom da değişmiş sayıldı. Oysa hastalık aynı hastalıktı; sadece ateş ölçer yanlış kalibre edilmişti.
MİLLETVEKİLLERİNDE ŞAŞKINLIK SEMPTOMU
Milletvekilleri, pandeminin orta katman taşıyıcıları gibi davranıyordu. Çoğu zaman virüsün ne olduğunun farkında değildiler, çünkü onlara verilen rehber kitapçığında hastalık tanımı çoktan sansürlenmişti.
Bazıları, semptomları görünce “Parti bağışıklığı” olduğunu düşündü.
Bazıları, “Bana bir şey olmaz, benim vatandaşım beni sever,” dedi.
Bazıları ise bu pandemiyi kariyer fırsatına çevirdi—çünkü bazı salgınlar yıkar, bazıları terfi getirirdi.
Pandeminin milletvekillerinde en sık görülen belirtisi, “her şeyi onaylama sendromu” idi. Bu sendromun gelişim basamakları şöyleydi:
1. Dosya gelir – çoğu zaman son dakika.
2. Okunmaz; çünkü okumak bulaş riskini artırır.
3. Onaylanır ; bağışıklık refleksi.
4. Savunulur; TV stüdyolarında bir tür bağışıklık testi olarak.
Ender olarak bir milletvekili, “Yahu burada bir yanlışlık olabilir mi?” diye mırıldanıverirdi. Bu kişiye hemen karantina uygulanır, komisyon dışına alınır, partide “bağışıklık düşürücü” olarak damgalanırdı.
BELEDİYELERDE YAYILIM HARİTASI
Belediyeler, pandeminin en renkli laboratuvarlarına dönüştü. Çünkü burada hem bütçe vardı hem de bütçeyle ilgili sürekli bir hareketlilik.
Belediyelerdeki yayılım, genelde şu yollarla olurdu:
• İhale damlacıkları
• İmar bulaşması
• Belediye şirketleri aracılığıyla temas
• Akraba temelli yakın temas
Belediye başkanları, salgını kontrol etmek için sık sık kamera karşısına geçip “Biz şeffafız” diyordu ama arkadaki flulaştırılmış tabloların önünde bu sözler çoğu zaman yalnızca dekor olarak asılı kalıyordu.
Bazı belediyelerde, pandemi testleri şöyle yapılıyordu:
Bir proje maliyetinin gerçek bedeli ile resmi bedeli arasındaki fark ölçülüyor, fark büyüdükçe test pozitif kabul ediliyordu.
Ne var ki bu testler sadece muhalefet belediyelerinde çalışıyor, iktidar belediyelerinde alet “kalibrasyon hatası” veriyordu.
BÜROKRATLARDAKİ YAYILIŞ: SESSİZ TAŞIYICILAR
Pandeminin en tehlikeli yönü, bürokrasideki sessiz taşıyıcılardı. Bunlar dışarıdan bakıldığında tamamen sağlıklı görünür; kravatları düzgün, cümleleri yuvarlak, duruşları resmî olurdu.
Ama virüs onlarda çok farklı biçimde ilerlerdi:
“Talimat bekleme sendromu”.
Bu sendromun belirtileri:
• Talimat olmadan hiçbir riskli karara imza atmamak.
• Talimat olduktan sonra her karara imza atmak.
• Talimatın kaynağını sorgulamamak.
• Sorgulanınca “Ben prosedüre uygun davrandım” demek.
Bürokratik taşıyıcıların virüsü yayma ihtimali çok yüksekti çünkü bir imza, bazen yüzlerce alt imzayı tetikleyen zincirleme reaksiyon yaratırdı. Pandeminin hızla büyümesinin en büyük nedeni bu domino etkisiydi.
Bu mekanizma öyle ustaca kurulmuştu ki hata arayan kimse, sonunda kendisini prosedür labirentinde kaybolmuş bulurdu.
TOPLUMDA GELİŞEN BAĞIŞIKLIK YANILGISI
Toplum ise garip bir tablo sergiliyordu. Bir kesim, pandeminin hiç var olmadığına inanırken başka bir kesim pandeminin artık norm haline geldiğini düşünüyordu.
En yaygın belirtiler:
• “Ne yaparsan yap düzelmez” sendromu
• “Benim sesim kimseye ulaşmaz” yorgunluğu
• “Boşver, ekmeğime bakayım” iştah artışı
• “Belki bana da bir şey düşer” beklenti ateşi
Bu psikolojik yan etkiler hastalığın yayılımını daha da kolaylaştırdı çünkü virüsün en sevdiği ortam, umutsuzlukla pragmatizmin karıştığı o ılıman iklimdi.
Böylece pandemi, sadece kurumlardan değil, zihinlerden de beslenmeye başladı.
SONUÇ: PANDEMİNİN PANZEHRİ
Peki bu pandeminin aşısı nedir?
Klasik yöntemlerle üretilemiyor. Çünkü bu virüs biyolojik değil, kültürel bir mutasyondan oluşuyor.
Yine de bilim insanları—yani düşünen, sorgulayan, sorgulattıran insanlar—şu üçlüyü panzehir olarak öneriyor:
1. Hesap verebilirlik – Virüsün sevmediği tek şey.
2. Şeffaflık – Karanlıkta çoğalan tüm yapıları kurutur.
3. Toplumsal hafıza – En güçlü bağışıklık kaynağı.
Bu üçü bir araya geldiğinde pandemi zayıflamaya başlar.
Ama biri eksik olursa hastalık tekrar nükseder.
Sonuçta Suç Pandemisi; kişilerden bağımsız, sistemlerin zaaflarından türeyen bir virüstür. Ve hiçbir sistem: ne şehir, ne meclis, ne saray bu virüsle mücadelede yurttaşın sorgulama refleksi olmadan tam anlamıyla korunamaz.
Salgından çıkış yolu basit bir cümlede saklıdır:
Korkmadan soran, bıkmadan izleyen, yılmadan talep eden toplumlar pandemi yaşamaz.




Bir yanıt yazın