SUÇ PANDEMİSİ (2): TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE KRONİK BULAŞICILIK

Okuma Süresi:

3–5 dakika
❤️

TÜRKİYE’DE İLK VAKA: SİYASİ MİKROBUN DOĞUŞU

Türkiye, salgınlara alışık bir ülkeydi ama bu yeni virüs, daha önceki hiçbir şeye benzemiyordu.
Adı: Suç Pandemisi.
Kaynağı: “Bizde öyle şey olmaz!” diyenlerin yoğun bulunduğu yerler.
Bulaş yolu: Güç, imtiyaz ve cezasızlık kokteyli.

Pandemi önce politikacılar arasında yayılmaya başladı. Çünkü siyaset, mikropların tutunması için en uygun nem oranına sahipti:
Biraz çıkar, biraz kayırma, bolca dokunulmazlık.

Türkiye’de her siyasi partinin binası, kendi iklimlendiricisiyle çalışan ayrı bir karantina merkezi gibiydi. Her partinin kendi “suç terminolojisi” vardı:
• İktidar Partisi : Suç iddialarına “operasyon”, eleştirilere “ihanet”, hesap sormaya “vesayet” diyordu.
• Büyük Muhalefet Partisi : Her şeyi biliyordu ama hiçbir şeyi değiştiremiyordu; eylem yok, açıklama çok.
• AKP , CHP, MHP, DEM : Yolsuzluğu bitireceğini söylüyor ama belediyelerinde “yanlışlıkla” çıkan ihaleler hep aynı şirketlere gidiyordu.
• Milli Hareket Partisi : Akraba atamalarını kültürel değer olarak sunuyor, “biz aile toplumuyuz” diyordu.
• X Partisi: Değişim manifestosu yayımlıyor, sonra ilk fırsatta statükonun sıcak sularında gevşiyordu.

Siyasi partiler öyle bir atmosfere kapanmıştı ki gerçekliğin kendisi içeri giremiyordu. Gerçeklik, kapıda bekleyen bir kurye gibiydi:
“Abi vallahi paketi bırakıp gideyim, açsanıza şu kapıyı.”

Ama kapılar açılmadı. Çünkü içeride mikroplar üşüyor olabilirdi.

İKTİDARIN YÜKSEK ATEŞİ: SANAL TEMİZLİK, GERÇEK BULAŞMA

İktidarın kurgusal temsilcileri pandemiyi duyunca çözümü hemen buldu:
“Bizde böyle bir şey yoktur!”

Türkiye’de reddetme refleksi, adeta anayasada gizli bir madde gibidir.
İlk madde: “Sorun yoktur.”
İkinci madde: “Birinci maddede belirtilen hüküm kesindir.”

Suç Pandemisi’nin en yoğun görüldüğü yer, elbette gücün tam merkezidir. Çünkü gücün olduğu yerde her zaman şu üç şey bulunur:
• Kayıt dışı ayrıcalık
• Kâğıt üstü temizlik
• Sonsuz mazeret üretimi

İktidarın önde gelen isimleri, semptomları saklamak için basın toplantılarında sürekli dezenfektan sıkıyorlardı — ama sadece kameraya.
Gerçekte mikrop; denetimsizlikten, usulsüzlükten, torpilin sıcak ikliminden besleniyordu.

Pandeminin en güçlü mutasyonu “soru sorma yasağı” idi.
Ne zaman biri sorgulasa hemen şu karşılık veriliyordu:
“Gündemi bulandırmayın.”

Oysa gündem zaten bulanık bir akvaryum gibi; içindekiler seçilmiyor, sadece yüzeyde parlayan balıklar görülüyordu.

MUHALEFETTEKİ SÜREĞEN ÖKSÜRÜK: TEPKİ VAR, SONUÇ YOK

Türkiye’de muhalefet partileri pandemiyi ciddiye aldı… gibi yaptı.
Onlar için pandemi, çoğu zaman “eleştiri malzemesi” olarak işlev gördü ama çözüm becerisi virüsün en etkili bağışıklık sistemini bile kıskandıracak kadar zayıftı.

En sık görülen muhalefet semptomları:
• Sürekli rapor hazırlamak ama uygulamamak
• Halkın şikâyetini tekrar etmek ama çözüm üretememek
• Her seçimde “Bu kez kesin kazanıyoruz!” ateşi

Toplantı üstüne toplantı yapılıyor, ama sonuç?
En fazla bir “tweet dizisi”…

Suç Pandemisi ile mücadele için en sert açıklamalar hep seçimden birkaç hafta önce yapılıyor, sonra açıklamalar kış uykusuna yatırılıyordu.

Muhalefetin bazı belediyelerinde ise başka bir mutasyon vardı:
“Değişim” adı altında eski alışkanlıkların devam etmesi.
Hani şu “yanlışlıkla” hep aynı kişilerin kazandığı ihaleler…

BELEDİYELER: TÜRKİYE’NİN BULAŞMA HARİTASI

Belediyeler, Suç Pandemisi’nin en renkli araştırma laboratuvarlarıydı.
Bir mahalleye park yapılacaktı, parkın maliyeti uzaya mekik göndermekle yarışıyordu.
Bir kaldırım yenilenecekti, sanki mermer değil platin döşeniyordu.

En yaygın yerel mutasyonlar:
• İhale usulü yığılma enfeksiyonu
• “Belediye şirketi” taşıyıcılığı
• Akrabalık temelli yakın temas
• İmar planı ödemeli mutasyon

İktidar belediyeleri “Bizimki hizmet” derken, muhalefet belediyeleri “Bizde öyle şey olmaz” diyordu.
Ama sokağın dili başka konuşuyor, sokak yılların deneyimli viroloğu gibi:
“Yav he he…”

BÜROKRASİNİN SESSİZ TAŞIYICILARI: TALİMAT SİSTEMİ

Türkiye bürokrasisi, Suç Pandemisi’nde “sessiz taşıyıcı” rolünü mükemmel oynuyordu.
Semptomsuz dolaşırlar, ama ortamdaki her karar mekanizmasını enfekte ederlerdi.

Bürokratların en güçlü mutasyonu:
Talimat gelmeden hiçbir şey yapmama / talimat gelince her şeyi yapma.

Bu sistem, pandeminin en etkili yayılım modellerinden birini yarattı:
Komut zinciri enfeksiyonu.
En yukarıda verilen bir karar, aşağı doğru inerken büyüyor, şekil değiştiriyor ve her aşamada yeni bir yanlışlık türü üretiyordu.

Prosedürler öyle karmaşık hale getirildi ki hatayı arayan vatandaş, Kafka romanındaki karakterlere dönüştü:
Kapıları çalıyor, odalara giriyor, herkes prosedürü gösteriyor ama prosedürün ne dediğini kimse anlamıyor.

TOPLUMDAKİ YAYILIM: BAĞIŞIKLIK YANILGISI

Türkiye halkı yıllardır yaşaya yaşaya “her şeye dayanırız” sanıyordu.
Bu da pandeminin en tehlikeli evresini doğurdu:
Toplumsal uyuşma.

Yaygın belirtiler:
• “Bize bir şey olmaz” rehaveti
• “Herkes yapıyor” mazereti
• “Ben ne yapabilirim ki?” umutsuzluğu
• “Belki bana da bir fayda düşer” beklenti ateşi

Böylece virüs, toplumun ruhuna kadar işlemişti.
Hastalık artık kurumlardan değil, alışkanlıklardan besleniyordu.

SONUÇ: TÜRKİYE’DE PANZEHİR NASIL ÜRETİLİR?

Suç Pandemisi’nin panzehiri yabancı ülkelerden ithal edilemiyor.
Çünkü bu virüs Türkiye’ye özgü; toprağın, siyasetin, alışkanlıkların, sessiz kalma kültürünün uzun yıllar boyunca mayaladığı bir tür.

Ama yine de bir panzehir var:
Üç maddelik, uygulanması zor ama etkisi kesin:
1. Hesap Verme Kültürü
Gücü sınırlayan tek ilaçtır. Yan etkisi yoktur, sadece alışkanlık bırakır.
2. Tam Şeffaflık
Gölgeyi seven tüm mutasyonların düşmanıdır.
3. Hatırlayan Bir Toplum
Unutmak virüsü besler; hafıza ise öldürür.

Suç Pandemisi, Türkiye’de belki uzun süredir sürüyor olabilir.
Ama hiçbir virüs, toplumun kararlılığı karşısında sonsuza kadar dayanmaz.

Tek şart şudur:
Soru sormaktan korkmayan, cevap talep etmekten vazgeçmeyen bir ülke olmak.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar