Bu eser, dönemin tasavvufa ve hayata bakışını ortaya koyması, İlâhî aşkı ve bu aşka bağlı olarak gelişen coşkuyu, inancın kaynaklarını göstermesi yönünden önemlidir. Aşk, akıl, gönül, ilim, ahlâk, nefis terbiyesi gibi konuları soyut olarak ele alan eserde, bütün ilimlerin Allah’a ait olduğu ve ilim öğrenmenin ibadetten
sayıldığı anlatılır. Makalât, milletimizin İslâm anlayışını göstermesi yönünden de mühim bir eserdir (Kafkasyalı 2002: II/169 vd.)
Türk dili ve edebiyatı bakımından Hacı Bektaş Veli’nin en önemli eseri ise Türkçe yazdığı “Fatiha Tefsiri”dir. Bu kitabın yakın zamana kadar Tire Hacı Necip Paşa Kütüphanesi ile birlikte yandığı veya kaybolduğu bilinirdi. Ancak Dr. Hüseyin Özcan kitabın bir nüshasını British Museum Library’de yazma eserler arasında diğer bir
nüshasını da Süleymaniye Kütüphanesi’nde bularak karşılaştırmalı olarak 2008’de yayımlamıştır (Özcan 2008).
14. asrın başlarında İlhanlı Devleti’nin zayıflamasından faydalanan Celâyirliler, Irak, İran, Azerbaycan ve Doğu Anadolu’da beylikler
kurarlar. Bu beylikler bölgenin imarında ve bu bölgede Türk nüfusunun gelişmesinde büyük rol oynar (Banarlı 1971: I/350) Ne var ki asrın son yıllarında bölge Timur istilası ile sarsılır. 15.
asırla birlikte bölge Kara Koyunlular’ın hâkimiyetine girer.
Bu dönemde Safiüddin Urmavî, Abdülkadir Merağayî, Fahrettin Hinduşah Nahcivanî, Fazlullah Reşideddin, Zekeriya Kazvinî gibi büyük ilim adamları sahalarında seslerini dünyaya duyururlar. Marağa’da kurulan rasathane, Tebriz’de kurulan “Reb’-i Reşidî” adlı büyük ilim ve kültür merkezleri, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen ilim ve kültür insanlarını bir araya getirmekle birlikte çeşitli
medeniyetlerin harmanlanmasına da zemin hazırlar.
Azerbaycan, Kafkasya ve İran Türkleri arasında 13. yüzyılda gelişmeye başlayan tasavvuf şiirinin, 14. yüzyıla gelindiğinde çok büyük mesafe aldığı görülür.
Gelişen tasavvuf şiirinin en önemli temsilcilerinden biri Şeyh Mahmut Şebüsterî’dir.
Çok iyi bir medrese tahsili gören ve Arapça, Farsça dilleriyle birlikte tabiat, astronomi ve felsefe ilimlerini de tahsil eden Saadettin Şeyh Mahmut Şebüsterî, tasavvufun teorik ve felsefî meselelerini ele alıp, panteizmin esaslarını açıklayarak, sûfîzme ve felsefeye yeni ufuklar ve yeni görüşler kazandırdığı ve soru cevap metodu ile yazdığı “Gülşen-i Râz” adlı eseriyle doğuda felsefî ve ilmî fikrin
gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Onun fikirlerinden ve yorumlarından hâlâ faydalanılmaktadır.
Marağalı Evhedî 14. asrın “ansiklopedik salnâmesi” sayılan meşhur “Câm-ı Cem” adlı eseriyle devrin edebî dünyasını zenginleştirir.
Yine bu devrin sanatkârlarından Essar Tebrizî ile Ali Erdebilî manzum roman diyebileceğimiz büyük manzum hikâye (poema) türünü geliştirirler. Şair Essar Tebrizî “Mehr ve Müşteri” adlı meşhur eseri ile edebiyatı, astronomiyi ve sûfîzmi kucaklaştırarak mesnevî türüne çok farklı bir boyut getirir.
Sadece İran veya Türkiye Türklerinin değil bütün Türk dünyasının, sevgisi gönüllerde, şiirleri dillerde olan ulu bir şairi de Yunus Emre29’dir.
Yunus Emre, 11. yüzyılda Orta Asya’da Ahmet Yesevî ile başlayan halk dili ile tasavvuf edebiyatının Anadolu’daki ilk ve en büyük
temsilcisidir. O, Asya, Avrupa ve Afrika sacayağı üzerine kurduğu Türk tasavvuf kazanında, İslâm inancını ve Türk töresini kotarmış ve Türk musikisiyle işlediği güzel Türkçesi eşliğinde, başta
bu coğrafyanın insanları olmak üzere, bütün insanlığa, cömertçe sunmuştur. Yunus, milyonlarca insanın gönlünde taht kurmuş ölümsüz gönül adamıdır.
Yunus Emre’nin Eserleri iki kitapta, Risâletü’n Nushiyye ve Divan’da toplanmıştır.
Yunus Emre’nin Azerbaycan ve İran Türkleri arasında dilden dile gönülden gönüle dolaşan pek çok şiiri de vardır. Bu şiirler bahsi geçen bu iki eserde yoktur. Yunus Emre’nin Kafkasya, İran Türkleri, Türkmenistan Türkleri ve diğer Türk devlet ve topululuklarındaki eserleri toplanıp karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve
yayımlanması gerekmektedir. Bu husus da Türk ilim adamlarının önünde duran çok önemli meselelerden biridir. İran Türklerinden Siyamek Hüseynelizâde, Cevat Heyet, Hemid Mehmedzâde ve Rıza Gaffarî bu konuda önemli çalışmalar yapmışlardır.
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.




Bir yanıt yazın