31 Aralık 1989 günü Azerbaycan Türkleri’nin sınırdaki tel örgüleri sökerek sınırı açmaları ve yıllardan beridir birbirlerinden uzak kalan parçalanmış ailelerin birbirleriyle görüşmeleri, kültürel ve ekonomik ilginin kurulması, Berlin Duvarı’nın yıkılması gibi olmuşsa da Berlin Duvarı’nın yıkılmasına izin veren Batılı güçler Güney ve Kuzey Azerbaycan arasındaki sınırın kalkmasına imkân vermezler
(Kafkasyalı 2002: IV/15).
12 Eylül 1980 günü Türkiye’de Ordu yönetime el koyarken on gün sonra 22 Eylül 1980’de Irak ordusu bir sınır meselesini bahane ederek İran’a girer. Saddam Hüseyin, batı ülkelerinden bilhassa Fransa’nın verdiği füze ve saldırı uçaklarıyla İran’a büyük zayiatlar verir. İrandaki rejimin çökertilmesi için yapılmış dış kaynaklı
bu savaş aksine Humeynî rejiminin daha da kökleşmesine sebep olur. Diğer yandan savaştan yararlanan Tahran yönetimi ülkesindeki muhalif güçleri etkisiz hâle getirmesini başarır. Sekiz yıl süren savaş 18 Temmuz 1988 tarihinde son bulur (Attar 2006: 152; Üstün 2000: 404). Bir yıl sonra da 3 Haziran 1989 günü Humeynî
ölür.
1998 yılının ilk günlerinde Prof. Dr. Cevat Heyet ile birlikte 64 İran Türk aydınından oluşan bir grup, Muhammed Hatemî’ye mektup göndererek, İran Anayasası’nın 15 ve 19. maddalerinin uygulanmasını bununla da İran Türkleri’nin “ana dilleri”nin yani Türkçe’nin serbest bırakılmasını istemişlerdir (Bu konu İran
Türkçesi bölümünde ele alınmış ve mektubun metni ilave edilmiştir.) Fars milliyetçiliğini ve Fars hâkimiyetini ideal edinen Tahran yönetimi mektubu görmezden gelmiş, cevap vermemiştir (Kafkasyalı 2002: IV/27).
Rus ve Ermeniler’in 20 Ocak 1990’da Bakü’de yaptıkları katliâm ve Revan, Gümrü, Dilican, Akbaba, Zengezur, Dareleyez, Gökçe, Karabağ, Şuşa, Kelbecer, Fuzûlî, Hocaali şehirlerinin işgal edilmesi ve Azerbaycan Türkleri’nin ata dede topraklarından kovulması hadisesi, bütün Dünya Türklüğü gibi, İran Türkleri’ni de
derinden yaralamıştır. Ali Kemalî’nin başkanlığında Karabağ’a Yardım Cemiyeti adında bir dernek kurarak çeşitli yardımlar yapmışlardır. Bununla birlikte Dr. Heyet, “Prof. Dr. Cevat Heyet, Paris Tıp Akademisi’nin üyesi ve Bağımsız İslâm Üniversitesi’nin Cerrahî Şubesi’nin Başkanı, Varlık Dergisi’nin tesisçisi ve baş
redaktörü” imzası ile Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e 21 Kasım 1993 tarihli bir açık mektup göndererek isteklerini bildirmiş, üzüntüsünü paylaşmak istemiştir.
Mektubun birkaç cümlesi şöyledir: “Bugün Araz’ın ġuzeyindeki dindaş ve soydaşlarımız, ye’ni ġardaşlarımız tari{de az rastlaşdığımız bir facie ve soyġırımına (ġetliam) meruz ġalmışlar. Hem de böyük bir millet veya güclü bir dövlet terefinden déyil, bütün tari{ boyu himâyemiz altında yaşayan ve edaletimiz sâyesinde bütün insanî haġlardan faydalanan Ermeniler terefinden! Tebiîdir ki, onların béle bir azğınlıġ ve cinayete teşebbüs ve cesaret göstermelerine sebeb bütün Müselmanların,
elel{üsüs Türkler’in düşmenleri olan bu günki böyük dövletlerin destekleri ve yardımları olmuşdur. Feġet sebeb ne olursa olsun, durum méydandadır. Ermeniler en modérn silahlarla Azerî ġardaşlarımızın vetenine hücum édib. İnsanlar böyük, kiçik,
ġadın, kişi démeden facievî şekilde öldürülür…
Türkiye Dövleti’nin {aricde ve da{ilde bir sıra mezhurları varsa da Türk Milleti’nin aydınlarının {üsusen Türk milletçilerinin gözlerinin önünde ġardaşlarının facieli şekilde ve heġaretle soyġırımına séyirci ġalmaları bağışlanılmaz bir günahdır.
Bu Türklüye, Müselmanlığa ve insanlığa yaraşmayan bir lâġéydlik ve Azerîlerin tabirince, ġéyretsizlikdir. Türklerin {arekteri iġidlik, merdlik, comerdlik, ġor{mazlık ve mezlumun feryâdına çatmaġdır. Türkler dünyada buna göre şöhret ġazanmışlar.
Bu gün ümum dünya efkârı mezlum Azerî ġardaşlarımız her yérden ve herkesten ço{ Türk milletinden ve milletçilerinden ve İran’dan yardım gözleyir. Bugünkü davranışımız sabahki müveffeġiyyetimize ve tari{imize sima ve değer vérecektir.
Bütün bunları göz önüne alarak Türk milletinin ve soydaşlarına daha güclü şekilde bağlı olan milletçi ġrupların Azerîlerin sesine ses ve her vasite ile yardımına ġoşulmalarını gözleyirik…
Sesimize ses véreceyinize ümidli ve eminem.”
(Kafkasyalı 2002: IV/35 vd.; Tağıyeva vd. 2000: 379 vd.) .
Sonuç: İran, sadece Türkistan ile Anadolu arasında bir geçiş bölgesi değildir.
İran aynı zamanda kadim bir Türk yurdudur. Ancak Türkiye hatta Türk Dünyası, İran Türklüğü hakkında yeteri bilgiye sahip değildir. Hâlbuki İran Türklüğü Türkiye’de ve Türk Dünyasında iyi değerlendirilmeli ve ciddiyetle ele alınmalıdır.
Bu tarihî bir sorumluluk olduğu kadar Türklüğün geleceği için de çok önemlidir.
Ulaşılan en önemli sonuçlardan biri de şudur ki, İngiltere, Rusya, Fransa ve Amerika gibi büyük güçler, İslâm inancının dalları olan Şiî – Sünnî inançlarını Müslümanlar arasında ayrımcılık vasıtası yaparak, Müslüman toplumları dolayısıyla Müslüman Türkleri defalarca bu tuzağa düşürmüşlerdir. Emperyalist güçler
Müslümanların birliğini bozmak için çeşitli mezhepler, ekoller türetmeyi, Şiî-Sünnî çatışmasını zinde tutmayı, devletlerinin varlığı ve bekası için vazgeçilmez görmüşlerdir. Ancak İran Türklüğü ile Anadolu Türklüğü iyi ilişkiler içerisinde olduğu zaman ne dış güçler ne de iç güçler kötü emellerini gerçekleştirme fırsatı bulamamışlardır. Bugün de Türkiye ile İran, Türk dünyasının ve İslâm âleminin bekası ve huzuru için fikir ve iş birliği yapmalıdır.
İran, tarih boyunca yabancı ülkelerin müdahalesinden kurtulamamıştır.
19. yüzyıldan sonra ise İngiltere, Rusya, Fransa ve Amerika olmak üzere pek çok ülkenin İran’ın iç işlerine karışması bir kural olmuştur. İran’da merkezî devletler, dolaylı veya dolaysız olarak yabancı sömürgeci devletlerce iktidara getirilmiş ve ayakta tutulmuşlardır. İran 1828-1906 yılları arasında Rusya ve İngiltere’nin; 1906-
1953 arası İngiltere’nin ve 1953-1979 arası ABD’nin yarı bağımsız sömürgesi olmuştur. 1979 devriminden sonra görünürde bağımsız bir ülke hâlini almıştır.
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.






Bir yanıt yazın