Sefa Yürükel
1.Otoriter rejimler, genellikle güçlü bir merkezi yönetimle toplumun tüm alanlarını denetlemeyi hedefler. Bu tür rejimlerde, sosyal adalet ve eşitlik, liderin ideolojik çıkarları doğrultusunda şekillenir.
- Otoriter Rejimlerde Sosyal Eşitsizlikler
Sosyal eşitsizlikler, otoriter rejimlerin temel karakteristiklerinden biridir. Bu rejimler, genellikle belirli bir elit sınıfın ekonomik, sosyal ve kültürel kaynakları kontrol etmesine olanak tanır. Örneğin, Humeyni’nin İran’da gerçekleştirdiği devrim sonrasında, sosyal adaletin sağlanması adına birçok reform vaat edilse de, ekonomik ve sosyal eşitsizlikler devam etmiştir. Humeyni’nin İslamcı yönetimi, dini elitlerin çıkarlarını koruma amacını gütmüş ve halkın büyük bir kısmı ekonomik açıdan zor duruma düşmüştür (Laclau & Mouffe, 1985).
Erdoğan’ın Türkiye’si de benzer şekilde neoliberal ekonomik politikaları benimsemiş ve bu politikalar, yüksek gelirli kesimlerin lehine avantajlar sağlarken, dar gelirli sınıfların daha da yoksullaşmasına neden olmuştur. Erdoğan’ın ekonomik politikaları, sermaye sınıfına ve yakın çevresine büyük ayrıcalıklar tanırken, orta sınıfın ve alt sınıfların ekonomik durumu giderek kötüleşmiştir (Gümüş, 2019). Otoriter rejimler, ekonomik eşitsizlikleri artırmak için genellikle kaynakları merkezileştirir ve toplumu denetim altına almak için bu eşitsizlikleri araç olarak kullanır (Sachs, 2005).
- Sosyal Adaletin Yokluğu ve Ekonomik Adaletsizlik
Otoriter yönetimler, sosyal adaleti yok sayarak ekonomik adaletsizlikleri derinleştirebilir. Humeyni’nin İran’ında sosyal adalet, bir ideolojik araç olarak kullanılmıştır. Devrim, halkın ekonomik ve sosyal eşitsizliklerle mücadele etmesi adına büyük vaatler içeriyordu ancak devrim sonrası kurulan yönetim, bu eşitsizliklerin üstesinden gelememiştir. İran’daki sosyal adaletin eksikliği, halkın büyük kesimlerinin ekonomik olarak geri kalmasına yol açmıştır (Piketty, 2014).
Benzer şekilde Erdoğan’ın yönetimi de ekonomik eşitsizlikleri artıran politikalara imza atmıştır. Neoliberal politikalar, büyük ölçekli altyapı projeleri ve sermaye sınıfı ile yakın işbirliği, ekonomik eşitsizlikleri derinleştirmiştir. Türkiye’deki adalet anlayışı, çoğunluğun çıkarlarını korumak yerine, siyasi elitin ve yakın çevresinin çıkarlarını gözeten bir yaklaşım benimsemiştir. Ekonomik kaynaklar genellikle belirli bir grup içinde yoğunlaşırken, halkın geniş kesimi bu süreçlerden dışlanmıştır (Gümüş, 2019; Sachs, 2005).
- Adaletin Kurumsal ve Bireysel Etkileri
Otoriter rejimlerde adalet, çoğu zaman bireysel haklar ve özgürlükler pahasına kurumsal güçlerin pekiştirilmesi adına şekillenir. Adalet, çoğu zaman iktidarın çıkarlarını savunacak şekilde kurumsallaşır ve bu durum bireysel hakların ihlaliyle sonuçlanabilir. Humeyni’nin yönetiminde, adalet çoğunlukla dini kurallara dayandırılmıştır ve bu, bireylerin özgürlüklerini kısıtlayan bir sistemin doğmasına neden olmuştur. İslamcı rejim, bireysel hakları ve özgürlükleri sınırlayarak, toplumsal normları güçlü bir şekilde denetlemeye başlamıştır (Arendt, 1951).
Erdoğan’ın yönetiminde de benzer şekilde kurumsal adalet anlayışı, iktidarın güçlendirilmesi için kullanılmıştır. Türkiye’deki yargı, medya ve diğer kurumlar, çoğunlukla hükümetin kontrolüne girmiştir. Erdoğan’ın politikaları, adaletin toplumsal eşitsizliği düzeltme amacından çok, iktidarın sürdürülebilirliğini sağlama odaklı olmuştur. Yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü ve bireysel haklar konusunda ciddi kısıtlamalar yaşanmıştır (Herman & Chomsky, 1988).
- Otoriter Rejimlerin Sosyal Adalet ve Eşitlik Anlayışı: Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme
Otoriter rejimler, sosyal adalet ve eşitlik anlayışını genellikle kendi iktidarlarını pekiştirmek amacıyla şekillendirir. Humeyni’nin İran’ı ve Erdoğan’ın Türkiye’si arasındaki benzerlikler, her iki liderin de sosyal adaleti, siyasi ideolojilerine hizmet eden bir araç olarak kullanmalarından kaynaklanmaktadır. Her iki rejim de ekonomik eşitsizliği derinleştirerek, toplumsal yapıyı elitlerin lehine şekillendirmiştir. Bununla birlikte, her iki yönetim de adaletin kurumsal bir araç olarak kullanılmasını teşvik etmiş ve bireysel özgürlükleri kısıtlayarak toplumsal eşitsizliği artırmıştır (Laclau & Mouffe, 1985; Piketty, 2014).
- Sonuç
Otoriter rejimlerde sosyal adalet ve eşitlik anlayışları, çoğu zaman yönetimin ideolojik çıkarlarına hizmet eder ve bu durum toplumsal eşitsizlikleri pekiştirebilir. Humeyni ve Erdoğan örneklerinde görüldüğü gibi, ekonomik ve sosyal eşitsizlikler, otoriter yönetimler tarafından özellikle güçlerini koruma amacıyla derinleştirilmiştir. Bu tür rejimlerde adalet, genellikle toplumsal çoğunluğun ihtiyaçlarını göz ardı ederken, elitlerin çıkarlarını savunmaya yönelik şekillenir. Dolayısıyla, otoriter yönetimlerin sosyal adalet ve eşitlik anlayışlarının, toplumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğü ve eşitsizliği nasıl pekiştirdiği üzerine daha fazla araştırma yapılması gerektiği söylenebilir.
Kaynakça:
• Arendt, H. (1951). The Origins of Totalitarianism. Harcourt, Brace & World.
• Gümüş, A. (2019). Türkiye’nin Ekonomik Yükselişi ve Düşüşü: Erdoğan’ın Politikaları. Akademi Yayınları.
• Herman, E. S., & Chomsky, N. (1988). Manufacturing Consent: The Political Economy of the Mass Media. Pantheon Books.
• Laclau, E., & Mouffe, C. (1985). Hegemony and Socialist Strategy: Towards a Radical Democratic Politics. Verso.
• Piketty, T. (2014). Capital in the Twenty-First Century. Harvard University Press.
• Sachs, J. (2005). The End of Poverty: Economic Possibilities for Our Time. Penguin Press.




Bir yanıt yazın