On yıllar önce Ankara Zırhlı Birliklerin ana nizamiyesinin önünden geçerken dikkatimi çekmişti.
Kapının üzerindeki takın üzerinde boydan boya büyük bir yazı vardı.
“Orduya sadakat şerefimizdir” yazıyordu.
O zaman bana ters gelmişti.
Babama sordum ki, o da alay komutanlığı neyim yapmış eski bir subaydı.
Baba dedim, “devlete, millete, anayasaya sadakati anlarım, ama orduya sadakat nasıl olabilir ki?”
Oğlum dedi, “orduya, komutanlarına, astlarına, silah arkadaşlarına sadık olacaksın ki, sonrasında devlete, millete, anayasaya sadakat gösterebilesin.”
Askerlik her şeyden önce bir güven meselesidir.
Asker, komutanlarına, astlarına, silah arkadaşlarına güvenmelidir.
Bu gün bile çeşitli formasyonlarda, piyadenin ateş üzerine yürürken, sıçrama deriz biz buna, silah arkadaşına şu şekilde seslendiğini bilirim.
“Ateşinle beni koru.”
Bu şekilde mevzide olanlar düşmanı ateşiyle bastırır.
Ve sırayla düşmana karşı ilerleme ve yaklaşma gerçekleştirilir.
Bu gün bile bu hala böyle yapılır.
Asker silah arkadaşına güvenmek zorundadır.
Asker komutanlarının zorlu durumlarda kendisini koruyacağını, satmayacağını bilmelidir.
Asker astlarının verdiği emirlere uyacağına inanmalıdır.
Son yirmi yılda yaşadıklarımız, yaşatılanlara bakılırsa askerin komutanlarına, astlarına, silah arkadaşlarına güvenmesi hayli zordur.
Evet geçen yıllar içinde çok fazla teknolojik gelişme oldu.
Özetle savaş alanının otomasyonu diyebileceğimiz gelişmeler yaşandı.
Ancak, herkes bilmeli ki, son tahlilde zafer hala daha piyadenin süngüsünün ucundadır.
Ben doğrusu gençlere her zaman şunu söylüyorum.
“Devletten daha devletçi olmayın”
“Asla yasalar, talimatların ötesine geçmeyin”
“Yazılı emirler alın, emirlerin yasalara uygunluğunu denetleyin, kişisel güven ilişkilerine dayanarak kritik ve önemli kararlar almayın.”
Günümüz şartlarında bir küçük birlik komutanının artık inisiyatif kulanması, liderlik yapması, komutanlarına sormadan, danışmadan, yazılı ve ıslak imzalı emirler almadan yerel kararlar alması için yer kalmamıştır.
Küçük birlik komutanının da, onun bütün sıralı amirlerinin de, Genel Kurmay Başkanının da, dönemin hükumeti ve başbakanın da bir türlü karar veremediği tuhaf ama korkutucu bir örnek olay aşağıdadır.
O gün bugündür arızalı bir durum ortaya çıktığında küçük birlik komutanı üstlerine sormadan kendini savunamaz hale gelmiştir.




Bir yanıt yazın