1.2.6. Pehlevîler Dönemi
İngilizler, Kaçar Türk hanedanını yönetimden uzaklaştırmak azınlık durumunda olan Farsları yönetime getirerek İran’ı “Farsistan” ve sömürgeleri yapmak niyetindedirler. Ayrıca kendisinden hayli darbe yedikleri son Kaçar Şahı Ahmet Şah’ı da cezalandırmak istemektedirler. Bu plânı hayata geçirmek için Rusların kurdukları İran Kazak tugayı kumandanı Rıza Han (1878-1944) ile siyonistlerin
has elemanlarından gazeteci Seyid Ziyâeddin Tabatabaî’ye 21 Şubat 1921 günü bir darbe yaptırılır. Seyid Ziyâeddin Tabatabaî devletin başına getirilir (Sümer 2001: 52). Ahmed Şan ve bütün kabine üyeleri gözaltına alınır. Seyid Ziyâeddin bu görevi yürütecek
ve patronlarının emirlerini yerine getirecek yetenek ve mizaçta değildir. Patronlar, tahsilsiz, diktatör karakterli, sadık bir kul olan Rıza Han’ı öne çıkarırlar (Blaga 1997: 21). Rıza Han, 25 Nisan 1921 günü harbiye nazırlığına, 23 Eylül 1923 günü de başbakanlığa getirilir (Furon 1943: 173) Ahmed Şah zoraki Avrupa’ya gönderilir ve dönmesine izin verilmez.
1925 yılının sonunda toplatılan İran Meclisinde aldırılan bir
kararla Kaçar Türk Hanedanı’nın saltanatına son verilir. Kısa
süre devlet başkanlığında tutulan Seyid Ziyaeddin Tabatabaî
Kudüs’e “geri hizmete” çekilir, Rıza Han, “Şah Rıza Pehlevi” unvanıyla şah ilan edilir (Bala 1977a: 6/37; Üstün 2000: 402; ACE 1984: VIII/143). İngiltere, İran’daki en yüksek rütbeli görevlisi olan ve Meşrutiyet Hareketlerinin plânlanlayıcısı ve yöneticisi olan Fars Zerdüşti siyonist Erdeşir Reporte’yi Şah Rıza Pehlevî’nin danışmanı yapar. Çar Rusyasının çöküşü ile İran üzerinde rakipsiz egemenlik kurma fırsatını yakalayan İngiltere, Kaçar Türk Hanedanını iktidardan uzaklaştırıp, Rıza Han diktatörünü getirmekle amacına ulaşır. Rıza Han’ın Pehlevî Kralı olarak İngilizler tarafından Şahlık tahtına getirilmesi, İran tarihinde bir şahın doğrudan yabancı devletlerce tahta getirilmesinin ilk örneğidir (Blaga 1997: 22).
1.2.6.1. Şah Rıza Pehlevî Dönemi (1925-1941)
Emperyalist güçler, dikta rejimi ile İran toplumunu daha kolay kontrolleri altında tutacaklarına ve halkın her türlü aydınlanmasını ve kıpırdanmasını engelleyeceklerine inanırlar. Ayrıca başa getirdikleri diktatörden de gereği gibi faydalanırlar. Diktatör Pehlevî varlığını borçlu olduğu sömürgeci devletlere büyük ayrıcalıklar tanır ve onlardan aldığı destekle ülke içinde her çeşit aydınlanma,
uyanma, oluşum ve gelişimi yok eder. Kaçar Türk Hanedanını tahttan indirerek cumhuriyet ilân edeceğini vaat ettiği hâlde, iktidara geldikten sonra kendisini Pers kralı ilân eder ve İran tarihinde eşine rastlanmayan bir askerî-polis dikta rejimi
kurar. Sadece Kasr hapishanesinde 24 bin yazar, şair, aydın, siyaset adamını öldürtür, bütün basın yayın organlarına sansür koyar (Blaga 1997: 24).
Fars milliyetçileri, eskiden beri hatta Kaçar Türk hanedanının iktidarda olduğu dönemde bile İran Türklerini Farslılaştırmak için İran’da ve Avrupa’da yayımladıkları Farsça-Türkçe yazılarda şu görüşü telkin ederlerdi. “Milliyet, ırk ile ve dil ile değil, müşterek vatan ananeleri ile taayyün eder; şimdiki Azerbaycanlılar eski medyalıların bakiyesi olup, ancak Türk ve Moğolların zoru ile Zerdüşt dininden ve İranî olan dillerinden ayrılmışlardır; Azerbaycanlılara Türkçe nasıl zorla sokulmuş ise, onların millî dilleri Farsça da ancak zorla eski mevkiini kazanabilir.”
İşte Şah Rıza Peylevî, 1925’te diktatör olunca, bu fikri kendisine düstur edinerek, İran Türklerini Farslılaştırma siyasetini takip etmiştir.
Okullarda Türkçe öğrenim görmek, camilerde Türkçe va’z
etmek, mersiye okumak, Türkçe yayın yapmak yasaklanmıştır.
Azerbaycan valisi Abdullah Tahmasb’ı Türk olduğu için görevden alıp Tahran’a götürerek öldürtmüştür. Buna tepki gösteren yüzlerce münevver, ulema ve tüccar tutuklanıp, Kâşân, Kum, Yezd
zindanlarına atılmıştır (Togan 1979: II/117).
16 Haziran 1934’te Atatürk’ü ziyaret eden Şah Rıza Pehlevî, ülkesine döndükten sonra Atatürk’ün dehasından ve onun Türk Dünyası siyasetinden korkmuş olsa gerek, İran Türklerine karşı çok zalimce uygulamalara başlar. Derhal ülkenin resmî dilini Farsça yapar ve Türkçe’yi her yerde yasaklar (Ören 1980: 87).
Şah Rıza Pehlevî, onu şah makamına çıkarıp diktatör yapan İngilizlere vefa borcunu ödemek için olsa gerek, Birinci Dünya Savaşı boyunca İngilizlere ağır kayıplar verdiren Kaşkay Türklerini ve onun ünlü İl Hanı Savlet-üd Devle’yi cezalandırma yoluna gider. Üzerlerine ordular sevk ederek silahlarını toplatır ve kontrol altına alır (1930). İl Han Savlet-üd Devle Tahran’a getirilerek hapsedilir,
oğulları ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Savlet-üd Devle hapiste ölür.
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.




Bir yanıt yazın