Araz. Güney Azerbaycan: Türk milletinin musiki sanatı da diğer kültür ve sanat unsurları gibi büyük bir geçmişe sahiptir. Türk musikisinin kaynağı Türkistan’a dayanmaktadır. Türkler her
devirde ve her yerde zengin musiki kültürüne ve musikişinaslara sahip olmuştur.
Türk kültür ve medeniyetinin diğer kültür ve medeniyetlere tesirinin en şiddetlisi musiki sahasında olmuştur. Bunun da iki sebebi vardır. Biri Türk musiki sisteminin mükemmelliği ve özelliklerinin cazibesi, diğeri de musikinin milletlerarası olmaya
en müsait sanat olmasıdır. Türk musikisinin en çok etkilediği sahaların başında şüphesiz Kafkasya ve İran coğrafyası gelmektedir. İran Türk musikisi, her dönemde güçlü olmuştur. Hatta Anadolu’ya, İstanbul’a davet edilen, kendi gelen veya Yavuz
Selim, IV. Murat dönemlerinde olduğu gibi kılıç hakkı olarak getirilen İran Türk bestekârları, Anadolu Türk musikisinin gelişmesine büyük etki ve katkıda bulunmuşlardır.
Başta Osmanlı Devleti, Safevî Devleti ve Kafkas Devletleri olmak üzere Türk devletlerinin bünyesinde bulunan Museviler olsun Rum, Ermeni gibi Ortodoks Hıristiyanlar olsun Türk musikisini benimsemişlerdir. Onlarda, kendi kabile musikilerinden ve geleneksel Bizans musikisinden hiç bir eser kalmamıştır. Başka
bir ifade ile Bizans ve Ermeni musikileri tamamen silinip süpürülmüştür. Rum Ortodoks, Ermeni Gregoryen kiliseleri ve Musevî havralarında, bugün olduğu gibi, yalnız Türk makam ve usulleri ile bestelenmiş ilahiler okunmuştur. Kilise, havra ve
sinagog bestekârları Türk makam ve usulleri ile binlerce ilahi bestelemişlerdir. Eski Yunan ve Bizans musikilerinin Türk musikisi üzerinde hemen hiç bir tesiri olmamıştır. Çünkü bu musikiler Türk musiki sistemine zıt ve Türk zevkine aykırı idiler.
İran Türklerinin musiki dünyasında, 7. yüzyılın ortalarından itibaren, şu isimler görülmektedir: Neşîd, İbni Meherrez, Hekimü’l-Vadi, Ömerü’l-Vadi, Saib Haser, İbni Seric, Yahya Mekkî, İbrahim Musullu, Mansur Zelzel, İshak Musullu, Zeryab, Ahmedü’l-Merhi, Zekeriya Razi, İbni Hurdabe İskenderî, Fârâbî, Ebül Ferec İsfehanî, Harazmî, Rudkî, İbni Sina, İbni Zile, Safîüddin Urmavî, Hace Nasreddin
Tusî, Kutbeddin Muhammed Şirazî, Abdülkadir Marağayî, Sultan Murad Tebrizli, El Cürcanî ve Cami, Mir Muhsin Nevvâb, Üstat Ali Selimi ve Ebül Hasan Han İkbal Azer, Mir Abdül Hüseyin Hiyabanî …
İran Türklerinin musikilerini (1) Çengiler/çalgıcılar, (2) Darğalar/neyzenler/kaval (dilli düdük) çalanlar, (3) Âşıklar/bahşiler ve (4) Müzik Grupları/Orkestralar olmak üzere dört grupta toplamak mümkündür.
İran’da faaliyet gösteren müzik grupları, sanatçılar, âşıklar saz, çavır, dutar, setar, kemençe, tar, tef (kaval), nağara, davul, garmon, balaban, dümbek, düzele, düdük, kerine, zurna gibi geleneksel Türk çalgılarını kullanmaktadırlar.
İran Türklerinde tiyatro önce halk dramaları şeklinde ortaya çıkmış, Safevîler döneminde “Kerbela Olayı”nın her yıl kapalı veya açık mekânlarda dinî trajedi olarak canlandırılması ile ikilenmiştir. Kaçar Türk şahları döneminde bu “geleneksel dinî tiyatro” daha da gelişerek günümüze ulaşmış ve günümüzde bütün canlılığı ile
varlığını sürdürmektedir.
Modern anlamda İran Türk tiyatrosunun Nasrettin Şah döneminden kalma bir belgeden yola çıkarak 19. yüzyılda başladığını iddia edenler varsa da İran Türk tiyatrosunun tarihini, E. B. Hakverdiyev’in tek perdeli “¾eyalat” (Hayalet) piyesinin
1909 yılında M. Şefizade tarafından Tebriz’de sahneye konulması ile başlatmak daha doğru olur. Aynı yıl Sıtkı Ruhulla’nın Tebriz’e gastrole (turneye) gelmesi ve mahalli tiyatrocuların katılımı ile bir dizi eserin sahneye konulması İran Türk tiyatrosunun gelişmesine zemin hazırlamıştır. İran Türk tiyatrosunun doğuşu, Settar
Han bağımsızlık hareketinin başlaması ile yakından ilgilidir. 1905-1911 bağımsızlık mücadelesi yıllarında Güney Azerbaycan Meclisi ve Settar Han, Türk tiyatrosunun kurulması ve malî ihtiyaçlarının temini için özel kararname ve emirname yayımlamıştır.
Tebriz’de 1912 yılında “Hayriye” adlı modern bir tiyatro grubu kurulmuş, ikinci bir tiyatro grubu ise 1917 yılında Rıza Han Guluzâde (Şarkılî) tarafından oluşturulmuştur. 1919’da Büyük Han Nahcivanî’nin önderliğinde bir tiyatro grubu daha meydana getirilmiştir. Bundan bir yıl sonra “İslah ve Terakkî Cemiyeti”
kurulmuş ve aynı adla bir tiyatro grubu daha faaliyete başlamıştır.
1928 yılında Tebriz’de 700 kişilik “Şir-e Hurşid” adlı bir tiyatro salonu inşa edilmiştir. Bu tiyatro salonunda ilk olarak Mirza Feth Ali Ahundov, Üzeyir Hacıbeyov, Celil Memmed Guluzade ve Hüseyin Cavid’in eserleri sahneye konulmuştur. Fakat bir müddet sonra bu tiyatro salonunda mahallî sanatçıların yazdığı bediî değeri olmayan Farsça eserler sahneye konulmaya başlanmıştır. Bu durum da İran Türk tiyatrosunun duraklamasına sebep olmuştur.
İran Türk tiyatrosu üç dalda gelişme göstermiştir:
(1) Taziye ve matem karakterli dinî tiyatrolar. Kaynağını Kerbelâ olayı ve dinî menkıbelerden alan tiyatrolar.
(2) Folklor esaslı geleneksel tiyatro. Halk hikâyelerini esas alan tiyatro eserleridir. Âşık Garip, Leyla ve Mecnu, Aslı ve Kerem, Ferhat ile Şirin gibi.
(3) Modern tiyatro. Kaynağını hayat sahnelerinden alan ve çağdaş yazarların kaleme aldıkları modern tiyatro eserleridir.
Türk resim sanatı batılıların Orta Asya dedikleri Türkistan’da doğup gelişmiştir.
Türkler, Hazar üstünden Anadolu’ya ve Avrupa içlerine; Hazar altından İran coğrafyasına, Ortadoğu ve Anadolu’ya gittiklerinde elbette ki yerli sanat unsurlarıyla karşılaşmışlardır. Ancak güçlü ve hâkim unsur oldukları için geleneksel sanat değerlerini bırakıp onları almamışlar; kendi sanat varlıklarını yaşatma ve
geliştirme gayreti içerisinde olmuşlardır.
[13:24, 24.12.2024] Araz. Güney Azerbaycan:
Prof. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.




Bir yanıt yazın