EVET RTE’NiN DİPLOMASI SAHTEDİR

Okuma Süresi:

3–5 dakika
❤️


EVET, RTE’NİN DİPLOMASI SAHTEDİR.


Yıl 1999, ben, Türkiye’de ‘Siyasal İslam’ın yükselişi’ (esasında İslam’ın kendisidir) adı altında, Norveç Uluslararası Dış Politika Enstitüsü’nde (NUPİ) araştırmacıyken, ünlü politolog Prof. Dr. Daniel Heradstveit ile birlikte ikimiz, İstanbul’da tüm tarikatlar, din ile ilgili vakıflar, dernekler, yazarlar, siyasiler de dâhil, konumuzla ilgili olarak tüm ileri gelenlerle — Sünni ve Alevi ayırmaksızın — içlerinde İsmail Kahraman, Mehmet Metiner, Ali Bulaç, Mehmet Ali Şahin, Abdurrahman Dilipak, Nejat Birdoğan, Yaşar Nuri Öztürk, İzzettin Doğan, Muammer Naci Orhon, Av. Hüseyin Hatemi vs. gibi siyasi ve entelektüel kişiliklerin de olduğu isimlerden mülakatlar alarak, değişik alanlarda bilimsel araştırma yaptık.

Heradstveit konunun makro olarak siyasi tarafına, ben ise hem makro hem de mikro olarak antropolojik ve siyasi tarafına bakarak konularımızı ele aldık.

Ve gördüğümüz manzara bize göre her seviyede dehşetti.
Daniel Heradstveit duruma şaşırıyor, korkuyla karışık da olsa biraz da ürperiyordu.
“Bizi kimse takip etmedi değil mi?” diye bu korkusunu bana sorarak ve cevap alarak geçiştiriyordu.

Bana bir ara Heradstveit, “Ben yıllardır Ortadoğu liderleriyle ve değişik liderliklerle tanıştım, İslamcı gruplarla mülakatlar yaptım; böyle derinlemesine bir araştırma yapamamıştım, sen buna vesile oldun,” demişti.
Çünkü İstanbul’da İslamcılığın piri vardı.
Bana bir ara da Heradstveit, “Sefa, araştırmamız için maden bulduk. İyi ki de seninle birlikte bu araştırmayı yapıyorum. Sana bir sorum olacak: İslamcı liderliklerin hepsi göründüğü kadarıyla İstanbul’dalar, yoksa İslamcıların başkenti burası mı?” demişti.

O günler Pera Palas’taki kaldığımız odalarda, her alan çalışmasından sonra hemen hemen her gün durum değerlendirmesi yapıyorduk.
Ve o zaman gördük ki dünyadaki ‘Siyasal İslam’ (İslamcılar) esas olarak merkezini İstanbul’a taşımıştı.
Çünkü burada en üst düzeyde ne ararsan vardı.
Adamlar paralel bir ekonomi kurmuşlar, milyarlara hükmediyorlardı.
İnsanlar bu İslamcıların etraflarında pervane olmuştu.
Ve bir ordu gibiydiler.
Bir kere çok disiplinliydiler.
İtaat kesindi.

Araştırmamızda yer alan tarikat şeyhleri ve ileri gelenleriyle buluşmalarımız, farklı ama biraz gizemli yerlerde gerçekleşmişti.
Bir keresinde mesela Fatih’teyiz ve o gün Hizb-ut Tahrir’in liderleriyle buluşmak için evden eve, dehlizler de dâhil geçerek gitmiştik.
Heradstveit’in ilk defa gözlerinden onun gerçekten korktuğunu gördüm.
Bir keresinde “Bizi kaçırmasın bunlar; çünkü burası Lübnan, Ürdün ve Mısır gibi,” dedi.

Ben ise zaten hem çok tehlikeli serüvenleri sevdiğim için, işin akışına doğru gidiyor, hem de Heradstveit’i bilgilendiriyor, bir yandan da kendi notlarımı alıyordum.

Ve ama bugün şunu kesin olarak söyleyebilirim:
Araştırma sonucumuzda, Siyasal İslam (İslamcılık, İslam) esasında Türk Devleti’nin içine çoktan yerleşmişti.
Bizim son gördüklerimiz ise işin reklamıydı.

Neyse bu not bilgiyi size verdikten sonra, şunu da belirtmemde yarar var:
Yıl yine 1999.
Bir gün bana, Sünni tarikat cenahından birisi olduğunu söyleyen bir kişi, Norveç’teki ev telefonuma telefon etti.
Ve aynen şunu söyledi:
“Recep Tayyip Erdoğan’ın üniversite diploması yok, şimdiki ise sahte. Hatta lise diploması olduğu bile şüpheli ve yüksek sara hastasıdır kendisi.”

Yıl 2004.
İstanbul’daki konferanslarım sırasında ve Türkiye’deki bir sonraki araştırmamla ilgili olarak karşılaştığım bazı üst düzey komutanlara konuyu açtım ve konunun üzerine fikirlerini sordum.
Soruma o zaman pek itibar etmediler.

Daha sonra aynı bilgiyi, davet edildiğim bir evde hâlâ dostum olan MHP üst düzey kadrolarından arkadaşlara da açtım.
Onlar da şaşırdılar.
Ama sessiz kalmayı tercih ettiler.

En son olarak konuyu, 2006 yılında bir araştırmam dolayısıyla Türkiye’ye gidip karşılaştığım, o dönem Türkiye’nin en önemli Güvenlik Kurulu’nda çalışan, sonradan MHP’den milletvekili de olan kişiye açtım.
O da, “Dur ben bir araştırayım bunu,” dedi.
Ama bir süre sonra bana “Öyle gözükmüyor ama…” cevabını verdi.

Tabii ki ben bu cevaba hiç inanmadım.

Daha sonradan elime geçen bilgiler ise, gerçekten Recep Tayyip Erdoğan’ın sahte diploması olduğuydu.
Ve bende bu durum, bu konuda yüzde bin kanaat oluşturdu.
Adam resmen ABD ile birlikte Türkiye’yi dolandırmıştı.

Ve geldik bugüne.

Peki, bu diplomanın sahte olduğunu neden muhalefet bir türlü hâlâ öne sürüp, hâlâ konunun üzerine gitmiyor?
Gitseler iki günde RTE’yi alaşağı ederler.
Hem de çok basitçe.
Ama konunun üzerine gitmiyorlar.

Ben de tabii ki bunun cevabını biliyorum.

Çünkü araştırmalar ve belgeler gösteriyor ki RTE’nin idare edildiği ve iktidar oldurulduğu yer ile Sarı Muhalefet’in idare edildiği yer aynı yerdir.
Bu işin koordinatörü aynıdır.

Ey millet, kendinizi kandırmayın.

Ortada gerçekte ne iktidar var ne de muhalefet.
Bunlar piyon.
Adamlar size “O olmaz ise bunu verelim” modundalar.
Bu iktidar bu kadar zafına karşı neden değişmiyor derseniz?
O zaman biraz akıl ve bilimi kullanarak araştırın.

Çünkü iktidarı ayakta tutan ile muhalefeti de idare eden aynı güç.
Yani lafın kısası, bunların hepsi BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’NE zimmetliler.
Buradaki patron da bellidir.
Patron: ABD’dir.

Her şey ortada ama…
Ah daha ben ne diyeyim…
Kime ne diyeyim?
“Lafın tamamı deliye söylenir,” hesabı mı diyeyim…
Bilmem ne mi diyeyim…
Sayınlar, size derdimi gerçekten anlatabildim mi…?

Her zaman olduğu gibi bağımsızlıkçılar:
Atatürk’le kalın
Cumhuriyet’le kalın
Bilimle kalın
Akılla kalın
Hoşçakalın



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar