Ana sayfa Blog

GİDİYORUZ KIYAMETE // Ahmet Kılıçaslan Aytar

Ekonomik ulusalcılık, sağcı milliyetçi ve popülist hareketler en keskin ifadesini Başkan D.Trump’ın “Önce Amerika” politikasında buluyor.
Halbuki ABD, dünya ekonomisinin para ve ticaret bloklarına bölünmesinin II. Dünya Savaşı’na yol açtığı felâketlerin ardından,
Düzeni; korumacılıktan ne pahasına olursa olsun sakınan serbest ticaret üzerine kurmuştur.
Liberal ticaret, ABD’nin rakipsiz küresel ekonomik egemenliği üzerine kurulmuş ve onun tarafından güvence altına alınmıştır…
 
*
Ne ki, bugün ABD’nin ekonomik hegemonyasının geçmişe ait bir terminoloji olduğu,
ABD’nin kendisini özellikle Çin’in büyümesi eliyle tehdit edilmiş olarak gördüğü söyleniyor.
Dizginsiz ekonomik ulusalcılığa yönelmenin altında bu nedenlerin yattığı ifade ediliyor.
Böylece küresel ekonomik sistemin ve onunla birlikte kapitalizmin istikrarının dayandığı tüm siyasi ilişkiler sisteminin nereye doğru gittiği konusunda kayda değer bir kaygıya yol açılıyor…
 
*
Nitekim medya dünyası, yaşanan kaygılara çok yoğun ve ortalama olarak; 
“Trump, sonundan birçok insanın kaygı duyduğu yeni bir başlangıcın sembolü oldu.
Barack Obama bir heyecan dalgası ile iktidara gelmişken, Donald Trump bir öfke dalgası ile bu göreve başlıyor.
Trump siyasi muhalefete bir otokratın bencilce öfkesi ile karşılık verecekse, dün dünya daha güvenli bir yer haline gelmedi demektir.
Trump, şirketlerini idare ettiği gibi tek başına, itiraz edilemez ve yakınlarını kayırarak ABD’yi yönetirse, demokrasi daha güçlü olmayacak” biçiminde rüzgâr ekip fırtına biçen bir edada yaklaşıyor…
 
*
Ve Başkan Trump, görevinin ilk gününde medya ile devam eden bir savaşı olduğunu söylüyor.
“Biliyorsunuz medya ile devam eden bir savaşım var. Onlar yeryüzündeki en haysiyetsiz şeyler” diyor… 
 
*
Aslında ABD Başkanı D.Trump,16 Ocak’ta Alman Bild gazetesine verdiği röportajda,
Britanya’nın Avrupa Birliği’nden ayrılma kararını memnuniyetle karşıladığını,
Ekonomik rakip olarak Almanya’ya ilişkin çekinceleri bulunduğu konusunda şüpheye yer bırakmıyor…
 
*
Almanya’nın ABD’ye yönelik herhangi bir ekonomik ya da siyasi meydan okumasına karşı koymayı hedeflediğini açıkça ortaya koyuyor, onu açıkça ticaret savaşıyla tehdit ediyor.
Mesela, Alman otomobil üreticisi BMW’nin Meksika’da yeni bir tesis kurma planını sürdürmesi halinde yüzde 35’lik ithalât vergisine tabi tutulacağını söylüyor.
“ABD ticarette yılda yaklaşık 800 milyar dolar kaybediyor. New York 5.Cadde’de çok sayıda Mercedes-Benz arabası görürsünüz ama neden Almanya’da çok az Chevrolet var? Karşılıklılık söz konusu değil. Bu son bulacak” diyor…
 
*
Britanya’yı destekliyor. “Onlarla yeni bir ticaret anlaşması imzalamak için hızlı davranacağız. Onların büyük bir hayranıyım. Hızlı bir şekilde iş bitirmek için çok çalışacağız. Başbakan T.May ile Beyaz Saray’a girmemin hemen ardından bir toplantı yapacağız ” diyor…
 
NATO ittifakını ise hem terörü halledemediği hem de Avrupalı ittifak üyelerinin ABD’ye haksızlık olacak şekilde yükümlü oldukları ödemeleri yapmamaları nedeniyle modası geçmiş olarak adlandırıyor.
Yine de ABD’nin Avrupa’nın savunusuna bağlı olduğunu göstermek için açıklamasını yumuşatıyor ve “Bununla birlikte, NATO benim için çok önemli” demekten kendini alamıyor…
 
*
Trump, Rusya ile nükleer silahsızlanma konusunda “iyi anlaşmalar yapılması halinde” yaptırımların yumuşatılacağı düşüncesindedir.
Fakat müttefiki Almanya Başbakanı A.Merkel ile Rusya Devlet Başkanı V.Putin’i eşdeğer tutuyor!
“İkisine de güvenerek başlıyorum, ama bunun ne kadar süreceğini göreceğiz. Hiç de uzun sürmeyebilir” diyor…
 
*
Aslında yoğun medya kampanyasıyla Başkan D.Trump’a haksızlık ediliyor gibidir…
Çünkü, herşey ABD’nin 2020 yılına kadar geçerli Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nin;
Küresel krizlere karşı yapılacak ön müdahalenin krizin faturasını düşüreceği tezinden hareketle yapılıyor…
 
*
Mesela Avrupa’da; 1992’de Maastricht Antlaşması’yla ilan edilen bütün Avrupa projesi bir süredir çökme belirtileri vermektedir.
SSCB’den sonra kapitalizm savunucuları komünist tehlikenin sona ermesinin Avrupa’da birlik yaratacağını iddia etmişlerdir ancak kimse şöyle bir silkinmeyi öngörmüyor.
Böyle olunca da AB’nin barış, refah ve birlik yuvası olması şöyle dursun yeni bir şovenizmin, kemer sıkmanın ve savaşın kaynağı olması her gün daha çok kaygı veriyor…
 
*
Mesela,Neden AB’nin Britanya’nın birlikten çekilmesi ve olası komplikasyonlarına karşı bir duruşu bulunmuyor?
Neden Brexit sırasında Buckingham Sarayı’nın ve İngiliz yönetici sınıfının etkili bir bölümü AB’ye mesafe koymuştur?
Neden Çin’le ekonomik ve Rusya’yla askeri olarak yakınlaşılmıştır?
Downing Street’in bundan sonraki planları nedir?
Neden Londra’nın hazırlıklarına ilişkin bir fikir sahibi olma çabası gösterilmiyor?
 
Ve kapitalist sistem, 2008 malî krizinden bu yana hızlı bir şekilde uçuruma yol almaya devam ederken,
Neden sistem bankalara ve hisse senedi piyasalarına kredi enjekte edilmesiyle ancak ayakta kalabilmektedir?
Neden yoksulluk, işsizlik ve eşitsizlik çarpıcı biçimde artarken; servette, gelirde ve yaşam kalitesinde ortaya çıkan uçurum mütemadiyen büyüyor?
Rusya’ya uygulanan yaptırımlar ağır fatura yüklemiştir ama neden burjuva demokrasisi yerini otoriter rejimlere bırakıyor?
 
*
Almanya Başbakanı A.Merkel etkisiz olmakla eleştiriliyor.
Almanya Mart 2014’te Rusya ile Kırım’ın yeniden birleşmeleri sırasında ABD tarafından AB’nin Rusya karşısında saflarını sıkılaştırması ve yaptırımları daha da şiddetli şekilde uygulaması baskısıyla karşı karşıya kalmıştır.
Ne ki, Almanya’nın büyük sanayicileri ekonomi üzerindeki yıkıcı sonuçları da göz önünde bulundurarak bu yaptırımları sürdürmekte hayli zorlanırken,
Merkel, ABD’ye rağmen Rusya- Baltık Denizi -Almanya güzergahı üzerinde daha çok doğal gaz taşıyacak North Stream boru hattının ikinci aşamasının yapımını tamamlama kararını vermişti…
 
*
Ya da ABD’nin 2013’ten beri süren Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması pazarlıklarında,
Başbakan A.Merkel, Avrupa’nın egemenlerini korumak için ABD’nin tali konulardaki taleplerine uygun davranarak hassas bir oyun sürüklemekteyken,
ABD oyunu çözmüş ve Merkel’in görevinden uzaklaştırılması düğmesine basmıştır…
 
*
Ya da ABD; 28 Ekim’de BM Güvenlik Konseyi toplantısında, Birleşmiş Milletlerin Rusya ve Çin’in fiili olarak içinde yer aldığı Şanghay İşbirliği Örgütü ile çalışmasını reddetmiştir.
Karar ABD’nin dünyayı iki farklı alana bölmesi; iki ayrı yönetimin olduğu tek bir dünya anlamındaydı.
Bir tarafta ABD’nin yönettiği tek kutuplu bir dünya, diğer tarafta baş eğmeyen Rusya ile Çin’in çevreleriyle kendi aralarında işbirliği yapan devletlerin dünyası… 
İki farklı dünya arasında çok az geçiş düşünülüyor, böylece küresel serbest ticarete, ekonomik küreselleşmeye “bir ara” verilmiş olunuyordu,
Neden AB bunu anlayamıyordu?
 
*
Halbuki bunlar ve benzerleri, ABD’nin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ne göre küresel krizlere karşı yapılacak ön müdahalenin krizin faturasını düşüreceği tezinden hareketle yapılıyordu.
ABD sisteme karşı yapılacak hareketleri demokrasi karşıtı olarak tanımlıyor, ulusal devletlerin sisteme başkaldırmasının engellenmesinin ideolojik aygıtı olarak açık toplum modelini geliştirmeyi öngörüyordu…
 
*
Bu yüzden ABD “Savaş”ı zaman ve coğrafya ile sınırlandırmıyor;
Sonsuz Savaş Operasyonu ile küresel sisteme karşı olan ulusal devlet aygıtlarının tasfiyesine yöneliyor, kendine bağlı ulusal devletler istiyordu.
Başkan D.Trump’ın “Önce Amerika” politikasında kendini gösteren ekonomik ulusalcılığı, sağcı milliyetçi ve popülizmi bu nedene dayanıyor ve “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” anlamına geliyordu…
 
*
Türkiye ise bu yeni sürece, Merkez Bankasının “TL’yi güçlendirmek için faizi yükseltse ekonominin büyüme ivmesi iyice düşebilir, ekonomiyi canlandırmak için faizi düşürse bu kez kur yükselir ve enflasyon azabilir” açmazıyla olduğu bir sırada katılıyor.
Üstelik ekonomideki sorun sadece faiz artırımıyla ve ekonomide yapısal reformlarla çözülebilir olmaktan da çıkmış, konu İslamcı siyasetin alanına girmiştir…
 
23.1.2017

Artık söz milletin…

NECDET BULUZ

Ak Parti’nin 18 maddeden oluşan yeni anayasa önerisi MHP’nin de desteği ile Meclis’te 339 evet oyu ile yasalaşmış bulunuyor. Şimdi, son sözü referandumda millet söyleyecek. Özetle artık söz milletin olacak.

Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AK Parti Genel Başkanı Başbakan Yıldırım, meydanlara inmeye hazırlanıyor. “Evet” oylarının artırılması için yeni partili başkan sistemi kamuoyuna anlatılacak. Erdoğan, oylama sonunda yaptığı açıklamada “Gece gündüz çalışacağız. Ancak gerçek cevabı millet verecek” diye konuştu.

AK Parti’nin yanı sıra MHP Lideri Bahçeli ve kurmayları da meydanlara inmeye hazırlanıyor. Bahçeli “evet” oyları için çalışacaklarını söyledi.

Ancak, geçenlerde de yazmıştık, MHP tabanında kafalar karışık. Birçokları sandığıa gitmeyeceğini, birçokları ise “hayır” oyu kullanacaklarını söylüyor.

Ana muhalefet Parti Lideri Kılıçdaroğlu da konu ile ilgili açıklamasında “Türkiye bu rejim değişikliğini kaldıramaz. 80 milyon ateşe atılıyor” vurgusu yaptı. Kılıçdaroğlu da ekibi ile meydanlara inip “hayır” oylarını çoğaltma peşinde.

Referandum öncesi yeni anayasa değişikliği konusun da bazı kamuoyu araştırmaları yapılacak. Gerek Cumhurbaşkanlığı, gerek AK Parti, gerekse CHP tarafından yaptırılacak olan araştırmalardan çıkan sonuçlar da kamuoyu ile paylaşılacak.

Ortada olan bir gerçek var o da kamuoyunun çok önemli bölümünün Yeni Anayasa değişikliğin ne getirip, ne götüreceğini bilmediği konusudur. Bu nedenle referanduma kadar bu konuda da çalışma yapılacak, halkın bilgilendirilmesine gidilecek. İyi ve köt tarafları anlatılacak.

Sonunda karar verecek olan hiç kuşkusuz m,llet olacaktır.

Şimdi sizlerle ilginç bir kamuoyu araştırmasının sonuçları paylaşacağız. A&G tarafından yapılan araştırma yeni anayasa değişikliği Meclis’e getirilirken yapıldı. Son derece çarpıcı sonuçlar elde edildi. Kısaca buna birlikte göz atalım:

A&G’nin üç bin hanede yüz yüze görüşme yöntemiyle gerçekleştirdiği “Anayasa ve yönetim sistemi “ araştırmasından çarpıcı sonuçlar çıktı.

Araştırmaya göre her 2 kişiden biri yürürlükteki Anayasa’nın ne zaman yapıldığını, her 100 kişiden 50’si ise Anayasa’nın ilk 4 maddesinden herhangi birini bilmiyor.

Araştırmaya katılanların yarısı Türkiye’nin hangi sistemle yönetildiğini bilmezken, % 47.6’sının parlamenter sistemin ne olduğu hakkında bir fikri yok
A&G’nin patronu Adil Gür tarafından yaptırılan ve Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan bu araştırmadaki sonuçlar konusunda Adil Gür şu açıklamalarda bulunuyor:

“Türkiye, önümüzdeki birkaç ay içerisinde bir referanduma gidecek. Bugün Milliyet gazetesinde yayımlanan araştırma sonuçlarında da gördüğünüz gibi halkımız anayasa konusunda çok fazla da bilgi sahibi değil. Bu nedenle seçmen sandığa giderken, her zaman ki saiklerle karar verecek ve tercihini yapacak. Bunların neler olduğunu yarın ki köşe yazımda anlatmaya çalışacağım. Anayasa değişikliği teklifinin TBMM’de kabul edildiği bu günlerde 2016 yılı içerisinde Türkiye genelinde anayasa ve yönetim sistemi ile ilgili yaptığımız araştırmalardan Milliyet gazetesi okurları için derlediğimiz sonuçlar aşağıdadır.

Araştırmaların her biri asgari 3.000 hanede yüz yüze görüşme yöntemiyle yapılmıştır.
Örneklem seçilirken TÜİK ve Maliye Bakanlığı verilerinden faydalanılmıştır. Örneklemde ilçe, kır kent ağırlığına uyulmuştur. Araştırma sonuçları gerek sahada, gerekse bilgisayar ortamında çeşitli kontrollere tabi tutulmuş, elde edilen bulguların tutarlılığı gözlemlenmiştir. Araştırmaların hata payı güven sınırları içerisinde % 1.8’dir.
Vatandaşlara, hiçbir uyarı ve hatırlatma yapmadan, Anayasa’yı tanımlamasını istediğimizde; %17.5’i Devletin koyduğu kanunlar, %9.1’i Kanunlar, %7.9’u Yasaların tamamı, %4.6’sı Yönetim biçimi, %4.2’si Hak ve Hürriyetler şeklinde tanım yaparken, %31.3’ü bu konuda fikir beyan etmemiş ya da edememiştir. Yaklaşık her 2 kişiden biri yürürlükteki Anayasa’nın ne zaman yapıldığını bilmiyor. 18 yaş ve üzeri her 100 kişiden 50’si Anayasa’nın ilk 4 maddesinden herhangi birini bilmemektedir. Türkiye’nin parlamenter sistemle yönetildiğini bilenlerin oranı kasım ayında %72’ye çıkmıştır. Seçmene spontane olarak ‘Parlamenter Sistemin’ ne olduğunu sorduğumuzda; % 31.1’i Meclis-Milletvekilleri şeklinde tanımlama yapmıştır. Ayrıca % 8.0’i Halkın seçtiği yönetim-Demokrasi, % 4.6’sı halen yönetildiğimiz sistem, % 4.0’ü Partili sistem şeklinde tanımlamıştır. Ocak 2016’dan bu yana Türkiye’yi Cumhurbaşkanı ERDOĞAN’ın yönettiğini düşünenlerin oranında % 20.4’lük artış olmuştur (% 59.3’ten %79.7’ye).”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu açıklamalarını da dikkate almak gerekiyor:
“Elimizde anketler var ama açıklamak için erken. Ancak halkımızın büyük oranda bu işe sıcak baktığını görüyoruz aksi takdirde bu yola çıkmazdık”

Daha önce bilindiği gibi anketlerde kamuoyunun önemli bölümünün “hayır” oyu vereceği ve değişikliklere sıcak bakmadığı söylenmişti. Hatta AK Parti’nin bu nedenle Meclis’ten geçen oylamayı bir süre rafa kaldıracağı konusu da tartışılıyordu.

Şimdi ise ibrenin yavaş yavaş geriye döndüğüne dikkat çekiliyor.

Biz yine de sandığa ve milletin vereceği oylara saygı duymak gerektiği görüşündeyiz. Milletimiz ve ülkemiz için hayırlısı ne ise onun olmasını diliyoruz.

necdetbuluz@gmail.com
www.facebook.com/necdet.buluz

SECSIS SAHTEKARLIGI

ABD oy kullanmaya gittigimde siramiz gelince,secime giren her partinin bulungu kocaman bir kagit tutusturdular elimize,nasil kullanacagimi anlattilar ve tek basima girdim kabine,tipki universite sinavlarindaki gibi sevdigim partinin kutucugunu karaladim,makinanin icine attim ve bir dugmeye bastim.

Secsis sozcugunu ilk duydugumda kullandigim oy sekli geldi aklima.sandimki secsis oyle birsey.

Bizdeki secimlerde gundeme gelince gunlerce arastirdim,bilgisi olduguna inandigim,bu konuda doktora yapmis pek cok insana sordum.

Ben sadece bilgisayar kullanicisiyim,yazilimdan hic anlamam,o yuzden bu kadar uzun ve derinlemesine bir arastirma yapma geregi duydum.Okuduklarimdan ve dinlediklerimden elde ettigim bilgileri sizler icin derleyip toparlamaya calistim.

Anladigim kadariyla secsis;Secim sonuclarini disaridan birisinin gorup denetleyemeyecegi sekilde hazirlanmis,bir bilgisayar yazilim sistemi.Bu yazilima gore bilgisayara hayali veriler girebiliyorsun ve bunlari denetlemenin imkani yok.Ne yazikki artik secimler sahnelenen bir tiyatro oyunu gibi oldu.Yazilim oyle bir ayarlanmistirki,kimin kazanmasi isteniyorsa%49 ve %51 olarak ayarlanip,istenilen parti tek basina iktidara getirilebiliyor.

Bizdeki secsis Adalet Bakanligi’na ait.Secsis UYAP(Ulusal Yargi Agi)’nin bir parcasi.UYAP kocaman bir dolap ve secsisi onun icinde kucuk bir cekmece olarak dusunun.UYAP ‘i yoneten ve Adalet Bakanligi tarafindan secilen 100 kadar bilgi islem personeli Secsis’ten sorumludur.

Simdi de,secsis ekranini taniyalim;Karanlik taraflari birbirine yapisik iki ayna hayal edin.Bir yuzu secsis’in yetkili teknik elemanina bakiyor,diger yuzu sandik sormlusuna.Sandik sorumlusu sonuclari ekrana giriyor,Ornegin,sandik baskani 5 yaziyorsa,arka taraftaki secsis gorevlisi 5 daha ekleyerek cevap ver komutunu verebiliyor ve hickimse bunu denetleyemiyor.
Girdigimiz bu veriler sertifikasyonu olan yazilimda degistirilemez,degistirilirse denetleyen bir ucuncu sahis tarafindan tesbit edilebilir ve soruldugunda yine 5 yanitini verir,yukarida yazdigim hileyi yaptirabilmeniz icin yazilimin sertifikasyonunun olmamasi gerekir,yani yazilim guvenli degildir.

Peki secsis guvenli bir yazilim mi, UYSM(Ulusal Yazilim Sertifikasyon Merkezi)den alinmis bir sertifikasyonu var mi?Yok…2004 ten beri muhalefet tarafindan defalarca YSK’ya soruldugu halde cevap alinamamistir.Teknopark’da gorev yapan bir muhendis farkli bir yoldan,Bilgi Edinme Kanunu’nu kullanip ITUye bagli UYSM ye iki soru gondermis;hatta ITU Rektorlugu’nden gelen onayli belgenin uzerine bir de UYSM yi arayip sormus,gelen cevaplar son derece net;

1-Secsis siteminin UYSM tarafindan sertifikasyonu var midir?
2-Yazilimda kullanilan kriptoloji donanimi nedir?

Cevap ITU;Secsis’in UYSM sertifikasyonu yoktur,secsis’in kriptolojisi hakkinda da bilgimiz yoktur.
UYSM arandiginda verilen cevap;Hayir yoktur,boyle bir talep dahi ulasmamistir tarafimiza…

Bu soru Bulent Arinc’a soruldugunda ,Adalat Bakanligina sorun diyor,Adalat Bakani YSK ya sorun diyor,yetki veriyor ve Secmen Kutugu Genel Mudurlugu’nun verdigi cevap;
Secsis 3. seviyede sertifikasyonu olan HAVELSAN uzman personeli ve Baskanligimiz teknik personelinin ortak calismasi sonucu gerceklestirilmis ozgun ve milli bir yazilimdir.
Dikkatinizi cekerim 3. dereceden sertifikasyonu olan HAVELSAN ,secsis degil,ustelik Havelsan personeli ve baskanlik teknik personeli kimlerden olusuyordu ve ne kadar guvenilir?Bizler neden guvenelim bu insalara…
O kadar guvenilir personelse,neden UYSM den sertifikasyon almayip ,kacamak cevaplar veriliyor?Cevap gayet basit,cunku sertifikasyonu olan bir yazilimda verilerle oynayamazsin,veri olarak ne girildiyse,sonuc odur.

Ustelik bu sistem kolayca hacklenebiliyor.

Durumu ozetlersek;Secsis “sun Election Control System”Oy paylasimini hile yoluyla sahtekarca ayarlayan bir bilgisayar programidir.

ABD ve Avrupa ulkelerinde kullanimina son verilen ve bu kadar saibeli olan bir programi biz niye kullanmakta israr ediyoruz acaba?

Aslinda Secsis’in alt yapisini daha guvenilir,daha seffaf ve hata kontrol mekanizmalariyla donatilmis olarak hazirlayip,sertifikasyon alinarak halkin supheleri de ortadan kaldirilmis olmaz mi…

Ya da Takoma Park;Maryland ‘daki yerel bir secimde denenen daha guvenli bir sistem hazirlanamaz mi?

Bu sistemde;oy kullanan kisi,oy pusulasinda oyunu kullandiktan sonra,pusulanin seri numarasi ile birlikte,pusula uzerinde kazi-kazan biletlerinde rastlanan sekilde uzeri kazininca gorunen pin numarasini not ediyor.daha sonra secim kurulunun web sitesine giderek ;elindeki bu numaralarla oyunun sayilip sayilmadigini ve sayildiysa ,dogru sayilip sayilmadigini kontrol edebiliyor.

Benim burada kullandigim oy da elektronikti ama makinaya attigim oy pusulasi saklaniyormus ve itiraz edildiginde makinadakiyle karsilastirilabiliyormus.

Onumuzde referandum var,cok dikkatli olmali ve oylarimiza sahip cikmaliyiz.

İLK HEDEF REİNA DEĞİLDİ…

Yılbaşı gecesi İstanbul Ortaköy’deki gece kulübü Reina’ya saldıran terörist Abdulgadir Masharipov’un ilk ifadesi ortaya çıktı.

18 Ocak 2017 Çarşamba 14:24

0 0

Yılbaşı gecesi Ortaköy’deki Reina adlı gece kulübünü Kalaşnikof tüfekle tarayarak 39 kişiyi katleden IŞİD’li terörist Abdulgadir Masharipov önceki gece İstanbul Esenyurt’ta yakalanırken, ilk ifadesi de ortaya çıktı.

Çetin Aydın’ın haberine göre, Afganistan’da El Kaide kamplarında silahlı eğitim aldığı, daha sonra IŞİD’e geçtiği belirlenen terörist, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde verdiği ifadede hedefi nasıl seçtiklerini şöyle anlattı:

"İLK HEDEF TAKSİM’Dİ"

“Geçtiğimiz yıl ocak ayında Suriye’deki savaşa katılmam için aldığım talimat üzerine İran üzerinden Türkiye’ye geldim. Konya’ya yerleştim. Konya’da bulunduğum sırada Rakka’dan talimat geldi. Yılbaşı gecesi Taksim’de eylem yapmam talimatı verildi. Taksim’de yaptığım keşif görüntüsünü gönderdim. Taksim’de mutabık kalındı. Yılbaşı akşamı Taksim’e geldim ancak çok yoğun önlem vardı. Eylemi yapmak mümkün görünmüyordu. Bana talimatı veren kişiyle yeniden temas kurdum. Aramızda Taksim’in eylem için uygun olmadığı kanaatine vardık. Bölgede yeni bir hedef aramam talimatı verdi.

"TAKSİYLE SAHİLDE TUR ATTIM, REİNA UYGUN GÖRÜNÜYORDU"

Ben de taksiyle saat 22.00 sıralarında sahilde tur attım. Reina eylem için uygun görünüyordu. Fazla güvenlik önlemi göze çarpmıyordu. Bu durumu bana talimat veren kişiye aktardım. Reina’nın uygun olduğunu söyledim. O da kabul ederek Reina’da eylemi yapmamı söyledi. Ben de taksiyle Zeytinburnu’na geldim. Kaldığım evdeki silahı alarak Reina’ya geldim ve eylemi gerçekleştirdim.”

ÖNCE BAŞAKŞEHİR’DE BİR EV

İstanbul İstihbarat ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin iki hafta izini sürüp yakaladığı teröristle ilgili elde edilen bilgilere göre Masharipov, yılbaşında eylem yapmak üzere Konya’dan 16 Aralık’ta İstanbul’a geldi. İlk olarak Başakşehir’de örgütün bir evine yerleştirildi. Eylemden iki gün önce Zeytinburnu’na taşındı. Yılbaşı gecesi Reina’da 39 kişiyi öldürdü. Katliamın ardından flashbang’lerden birini elinde patlatarak, yaralıymış gibi Reina’dan çıktı. Bindiği taksinin sürücüsüne parası olmadığını söyleyince Kuruçeşme’de indirildi. Daha sonra yine bir taksi çevirdi. Parası olmadığını, Zincirlikuyu’ya kendisini bırakmasını istedi. Zincirlikuyu’da başka bir taksiye binerek parayı indiğinde vereceğini belirtti. Zeytinburnu’na geldi. Bir Uygur restoranında çalışan arkadaşlarından taksi parasını aldı. Geceyi burada geçirdi. Sabah erkenden evden çıktı. Önce Başakşehir’e gitti. Buradaki örgüt evinden biri Iraklı 2 kişi kendisini Esenyurt’ta yakalandığı siteye götürdü. Kendisini eve yerleştiren kişi, bir Iraklı’yı yanında bırakıp ayrıldı. Daire daha önce kiralanmıştı. 6 Ocak’ta, örgütün güvenli ev olarak nitelediği daireye yerleşti.

BAKIRKÖY’DE KAÇMIŞ

Teröristle katliamdan sonra ilk temas, saldırının ertesi günü Bakırköy’de sağlandı. Bakırköy’de uygulama yapan trafik ekibindeki polis, arka koltukta oturan teröristi tanımıştı. Kimlik istediği sırada aniden hareketlenen otomobilden polise ateş açıldı. Daha sonra otomobil Beyoğlu’nda terk edilmiş olarak bulundu. Otomobili kullanan ve Çin pasaportu taşıdığı belirlenen Doğu Türkistanlı emniyetteki ifadesinde taşıdığı kişinin Reina saldırganı olduğunu teyit etti. Bu olaydan sonra teröristin Başakşehir’den Esenyurt’a götürüldüğü belirlendi.

Hürriyet

RUSYA’YI EZERİZ, AMERİKA’YI DÜZERİZ, İSRAİL’İ DÜDÜKLERİZ N AMELERİYLE SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞI YAPAN CAHİL CÜHELA MİLLİYETÇİ ARK ADAŞLARA!

From: Cüneyt Şaşmaz [mailto:cesuryorum@gmail.com]

Bu gördüğünüz tesis, Rusların Proton Nükleer Füze Üretim Merkezi..

Her 4 füze bir uydu fırlatıcısına bağlanarak uzay boşluğuna gönderiliyor ve orada sabitleniyor…

Kuzey kutbundaki denemelerde her nükleer füzenin düştüğü bölgedeki 100 kilometrekarelik alana yaklaşık 3.000 derecelik bir ısı yaydığı görüldü…

Bu Nükleer Proton Füzelerinden sadece Rusya’da yok, Amerika, İngiltere, İsrail, Çin ve Japonya’nın da var; Hindistan ve Kuzey Kore’de göndermek üzere…

Örneğin İsrail’in S-10 Füzeleri koordinatlar verilip Türkiye’nin başkentine gönderildiğinde önce atmosfere girmesi bekleniyor, sonra arkasındaki itiş gücünü sağlayan ateşleyici aparat ayrılıyor ve elektrikli motoruyla hedefine gidiyor.

Bu sayede ısıya duyarlı havada imha eden anti-füze hava savunma sistemleri nükleer füzeyi görmüyor, yalıtkan alaşımlı dış kaplaması sayesinde ise radarda tespit edilemiyor…

Bu füzelerden 4 tanesi Türkiye’yi haritadan silmek için yeterli!..

Bakın sadece şu gördüğünüz alanda bile bu Nükleer Proton Füzelerinden 10 tane var…

Yeni dünya savaşı artık yüz sene öncesinde olduğu gibi topla, tankla, tüfekle ya da askerle olmayacak; Çanakkale’de olduğu gibi iman gücü de bir işe yaramayacak!..

Bakın, bir buçuk milyar nüfuslu islam ülkelerinin tam ortasında yer alan ve her gün müslüman katliamı yapan 4 milyonluk İsrail’e neden dokunamadığımızı anlıyor musunuz şimdi?!

Çünkü o küçücük İsrail, farklı kategorilerde tam 51 defa Nobel Bilim Ödülü almıştır; peki ya İslam ülkeleri?!

Sıfır!

Hadi, dobra dobra konuşalım…

Bizde, Tubitak’ın Bilim Dalındaki Birincilik Ödülü’nü İmam Hatipliler’in hazırladığı "Kapağı açılınca içinde ışık yanan ekmek sepeti projesi" kazandı?!

Şimdi, biz bu kafayla bu adamlara kafa tutabilir miyiz arkadaşlar?!

İŞTE, YENİ BİR DÜNYA SAVAŞI’NDA SİZ TEKBİR GETİRENE KADAR, NEREDEN GELDİĞİNİ GÖREMEDİĞİNİZ BU FÜZELERİ KAFANIZA YİYOR OLACAKSINIZ…

VE BU SAVAŞLARI DİNSEL EĞİTİM ALAN ÜLKELER DEĞİL, BİLİMSEL EĞİTİM ALAN ÜLKELER KAZANACAK.

BUNDAN HİÇ ŞÜPHENİZ OLMASIN!

Trump CIA Merkezinde; Biliyorsunuz medya ile devam eden bir savaşım var!

ABD Başkanı Donald Trump, görevinin ilk gününde Merkezi Haber Alma Teşkilatının (CIA) Virginia’daki merkezini ziyaret ederek medyanın kendisi ile ABD istihbarat teşkilatları arasında bir kin varmış algısını yarattığını, CIA’in yanında olduğunu söyledi.

Rusya’nın Trump lehine ABD başkanlık seçimlerini etkilediği iddiaları ile gündeme gelen Trump-CIA kavgasının ardından yeni Başkan’ın ilk durağının CIA merkezi olması ilişkilerin yumuşayacağı sinyalini veriyor.

CIA çalışanları ile bir araya gelen Trump, “Ben yüzde 1000 sizinleyim. İstihbarat toplumu ve CIA’ye yönelik Donald Trump’tan daha güçlü hisleri olan kimse yok. Arkanızdayım. Daha çok arkanızda olacağım.” dedi.

ABD medyasını dürüst olmamakla suçlayan Trump, şöyle devam etti:

İlk durağımın burası olmasının sebebi biliyorsunuz medya ile devam eden bir savaşım var. Onlar yeryüzündeki en haysiyetsiz şeyler. İstihbarat toplumu ile aramda bir kin olduğunu söylüyorlar. Benim burada olmamın sebebi bu iddiaların tam tersidir.”

Yaklaşık 400 CIA çalışanının katıldığı toplantıda Trump, “Sizi seviyorum, size saygı duyuyorum. Biz tekrar kazanmaya başlayacağız ve bunun da başını siz çekeceksiniz.” dedi.