Ana sayfa Blog

D.TRUMP’IN SAVAŞ OYUNLARI // Ahmet Kılıçaslan Aytar

0
Yeni Başkan D.Trump’ın, 2020 yılına kadar geçerli ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinin hedeflerine ilişkin sürdüreceği mücadelede;
Ulusal şovenist, militarist ve polis devleti hükümeti oluşturmaktan kaçınması gerekiyor.
Çünkü Amerikalılar ve bir çok ulustan milyonlarca insan, hegemonya ve güç siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışı talep ediyor…
 
*
O yüzden ABD’nin hukukun üstünlüğü, demokrasinin korunmasının uluslararası alanda savunulması gibi kriterlere dayanan liderliğini,
Dünya barışı ve istikrarı gibi önemli değerleri sağlamak konusundaki sorumluluğunu,
Dağıtarak birlikte yönetim sağlaması gerekiyor.
Başkan D.Trump’ın “Make America Great Again ” sloganıyla ABD’nin yükselişini sağlaması sadece bu yolla olanaklı görülüyor…
 
*
Halbuki, ABD küresel ölçekte ve Asya’da üstünlüğünü “ne pahasına olursa olsun” sürdürmenin kararındadır.
Mesela, Asya’ya Dönüş stratejisi Amerikan üstünlüğünü garantiye almayı hedefleyen kapsamlı diplomatik, ekonomik ve askeri bir proje olarak;
Gelecek otuz yılda gelişmiş nükleer silahlar için 1 trilyon dolar harcanmasını öngörüyor…
Çünkü Pentagon Çin’in nükleer bir karşı saldırıya girişme kabiliyetini yok etmeyi hedeflerken,
Çin ABD’ye misilleme yapma kabiliyetini sürdürebilmeyi öngörüyor.
 
*
Nitekim yeni Başkan D.Trump’ın kabine adaylarını belirleme sürecindeki görüşmeleri de,
Çin hükümetinden kapsamlı ekonomik ve stratejik ödün taleplerini büyük ölçüde arttırmak niyetinde olduğunu doğruluyor.
Bir askeri çatışma ve nükleer silahların kullanımıyla sonuçlanabilecek politikalar ileri sürülüyor…
 
*
Çin’e odaklanma Amerikan ulusötesi şirketlerinin çıkarlarından kaynaklanıyor.
Yeni Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, dev şirketler grubu ExxonMobil’in eski CEO’sudur.
ExxonMobil, Tillerson’ın yönetiminde Vietnam’ın ortaklığıyla ve Çin’in toprak iddialarını hiçe sayarak saldırgan bir şekilde Güney Çin Denizi’nde olası petrol ve doğalgaz alanlarına erişme peşinde koşmuştu…
 
*
Şimdi Tillerson, Çin’in Güney Çin Denizi’nde egemenlik alanı olarak iddia ettiği Spratly takımadalarındaki adacıklarda ve sığ kayalıklarda tesisler kurmasına görülmemiş karşılıklarda bulunuyor.
“Çin’e, ada yapımına son vermesini ve o adalara erişimine izin verilmeyeceği yönünde açık bir mesaj vereceğiz” diyor…
 
*
Güney Çin Denizi’nde Fiery Cross Reef’te bulunan Spratly takımadalarında Çin askeri personeli bulunuyor.
Hava sahası Çin hava kuvvetleri, suları Çin Sahil Koruması ve donanması tarafından korunuyor.
Adalara erişimin engellenmasinin tek yolu ABD askeri güçlerinin Çin Denizi’nde büyük ölçekli konuşlandırılmasından geçiyor…
 
*
Esasen ABD ve Çin gibi iki nükleer silahlı güç yalnızca Güney Çin Denizi’nde değil;
Washington’un Asya’ya dönüş stratejisi ve bölge genelindeki saldırgan askeri yığınağı eliyle kızıştırılan Kuzey Kore ile Tayvan gibi diğer tehlikeli parlama noktalarında da sık sık yüz yüze geliyor.
Bölgede nükleer silahlar, taşıyıcı sistemleri ve ilişkili teknolojiler alanında bir silahlanma yarışı sürüyor.
 
*
Çünkü karşılıklı güven eksikliği ve farklılıkların uzlaşmaz olabileceği yönünde büyüyen algı, her iki hükümeti de askeri çözümler aramaya sürüklemiştir.
ABD ve Çin hükümetleri hızla tırmanabilecek ve bir nükleer çatışmaya varabilecek bir savaş başlatmaktan birkaç kötü karar kadar uzakta bulunuyor.
 
*
Üstelik iki hükümetin yoğun askeri rekabeti, yalnızca gerilimleri ve savaş tehlikesini arttıran eşitsiz bir rekabeti gösteriyor. 
ABD’nin yaklaşık 7 bin savaş başlığına kıyasla Çin’in 260 savaş başlığı bulunuyor.
Çin’in hedefi, ABD’nin bir ilk saldırısından sağ kurtulacak inandırıcı bir nükleer caydırıcılık sağlamak iken;
Washington’ın hedefi öncelikle nükleer silahların kullanımını hiçbir zaman göz ardı etmemeye dayanıyor…
 
*
Nitekim Haziran’da ABD’nin, Güney Çin Denizi’nde “Denizcilik Özgürlüğü” operasyonu yürütmesinden,
Kuzey Doğu Asya’da, Çin’in misilleme yeteneğini etkisizleştirmeyi amaçlayan antibalistik füze sistemlerini konuşlandırılmasından sonra,
Çin; savaş başlıklarının ve füzelerin üst düzey sıkı denetimi altında ayrı ayrı depolandığı mevcut politikadan kopmuştur.
Şimdilerde nükleer silahlarla donattığı denizaltıları Pasifik’te devriye geziyor…
 
*
Trump’ın arkasındaki ekonomik çıkarların çözümlenmesi, onun Çin ile nükleer silahların kullanılması riski oluşturan topyekün bir savaş tehdidinde bulunmaktan daha fazlasına hazır olduğu konusunda kuşkuya yer bırakmıyor.
Trump, Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki toprak taleplerini reddetmenin yanı sıra,
Çin mallarına gümrük vergisi uygulanması, Pekin’in nükleer silah programına son vermesi için Kuzey Kore’ye baskı yapılması,
“Tek Çin Politikası”nı da tanımama tehdidi içeren işaretler veriyor.
 
*
Giderayak Başkan Obama, Trump’ın Tayvan lideri ile doğrudan telefonda görüşmesi nedeniyle başgösteren krizle ilgili olarak,
Tek Çin yaklaşımının Çin için çok önemli olduğunu ve ABD ile bu ülkenin arasında bulunan stabil ilişkilerin bozulmasının iki ülke için de dezavantaj olduğunu söylüyor.
“Eğer Trump uzun yıllardır devam eden ABD’nin Tek Çin politikasını değiştirmeyi ya da esnetmeyi planlıyorsa bunun hem diplomatik hem uluslararası sonuçları olacaktır” diyor.
 
*
ABD, 1979’da Çin ile diplomatik ilişkiler kurarken, Pekin’i tüm Çin’in tek meşru hükümeti olarak kabul etmiş ve Tayvan ile diplomatik ilişkileri sona erdirmiştir.
Ama Başkan D.Trump’ın, Aralık’ta 1979’dan beri ilk kez Tayvan devlet başkanı ile bir telefon görüşmesi yapması,
Onun, Obama yönetiminin Asya’ya dönüşünü diplomatik, ekonomik ve askeri anlamda daha da yoğunlaştıracağı biçiminde algılanmıştır.
Halbuki Tek Çin politikasının sorgulanması yalnızca Tayvan’ı etkilememektedir.
Özellikle Tibet’te ve Sincan’daki Çin’in parçalanmasına yol açabilecek diğer ayrılıkçı hareketlere de yol açıyor…
 
*
Çin, ciddi kaygıda olduğunu ve Tayvan’ın Çin’in egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve öz çıkarlarına dahil olduğunu vurguluyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı , Çin-ABD ilişkilerinin temeline zarar vermenin, Asya Pasifik’te ve uluslararası ölçekte barışı, istikrarı, gelişmeyi ve refahı ilgilendirdiği uyarısında bulunuyor.
 
*
D.Trump’ın Çin rekabetine ilişkin kaygısı, onun kimi Amerikalı egemenin önce Rusya’ya karşı harekete geçmeye yönelik şiddetli taleplerine karşı koyma kararlılığını güçlendiriyor.
O yüzden D.Trump ve kabinesini oluşturan milyarderler ve eski generaller hizbi, bir dizi konuda Çin ile çatışmayı kışkırtacaklarının işaretini veriyor.
ABD’nin Çin’e yönelik gündemi, Çinli kapitalistlerin yaşamsal çıkarlarını ve Çin Komünist Partisi rejiminin siyasi istikrarını hattâ varlığını tehdit ediyor.
Her ne kadar Çin Komünist Partisi kapalı kapılar arkasında uzlaşma çağrısı yapsa da, ABD nükleer savaşla tehdit etmekten başka herhangi bir yanıt verecek durumda değildir…
Çünkü ABD küresel egemenliğinin çöküşünü tersine çevirmek için her şeyi göze almış görünüyor…
 
*
Ama Barack Obama, ” Tek Çin politikasının sorgulanmasının sonuçlarını baştan sona düşünmelisiniz. Çünkü Çinliler bunu diğer konularda olduğu gibi ele almaz. Hattâ onlar çok sayıda gerilim yaşadığımız Güney Çin Denizi çevresindeki sorunlarda davrandıkları şekilde bile davranmaz. Bu, onların kendilerini nasıl gördüklerine kadar gider. Onların bu konuya yönelik tepkileri çok önemli sonuçlar doğurabilir” diyor…
 
19.1.2017

Israel: Police Question Netanyahu’s Son About His Relationship With Billionaire James Packer

0

Interrogation under caution takes place as questioning of suspects continues in other affair, involving the prime minister and media mogul Arnon Mozes. ‘Investigation won’t take too long,’ says Israel police chief.

The rise of Yair Netanyahu, the 25-year-old who has the prime minister’s ear
New leaks: Netanyahu and Mozes discuss how deeply Adelson’s daily must be cut
Israeli police were barred from questioning Netanyahu, wife simultaneously Harretz reports.

Police questioned Yair Netanyahu, the son of Prime Minister Benjamin Netanyahu, for four hours on Tuesday in connection with the so-called Case 1000, involving suspicions that the Netanyahu family received perks from wealthy businessmen. Israel Police’s Lahav 433 fraud investigation unit questioned the younger Netanyahu under caution, meaning he could be considered a suspect in committing a crime.
According to a Channel 10 television report, the police asked Yair Netanyahu about money he ostensibly received from Australian billionaire James Packer, and about the latter’s relationship with his father. According to the report, Yair Netanyahu’s line of defense was expected to be that his father had no idea who gave him the funds.
Earlier on Tuesday, Arnon Mozes, publisher of the mass-circulation daily Yedioth Ahronoth, was questioned once again with respect to the second affair connected to the prime minister, dubbed Case 2000. The police previously questioned Mozes for three hours Monday, and for eight hours on Sunday. The police’s fraud unit also brought in Amos Regev, editor-in-chief of the free newspaper Israel Hayom, to give testimony in the same case.

The affair dubbed Case 2000 focuses on suspicions that Netanyahu and Mozes discussed a deal whereby Mozes’ daily would give more favorable coverage of the prime minister in return for weakening Israel Hayom as a competitor of Yedioth.
Ron Yaron, the editor of Yedioth, gave testimony Monday in the Netanyahu-Mozes affair, as part of the police’s effort to determine whether Mozes had spoken to the editor at any time, in order to enlist him in the scheme the publisher and the premier allegedly cooked up.

The police believe that if Mozes had made such a request of Yaron – even if the latter didn’t know about the conversations with Netanyahu – that would constitute proof that the deal was actually being implemented, at least on the part of Mozes.

The police did not investigate Yaron under caution because at this point they do not believe that he was involved in executing the alleged plan.
For his part, Yair Netanyahu was to be interrogated in the context of Case 1000, which involves suspicions that he and members of his family received valuable gifts and other perks from wealthy businessmen in Israel and abroad.
About a month ago Channel 10 reported that the younger Netanyahu stayed last summer in a luxurious apartment belonging to Packer, at the Royal Beach Hotel in Tel Aviv. According to the report, a few months ago Packer’s attorney in Israel, Jacob Weinroth, met with Interior Minister Arye Dery and requested that Packer be awarded permanent residency status in the country. It was also reported that the favors Packer allegedly gave Yair Netanyahu were not limited to allowing him to use the Tel Aviv apartment, but also included vacations, private flights and a stay at a luxury hotel.
On Tuesday morning, during a tour of the Bedouin town of Rahat in southern Israel, Police Commissioner Roni Alsheich spoke about the two affairs involving Prime Minister Netanyahu, and suggested that “the investigation won’t be very long.” Alsheich spoke generally about corruption among elected officials, and said of the police that, “our job is not to collect information about them or to initiate efforts that will reveal such information – our job is to eliminate corruption and to guard the state coffers.”
He added that, “information inevitably surfaces in a democratic country. Everyone talks about everyone else, so the information arrives.”
Alsheich also spoke of the police’s role vis-a-vis Attorney General Avichai Mendelblit, explaining that, “We have to be coordinated with the attorney general and to act according to his instructions. This is a subject in which the police have less freedom of action, and the real test lies in the results.”
The police commissioner also discussed the upcoming retirement of Maj. Gen. Meni Yitzhaki, head of the police investigations and intelligence division, noting that the rounds of appointments in the Israel Police are conducted in an organized fashion. He added that Yitzhaki has acceded to the request not to leave his job “before everything is over,” as Alscheich put it, saying, “He understands that it’s not proper to retire during the course of an investigation.”

Israel: Police Officer Killed as Bedouin Riot Against Demolitions

0

YERUSHALAYIM – A police officer was killed and several people were wounded – including Arab MK Ayman Odeh – in riots that broke out Wednesday morning in the Bedouin town of Umm al-Hiran in the Negev. Also killed was the terrorist who undertook the attack. One police officer was injured as well.

Police identified the officer as 1st Sgt. Erez Levi, 34, Hy”d.

The deaths were the result of an apparent attempted car-ramming attack against a group of police officers, who were trying to keep the peace in the face of riots by residents, as authorities sought to demolish illegal structures. A jeep sped in the direction of a group of police officers, whereupon officers opened fire on the vehicle, killing the driver and a second individual. One rioter was injured and taken to a Be’er Sheva hospital for treatment. Police said that the driver was a member of an Islamist group, but this was denied by family members.

Sağ-Sol, Ülkücü-Devrimci Yok Artık, Vatan Var…

0

Çok önemli, çok sıkıntılı günlerden geçiyoruz…

Çevremizdeki ateş çemberi giderek daralıyor… İhanetin ustaları işbaşında…

Kara, kapkara bulutlar kaplamış dört bir yanımızı…

Vatan tehlikede.

Konu vatandır… Vatanın geleceğidir…

Kurtuluş Savaşından sonra, bir kez daha, ATA’mızın deyişi ile “Vatanımızı müdafaa mecburiyetine düştük…”

Bir kez daha vatanımızı savunma konumuna girdik…

Çünkü “Cebren ve hile ile” rejim değişikliği yapılmak istenmektedir…

Bir ABD planı ve tasarısı olan “Başkanlık Sistemi” halkımıza dayatılmaya çalışılmaktadır…

Eğer bu sistem kabul edilirse, 94 yıllık Atatürk Cumhuriyeti ve ulus devlet dönemi sona erecek, yerini, sonu diktatörlüğe gidecek bir başkanlık sistemine bırakacaktır…

Bu sistemde eyaletler olacak, etnik kuruluşlar ve federasyon olacak… Başkan ve yardımcıları olacak, ama asla güçlü bir ordu, demokrasi ve partiler olmayacak…

Parlamento göstermelik bir yapıya, parlamenterler kurşun askerlere dönüşecek…

Sadece iki parti kalacak…

Zaten, Cumhurbaşkanı danışmanı, AKP Kurmayı Burhan kuzu da “Başkanlık sisteminde sadece iki parti yani AKP ve CHP olacak” diye bu gerçeği açığa vurmuştu…

Bu yeni Başkanlık rejiminde Kurtuluş Savaşlarından, Kurtuluş Savaşı komutanlarından, milliyetçilikten, tam bağımsızlıktan söz edilmeyecek… İpler küresel emperyalist devletlerin elinde olacak, onlar ülkeyi istedikleri yöne sürükleyecek…

İşte bunun için Atatürkler, İnönüler milli eğitim müfredatlarından çıkarılmaya başlandı… Hazırlık o günler için bugünden yapılmaktadır…

Hedef küresel emperyalizme bağlı, din ve etnik kökenli eyaletlerden oluşan federatif bir yapı kurmaktır… Bu yapı içerisinde bağımsız eyaletler uluslararası tekeller tarafından yönetilecektir…

Bu proje 15 yıllık bir ABD – AKP projesidir ve BOP’un ta kendisidir…

RTE’yi neredeyse bir antiemperyalist kahraman ilan edenler umarım bu yoldan çark ederler ve halkı aldatma işlemine son verirler… Zararın neresinden dönülse kârdır.

Onun için şimdi biz diyoruz ki:

Şu saatten sonra artık, sağ-sol, ülkücü devrimci yok…

Milli var, gayri milli var…

Alevi-Sünni, Kürt-Türk, Laz, Çerkez yok…

Türk milleti var…

Atatürk Cumhuriyeti var…

Türk milliyetçisi var…

Küresel emperyalizm ve ortakları var, bir de onun karşısında “Tam bağımsızlıktan” yana antiemperyalist yurtsever cephe var…

Ülkücüler – devrimciler, dindarlar – laikler, solcular – sağcılar, kendimizden vazgeçtik, çocuklarımızın geleceği için birleşelim hiç olmazsa…

PAROLAMIZ VATAN, İŞARETİ NAMUSTUR…

(alieralp37@gmail.com)

Turizmde hala yerimizde sayıyoruz…

0

NECDET BULUZ

Turizmciler 2016 sezonunu büyük zararlarla kapattı. İçinde bulunduğumuz 2017 sezonundan ise umutlar artmıştı. Ancak, Türkiye’ye yapılan rezervasyonlardaki azalma ve yapılanların da iptal yoluna gidilmesi bu sezonun da iyi geçmeyeceğini gösteriyor. Büyük umutlarla girdiğimiz 2017 turizm sezonunun da sıkıntı biçimde geçeceği şimdilerde görünmeye başladı.

Özellikle Rusya ile yaşanan uçak krizinden sonra ortaya çıkan bahar havası, beklenen Rus turistlerin eskisi kadar gelmeyeceğinin belli olması ile Rusya pazarından da umutların kesilmesine neden oldu.

Alınan tüm önlemlere, yapılan onca açıklamalara rağmen turizmde hala neden yerimizde saydığımız konusunda derinlemesine bir analiz yapılamıyor.

Rusya, Uzakdoğu ve Batı’dan gelen turistlerin artık Türkiye’yi tercih etmemesinin mutlaka nedenleri vardır. Bunda yaşanan siyasi ve ekonomik kriz kadar, ülkemizde can ve mal güvenliğinin olmadığı konusunda oluşturulan havanın da çok büyük etkisinin olduğunu görüyoruz.
Bunlara zaten yıllardır yapamadığımız tanıtım eksikliklerimizi de kattığımızda önümüze çıkan tablo birçok soruya da yanıt niteliği taşımaktadır.

Türkiye’nin yerine Yunanistan, İspanya, İtalya gibi ülkeler tercih ediliyor. Özellikle Yunanistan’ın şu anda Türkiye’nin en büyük rakibi olduğu, Türkiye’ye gelmek istemeyen yabancı turistlerin % 43,7’sinin Yunanistan’ı tercih ettiği de ilgililerce ifade ediliyor.
Aslına bakılacak olursa Türkiye’den bile Yunanistan’ı tercih edenlerin sayısında artışlar yaşanmıyor mu?
Bakınız daha önce Bodrum’u, Marmaris’i, Fethiye’yi tercih eden yerli turistler şimdi Bodrum’a gelip, buradan Kos başta olmak üzere yakındaki Santorini, Mikanos, Delos, Paros, Naxos, Simi, Sakız, Midilli Samos gibi Yunanistan adalarına giderek tatillerini geçirmeye başladı. Bazıları da Kos’a gün birlik gidip- gelmekle bu tercihlerini kullanıyor.
Neden olarak da buraları daha huzurlu ve ucuz bulduklarını söylüyorlar.
Demek ki bir yerlerde çok büyük yanlışlar yapıyoruz, bu yanlışlardan dönmek için de çaba göstermiyoruz. Bugün kendi turistimiz bile Yunanistan’ı ve adalarını tercih ediyorsa buraya bir nokta koymak gerekmiyor mu?

Avrupa’nın en büyük seyahat grubu TUI’den, şimdi de Türk turizm sektörünü üzecek ve deprem havası yaratacak bir açıklama geldi, buna bakalım:
TUI tarafından yapılan açıklamada, Alman turistlerin Yunanistan’a dönük rezervasyonlarının geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre % 41 arttığı, böylece Yunanistan’ın Türkiye’yi geride bırakarak Almanların en popüler ikinci destinasyonu olduğu ifade edildi.
Açıklamada, erken rezervasyon yapan Alman seyahatçilerin sayısının geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre oldukça yüksek olduğu da belirtildi. TUI Almanya CEO’su Sebastian Ebel, ‘’Almanların yeniden erken rezervasyon yapmaya başladığını görüyoruz. Özellikle geçtiğimiz yıl tatile çıkmayan Alman seyahatçiler bu yıl tatillerini erkenden satın alma eğiliminde.’’ ifadelerini kullandı.
Ebel, Yunanistan’a dönük yaz tatili rezervasyonlarının geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 41 artış gösterdiğini de belirtirken ‘’Geçtiğimiz yaz sezonundaki güçlü performansını sürdüren Yunanistan, Türkiye’yi yerinden ederek İspanya’nın ardından Almanların en popüler ikinci destinasyonu olmayı başardı.’’ şeklinde konuştu.
TUI, 2017 yaz sezonunda Hanover, Stuttgart ve Basel’den Kos’a; Berlin Schöefeld Havalimanı’ndan ise Girit ve Rodos’a yeni direkt uçuş seferleri koyacak.
Öte yandan, açıklamada İspanya, İtalya ve Hırvatistan’a dönük talepte yüzde 10 civarı artış yaşandığı ifade edilirken; Mısır’a dönük talebin de çift haneli artış gösterdiği kaydedildi.
2016 yılının ilk 11 ayında Türkiye’yi ziyaret eden Alman turist sayısı yüzde 30.38 oranında azalarak 3.76 milyona gerilerken; 2016 yılında paket tur yoluyla Türkiye’ye gelen Almanların sayısı ise yüzde 24’lük azalışla 4.27 milyondan 3.24 milyona düştü. Türkiye, bu büyük kayba rağmen, 2016 yılında Almanların en çok tercih ettiği ikinci destinasyon oldu.
Şurası artık çok açık görünüyor:
Dış güçler Türkiye üzerinde oynadıkları oyunu turizm alanında da silah olarak kullanarak oynuyorlar. Bizi, bu alanda da çökertme çabasındalar. Türkiye’ye turist göndermeyerek bu yüzlerini de gösterdiler.

İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da basın sürekli olarak Türkiye üzerinde olumsuz hava estiriyor. Türkiye’yi savaşın ve terörün ortasında bir Ortadoğu ülkesi olarak gösterip” can ve mal güvenliğinin tehlikede olduğu ülke” görünümünde gösterme yarışındalar. Bu olumsuzlukları mutlaka silmeliyiz.

Bir de nedir bu Yunanistan ve Yunan adaları hayranlığı?

Bugünlerde daha çok birlik ve bütünlük içinde olmamız gereken günlerden geçiyoruz. Artık turizm konusunda da özümüze dönmeliyiz. Turizmden para kazanan esnafın da bu konuda daha duyarlı hareket etmesi artık kaçınılmaz hale geldi. Yerel yönetim kadrolarına da aynı çağrıyı yapıyoruz.

Sektör temsilcilerinin de, turizmimize yön verenlerin de konu ile ilgili alması gereken önlemler var. Oturmakla, boş laflarla, turizm fuarlarında hatıra fotoğrafı çektirmekle bu nişler yürümüyor. Turizmde hala yerimizde sayıyoruz artık uyanalım.
Bir başka yazımızda da bunlara detayları ile değineceğiz.

necdetbuluz@gmail.com
www.facebook.com/necdet.buluz

ERMENI YANLISI VE ERMENI KOKENLI SOZDE TURKLERIN TURKIYE ALEYHINE BIRLESME CAGRISI

0

TURKIYEMIZIN ICINDE BOYLE KISILER MALESEF TUNEKLEMIS DURUMDA

BILGI ICIN ILETILMISDIR ,, TURKISH FORUM UN GORUS VE CALISMALARININ TERSINI YANSITMAKTADIR

PKK NIN ICINE COREKLENMIS ERMENI KOKENLILERIN (APO DAHIL) ISLEDIGI KATLIAMLARI LANETLEMEYEN

BU GURUP MENSUPLRI VE DESTEKLIYENLER BIZCE ANAYASASINDA TURKIYE ICIN BATI ERMENISTAN DIYE BAHSEDEN ERMENISTANA HEDIYE EDILMEDIR

TURKISH FORUM

From: durde-request [mailto:durde-request] On Behalf Of DurDe-Duyuru

garo-paylan-yanliz-degildir-durde-500x382.png

Garo Paylan’ın ve Ermeni halkının yanındayız!

Anayasa değişikliği görüşmeleri sırasında HDP milletvekili Garo Paylan’ın 1913 ile 1923 arasında bu topraklarda soykırımlarla ve katliamlarla yok edilen gayrimüslimlerden bahsetmesinin ardından, meclisteki diğer tüm partiler soykırım karşısındaki bildik inkârcı tutumlarını sergiledi.

AKP, CHP ve MHP benzer inkârcı bir söylemde birleşti, meclis başkanı ‘uyardı’, kürsü dokunulmazlığı gasp edilen Paylan’a üç oturuma katılmama cezası verildi. Ayrıca ‘soykırım’ ifadesinin TBMM tutanaklarından çıkarılması kararlaştırıldı.

Yazılı belgelerden soykırım ifadesi çıkarılarak, 1915’te yaşananları Anadolu halklarının belleğinden silmek mümkün değil! Bu konuda sivil toplum tarafından 10 yılı aşkın bir süredir büyük bir mücadele sürdürülüyor. Hrant Dink ve Sevag Şahin Balıkçı için adalet arayışları, Ermeni Soykırımı’nın kurbanlarının anılması, geçmişle yüzleşme çabaları… bütün bunlar tarihsel gerçeklerin ortaya çıkarılması çabalarının eseri.

Garo Paylan, bu mücadeleyi verenlerin gururu, Meclis’teki sesidir.

Hükümeti, daha önce 24 Nisan Ermeni Soykırımı’nı anma etkinlikleriyle ilgili açıklamalarında övündüğü “Türkiye’de 1915’e ilişkin çoğulcu tartışma ortamını” sağlamaya, Paylan’a yönelik nefret kampanyasının önüne geçmeye, Ermeni Soykırımı’yla yüzleşmeye çağırıyoruz.

Bu vesileyle ırkçılığa karşı sesini yükselten herkesi, 19 Ocak günü, saat 14.30’da, Hrant Dink’in öldürüldüğü yerde, Agos’un önünde yapılacak anmaya katılarak, birleşmeye davet ediyoruz.

Hepimiz Ermeniyiz!

DurDe Platformu

» Basın açıklamasını Adobe Acrobat formatında indirmek için: https://goo.gl/cfVeS0

» DurDe Platformu

» Web sitesi: www.durde.org/
» Facebook sayfası: www.facebook.com/DurDe.Platformu/
» Twitter sayfası: twitter.com/DurDeTr/
» Bize mesaj yollamak için: www.durde.org/contact/
» Listeye kayıt için: Listeye kayıt olmak istediğiniz e-posta adresinden şu adrese bir mail atın: durde-subscribe@lists.riseup.net ve ardından "SYMPA" adresinden gelen e-postayı, bir şey yazmadan yanıtlayın
» Listeden ayrılmak için: Listeye kayıt olduğunuz e-posta adresinden şu adrese bir mail atın: durde-unsubscribe@lists.riseup.net