Ana sayfa Blog

US poll hacking: Russia says MI6 ex-spy ‘runaway crook’ – BBC Reports

The UK ex-spy said to be behind accusations of Russian hacking in favour of Donald Trump in the US is “some runaway crook from the MI6”, Russia’s foreign minister says.

Sergei Lavrov said Russia did not have to prove it was not behind the hacking.

Ex-UK spy Christopher Steele is said to have prepared memos published last week alleging Mr Trump’s election team colluded with Russia which also had salacious videos of his private life.

Mr Trump says the claims are “fake”.

Mr Steele, who runs a London-based intelligence firm, was highly regarded by his bosses when he worked for the British foreign spy agency MI6, sources have told the BBC.

He has been widely named as the author of a series of memos – which have been published as a dossier in some US media.

  • The claims – how and why?
  • How did Trump ‘compromise’ claims come to light?
  • Trump’s briefing a theatre of the absurd

The allegations claim Russia has damaging information about the US president-elect’s business interests, and salacious video evidence of his private life, including claims of using prostitutes at the Ritz-Carlton hotel in Moscow.

US intelligence agencies considered the claims relevant enough to brief both Mr Trump and President Barack Obama.

Mr Trump accused US intelligence of leaking the content from a classified briefing – a claim denied by James Clapper, director of National Intelligence.

Asked by a German journalist during a news conference in Moscow, the Russian foreign minister said he was not going to prove why the allegations were “not true”.

“I thought that the presumption of innocence was in force in Germany as in other countries. So you prove it,” Mr Lavrov said.

“These are convulsions of those who realise that their time is running out,” Mr Lavrov said. “That is why various fakes are being fabricated.”

The hacking scandal dominated the US election campaign, with US spy agencies concluding Russia was behind the hacking and release of Democratic Party emails intended to damage the campaign of Hillary Clinton.

Russia has consistently denied it.

Atatürk’e, İnönü’ye Savaş açmakla Bir Yere Varamazsınız…

Öğrendiğimize göre MEB, müfredattan İnönü’yü ve “Hayatın Başlangıcı, Evrim” ünitesini çıkarmış…  Atatürk’ün yaşamı ile ilgili konularda da kısıtlamaya gitmiş…

Dünyanın neresinde görülmüştür kendi tarihi ile kavgalı bir devlet?

Dünyanın neresinde görülmüştür kendi kurucu ve kurtarıcılarını kitaplardan, ders programlarından çıkaran bir devlet?

Hemen uyarıyoruz: Bunlar boşuna çabalardır… “Dünya dönüyor” dediği için kendisini mahkûm etmek isteyen engizisyon mahkemesi üyelerine Galileo’nun söylediği gibi, “Ama dünya yine de dönüyor…”

Ama yine de Atatürkler yüreklerde yaşamaya devam edecektir…

Bu girişimlerle Türkiye’nin sorunlarını çözemezsiniz… Onları daha çok çoğaltırsınız ve Ülkemizi bölersiniz…

Çünkü Türkiye’de sadece yobazlar, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları yaşamıyor…

15 yıldan bu yana ve daha önceden harcanan tüm karşı devrimci çabalara karşın, bugün ülkemizde, yüzde ellinin üzerinde, büyük bir çoğunluk 1923 devrimine bağlıdır, Kurtuluş Savaşını ve onu yöneten Mustafa Kemalleri, İnönüleri, Kazım Karabekirleri sevip, saymaktadır…

Bu sayı her geçen gün daha da çoğalmaktadır… Bunu Anıtkabir ziyaretçi tutanağındaki sayılardan öğreniyoruz…

Çünkü Burası ne Arabistan’dır, ne Zimbabve’dir, ne de Katar’dır…

Burası 1923 devrimini yaşamış ve yeryüzünde ilk kez, “Tek dişi kalmış canavar”a, yani emperyalizme karşı “Tam bağımsızlık savaşı” vermiş ve kazanmış şanlı bir ülkedir…

TV’lerinizle, basınızla, AK trollerinizle, sadakalarınızla ve yandaş muhalefetinizle uyuttuğunuz halk, sonsuza dek uyku halinde, afyonlanmış olarak kalmayacaktır…

Büyük ozan Nazım Hikmet’in deyişi ile Bir şafak vakti karanlığın kenarından onlar ağır ellerini toprağa basıp doğruldukları zaman” vatanımızın kurtuluş günleri de başlayacaktır…

Sonra, ders kitaplarından “Hayatın Başlangıcı, Evrim” ünitesini kaldırıp, bilime, tekniğe savaş açmakla da bir yere varamazsınız…

Çünkü insanlık bilim, teknoloji, uygarlık temelinde yükselmektedir… Böyle bir girişimle son Osmanlı sultanlarının yaptığı hataya düşersiniz, emperyalist devletlerin ayakları altında ezilirsiniz…

“Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir”, teknolojidir… Çağ dışı düşünceler, hurafeler değildir…

Bilim çağdaşlık, yenilik demektir. Değişim, gelecek demektir. Şeriatçıların en büyük düşmanı ise değişimdir, yenileşmedir.

Değişimin, yenileşmenin olduğu yerde ne hurafe vardır, ne üfürükçülük ne muska…

Bilimin temel dayanağı akıldır, dincilerin ise inançtır. Bu nedenle bilimin, tekniğin tüm toplumda yaygınlaşması, gericilerin ve gericiliğin sonunu getirmek, Ortaçağ karanlığından kurtulmak demektir.

İşte siyasal İslamcılar Atatürk’ü bu yüzden sevmezler. Yani “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” dediği için sevmezler.

Çünkü bilim doğmacılığa, değişmeyen inanç kurallarına karşıdır. Hayatta tek gerçek yol gösterici bilim, fen olduğu zaman inanç, vicdanlara yerleşmek zorundadır. Din Allah’la kul arasında kaldığı sürece sömürü kaynağı, afyonlama aracı olmaktan çıkar ve siyasal İslamcılara yaşam hakkı tanımaz.

Onlar Atatürk’ü, ”Din daima siyaset aracı, menfaat aracı, istibdat aracı yapıldı. Bu hal Osmanlı tarihinde böyle idi, Abbasiler, Emeviler zamanında böyle idi” dediği için sevmezler.

Ama korkunun ecele faydası yoktur…

Siz istediğiniz kadar kitaplardan, müfredattan Atatürk’ü çıkarmaya çalışın, ama o yine yüreklerde yaşamaya devam edecektir…

Günü geldiğinde de karşınıza sıra dağlar gibi dikilecektir…

(alieralp37@gmail.com)

İşsizlik önlenebilir mi?…

NECDET BULUZ

İşsizlik giderek daha da önemli bir sorun haline geliyor. İşsizlik sorunun dünyada hemen her ülkede var olduğunu biliyor ve görüyoruz. Alınan önlemlerle bunun önlenmesi yolunda adımlar atılıyor. Bir yerde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler sorunu çözmeye yönelik çalışmalarda başarılı da oluyor. Peki, biz işsizlik sorununun neresindeyiz? Bulunduğumuz noktada çözümü nerede bulacağız?
Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) ‘in yayınladığı Ekim 2016 dönemi iş gücü verilerine göre resmi şişsizlik oranının % 11,8 olduğunu görüyoruz. Bu oranı değerlendirdiğimizde 2009 kriz yılından sonraki en yüksek düzeye ulaşan işsiz sayısı ile karşı karşıya geldiğimiz tablosu ile karşılaşıyoruz.
Resmi işsizlik oranı en son 2011’in Ocak döneminde % 11,9 düzeyinde bulunuyordu.
Buradaki ince noktaya da değinelim:
TÜİK, resmi işsiz sayılarını açıklarken buna çalışmaya hazır olup, ancak herhangi bir nedenle iş aramayanları eklemiyor. Özetle gerçek işsiz sayısı tam olarak yansıtılmıyor.
Yapılan hesaplarda 2 milyon 276 bin kişi resmi işsizlerin dışında kalıyor. Bunları resmi işsizlere eklediğimizde gerçek işsizlerin sayısının 5 milyon 923 bine yükseldiğini görüyoruz. Bunun çok ciddi bir rakam olduğunu söylemeye gerek var mı?
İşsizlik konusunda çok yazdık ve nedenlerini de sıraladık. Bugüne bunlara fazla değinmek istemiyoruz. Yazımızın sonuna doğru bu nedenleri kısaca yineleyerek sizlerle paylaşacağız.
İşin en sıkıntılı tarafı üniversite mezunu ve genç işsizlerin sayısındaki artışın ürküntü verici boyutlara ulaşmasıdır. Yapılan istatistikî çalışmalarda her 3 üniversite mezunundan ancak birisi iş bulabildiği ortaya çıkıyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müzezzinoğlu da işsizliğin artmasından endişe ettiklerinin altını çiziyor. Bakan Müezzinoğlu “Bugünkü rakamlara baktığımızda işsizlik oranında yine artış var. Oran yüzde 11,8 oldu. Bunu en kısa zamanda bizim yüzde 10’ların altına indirememiş olmamız, hep birlikte bizim eksiğimiz veya kendimizi güvene almak düşüncemiz olur. Ülkenin dinamiklerini çok daha güçlü hale getiremezsek kendimizi de güvene almış olamayız. O nedenle çok daha güçlü dinamikler için daha cesur, daha özgüvenli adımlar atmalıyız. TOBB Başkanımızın dediği gibi ‘Bu millete inan ve güvenen mutlaka kazanır.’ Bakın siyasette de millete inan hep kazandı, kazanmaya da devam ediyor ama millete inanmayan veya milletten korkan kaybediyor, kaybetmeye de devam ediyor. Bu millete daha çok güvenmek ve daha güçlü adımları atmak hem milli ve yerlidir hem de şehitlere borcumuzdur.”diyor.
Özetle işsizliğin mutlaka % 10’ların altına indirilmesi gerektiğine vurgu yapıyor.
İşsizliği patlatan en büyük neden yatırımların olmaması. Yatırımlar olmayınca istihdam yaratılamıyor. Bir ikinci neden ekonomik nedenlerle kapanan ya da küçülen işletmelerden işçi çıkarılması da işsizliği artırıyor.
Geçenlerde yazmıştık, bugün de değinelim. Turizmdeki durgunluk, bu sektörde 500 bin kişinin işsiz kalmasına neden oldu.
Bu yıl da turizmde yine durgunluk ve kriz bekleniyor. Bu da bu sektörde çalışanları doğrudan etkileyecektir.
Asıl nedenleri araştırırken şu gerçeği de görmezden gelemeyiz:
Türkiye’de şu anda 3 milyonun üzerinde Suriyeli sığınmacı var. Bunların çoğunun işi gücü yok. Karın tokluğuna bile çalışmak istiyorlar. Birçok iş yeri ucuz işçi olarak Suriyelileri çalıştırmayı daha uygun buluyor. BU nedenle Türkiye’nin birçok yerinde vasıfsız işçi olarak Suriyeli sığınmacı çalıştırılıyor.
Bu durumda iş bulmakta zorlananlar vasıfsız işçi olarak bile iş bulmakta zorlanıyor.
Hatta birçok yerde bu nedenle tartışmaların, kavgaların bile çıktığını görmekteyiz. Ancak, iş sahipleri daha çok iş yaptırmak, vergi ve sigortadan kurtulmak ve az maaşla işçi çalıştırmayı uygun gördükleri için Suriyeli sığınmacıları çalıştırmakta ısrar ediyorlar. Aslında bu konuya bizi yönetenlerin el atması ve bir düzenleme getirmesi gerekir. Çünkü bu sorun her geçen gün daha da büyüyecek gibi görünüyor.
Türkiye’deki vasıfsız işsizler “Bizim işimizi elimizden almaya çalışıyorlar. Daha ucuza ve karın tokluğu uğruna işlerimizden oluyoruz” şeklinde yakınıyorlar.
Suriyeli sığınmacılar daha ağırlıklı olarak otellerde, lokantalarda, inşaatlarda ve taşımacılıkta çalıştırılıyor. Tarımsal alanlarda da mevsimlik işçi olarak sığınmacılardan yararlananlar da oluyor.
Yapılan açıklamalarda Türkiye’de bulunan sığınmacıların % 80’inin ülkelerine geri dönmeyeceklerinin dile getirilmesi de bu sorunun bundan sonra da devam edeceğini göstermektedir. Kaldı ki, Suriyeli sığınmacılarda çocuk doğurma oranında da çok önemli artışlar görülüyor.
Sözü fazla uzatmayalım:
İşsizliği çözmek, siyasi ve ekonomik istikrar ve hali ile kararlılık istiyor. Yatırım ve istihdamın artması gerekiyor. Gerek yerli, gerek yabancı yatırımcının önünü açmak ve teşvik gerekiyor.
Görebildiğimiz kadarı ile sorunlar belli, hastalık belli, neşter atmak, yarayı iyileştirmek için öyle sanıyoruz ki ehil ellere ihtiyaç var.

necdetbuluz@gmail.com
www.facebook.com/necdet.buluz

Reina Saldırganı yakalandı

Abdulkadir Masharipov

Yılbaşı gecesi Reina’ya saldıran terörist Abdulkadir Masharipov İstanbul Esenyurt’ta düzenlenen bir operasyonda yakalandı. Kırgız arkadaşının evinde yakalanan teröristin oğlunun da yanında olduğu söyleniyor. Evde bulunan 3 kişi daha gözaltına alındı.

Terörist sağlık kontrolünden sonra vatan caddesindeki Emniyet’e getirilecek. Bomba ile kendisini havaya uçurma ihtimaline rağmen kendisini sağ olarak yakalayan güvenlik güçlerini tebrik ediyoruz.

 

Aynı Kişiye benziyor mu?

Teröristin ilk görüntüleri diye sunulan fotoğraflar size aynı kişi gibi geldi mi?

Önergeyi oylarınıza sunuyorum

KABUL EDENLER –ETMEYENLER

Kabul edilmemiştir (!)

Meclisteki Anayasa değişikliği teklifi 1.tur oturumlarını izliyorum. Oylamalar ne için yapılıyor ki?

Zaman kaybından başka bir şey değil…

Nasıl olsa mecliste çoğunluğu olan AKP istediği oluyor sonunda.

Meclis çalışıyor, hem de sabahlara kadar değil mi?

Yazık ya! Bizde boşuna uykusuz kalıyoruz.

Sanki tam bir komedi oynanıyor.

Gülelim mi? Ağlayalım mı?

Muhalefet milletvekilleri boşuna yürek tüketiyorlar, bağırıp çağırıyorlar karşı taraf tınmıyor bile.

İş oylamaya gelince uyuklayan veya içeride çoğunluğunu göremediğimiz AKP milletvekilleri birden bire uyanıyorlar veya içeriye giriyorlar.

Görevleri sadece kendileri için oy kullanabilmek veya önergeyi ret etmek.

İnsan sinir oluyor artık.

Yahu bir önerge geçse bari yüreğim gam etmeyecek.

Ayıp oluyor, sanki insanlarla alay ediyorlar.

Allah için bir önergeyi de kabul edin ya.

Sonra, nedir o? Soru sormak 1 dakika, kürsüde konuşmak 5 dakika. Rezalet.

Milletin seçtiği vekiller millet adına konuşturulmuyorlar.

Belki diyeceksiniz ki, AKP de aynı zaman dilimi içerisinde konuşuyor.

Bunun ne önemi var, onlar zaten her zaman konuşuyorlar ve sorulara yanıt vermek işlerine gelmediği için burada kısa konuşmak işlerine geliyor.

İç tüzüğün bilmem hangi maddesine göre olabilir bu zamanlama ama tam anlamıyla berbat bir şey.

Bu tüzüğü hazırlayanlar tıpkı anayasayı hazırlarlarken de bir gün mecliste tek parti hükümranlığı olabileceğini akıl edememişler veya bilinçli hazırlamışlar.

Yazık çok yazık!

İzliyorum.

Gerek CHP nin gerek MHP nin verdikleri tüm önergeler ret ediliyor.

Sonra da bu meclis halkın iradesini yansıtıyor ha?

Hadi canım oradan.

Böyle bir mecliste mutabakat olabilir mi?

Meclis demek 7,5 senedir AKP demek.

AKP halkın şimdiki araştırmalara göre ancak % 28 zini elinde tutabiliyorsa, bu kadar işsizlik ve yolsuzluk karşısında beklide o kadarını bile temsil etmiyor.

Böyle bir durumda başbakanın sık ,sık söylediği halkın iradesi meclistedir sözü ne kadar inandırıcıdır ki?

Velhasıl bu Anayasa diğer bir yazımda yazdığım gibi 12 Eylül darbesinin devamı olan, eksikleri şimdi tamamlanan AKP dayatması ile yapılan ve yapılışı da antidemokratik olan bir anayasa teklifidir.

Değişiklikte halk yararına bir şey yoktur ve AKP nin kendisini güvenceye almak, ileride başbakanı başkan yapabilmek rejimi değiştirmek için hazırlanmıştır.

Bu durumda muhalefetin hiçbir önergesi, gen sorusu kale alınmayacaktır. Bizler de muhalefet partileri bir şey yapmıyor diye söylenip duralım.

Adamlar ne yapsınlar ya?

Çözüm halkın kendisindedir.

Yani bizlerdedir.

Sevgiyle kalın.

Not:   Senaryo hep aynı… Bu 6 yıl önce yazdığım bir yazıdır.

Ne değişti?

Bizler ne yapabildik?

Her yazımda dediğim gibi Atatürk’te birleşerek demokratik yollardan başarı kazanırız ancak.

Zaman zaman eski yazılarımı sizlere sunacağım.

Bugünlere geleceğimizi hep haykırmışım ama duyan olmamış.

Tünay Süer

 

Darbe gecesi evi saldırıya uğradığı için İngiltere’ye taşınan sosyetik güzel kim?

Eninde sonunda kaos herkesi vuruyor. Zengin de olsanız olaylara duyarsız kalmanız mümkün değil. Nitekim darbe gecesi sadece darbeci askerler değil bazı zenginlerin evleri de saldırıya uğramış.

15 Temmuz gecesi sokağa dökülen bir grup gerici provakasyona gelerek zenginlerin kaldığı Taxim Recidence binasına saldırıp kapıları zorlayıp katlara çıkmak isteyince özel güvenlik ile aralarında çatışma çıkmış, polis müdahale etmek zorunda kalmış.

Derin Mermerci

Bu binada ikamet eden, darbe ve saldırı travması yaşayan Derin Mermerci, eşi Cem Aydın ve ikiz kızlarının nisan ayında İngiltere’ye yerleşeceği söyleniyor.