Suriye İç Savaşında Türkmenler

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya Suriye İç Savaşı ve Suriye Türkmenleri Suriye’nin doğusunda ABD himayesindeki “teröristan” devleti kök salmaya başlarken yine ABD ve Fransa’nın desteği ile adalar istikametinden, namluları Türkiye’ye yönelik silah yığınakları hızla yükselmektedir. Osmanlıya karşı isyanından kuruluşuna ve genişlemesine her aşamada Hıristiyan dünyasının sınırsız desteğine mazhar olan komşumuzun aynı zamanda batı dünyasının nice derin politikalarının… Okumaya devam et Suriye İç Savaşında Türkmenler

Karadeniz’de Barış, Güvenlik, İşbirliği ve Mavi Karadeniz Kongresi

KASAM Vakfı ile düzenlediğimiz 7.Uluslararası Mavi Karadenzi Kongresi’nin teması “Barış, Güvenlik ve İşbirliği” idi. Birçok ülkeden 60 akademisyen ve diplomat, bu çerçevede tebliğlerini sundular. Uluslararası sorunlarda, herkesin itirazsız kabullendiği bu tema, uygulamada ulaşılmaz ve çok masraflı olabilmektedir. En saldırgan politika izleyenler dahi kendilerinin barış taraftarı olduklarını, mağduriyetlerini telafi etmekten başka amaçları olmadığını iddia ederler. Türkiye’nin komşu bölgeleri, Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu’da ise bu tür iddialar oldukça kördüğüm haline gelmiştir

İşgalden Kurtarılan Azerbaycan Topraklarından

Geçen yıl işgalden kurtarılan Karabağ’ın yanıbaşındaki Ağdam’da gördüklerimiz, derin sevinçle göz yaşartıcı hüznün muhteşem bileşkesi olarak hafızalarda kaldı. Azerbaycan’ın Bursası diyebileceğimiz her köşesi Türk-İslam tarihi kokan, yemyeşil, verimli topraklardaki programımızın konusu 15 Eylül 1918’de, Nuri İleri Paşa komutasındaki Türk ordusunun Bakü’yü kurtarmasının sene-i devriyesiydi. Bakü’deki Şehitler Meydanında annemin amcalarının izini aradım. Üç kardeş seferberlik ilanıyla cepheye gönderilmiş. Dedem yaralı olarak eve dönebildiği halde iki kardeşinin nerede şehit olduğu bilinmiyor. Mermerler üzerindeki isimler arasında Harputluları ararken Samsun, Nevşehir, Kütahya dahil bütün vilayetlerden hatta Kudüs’ten, Saraybosna’dan isimlerle karşılaştık. Çanakkale şehtiliklerinde de Balkanlar, Orta Doğu dahil Anadolu’nun her köşesinden, Bakü’den, Derbent’ten de bir sürü şehit isimleri yok mu? Bu durum, geçmişte kanları karışmış şehitler neslinin, gelecekte ortak ülkü etrafında toplanacaklarını tescil etmektedir. Bu gerçek, Hıristiyan dünyasına yaslanan Ermenistan’ın çeyrek asır sonra terkettiği toprakları niçin yakıp yıktığını da açıklamaktadır.

Afganistan-Pakistan Sınırındaki IŞİD-Horasan

ABD’nin Afganistan’dan çekilme sürecinde adı duyulan IŞİD-Horasan, herkesin merak ettiği bir örgüt haline geldi. Bir sürü de uzmanı ortaya çıktı. Bunun bölge etnik yapısının doğal bir ürünü olduğu, aslında yapının yıllardır mevcut olduğu, Taliban karşıtı örgütleşmenin temelinde Eş’arî-Mâturidî çatışmasınun bulunduğu… Bir kısmı örgütün gerçek kurucularının hazırladığı, bir kısmı kumpasın asıl sahiplerine “bizi de kullanabilirsiniz”cilerin yer aldığı, bir kısmı İslam tarihinin değerlerini daha nasıl çarpıtabileceği hevesinden kaynaklanan hezeyanlar. Öncelikle bu yazıda IŞİD-Horasan konusunda aydınlatıcı bir açıklama bulunamayacaktır, çünkü ülke ve bölge gerçeklerinden kaynaklanan böyle bir örgüt yoktur. ABD askerleri çekililirken 13 askerinin de öldüğü patlama üzerine dünya IŞİD-Horasan’ı duymuş oldu. Zaten CIA bu örgütün saldırıda bulunacağını önceden haber almış, gerekli uyarılarda bulunmuş! Saldırı gerçekleşince de Pakistan-Afganistan sınırında, örgütün üslerini eliyle koymuş gibi bombalamış!

Kabil ABD Büyükelçiliği’nde Yakılan Evrak

ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi, Uluslararası Sistem’deki dönüşümün köşe taşlarından biri olmaya adaydır. Oğul Bush dönemindeki müdahaleden sonraki başkanlar, çekilme programını gündeme getirmiş, asker sayısı azaltılmış, tam çekilme riski göze alınamamıştır. Bu riski alan Biden’ı beceriksizlikle suçlamak, arkadaki büyük kumpası farketmemektir. Çünkü Beyaz Saray’dakiler, genellikle hazırlanan menu ile iktifa etmek zorundadırlar. Trump’ın aksine beyanlarına rağmen “savaş lordları öyle istiyor” yakınmasını unutmayalım.

Yeşil Vatan Tehlikede II

“Yeşil Vatan Tehlikede I” yazımızı hazırlarken yangınlar başlamamıştı. Temennimiz bu yazı okunurken bütün yangınlar söndürülmüş olsun. Asıl tehlike ise “Yeşil Vatan”ın kalıcı olarak çölleşmeye başlamasıdır. Bununla beraber hemen her yangın haberinde, hava sıcaklığı ve düşük nem gerekçesi dillendirildi. Yangınların nedeni olarak insanlık değerlerinden nasipsiz canilerle ilgili işlemlerin yapıldığını tahmin ediyoruz. Ancak ortada bir gerçek daha var: Düşük nem oranı. Yeşil Vatanı tehdit eden unsurlardan biri de elbette küresel ısınma gerçeği. Ancak böyle bir gerçek var diye vatanın can damarlarını emmeğe kalkışmak büyük faciadır. Adam zaten yaşlanıyor diye kolunu, bacağını kırmak gibi birşey.

Yeşil Vatan Tehlikede I

Yeşil Vatan, sadece göze ve gönle ferahlık veren ağaç, bitki örtüsü değildir. Aynı zamanda hayatın vazgeçilmezi oksijendir, sudur, hubutattır, sebzedir, meyvedir, hayvan gıdasıdır, protein kaynağıdır, giyecektir… “Asker midesi üzerinde yürür” vecizesi gereği, vatan savunmasının da olmazsa olmazıdır. Çoraklaşan ve çölleşen vatanların kaderi terkedilmek, sakinlerininki yollara, gurbete düşmektir. Yeşil Vatanımız hızla yok olmakta, kaybolmaktadır. Bu süreçte küresel ısınmanın elbette etkisi var. Ancak ülkemizde insan eliyle, büyük bir umursamazlıkla, insafsızca yapılan uygulamaları yok sayarak küresel ısınmayı sorumlu tutmak büyük yalandır. Bir süre kendimizi kandırabiliriz, fakat her gün büyüyen felaketlere karşı alınması gereken tedbirlerin maliyeti sürekli artmaktadır. 10 yıl önce işe başlansaydı çok daha kolayca sonuç alınacaktı. 10 yıl sonraya kaldığında geri dönüş imkansıza yakın olacak, telafisi çok daha uzun yıllar alacak, ödenmesi gereken bedel çok daha ağır olacaktır.

Antalya Diplomasi Forumu ve Kırım Türkleri

Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF), bölgesel sorunların çözümü konusunda taslak metinlerin tartışılma ve olgunlaştırılma zemini olması son derece önemlidir. Genellikle ekonomik alandaki benzeri forumlar, kesinleşmiş gündemlerle toplanmadıkları halde güncel ve muhtemel sorunların tartışma platformunu oluştururlar. Önemli bir kısmı eski sömürgecilerin kumpası durumundaki sorunların çözümünü, eski sömürgecilerin patronluğundaki BM benzeri kurumlarda aramak tavukları tilkiye emanet etmek demektir. Mesela Etiyopya, Mısır, Sudan arasındaki baraj inşası sorunun çözümünü Arab Birliği veya İslam İşbirliği Teşkilatı benzeri örgütler yerine BM Güvenlik Konseyi’nde aramak eski sömürgecilere müdahale davetiyesi göndermek anlamına gelir.

Antalya Diplomasi Forumu ve Türk Dünyası

Antalya Diplomasi Formu (ADF), uzun hazırlık ve pandemi ertelemelerinden sonra 18-20 Haziran’da toplandı. Komşu ve bölge ülkeleri ile Türk cumhuriyetlerinden, Afrika’dan devlet başkanları, dışişleri bakanları, bölgesel örgüt temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ile akademisyenler ve öğrencilerin katıldığı forumda 21 panel düzenlendi. Programların yoğunluğundan dolayı genellikle konuşmacılara soru sorma imkanı kalmadı. Bununla beraber üç gün boyunca program aralarında ve diğer etkinliklerde soru sorma, tanışma, kaynaşma imkanı bulundu. Seçilmiş öğrencilerin bakanları, diplomatları kuşatarak cesurâne soruları programa ayrı renk kattı.

Ergene’de Balıklar ve Çevre Terör Örgütü (ÇETÖ)

Marmara’da başlayıp diğer denizlere yayılan müsilaj (deniz salyası) felaketi yıllar önce yola çıkmıştır. Bu facianın deniz yüzeyinde görülen sümük tabakalarından ibaret olduğunu zannetmek sorunun çözümsüz kalması anlamına gelmektedir. Trakya’nın kalbi Ergene zehir akmaya başlamış, balıklar sadece hatıralarda kalmış, bölge sakinlerinde kanserin her türlüsü görülmeye başlamıştır.
Bir dönem bölge insanının canı balık istediğinde bahçesinin dibindeki Ergene’ye sepet sarkar, kısmetine geleni pişirip yermiş. Halen hayatta olanlar etrafa fabrikalar kurulduğunda sevinmişler, çocuklarına iş kapısı diye yükselen bacalara selam durmuşlar. İnsanlar düzenli maaşla daha iyi kazanç sahibi olmuş, tarladaki zahmete katlanmadan birikim yapmaya başlamışlar. Hızla artan kanser vakaları sadece kenardaki paralarını değil, bazılarının evlerini, tarlalarını da alıp götürmüştür.

Almanya’nın Namibya, Fransa’nın Ruanda Soykırımları

Güney Batı Afrika Cumhuriyeti, Namibya’da Alman sömürge yönetimi 1904-1908 yılları arasında, soykırım tanımına giren suçları işlemiştir. 1948 Sözleşmesinin 13. Maddesi gereği, 20. onay veya katılma belgesi, 1951’de BM’ye gönderilince bu tarihten itibaren sözleşme hükümleri yürürlüğe girmiştir. Bundan dolayı Almanya, Namibyalı soykırım mağdurlarının girişimlerine karşı, yakın zamana kadar “o tarihte soykırım yoktu” şeklinde kendisini savunmuştur. 6 yıllık müzakerelerden sonra Almanya Dışişleri Bakanlığı, görevli korgenarlin emriyle işlenenlerin soykırım olarak tanınması konusunda anlaşmaya varıldığını duyurmuştur. Tarihinin en karanlık bölümüyle yüzleştiklerini, mağduriyetin telafisi için yatırım yanında soykırıma uğrayanların torunlarına 30 yılda 1.1 milyar Avroluk fon oluşturacaklarını söylemiştir. Bir anlamda özür ve tanıma beyanına sıkıştırılan ayrıntı ise katliamı Almanya değil de oradaki korgeneralin yaptığı iddiasıdır. Bundan sonraki süreçlerde de ülkenin sorumluluğunun olmayacağının altyapısı kurularak Alman yönetiminin Holocost itirafındaki hataya düşülmemesine özen gösterilmiştir.

Filistin ve Doğu Türkistan’daki Zulmün Ortak ve Farklı Yönleri

İsrail’in Şeyh Cerrah Mahallesi’ndeki Müslümanları cebren evlerinden çıkarmaya, Doğu Kudüs’te Müslüman bırakmamaya teşebbüsü üzerine gelişen olaylar birçok açıdan soykırım kapsamına girmektedir. İnsanların evlerinden çıkarılması, direnenlerin öldürülmesi, sakat bırakılması, sadece Müslüman oldukları için ezilmesi, yok edilmesi gibi uygulamalar, sözleşmede soykırım olarak tanımlanmıştır. Bu kapsama girmeyenlerin çoğu başta Cenevre Sözleşmeleri olmak üzere birçok Uluslararası Hukuk mutabakatına göre suç sayılmıştır. Sadece “başkentimi dizayn ediyorum” mazareti ile insanları yaka paça evlerinden çıkarmaya zorlamak hukuku ihlal kabul edilmiştir. Olayların başlangıcındaki evlerinden çıkarma hadisesinin dikkate alınmaması, batının ikiyüzlülüğünün, sahtekarlığının yeni bir örneğidir. “Ama Gazze’den gelen füzeler”e karşın İsrail’in topyekün saldırılarının yok sayılması da bu çirkinliği katmerleştirmektedir. Müslüman Türklerin yaşadığı Doğu Türkistan’ın Kudüs-ü Şerif benzeri kutsallığı olmadığı halde ekonomik ve jeopolitik önemi son derece yüksektir. Doğu Türkistan, Çin’in ihtiyaç duyduğu petrol, maden, tarım ürünleri bakımından son derece zengin olup Pakistan’a, Orta Asya’ya, Avrupa’ya giden kapısıdır. Bu bölgede Çin (Han) kimliği dışında dini, ırki, etnik olarak farklı olanları öldürmek, kısırlaştırmak, zihinsel ve bedensel sakatlıklara yol açacak şartlara maruz bırakmak, çocuklarını Çinlileştirmek, sözleşmeye göre soykırımdır.

Soykırım İddialarında Türkiye’nin Sorunu

Biden’ın Ermeni soykırım iddialarını açıklamasına karşı tepkiler, gaz alma mesajlarıyla sınırlı kalmamalıdır. Bir devletin tanıma kararının, Soykırım Hukuku açısından anlamı yoktur, çünkü soykırım olup olmadığı konusunda ancak mahkemeler karar verebilir. Bugüne kadarki ulusal ve uluslararası mahkeme kararları iddiaları zaten çürütmüştür. Bununla beraber sözkonusu ülke ABD olunca durumun rengi değişmektedir. Çünkü bu ülke dünya ticaretini kontrol eden önemli mekanizmalara sahiptir. Biden’ın tanıma anlamındaki açıklamasından sonra hangi yaptırım kararları alınacağı belli olmaz. Hukukun yerine siyasetin daha etkili olduğu zemin sözkonusu. Öncelikle ABD Kongresi’nin her iki kanadının da oybirliği ile soykırım iddialarını tanıma kararları sürecinde yapılanları sorgulamak gerekmektedir. 2019 sonundaki kararlar, “nasıl olsa başkan bunu dikkate almaz” beklentisiyle geçiştirilmişti. Halbuki daha önceki kararlar oy çokluğuyla alınmıştı, Kongrede daha önce kararlara karşı çıkan Türk dostları vardı. İki meclisin de oybirliği ile Türkiye aleyhine bu kararları almasında, Türk diplomasisinin ve ABD’deki Türkiye lobisinin “başarısı” son derece önemlidir.

Ukrayna Üzerinden Büyük Oyun

Rusya’nın Ukrayna sınırına yığınak yapması, Dombas bölgesini merkezden koparması, ABD’nin Karadeniz’e savaş gemileri gönderme kararı alıp Montrö gereği bildirimde bulunması, birkaç gün sonra gemi göndermekten vazgeçmesi, Rusya’nın Akdeniz’deki bazı savaş gemilerini Karadeniz’e çekmesi gibi savaş tamtamları arasında bir önemli hadise gözden kaçmıştır. ABD’nin Almanya’daki askeri varlığı azalmaktaydı. Ukrayna krizinin kızıştığı ortamda ABD Savunma Bakanı ile Alman mevkidaşının görüşmesinden Almanya’ya ilave 500 asker gönderme kararı çıktı.

Tek Çin, Tek Rusya, Tek Sırbistan…?

Dışişleri Bakanımız, Çin Dışişleri Bakanı’na Türkiye’nin tek Çin ilkesine bağlı kaldığını söylemiştir. Tek Çin ilkesinin anlamını ve kapsamını benzer örnekler üzerinden kurcalayalım: Mesela,

  • Türk Dışişleri Bakanının ziyaretinde, Çinli yetkili Pekin’de “Arnavutluk’tan Çin Seddi’ne Türk dünyası gerçeğini kabul ediyoruz, bu konuda her türlü desteği veriyoruz” demiş olsun;
  • Sırbistan Dışişleri Bakanı’na İstanbul’da Türk yetkili “Tek Sırbistan’ı kabul edip her türlü desteği veriyoruz. Kosova, Bosna-Hersek’teki Sırbistan, Karadağ, tek Sırbistan’ın ayrılmaz parçasıdır” demiş olsun;
  • Rus Dışişleri Bakanı’na, Berlin’de Alman mevkidaşı “Tek Rusya vardır; Kırım, Donetsk, Lugansk dahil Ukrayna, Beyaz Rusya, Dinyester, tek Rusya’nın ayrılmaz parçasıdır, aykırı düşünene Almanya’da hayat hakkı yoktur” demiş olsun… Örnekleri çoğaltabilirsiniz.

Suriye İç Savaşı’nın 10. Yılında Katiller Yarışı

Biden-Putin arasında “kim daha katil” tartışması ilginç aşamalara evrildi. Rusya’nın Washington’dan büyelçisini istişare için çağırması, diplomaside, bağların koparılmadan önce gevşetilmesi demektir. Biden’ın Putin’i seçimlere müdahale ve zehirleme gibi gerekçelerle suçlamasına karşılık, Putin’in “aynaya bakıp kendini anlatıyorsun, adını sormadım..” türünden vecizelerini Suriye üzerinden de incelemek gerek. Bu gibi tartışmalar sayesinde Rusya’nın yeniden super güç yolu açılırken ABD’nin Avrupa’daki zemininin güçlenmesi ayrı konudur. Biden-Putin’in asıl hedefi olmasa da iki ülke mahfilleri açısından katillik başlığıyla gelişen bir anlamda danışıklı dövüş, küresel politikaları açısından verimli hale gelmiştir. ABD ve Rusya istihbaratları, hangisinin kaç yüzbinlerin katili olduğu hakkında yeterli bilgilere sahiptir. Her ikisi de ülkemize sıçrayan kan gölünün baş mimarlarıdır. Bu katliamda İsrail, Avrupa ve diğer küresel güçler ile mesela Papalık gibi aktörlerin katkısı ayrı konulardır. Papa’nın hâk ile yeksân Irak gezisinin, emniyet literatüründe “katilin, cinayet mahalline uğraması” olarak açıklanması, yerinde bir tespittir. Nitekim Irak’ı ve Suriye’yi yangın yerine çeviren sürecin başında Bush’un kilise temelli evhamları da bulunmaktaydı. Irak’taki mabetleri yıkan teröristlere silahları kimin verdiği, aptalca bir soru değilse “tecâhül-i ârifâne”dir. Cevabını çok iyi bilen Papa, soruyu yanlış yerde yanlış kişilere sormuştur. Bununla beraber bu ilginç ziyaret ile başlayan asırlık, belki milenyumluk proje ayrı bir konudur.

Erivan’daki Muhtıranın Darbeler Tarihindeki Yeri

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya Erivan’daki Muhtıranın Darbeler Tarihindeki Yeri Ermenistan’ın Moskova yanlısı Genel Kurmay Başkanı Gasparyan, batı yanlısı Paşinyan’a başbakanlığı bırakması talebinde bulundu. Böylece işgal altındaki Azerbaycan topraklarında işgali sürdürmede başarısız olmanın faturasını başbakana kesmek istedi. Paşinyan ise işgal alanını daha da genişletmek, büyük Ermenistan hayaliyle daha fazla kan dökmek istemişti. Ancak “evdeki bulgurdan” da olunca… Okumaya devam et Erivan’daki Muhtıranın Darbeler Tarihindeki Yeri

Terörün Kökü ve Nigaragua-ABD Davası

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya Terörün Kökü ve Nigaragua-ABD Davası Gara’da yıllardır rehin tutulan 13 vatandaşımızın şehit edilmesi, ülkemizi yeniden yasa boğmuştur. Her fırsatta dile getirildiği gibi asker, polis, güvenlik görevlisi dahil onbinlerce şehidimizin görünüşteki katili PKK terör örgütüdür. 2021 itibariyle gerçek katilin ABD, İsrail ile bir kısmı NATO müttefikimiz olan Batılı ülkeler olduğu âşikârdır. Terör örgütünün… Okumaya devam et Terörün Kökü ve Nigaragua-ABD Davası