Yazar: Alaeddin Yalçınkaya

  • Ukrayna Bataklığındaki Rusya’nın Ermenistan Çıkmazı

    Ukrayna Bataklığındaki Rusya’nın Ermenistan Çıkmazı

    Kafkasya jeopolitiği, ihtilafların bağdaştırılmasını son derece zorlaştırmaktadır. Bir bakıma Balkanlar gibi. Sömürgecilik kültüründen gelen bölge dışı aktörlerin böl-yönet, çatıştır-sömür formülleri açısından son derece kullanılışlı bir alandır. Bu yüzden kitabımıza “Etnik Düğümden Küresel Kördüğüme, Kafkasya” adını verdik. Belirtmek gerekir ki bu düğümler bölge dinamikleri çerçevesinde her dönemde bir şekilde çözülebilmiş, yaşanan çatışmalar yeni istikrar dönemine zemin hazırlamıştır. Ancak günümüz küresel aktörleri bu girift yapıyı sırf kendi çıkarlarını daimi kılmak için bitmeyen çatışma vasıtası haline getirince düğümler, kördüğüm haline gelmiştir. Tarihte bu coğrafyada kısa ömürlü Ermeni Krallığı bilindiği halde bu devlet güçlü ailenin otoritesine dayanmakta olup Ermeni nüfusu azınlıkta idi. 19. Yüzyıl şartlarında modern devletin ulus alt yapısı olarak etnik Ermeni yoğunlaşması, Rusya sayesinde gerçekleşmiştir. Çarlık yönetimi bir taraftan Anadolu’dan, İran’dan Ermenileri cebren veya vaatlerle yerleştirirken diğer taraftan Türkleri katlederek, bölgeden uzaklaştırarak Ermenistanlaştırma projesini hayata geçirmiştir. Bu projede başta İngiltere olmak üzere diğer sömürgecilerin ayrı katkısı ve hesabı söz konusu idi. Kısaca Rusya’nın hedefi Kafkasya üzerinden sıcak denizler iken İngiltere ise Türkiye ve Türkistan arasına set çekme projesini hayata geçirmekteydi.

  • Eski Sömürgecilerin Özür Dilemesi Yeterli mi?

    Eski Sömürgecilerin Özür Dilemesi Yeterli mi?

    Geçen yüzyılın sömürgeci ülkeleri arasındaki özür yarışına Hollanda da katıldı. Daha önce Danimarka, Fransa, İngiltere, Avrupa Parlamentosu ve Papalık özür beyanlarını dile getirmişti. İlk bakışta güzel bir adım. Fakat “yeni sömürgecilik” bütün hızıyla devam ediyorsa, eski sömürgelerden hırsızlanan servetlerin iadesi bir yana hedef ülkeleri yeni metodlarla kurutma programları devreye konuyorsa bu tür özürlerin hiçbir anlamı yoktur. Hatta bu tür kuru özürler bir sonraki sömürü aşamasının zeminini teşkil etmektedir. İngiltere’nin özrüne karşın müteveffa Kraliçenin torunu Afganistan’da 25 kişiyi öldürdüğünü onurla yazarken buraya terörle mücadele etmek için gittikleri masalını teyit etmektedir. Başta kral ailesi olmak üzere hemen çoğu İngilizin benzer cinayet sabıkaları bulunmaktadır. İlginçtir ki Türkiyedekiler dahil birçok aydın da bu kuru özre inanmaktadır. Tıpkı asırlarca Asya’ya, Afrika’ya medeniyet götürüldüğüne inandırıldıkları gibi.

  • Rusya ile İlişkilerde Bağımlılık Sorunu

    Rusya ile İlişkilerde Bağımlılık Sorunu

    Rusya-Ukrayna savaşı, sonlandırılmamak üzere kurgulanırken Türkiye açısından endişe sebebi gelişmeler yaşanmaktadır. 10 ayı geçen çatışmaların, tarafsız kalmayı başaran ülkemiz açısından, müspet sayılabilecek sonuçları görülmüştür. Batılı şirketlerin Rusya’dan çekilmesiyle turizm, ticaret, dış yatırımlar açısından olumlu beklentiler söz konusu olabilir. Bununla beraber gerek NATO çatısı altında batı ittifakının görünüşte koruması altındaki Ukrayna gerekse hayati ilişkilerimizin bulunduğu Rusya bakımından şartlar kritik aşamaya gelmektedir.

  • Kazakistan-Çin İlişkilerinde Sınır Aşan Sular

    Kazakistan-Çin İlişkilerinde Sınır Aşan Sular

    Sınır aşan sular, uluslararası hukukta asgari mutabakatın sağlanamadığı alanlardandır. Genellikle ikili veya bölgesel sözleşmelere konudur. Avrupa ülkeleri arasında Tuna, başarılı sözleşmelerin imzalanıp uygulandığı bir örnektir. Ancak Tuna’da da anlaşmazlıklar nüksedebilmektedir. Fırat ve Dicle konusunda, özellikle GAP projesini engellemek üzere kışkırtılan Suriye ve Irak’a karşı Türkiye’nin taahhütleri, ortak mutabakatları bulunmaktadır. Sorunun temelinde menba (nehrin doğduğu) ile mansap (uç) ülkeler arasındaki çıkar çatışması bulunmaktadır. Doğu Türkistan’dan doğarak Kazakistan’da Balkaş Gölü’ne dökülen İli ile Obi’ye katıldıktan sonra Arktik kenarındaki Kara Deniz’e akan İrtiş nehirleri suları konusunda Kazakistan’ın sıkıntıları bulunmaktadır. Çin’in insafsızca suyu tüketmesi, Balkaş Gölü’nde kurumaya yol açmıştır. Ancak Kazakistan yönetimi sesini çıkaramamaktadır. Aynen Aral Gölü’nün kurumasında olduğu gibi sorun sadece Kazakistan’ı değil, bütün Türk dünyasını, hatta insanlığı ilgilendirmektedir.

  • İran’daki Protestolar ve Yaptırımların Güçlendirdiği Rejim

    İran’daki Protestolar ve Yaptırımların Güçlendirdiği Rejim

    Mahsa Amini’nin 13 Eylül’de gözaltına alındıktan sonra ölümüyle başlayan protestolar İran sathında ve ülke dışında yaygınlaşmaktadır. Görünüşte şiddet kullanılmayarak muhaliflerin yorulması beklenirken bazı bölgelerde protestoculara karşı silah kullanılmakta, katliamlar yaşanmaktadır. Gözaltına alınıp hızla yargılananlardan bazıları için idam dalgaları başlamıştır. Toplu idamlarda İran’ın idam tekniği son derece pratiktir: İnsanların boyunlarına kement geçirilir, ipin ucu kalasa bağlanır, vinç kalası kaldırınca onlarca kişi sallanarak can verir. Başlangıçta Amini’nin başının açması gündemde olsa da konu başörtüsü meselesini çoktan aşmıştır. İran’daki ve ülke dışındaki protestolara katılanların birçoğu başörtülüdür. Sorunu sadece örtü meselesi olarak görmek bir anlamda, özellikle muhafazakar kesim nezdinde molla rejimine destek demektir. En azından yönetim bu bahaneyle “dini” meşruiyet zeminine sığınmaktadır. Halbuki asıl sorun çok daha derinlerdedir.

  • Türk Devletleri Teşkilatı Üyeleri, KKTC’ni De Facto Tanımıştır

    Türk Devletleri Teşkilatı Üyeleri, KKTC’ni De Facto Tanımıştır

    Sovyet sonrası oluşturulan Türkçe Konuşan Ülkeler Zirvesi’nden Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) haline gelen örgütün 11 Kasım Semerkant Zirvesi’ne KKTC, gözlemci üye olarak davet edilmiştir. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan, TDT’nın üyeleri olup Türkmenistan ve Macaristan gözlemci üye statüsündedirler. Son zirve ile KKTC de gözlemci üye olarak kabul edilmiştir. KKTC Cumhurbaşkanı ve Dışişleri bakanı bu gelişmeyi haklı olarak tarihi bir gün olarak kabul etmişlerdir. AB yetkililerinin âdetâ çılgına dönemsi dahi bu kararın önemini vurgulamaktadır. Çünkü bu kararla KKTC, Türkiye dışındaki üyeler tarafından de facto (fiili) olarak tanınmış demektir.

  • Çin Komünist Partisi Kongresiyle Yükselen Totalitarizm ve Şi’nin Maolaşması?

    Çin Komünist Partisi Kongresiyle Yükselen Totalitarizm ve Şi’nin Maolaşması?

    Totalitarizm, devletin bütün kurum, kuruluş, ideoloji ve düzenlemeleriyle merkezileşmesidir. Bunun sonucu merkezdeki tek kişi ülkenin herşeyine hakim olur. Diktatörlük, otoriterlik ve totaliterliğin ortak yönleri bulunmasına karşın aralarında farklar bulunmakta, geçişler de yaşanabilmektedir. Komünist, Faşist rejimler doğası gereği totaliterdirler. Sömürge sonrası devletlerde seçimle gelen birçok lider diktatörleşmiş, sistemi totaliterleştirmiştir. Bazı eski Sovyet cumhuriyetinde sisteme demokrasi makyajı olarak başka partiler eklenmiştir. Ancak sözde muhalif partilerin programları, yöneticileri, adayları, hatta kaç milletvekili çıkaracakları dahi baştaki diktatörün kararına bırakılmıştır. Diğer totaliter sistemlerde olduğu gibi Çin’de de parti ve devlet özdeşleşmiştir. Partinin genel sekreteri/başkanı aynı zamanda devlet başkanıdır. Devlet başkanlığı yanında başkomutanlık dahil, bütün birincil koltuklar genel sekreterin uhdesindedir. Parti merkez komitesi üyeleri, devletin diğer kilit mevkilerini taksim eder. Yerel örgütlerdeki kişiler de aynı zamanda bulunduğu bölgenin yöneticileridir.

  • Türkiye İçin NATO mu, Şanghay İşbirliği Örgütü mü?

    Türkiye İçin NATO mu, Şanghay İşbirliği Örgütü mü?

    Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) 2022 Özbekisan, Semerkant Zirvesi, Türkiye ile batı kurumları arasındaki ilişkilerde yeni tartışmaları gündeme getirdi. AB, daha AET iken ilişkiler kurulmuş, sözleşmeler imzalanmış, 2005’de üyelik müzakereleri başlamıştır. Hiçbir üyenin yaşamadığı oyalamalar, engellemeler, 2022 itibariyle Türkiye için devam etmektedir. AB’nin önde gelenleri böyle bir üyeliğin mümkün olmadığını söylemekte, Türkiye’de de üyeliğin gerçekleşeceğine inananlar gittikçe azalmaktadır. Bununla beraber müzakere başlıkları tartışılmakta, her yıl ilerleme raporları yayınlanmaktadır. Öte yandan önde gelen NATO üyelerinin Türkiye’ye karşı düşmanca politikaları devam etmekte, Yunanistan’ın saldırganlıklarına, ihlallerine destek verilmektedir. İttifakın patronu ABD, uzun vadeli çatışmaya yetecek silahlarla Türkiye’yi batıdan ve güneyden kuşatmıştır. Bu gerçekler, Türkiye’nin batılı kurumlardaki üyeliğini tartışmalı hale getirirken akla ziyan, jeopolitik gerçeklere aykırı, haçlı saldırganlığına destek anlamına gelen çareler arasında NATO’dan çıkarak ŞİÖ üyeliği parlatılmaktadır.

  • Çin Zindanlarında TC Vatandaşları ve Diplomatik Himaye

    Çin Zindanlarında TC Vatandaşları ve Diplomatik Himaye

    Türkiye’nin yaklaşık 3 katı büyüklüğündeki Doğu Türkistan’ı Çinlileştirme projesi, bilinen Çin işkenceleri yanında en son teknolojik imkanlarla desteklenmektedir. On milyonlarca Müslümana yönelik zulüm ve tecavüzlerde milyonlarca Çinli görevlendirilmiştir. Kamplardakiler gibi evlerindekiler de izlenmekte, uygun görülen seçilmekte, kirli amaçlarla kullanılmaktadır. Fotoğraflar, videolar, resmi belgelerin önemli bir kısmının dijital tekonoloji sayesinde dünya ile paylaşılabilmesi, Müslümanları sessizce yok etmek isteyenlerin aşamadıkları bir ironi haline gelmiştir. Bu gerçekleri inkar eden yönetim için tek yol vardır: Başta Doğu Türkistan’da yakınları olanlar olmak üzere isteyen herkes Kaşgar’dan, Aksu’ya, Beşbalık Urumçi’ye, Tarım’a, Turfan’a, Hoten’e… köyleri, mahalleleri, evleri polis olmadan ziyaret edebilmeli, istediği kişilerle görüşebilmeli, kamplardakilerle gözetleme olmadan dertleşebilmeli, camilerin yıkılmadıklarını, ayakta kalanların eğlence mekanlarına dönüşmediklerini gözleriyle görebilmeli, gelerek herkese anlatabilmelidir. Sadece çıkar ilişkisi olan Çin işbirlikçileri değil milyonlar rahatlıkla bunu yapabilmelidir. Tıpkı Türkiye’nin Doğu, Güney Doğu dahil her kentine, köyüne herkesin gidebildiği gibi.

  • Kraliçenin Vefatı ve Londra’daki Kanlı Taç

    Kraliçenin Vefatı ve Londra’daki Kanlı Taç

    Aile büyüklerimizden “Elizabet, denize bat” sözünü çok duymuştum. Bir dedemin babası, Gelibolu’ya gitmiş, dönüş yok. Ermeniler tren raylarını kestiğinden giderken mi, gelirken mi uçuruma yuvarlandı, Çanakkale’de şehit mi oldu, bilen yok. Diğer dedem üç kardeşiyle Doğu Cephesine gitmiş, iki kardeşten haber yok, dedem yaralı olarak düşman revirinde gözlerini açmış. Rus mermilerinden yara izlerini ömür boyu taşıdı. Doğu Cephesindeki tezgahların altında, Doğu Türkistan’dan Kafkasya’ya Rusya ve Çin tahakkümünün tesisinde, Türkiye ile Türk dünyası arasında Ermenistanlaştırma, Farisileştirme stratejilerinin arkasında İngilizlerin bulunduğunu merhum dedemden değil de doktora tezimi yazarken öğrendim. Temel kaynaklarım İngiliz arşivlerinden.

  • Rusya-Ukrayna Savaşında Avrupa’yı Cendereye Alan Avrasyacılık

    Rusya-Ukrayna Savaşında Avrupa’yı Cendereye Alan Avrasyacılık

    Sömürgecilik döneminden miras bırakılan anlaşmazlıklara dayanan çatışmalar bir müddet sonra kanıksanır, gündemden düşer. Afrika’da, Asya’da savaşlar yıllarca sürüp gidebilir. Fakat bültenler genellikle bunu doğal bir durum olarak değerlendirirler. Özellikle Müslüman ülkeler arasındakileri durdurma girişimlerinin altından kızıştırmak, sürekli hale getirmek çıkar. Bombalamalar, ölümler çoğu zaman haber bile olmaz. Belirli sayıyı geçerse istatistik değeri olur. Rusya-Ukrayna savaşı ise bütünüyle farklılık arzetmektedir. Slav ırkından, Ortodoks kilisesi medeniyetinden, et-tırnak mesabesindeki iki toplumdan bahsediyoruz. Öldürülenlerin çoğu sarı saçlı, mavi gözlü! Çatışmaların şiddeti, kapsamı, tehditlerin dozu yükselmektedir. Batı ile Rusya çelişkisine dayanan bu çatışmanın kapsamı gittikçe genişlemektedir. İleri aşamalarda Türkiye’nin de durumu kritiktir.

  • Kapan’da Başkonsolosluk ve İran’ın Azerbaycan-Ermenistan Telaşı

    Kapan’da Başkonsolosluk ve İran’ın Azerbaycan-Ermenistan Telaşı

    Haber sıradan, fakat anlamı büyük: İran, Ermenistan’ın Kapan şehrine başkonsolos atadı. Kapan, Ermenistan’ın güneydoğusunda Azerbaycan sınırına 1 kilometre mesafede, nüfusu 35 bin civarındadır. 2020’de işgalden kurtarılmış, henüz iskâna açılmamış Zengilan’ın yanıbaşındadır. Kapan, Azerbaycan’a savaş, işgal, soykırım gibi ihlallerinden dolayı savaş tazminatı olarak verilmesi düşünülen Zengezur bölgesindedir. Bu durumda İran’ın Kapan’da başkonsolosluk açmasının nedenlerini araştırmak önemlidir.

  • Pelosi’nin Tayvan Ziyareti, Xi Jinping Döneminin Sonu mu?

    Pelosi’nin Tayvan Ziyareti, Xi Jinping Döneminin Sonu mu?

    Pelosi’nin Tayvan ziyareti, zamansız, kışkırtıcı, yaşlı kadının kompleksi gibi ifadelerle hafife alınmamalıdır. Kongrede muhtemelen son dönemini yaşayan Pelosi’nin daha önce de benzer eylemleri olmuştur. Fakat Tayvan ziyaretinin, “kimseyi takmayan kadın” etkinliğinin ötesinde anlamı bulunmaktadır. Kuvvetler ayrılığının başarıyla uygulandığı ABD’de kongre üyesinin faaliyeti başkanı bağlamaz. Ancak özellikle dış politikada işbirliği yolları aranır. Beyaz Saray, bu ziyaretin riskini görerek önce karşı çıktı. Sonra da Pelosi’nin böyle bir ziyaret hakkının olduğu söylendi. Önemli husus, diğer Kongre üyeleriyle gerçekleşen ziyarete katılanları taşıyan uçak Çin’in gafletinden dolayı Tayvan’a inmemiştir. Pekin yönetimi tehdit-gösteri kapasitesini sonuna kadar kullandı, tüketti, ancak karşısında donanma takviyeli uçak gemileri vardı. Yani bu ziyaret aslında Beyaz Saray ne derse desin bütünüyle bir devlet projesiydi.

  • Karabağ Konusunda Azerbaycan’a Fırsat: Gaz Tedarikinde Nabucco’ya Dönüş

    Karabağ Konusunda Azerbaycan’a Fırsat: Gaz Tedarikinde Nabucco’ya Dönüş

    Sovyet sonrası Rus dış politikasında Ukrayna’nın asıl önemi Kırım, Sivastopol deniz üssüne dayanmaktadır. Rusya, Kırım’a sahip olarak imparatorluk haline gelmiştir. Deli Petro ahfadına vasiyetinde gemi sanayiinin kurulmasında İngilizlerle işbirliğinin öneminden bahseder. Sonraki maddede evlatlarını, Baltık ve Karadeniz’e kıyıdaş olmakla vazifelendirir. Rusya Federasyonu’nun dağılmadığı takdirde Kırım’ı unutamayacağını 2005’de “Rus Jeopolitiğinin Ertelediği Sorun: Kırım” başlıklı makalemizde ele aldık. Bununla beraber Kırım’ın garantisinin Dombas’tan, hatta Odesa’dan başladığı, Ukrayna’nın kesinlikle NATO üyesi olmamasına bağlı olduğu algısı Kremlin’de gittikçe güçlenmektedir. Belirtmek gerekir ki burada yazılanların hiçbiri, Rusya’nın saldırılarını meşru kılmayıp jeopolitik gerçeğe işaret etmektedir.

  • Savaş ve İşgal Tazminatı Olarak Ermenistan’dan “Zengezur Bölgesi”ni Almak Yerine “Zengezur Koridoru” Tuzağı

    Savaş ve İşgal Tazminatı Olarak Ermenistan’dan “Zengezur Bölgesi”ni Almak Yerine “Zengezur Koridoru” Tuzağı

    Azerbaycan’ın Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti, Türkiye-İran-Ermenistan sınırında bulunan Azerbaycan eksklavı (ana ülkeyle sınırı olmayan), bir bakıma Suriye’deki Türk toprağı Süleyman Şah Türbesi statüsündedir. Nahçıvan’dan ana ülkeye bağlantı, İran veya Türkiye-Gürcistan üzerinden yapılmaktadır. Bugün Ermenistan toprağı olan Zengezur bölgesinden bağlantı önemli olup bunun adı geçtiği bölgeden dolayı Zengezur Koridoru’dur. Zengezur Koridoru’nun Nahçivan-ana ülke ötesinde önemi olup Türkiye-Türk dünyası arasında da bağlantı yolu demektir. İngiliz-Rus projesi olan Türkiye ile Türk dünyası arasına set çekme stratejisi, Moskova ve Kars anlaşmalarından sonra, 1936 SSCB Anayasası ile Sovyet iç hukuk düzenlemesi haline getirilmiştir. Türklerle meskun olan Ahıska’daki soydaşlarımızın 1944’de sürgünü de bu projenin diğer ayağını oluşturmaktadır.

  • Kazakistan’dan, Türk Dünyasından Güzel Haberler

    Kazakistan’dan, Türk Dünyasından Güzel Haberler

    Güç odaklarının bir kısmı dünyayı yangın yerine çevirmeye çalışırken diğer bir kısmının günü kurtarma, koltuğunu koruma, servetini güvenli köşelere aktarma telaşları karşısında Türk dünyasındaki sevindirici gelişmeleri paylaşmaya sıra gelmemektedir. Özellikle bu coğrafyada halk-devlet çatışması, halkın taleplerinin yok sayılması, halk fakirleşirken sınırlı üst kademe çevresi ile yabancı yatırımcıların kazanması esastır. Katılımcı rejim ile istikrar arasındaki çelişkilerde genellikle istikrar tercih edilir. Çoğu zaman istikrar bahanesiyle yönetimin hesap sorulmazlık vasfı güçlendirilir. Bununla beraber demokratikleşme yönündeki küçücük adımlar dahi paket provokasyonlar ile yerle bir edilir. Aşağıda özetlenen Kazakistan anayasasındaki sevindirici adımların türlü provokasyonlara kurban edilmemesi temennimizi de şimdiden belirtelim.

  • Buğday Tarlası Yakanlar ve Pasaport Yırtanlar

    Buğday Tarlası Yakanlar ve Pasaport Yırtanlar

    Modern terörizmin halkı galeyana getirme, hedeftekileri ortadan kaldırma, toplumsal olaylarla sesini duyurma gibi birçok türleri bilinmektedir. Bu süreçte güvenlikli askeri birimlerden çok yumuşak hedeflere yönelme söz konusudur. İstasyonlarda, statlarda, sinemalarda, caddelerde patlatılan bombalar gibi. Eylemler öncesinde başka devletlerin desteği ile masraflı bir eğitim dönemi olabilir. Yunanistan Lavrion kampında eğitilmiş teröristlerin Türkiye’de birçok yerde orman yangını çıkartmaları, terörizm tarihinde ilklerindendir. Tam da hasat zamanı gelmiş, altın sarısı bereket deryalarını yangın yerine çevirmek, zeytinlikleri tutuşturmak da bu çirkinlikler tarihinde ilklerden olarak karşımıza çıkmaktadır.

  • Avrupa, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımını Gerçekten İstiyor mu?

    Avrupa, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımını Gerçekten İstiyor mu?

    İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusunda Türkiye’nin itirazları, AB açısından paratöner fonksiyonu görmektedir. Bütün NATO üyeleri, bu iki kritik ülkenin üyeliğini sanki iştiyakla beklerken sadece Türkiye veto ediyormuş izlenimi, uygun bir meta olarak kullanılmaktadır. Akşam sabah şehit cenazeleri gelirken terörle mücadelede müttefiklerince sırtından hançerlenen Türkiye, yeni müttefiklerle bu ihanetin daha da genişleyeceğini her fırsatta dile getirmelidir. Bununla beraber konunun daha derin boyutları bulunmaktadır: 1. Başta Almanya olmak üzere diğer üyeler, NATO’nun, Rusya’nın hassas yerlerine kadar genişlemesini ne kadar destekliyor? 2. NATO’nun mevcut üyelerinin terör örgütüne hamilik derecesi, muhtemel üyelerinden en az yüz kat fazla! 3. NATO’nun genişlemesinin Türkiye-Rusya İlişkilerine etkisi.