ÜLKÜCÜLÜK YENİDEN TANIMLANMALI VE KONUMLANDIRILMALIDIR!


Abdurrahim Karakoç’tan sonra Ozan Arif’in ölümü de bir kez daha gösterdi ki; Ülkücülüğün yeniden tanımlanmaya ve konumlandırılmaya ihtiyacı vardır.
Çünkü özellikle MHP ile iltisaklı olup kendilerini Ülkücü olarak tanımlayan kesimden, hayatlarında kendilerini sürekli Ülkücü olarak tanımlamış bu iki düşünce adamına, bu iki filozofa hakaret edenler, vefatlarından duydukları gizli sevinci izhar edenler var.
Bunu, o kesime ait mevkutelerde çıkan haber yorum ve yazılarla, sosyal medya paylaşımlarından açıkça görüyoruz.
Hatta Samsun’un Çarşamba İlçesi Ülkü Ocakları Başkanı İlhan Arıcı’nın, Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nden gelen “Ozan Arif’in cenazesine katılım olmayacak” talimatını protesto için görevinden istifa ettiğine dair haberler çıktı medyada(1).
Daha da kötüsü; son nefesine kadar Ülkücü olduğunu haykıran 70 yaşındaki Ozan Arif’in cesedi hastane morgunda kaldırılmayı beklerken MHP İstanbul İl Başkanlığı Silivri’de şarkıcı Altay’a konser verdiriyor; cenazenin Samsun’da tekbirlerle defnedildiği saatlerde Ülkücü Hareketin Lideri olduğu varsayılan Devlet Bahçeli’nin memleketi Osmaniye’de Ülkücü Mustafa Yıldızdoğan konser veriyordu!
Bu umursamazlığın ve hoyratlığın sebebi ise Abdurrahim Karakoç ve Ozan Arif’in, bu iki düşünce adamının, MHP’nin mevcut yönetimine cephe almış olmalarıdır.
Oysa ben yakından biliyorum ki; Devlet Bahçeli ve Kemal Kılıçdaroğlu, Abdurrahim Karakoç’un cenaze namazını aynı safta yan yana kılmışlardı.
Demek ki; A.Karakoç ve Ozan Arif gibi düşünce adamlarının birleştirici bir yanları da var.
Aynı tavır, Ozan Arif için de sergilenebilirdi.
Oysa tam tersi sergilendi; üstelik MHP 14 ve 15 Şubat günlerinde olmak üzere üst üste iki gün konser verdirip, adeta eğlence partileri düzenledi!
Bu durumda, 1980 öncesinin devrimcilerinden ve belki de Ozan Arif’in şiirleriyle ve Türküleriyle gaza gelen Ülkücülerin hedefi olan Selçuk Haznedar’ın söylediklerini tarihe not düşme adına burada zikretmek gerekiyor.
Selçuk Haznedar “Akıllı düşman akılsız dosttan yeğdir” atasözünü doğrularcasına Ozan Arif’in vefatı üzerine şöyle demiş yazdığı yazıda:
“Ozan Arif, Gençlik yıllarımızın ülkücü ozanıydı. Belki de Nihal Atsız damarıydı.. Sultan Galiyev, Ziya Gökalp, Nurettin Topçu, Cemil Meriç damarı… Kuvayı Milliye damarı, yurtseverlik damarı…. İşte bu ayrışmada bir çok namuslu, yurtsever ülkücüyle birlikte tavır aldı Ozan Arif… Bir duruşu, bir kaygısı, vicdanı olan idealist insanlardandı.. Anti emperyalistti.. Devşirilmedi.. Zulme-sömürüye-ülkeyi satanlara karşıydı.. Türkiye namuslu bir çocuğunu, bir yurtseverini kaybetti… Rahmet olsun…”(2).
Kendisiyle yaptığımız bir ikili sohbette rahmetli Abdurrahim Karakoç’un Musa Eroğlu ve Mahzuni Şerif ile olan ilişkilerinden hareketle söylediği “Beni topluma tanıtanlar solcular ve Marksistler olmuştur” sözü hâlâ kulaklarımda çınlamaktadır.
Şimdi denilecektir ki; Abdurrahim Karakoç ve Ozan Arif, bu iki isim filozof değil, şairdir.
Evet, onlar şiirleriyle tanındılar ama aynı zamanda o şiirlerin arkasında bir düşünce ve felsefe dünyaları vardı onların.
Onlar düşüncelerini, felsefelerini, dünya görüşlerini şiirleriyle, türküleriyle dile getiren iki düşünce adamıdır bizim için.
Bu anlamda Mevlana da bir şairdir ama onu hiç kimse şair olarak kabul etmiyor. Çünkü o bir düşünce adamıdır. Sadece düşüncelerini Mesnevî adı verilen eserindeki şiirlerle açıklamıştır. E o zaman Abdurrahim Karakoç ve Ozan Arif de aynısını yapmışlardır. Bu durumda onlar da birer filozof ve düşünce adamıdırlar bize göre.
*
Yaptığım küçük araştırmadan anlayabildiğim kadarıyla Ülkücülük/Ülkücü tabiri 1968 yılında girmiştir siyasi literatürümüze.
Ülkü, Ülkücü, Ülkücülük gibi kavramların kökeninin, Ziya Gökalp’ın kullandığı “Millî mefkure (ülkü)” ve Nihal Atsız ve Türkçülerin kullandıkları “Millî Ülkü” terimlerine kadar uzandığı kabul edilse de, bu kavramların 1968 yılından itibaren daha çok duyulmaya başladığını söylemek mümkündür.
1965’te Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin (CKMP) yöneticisi olan Alparslan Türkeş’in Atatürk’ün ilkelerini temel alan görüşlerinden hareketle oluşturduğu ve CKMP ile MHP’nin programlarının temelini teşkil eden “Dokuz Işık” doktrininde bulunan ilkelerden birisi de Ülkücülük adını taşıyordu.
1966 ve 1968’deki Senato seçimlerinde “Tek idealist parti” sloganı kullanılmış, CKMP’nin gençlik hareketi için kullanılan “Milliyetçi Toplumcu” sıfatının “Nasyonal Sosyalizm”i çağrıştırmasından dolayı “Ülkücü” sıfatı ön plana çıkmıştır. Çünkü savunulan görüş, faşizm, sosyalizm, kapitalizm ve liberalizm gibi yabancı akımlara karşı idi ve Nasyonal Sosyalizmle ilişkilendirilmemek için “Milliyetçi Toplumcu” sıfatı kullanılmak istenmemiştir(3).
Ayrıca, Ülkü Ocakları’nın CKMP’nin gençlik teşkilatı olarak Alparslan Türkeş ve Dündar Taşer tarafından 1968 yılında kurulduğuna ilişkin yazılar da var medyada.
CKMP, 1969 yılında MHP’ye dönüşünce Ülkü Ocakları da tabiatıyla MHP’nin gençlik teşkilatı haline gelmiştir.
Alparslan Türkeş’in Kurmay Albay, Dündar Taşer’in de Kurmay Binbaşı olarak 27 Mayıs darbesini yapan Askeri Cunta’nın içinde bulundukları düşünülürse; Ülkü Ocakları’nın teşkilat yapısında ve yönetim anlayışında militarist (askeri) ilkeler egemendir denilebilir.
Bu anlamda Ülkücüler tarafından atılan “Başbuğ Türkeş’in askerleriyiz” ya da “Alparslan Türkeş’in askerleriyiz” sloganının, sembolik ve simgesel bir anlamı vardır.
Hele hele örgütün yönetiminde tavizsiz bir şekilde uygulanan “Lider-Doktrin-Teşkilat sorgulanamaz” ilkesi, tamamıyla askeri örgütlenmeye özgü bir anlayışı çağrıştırmaktadır.
Bu anlayışta demokrasi ve düşünce özgürlüğü yoktur; tamamıyla emir-komuta zinciri ile işleyen bir örgütsel yapı öngörülmüştür.
Bunu kabul etmeyenler, dışlanır ve hatta gerekirse itibarsızlaştırılır!
İYİ Parti’nin doğuş sebebi ve kuruluş süreci ile kendilerine Ülkücü ve MHP’li diyen bir grubun, Ülkücülüğünü saklamayan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in evininin etrafında toplanarak kendisine gözdağı vermeye kalkışmaları olayını ve hakkında söylenenleri dikkate alırsak, ne demek istediğimiz daha net anlaşılabilir sanırım.
Oysa Meral Akşener, daha birkaç yıl öncesine kadar, MHP’nin TBMM Başkan Vekilliğini yapacak derecede parti içinde itibarlı ve saygın bir kişilikti.

Hatırlanacağı gibi; Bahçeli’nin sosyal medya hesabından “Bölmek istediğin MHP’ye yönelik vandal tutumuna devam edersen, sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsın, büyük lafı dinle!” şeklindeki sözlerine, Akşener’in partinin adresini vererek “Demirden korksak trene binmezdik” şeklinde cevap vermesi üzerine MHP Üsküdar teşkilatına mensup oldukları anlaşılan bir grup, Akşener’in evinin önünde toplanarak “Bozkurtlar burada, çakallar nerede”, “Hareketin lideri Devlet Bahçeli” sloganları atmış, Bahçeli ise bu hadiseyi “Davet verince icabet eden çıkacaktır, çıkmıştır da. Gidenler gayet normal protesto yaptılar…” şeklinde yorumlamıştır.
Bahçeli, bahse konu eylemi yapanların partisinin İl Başkanlığından izin almaksızın söz konusu eylemi yaptıklarını ve bu sebeple görevden alındıklarını ifade etmiş olsa da bu eylemin, emir komuta zinciri altında yapılan bir eylem olduğu açıktır.
Çünkü Bahçeli “Davete icabet edilmiştir” diyerek eylemin kendi bilgileri dahilinde gerçekleştirildiğini zaten baştan kabul etmiştir.
Örgütün emir-komuta zinciri altında çalıştığının bariz göstergelerinden birisi de iddiaya göre; teşkilat mensuplarına “Ozan Arif’in cenaze törenine iştirak edilmeyecek” şeklinde talimat verilmesidir.
*
Varmak istediğimiz netice şudur: Ülkücülük, yarım asırdır MHP ile özdeşleşmiş militarist (askeri disiplin içinde hareket eder) yapıdaki bir gençlik hareketidir.
Bunu, teşkilatın şimdiki başkanının sürekli olarak askeri bir disiplin içinde ve sanki yakın korumasıymış gibicesine Sayın Bahçeli’nin yanı başında olmasından da anlamak mümkündür.
Bu anlamda “Ülkücülük MHP’de yapılır” diyenler kesinlikle haklıdırlar!
Bu bakımdan bize göre; hem MHP dışında kalıp, hem de Ülkücülük taslamak, isabetli değildir.
MHP dışında kalıp “Ülkücüyüm” diyen insanlar, Türk Milliyetçisidirler ama kesinlikle Ülkücü değildirler!
Yine tekrar etmiş olalım ki; Ülkücülük bir kurumsal kimliktir ve bu sebeple kurum mensubiyetini gerektirmekle Ülkü Ocaklarına üye olmayı zorunlu kılmaktadır.
Öte yandan MHP’den ve Ülkü Ocakları’ndan ayrılmak, ayıp, günah ve davaya ihanet değildir.
Hele hele Türklükten çıkma anlamına hiç gelmez.
Ülkücülerin davası nedir ki; Ülkü Ocaklarından ayrılmak davaya ihanet olsun?
Netice de onlar da Türk Milleti’nin menfaatlerini her şeyin üstünde görüyor ve payidar olmasını istiyorlar, Türk Milliyetçileri de.
Zaten 9 Işık Doktrini’ndeki tanımlarına bakılırsa Milliyetçilik umdesiyle Ülkücülük umdesi aşağı yukarı aynı anlama gelmektedir.
Milliyetçilik; “Her şey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir.” şeklinde tanımlanırken; Ülkücülük “Türk milletini en ileri, en medeni, en kuvvetli bir varlık haline getirme ülküsüdür.” şeklinde tanımlanmıştır(4).
Bu sebeple MHP ve Ülkü Ocakları’ndan ayrılmakla, sanki günah işlemiş, davaya ihanet etmiş ya da daha açık bir tabirle söyleyecek olursak, sanki soysuzlaşmış durumuna düşmüş olmamak için hâlâ Ülkücü kimliğini ısrarla ön plana çıkarmaya çalışmak ve bu konuda MHP’lilerle ve Ülkü Ocakları üyeleriyle tartışmaya girmek, onlarla milliyetçilik yarışı yapmak, hatta işi hakaret ve küfürleşmelere vardırmak, sadece kendilerine ve Türk Milliyetçiliğine zarar vermektedir.
Türk Milliyetçiliği gibi geniş ve kapsamlı bir kavram varken, kendinizi neden Ülkücülük gibi daha dar kapsamlı ve sürekli MHP ile birlikte anılan bir kavramın içine sıkıştırmaya çalışıyorsunuz ki?
Bize göre; MHP dışında olup da “Ülkücüyüm” diyenlerin gözü hâlâ MHP’de demektir.
Bahçeli’den şahsen bir davet alsalar koşa koşa gideceklerinden emin olabilirsiniz; esasen gidiyorlar da.
Son cümle olarak şunu söyleyelim; Ülkücülük, uygulamada, bağlamından koparılarak ve tanımı dışına çıkılarak belli bir gruba hasredilmekle ötekileştirici, daraltıcı, tefrik edici bir enstrüman olarak kullanılmaktadır.
Türk Milliyetçiliği ise birleştirici, bütünleştirici, toplayıcı bir kavramdır.
Bu anlamda Türk Milliyetçiliği, Ulusalcılığı ve Milliliği de içine alan şemsiye bir kavramdır. Çünkü bizatihi Türklük, birçok alt kimliği içinde barındıran bir üst kimlik ve şemsiye kavramdır..
Aslına bakılırsa Ülkücülük, içinde din unsurunu, daha açıkçası İslami öğeleri de barındırdığı için doğal olarak daraltıcı bir kavramdır.
Zaman zaman kullanılan “Türk-İslam Ülküsü” tabiri her şeyi anlatıyor aslında ve Merhum Türkeş bu kabulü, “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman’ız” sözüyle formüle etmiştir bir anlamda.
Kaynaklar da zaten Ülkücülük ideolojisinin, Seyyid Ahmet Arvasi ve Dündar Taşer gibi ideologların girişimleriyle “Türk-İslam Ülküsü” şeklini aldığını ve hatta Sünni-Hanefi İslam söylemleriyle Anadolu’dan geniş katılımlar sağlandığını söylüyorlar(5).
“Kanımız aksa da zafer İslam’ın” şeklinde söylenen klişe de zaten bu anlayışın tezahüründen başka bir şey değildir.
Oysa dünyada İslamiyet dışındaki semavi ve dünyevi dinlere mensup, hatta dinsiz Türkler de vardır ki; Türk Milliyetçiliği bu Türkleri de içine alan geniş kapsamlı bir kavramdır…

20 Şubat 2019


1-https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/son-dakika-ulku-ocaklarinda-ozan-arif-istifasi-3554051/
2-https://www.yenicaggazetesi.com.tr/bir-devrimcinin-gozunden-ozan-arif-yorumu-223710h.htm
3- https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Clk%C3%BCc%C3%BCl%C3%BCk & https://www.ensonhaber.com/9-isik-doktrini-nedir-2012-02-24.html internet adreslerinden özetlenerek aktarılmıştır
4-https://turanbozkurt.wordpress.com/9-isik-doktrini/
5-3 nolu dipnot.

Ali Çoşkun: Bir Ömür Böyle Geçti

Eylül Fuarcılık tarafından organize edilen 13. Ankara Kitap Fuarı, 15-24 Şubat tarihleri arasında ATO Congresium Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda  düzenlenmiştir. Çok sayıda yayınevinin yer aldığı fuarda birçok yazarın imza günü buluşmalarının yanı sıra söyleşi ve konferanslar da gerçekleştirilmektedir. Bu hafta sonu fuarı ziyaret ettim. Türkçedeki “iğne atsan yere düşmez” tabiri  fuar için geçerlidir desem, doğru bir tespitte bulunmuş olurum. Çok sayıda tanınmış yazar ve düşünürün katıldığı fuardaki  ziyaretçi yoğunluğu beni çok memnun etmiştir. Çünkü, Türkiye’de okuyan, düşünen ve sorgulayan bir nesil yetişmektedir.

Uzun zamandır   tanıdığım  eski Sanayi Bakanı sayın Ali Çoşkun’un üç ciltlik Bir Ömür Böyle Geçti”  kitabını  aldım.  Değerli sanat, devlet, siyaset ve iş insanı sayın Coşkun’un hayat hikayesinin anlatıldığı kitabı 15-24 Şubat 2019 tarihleri arasında Ankara Kitap Fuarı’ndan almaları mümkündür. Sayın Coşkun 17 Şubat 2019 Pazar günü de  Hayat Yayınları tarafından düzenlenen Küreselleşme ve Teknoloji”  başlıklı  konferans vermiştir.

Kitabın Birinci Cildi “Çocukluğum, Okul Yılları, İş Hayatı, Askerlik, Yüksek İhtisas, Özel Hayatımdan Kareler”e,  İkinci Cildi “İstanbul Sanayi Odası, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Sivil  Toplum Kuruluşları”na, Üçüncü Cildi ise “Siyaset Dönemi ve Sonrası”na  ayrılmıştır. Hocam, rahmetli  Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Rifat Hisarcıklıoğlu, Nuri Gürgür, Murat Yalçıntaş, Mehmet Yazar ve  Prof. Dr. Mehmet Haberal  kitap hakkındaki görüşlerini  okurlarla paylaşmışlardır. Akıcı bir dille yazılan üç ciltlik bu eser yakın tarihimizin siyasi ve ekonomik olaylarına ışık  tutmakta ve sayın Çoşkun’un penceresinden belgeleriyle yorumlanmaktadır.

AKP’nin kuruluşunda büyük emeği geçen sayın Çoşkun, Başbakan’a “tek adamlıktan vazgeçmesini” tavsiye edince   (24 Mart 2008, Dünya) sayın Cumhurbaşkanı ile ilişkileri eski sıcaklığını kaybetmiştir.  Eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in sayın Çoşkun’un bir diğer önemli özelliği ile ilgili yorumu şöyledir: “Ali Coşkun uzun yıllardır siyasette gönüllü kuruluşlarda verdiği hizmetlerle ve İş Dünyasındaki uğraşılarıyla yoğun bir çalışma sürecinin içerisindedir. Aynı zamanda, bir dönem birlikte siyaset yaptığımız ve yol arkadaşlığı ettiğimiz önemli bir isimdir. Ekonomiye ve Sanayiye olan tutkusunun yanında Edebiyata, sanata, şiire ve musikiye değer veren bir gönül insanıdır. Yoğun çalışma süreci içerisinde sözle, yazıyla şiirle, müzikle bağını koparmamış, duygu dünyasını zinde tutmayı başarmış; duygularını çevresi ile de paylaşmıştır. Bu yönüyle kendisini tebrik etmek gerekir.”  Bazı şiirleri Amir Ateş, Rüştü Eriç, Erdoğan Tozoğlu, Necip Gülses, Kenan Günel, Yılmaz Karakoyunlu, Vedat Kaptan Yurdakul, Suat Yıldırım, Burhan Tarlabaşı, Gülbin Döngel, Süleyman Hatunoğlu, Selahattin Özses tarafından  bestelenmiştir.

Sayın Coşkun’un “akil” adamlığının yanı sıra yayınlanan şiir kitapları da vardır. Eskişehir Sakarya gazetesinde 11 Nisan 2008 tarihli yazımın başlığı şöyleydi: “Ali Çoşkun’dan Bir Şiir ve Türkiye’de Yolsuzluklar.Bu yazımda  “Zengin Öldü” şiirini okurlarımla paylaşmıştım.

Hayata fakir geldi,

Yol buldu, yolak buldu,

Nice şirketler kurdu.

Ne yedirdi, ne yedi,

Dost edinmek bilmedi,

Hak yedi, kalpler kırdı,

Hayatta hırslı kaldı.

Çabucak zengin oldu,

Yazık ki zengin öldü,

Mirasçıları üşüştü,

Bölmek için dövüştü.

Ruhu şad olsun diyen,

Yazık ki, duyulmadı!

Bu şiiri ile sayın Çoşkun çok önemli bir tespitte bulunmaktadır.  Unutmayalım. Dünya bir merdiven olup, kimileri yukarı çıkarken  kimileri de bu merdivenden aşağı iner. Burada dikkat edilmesi gereken, yukarı çıkanların  çıktıkları yerden inerken düşmemek için dürüst ahlaka   tutunmaya ihtiyaçları vardır. Çok  sevdiğim bir diğer şiirini  de paylaşmak istedim.

Bad-ı saba selam söyle o yare
Mübarek hatırı hoş mudur nedir
Nideyim yitirdim bulamam çare
Mestane gözler de yaş mıdır nedir

O nazlı canana uğrasa yollar
Bize mesken oldu kahveler hanlar
Yarin meclisinde oturan canlar
Hesap etsin aylar yıllar beş midir nedir

Emrah eder gam bülbülüm kafeste
Benim arzuhalim bildirin dosta
Kendim gurbet elde gönlüm sılada
Gitmiyor kervanım kış mıdır nedir

Önemli bir hatırlatma. Sayın Çoşkun’un kitabının Faruk Nafiz Çamlıbel’in , “Han Duvarları, Çoban Çeşmesi, Kıskanç” adlı şiirlerinin de bulunduğu  “Bir Ömür Böyle Geçti” kitabı ile karıştırılmaması gerekir.  Şimdi tam sırası. Acaba bizlerin ömrü bugünlerde nasıl geçiyor? Hepimiz mutlu muyuz?

Birleşmiş Milletler  Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı tarafından 2018 yılında  yayınlanan  Dünya Mutluluk Raporu‘na göre Türkiye mutluluk sıralamasında 156 ülke içinde 74. sırada yer almıştır. Papalık Bilim Akademisi’nde 14 Mart 2018 tarihinde açıklanan rapora göre dünyanın en mutlu ülkesi Finlandiya’dır. Finlandiya‘yı sırasıyla Norveç, Danimarka, İzlanda, İsviçre, Hollanda, Kanada, Yeni Zelanda, İsveç ve Avustralya  izlemektedir. Türkiye Belarus ile Pakistan’ın arasında 74. sırada yer almıştır. 2017’de   69. sıradaydı. Yaşadıkları ülkelerde mutlu olmayan insanlar yukarıda sayılan  ülkelere göç edebilmek için sevdiklerini Ege’nin mavi sularına bırakarak ülkelerine geri dönmekteler. Rapora göre en mutsuz ülkeler listenin sonunda Burundi yer almaktadır. Bu ülkeyi Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan, Tanzanya, Yemen, Ruanda, Suriye, Liberya, Haiti ve Malavi izliyor.

Mutluluk seviyesini belirlemek için kişi başına düşen gayri safi yurtiçi hasıla, sosyal destek, sağlıklı ömür beklentisi, yaşam tercihlerini yapabilme özgürlüğü, cömertlik, yolsuzluk algısı gibi kriterler  esas alınmaktadır. Yolsuzluk algısını belirlemek için  hem ülke yönetiminde hem de işyerinde yolsuzluğun yaygın olup olmadığı sorulmaktadır. Rapor’da  bu ülkelerde yaşayan yabancıların mutluluk seviyesi de sıralanmıştır. Başka ülkelerde doğanların en mutlu olduğu ülke yine Finlandiya’dır. Bu sıralamada sonuncu Suriye’dir. Türkiye ise 53.  sıradadır. Bu sebeple Suriyelilerin büyük çoğunluğu ülkelerine dönmek istemeyeceklerdir.

Son söz: Faruk Nafiz Çamlıbel’in  dediği gibi bir ömür bin bir murada yetmiyor olabilir.  Belki de “Hayat bir andır, o da bu andır…” 

FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ (19 Şubat 2019)

1.. İsviçre Federal Yüksek Mahkemesi geçen yıl Cenevre’de inşa edilen Ermeni Soykırımı anıtına yönelik itirazları karara bağladı. Anıtın dikilmesinin ardından, alanın protestolar için bir yer haline geleceği ve Ermeni ve Türk cemaatleri arasında anlaşmazlıklara yol açacağı yönünde itirazlar vardı. Mahkeme kararında “Vatandaşlar böylesi bir kararın sonuçlarından kesin olarak veya büyük ihtimalle etkilenecekleri durumda başvurabilir” dendi. Kararda Parc Tremblay’daki anıtın böyle bir duruma yol açmadığına dikkat çekildi. ( Bu habere verdiğim yorum aşağıda…,o.tan)
Orhan Tan – Switzerland’ s courts have always taken decisions for the interest of Armenians. That news reveal another example. I want to remind that their last biased decision was on Dr. Perincek which was rejected by the European Court of Human Rights.
https://www.panorama.am/en/news/2019/02/19/Switzerland-Armenian-Genocide-memorial/2074884

  1. Ermenistan Devlet Başkanı Armen Sarkissian, eski ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden hafta sonu boyunca Münih Güvenlik Konferansı çerçevesinde bir araya geldiler. Sarkissian’ın ofisi, Başkanın Joe Biden ile kısa bir konuşma yaptığını, 2020 seçimlerinde görev yapıp yapmayacağını sorarak gündeme getirdiğini bildirdi http://www.armradio.am/en/6828

  2. Ermenistan’da ekmek, un üretimi önemli ölçüde düşüyor. İstatistik Komitesi tarafından yayınlanan son rakamlara göre, geçtiğimiz yıl Ermenistan’da ekmek üretim hacimleri önemli ölçüde azaldı. Ermenistan, üretimin 271,3 ton olarak gerçekleştiği 2017 yılının aynı dönemine göre yüzde 2,4 oranında azalarak, 2018’de 264,7 bin ton ekmek üretti. 2018 Yılında ayrıca un üretiminde de bir düşüş görüldü. İstatistiksel verilerin gösterdiği gibi, 2018’deki un üretim hacmi, 2017 yılı sonuçlarına göre yüzde 20,4 azaldı.
    https://www.panorama.am/en/news/2019/02/19/Bread-flour/2074989

  3. 19 Şubat, Ermeni subayı Gurgen Margaryan’ ın Azerbaycanlı teğmen Ramil Safarov tarafından öldürülmesinin 15. Yıldönümü idi. Ermeni subay, Budapeşte’de Macaristan’da düzenlenen ve NATO’nun Barış için İşbirliği Ortaklığı kursunda uyurken öldü. Salı günü düzenlenen bir konferansta konuşan avukat Nazeli Vardanyan, Budapeşte Bölge Mahkemesinin Safarov’u önceden belirlenmiş cinayeti suçlu bulduğunu ve 30 yıl sonra şartlı tahliye olasılığı ile Nisan 2006’da hapis cezasına çarptırıldığını hatırlattı.
    https://www.panorama.am/en/news/2019/02/19/murder-Armenian-officer/2074784

  4. Harabağ Ermeni Yönetimi (KRY) ve Güney Osetya Cumhuriyeti Dışişleri arasında İşbirliği Anlaşması İmzalandı. (Not: Karabağ’ ın tanınması çalışmalarına devam ediliyor. Biz Kuzey Kıbrıs’ ı bütün haklılığımıza rağmen tanıtamazken Ermeniler Azerbaycan toprağı olduğu kabul edilen Karabağ’ da güya bağımsız bir devlet yaratmaya çalışıyorlar. Ancak, onların bu gayretlerini küçümsemeden değerlendirmeli ve bu hedefleri önlenmelidir…,o.tan)
    https://armedia.am/eng/news/68138/cooperation-agreement-signed-between-the-ministries-of-foreign-affairs-of-the-republic-of-artsakh-and-the-republic-of- güney-ossetia.html

  5. Ermeni Parlamentosu Başkanı Ararat Mirzoyan, yarı başkanlık sistemine geçiş için anayasa değişikliği girişimini engelledi.
    https://www.tert.am/en/news/2019/02/19/ararat-mirzoyan/2926322

  6. Ermeni Parlamentosu Başkanı Ararat Mirzoyan, yaptığı açıklamada, “”Cumhurbaşkanlığı sistemine dönüşü desteklemiyorum. Onun yerine sanırım, azami başarıya ulaşabilmek için mevcut parlamenter sistemle ilerlememiz gerekiyor” dedi.
    https://www.tert.am/en/news/2019/02/19/ararat-mirzoyan/2926322

  7. Ermenistan Ekonomik Kalkınma ve Yatırımlar Bakanı Tigran Khachatryan, “Ermenistan’ın dış yatırımcıları desteklemeye hazır olduğunu” söyledi. https://news.am/eng/news/497219.html

  8. Slovakya Dışişleri Bakanı ve AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) Dönem Başkanı Miraslov Lajcak, Karabağ konusuyla ilgili olarak Mart ayında Erivan ve Bakü’de temaslarda bulunacak. https://www.ermenihaber.am/tr/news/2019/02/19/AGİT-Karabağ-Yerevan-Bakü/148361

  9. Ekonomik Kalkınma ve Yatırımlar Bakanı Tigran Khachatryan, Almanya’ nın Ermenistan Büyükelçisi Bernhard Matthias Kiesler ve beraberindeki Alman işadamları delegasyonunu kabul etti. Bakan Khachatryan, işadamlarının Ermenistan’ı ziyaret etmesini memnuniyetle karşıladı ve “Yabancı yatırımcılar tarafından başlatılan her türlü faaliyete yardımcı olmaya hazırız” dedi. Bakan, Ermeni hükümetinin hedeflerinden birinin yatırım hacimlerini artırmak olduğunu ve yatırımların ürünleri EAEU, AB ve diğer pazarlara ihraç ettiğini belirtti. Hükümetin, Yatırımcılar için ilginç olan Eylem Planının ekonomik önceliklerini ortaya koydu. https://armenpress.am/eng/news/964830.html

  10. Ermeni yetkililer, FBI’ ın desteğiyle “devlet fonlarında yüz binlerce dolar zimmeti” ortaya çıkardılar. Soruşturma Komitesi başkanı Hayk Grigoryan ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) bölgesel hukuk ataşe asistanı Matthew Boyden ile bir toplantı yaptı.
    https://armenpress.am/eng/news/964804.html

  11. Kilikya Büyük Evinin Katolikosu Aram I, 19 Şubat Salı günü Ermenistan’a geldiğini belirtti. Aram I, ülkede üç gün geçireceğini ve Cumhurbaşkanı Ermeni Sarkisyan, Başbakan Nikol Paşinyan ile Tüm Ermeniler Katolikosu II’ yi ziyaret edeceğini bildirdi. ( Not; Aram I, eski adı Sis olan Kozan’ daki Ermenilere ait olduğunu iddia ettikleri emlak için Anayasa Mahkemesinde açtığı dava için “Bu davanın Türkiye’ deki Ermeni mülklerinin iadesi için ilk hukuki adım olduğunu” bildirmişti. Dava şu anda AİHM’ de bulunuyor.…,o.tan)
    http://www.panarmenian.net/eng/news/265617/

  12. Armenian Genocide Resource Center’ dan bugün aldığım e-postada, Maria Koinova’ ya ait “Diaspora Soykırım Tanıma Koalisyonu: Ermeniler, Asurlar ve Kürtler” başlıklı bir makale yer alıyor.
    http://armenians-1915.blogspot.com/2019/02/3680-diaspora-coalition-building-for.html?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+ArmenianGenocideResourceCenter+%28Armenian+Genocide+Resource+Center%29

  13. Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrap Mnatsakanyan, Münih Güvenlik Konferansı kapsamında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile görüştü. Ermenistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklama uyarınca, Arap dünyasıyla Ermenistan’ın sıcak dostluk bağlarını olumlu olarak değerlendiren bakan Mnatsakanyan ve genel sekreter Ebu Gayt, Ermenistan ve Arap Birliği arasında geliştirilen işbirliğinin genitletilmesi için atılması gereken adımlar konusunu da ele aldılar. Taraflar Yakın Doğu’da yaşanan gelişmeler ve Suriye’deki durumla ilgili konulara da değindi. Ermenistan Dışişleri Bakanı devletimizin, Ermeni cemaatinin sorunları başta olmak üzere Suriye’deki duruma her zaman ilgi gösterdiğini kaydetti. Zohrap Mnatsakanyan ve Ahmed Ebu Gayt başka uluslararası ve bölgesel meseleler de değerlendirdiler.
    https://avim.org.tr/tr/Bulten/ERMENISTAN-DISISLERI-BAKANI-ZOHRAP-MNATSAKANYAN-ARAP-BIRLIGI-GENEL-SEKRETERI-AHMED-EBU-GAYT-ILE-GORUSTU?

  14. Türkiye’yi ziyaret eden Ermenistan vatandaşlarının sayısı 2018 yılında artış gösterdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre 2018’de Türkiye’yi toplam 51.800 Ermenistan vatandaşı ziyaret etti. Bu, yıllık yüzde 7.37’lik bir artışın göstergesi. 2017’de bu sayı 48.320 idi, 2016’da ise 39.063 Ermenistan vatandaşı Türkiye’yi ziyaret etmişti. Bununla birlikte 2011 yılında bu rakam 73.000 olmuştu. http://www.agos.com.tr/tr/yazi/22053/turkiye-yi-ziyaret-eden-ermenistanlilarin-sayisi-2018-de-artti

SURİYE’ DEN HUKUKÎ HESAPLAŞMAYA DOĞRU // Ahmet Kılıçaslan Aytar

ABD Savunma Bakan Yardımcısı P. Shanahan, 55. Uluslararası Münih Güvenlik Konferansı’nda,
Irak ve Suriye’de İŞİD ‘e  karşı mücadeleye katkı veren koalisyon ortağı ülke temsilcileriyle bir araya geldi.
Onlara ABD’nin Suriye’den çekilişinin yol haritasını verdi…
 
*
– ABD’nin Kürtlerin kontrolündeki kuzeydoğu Suriye’den 2.000 askerinin planlı olarak çekilmesinin  bir süreç alacağını:
– Çekilirken geride oluşacak boşlukları doldurmak için hiç bir koalisyon üyesi ülkeden  taahhüt  alınmadığını: 
– Suriye Demokratik Güçlerine ISID ile mücadele misyonu için sağlanan teçhizat ve silahların geri  alınmasının askeri bir karar olduğunu:
– Türkiye’nin güvenliği ile Suriye Demokratik Güçlerine borçlu olunan manevi sorumluluk duygusu bileşkesinde  bir tür güvenli bölge düzenleneceğini:
– Güvenli bölgede bir gözlemci kuvvet ya da onun gibi bir şeyin geliştirilmekte olduğunu: 
– Hava Kuvvetleri’nin koalisyon faaliyetlerini ve güvenli bölgeyi desteklemeye devam edeceğini:
– İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer ilgili ülkelerin Suriye’de yakalanan  yaklaşık 800  IŞİD savaşçısı vatandaşını teslim alacaklarını ve yargılayacaklarını,
– Suriye’deki ABD askerlerinin Irak’a yönlendirilip- yönlendirilmeyeceğinde henüz kararsızlık yaşandığını söyledi…
 
*
Münih’te Batılı müttefikleri ve bölge ülkeleri ile ilişkilerinde zorlu bir süreçten geçen, bu sırada AB hedefinden uzaklaşan Türkiye’nin;
Suriye’nin kuzeyinde oluşturmak istediği güvenli bölgeye güçlü itirazlar geldi.
ABD, Rusya, Avrupa ve bölge ülkelerinden üst düzey katılımcıların verdikleri mesajlar, Ankara’nın güvenli bölge stratejisinin desteklenmediğini gösterdi.  
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı S. Vershinin,” Suriye’nin kuzeydoğusunda  yabancı bir birlik yoksa, en iyi çözüm Kürtler ve Şam arasında bir diyalogu başlatmaktır.
Kürtler Suriye halkının bir parçasıdır.  Aralarındaki sorunları en iyi onlar biliyor. Şam ve Kürtler arasındaki diyalogu destekliyoruz” dedi. 
 
O sırada Şam’da Devlet Başkanı B. Esad, Suriye’deki grupları yalnızca Suriye devletinin koruyabileceğini ve ordunun bu grupları Suriye’nin her santiminden uzaklaştıracağını açıklıyordu.
Türkiye’nin “kendi sınırları içinde bir isyan” la bağlantılı bir terörist örgüt olarak gördüğü YPG’ ye saldırmasından önce Suriye ordusunun bölgeye döneceğini,   
Davetsiz misafirlerin düşmanı olacağını ve Suriye’nin her santiminin kurtarılacağını söyledi…
 
*
Almanya ise Başkan D. Trump’ın Suriye’deki Kürt müttefiği  YPG tarafından yakalanan IŞİD’li yabancı savaşçıların vatandaşı olduğu ülkeler tarafından geri alınıp yargılanması çağrısını yanıtladı.
Dışişleri Bakanı H. Maas bunun ancak “bu kişilerin burada derhal mahkemeye çıkarılmasının garantiye alınması ve gözaltında tutulmaları halinde” mümkün olabileceğini söyledi.
Bu konuda Fransa ve İngiltere ile görüşeceklerini kaydetti.
 
*
IŞİD’li yabancı savaşçıların vatandaşı olduğu ülkeler tarafından geri alınıp yargılanması meselesi,
BM merkezinde uluslararası hukukun üstünlüğünde Suriye iç savaşının siyasi çözümünün, İsrail-Filistin  ve Ortadoğu  barışının en önemli unsurlarından biridir.
Rusya’da  baştan beri Suriye iç savaşında işlenen hukuk ihlallerinden Esad rejimi kadar muhalif tarafların, teröristlerin varsa bunları destekleyen ülkelerin paylarını üstlenmeleri talebindedir.  
 
*
Ancak Rusya, Suriye’ de savaş suçları işleyerek hukuku ihlâl eden bireyleri cezalandırmanın ve söz konusu suçların detaylı ve esaslı bir biçimde kategorize edilmesinin öneminden yanadır.
Bunu hem hukukun üstünlüğü, hem de savaş hukukunun geçerliliği ve gelişmesi açısından önemli buluyor.
Yeni Suriye’nin kurulmasına ilişkin bağlayıcı kararın bu bileşkeden çıkarılması, bu sistematik hukukun BM merkezinden yeni bir dünya statüsünün oluşmasına yol açmasını  talep ediyor.
Rusya “Suriye’de tek taraflı olarak tüm günahlardan Esad rejiminin suçlanması, teröristlerin yaptıkları zulüm ve muhalif güçler tarafından işlenen insani hukuk ihlallerinin göz ardı edilmesi, Bu durumun BM Genel Kurulu’nda tek taraflı kararlarla kabul ettirmek istenmesi doğru olmaz” görüşündedir.  
 
*
Rusya’nın bu konuda  Türkiye’nin terör örgütleriyle ilişkileri belirleyen, üst düzey siyasi yönetim kadrosunun ve bizzat  Erdoğan ve ailesinin karıştığı iddia edilen; 
29 Ocak 2016′ da Irak’ta İŞİD ile birlikte yürütülen yasadışı petrol ticareti,
10 Şubat’ta, Suriye’ye gönderilmek üzere yabancı teröristlerin sınırdan geçmelerinin  kolaylaştırılması ve Suriye’de harekât yürüten terörist gruplara silah tedâriki, 
8 Mart’ta, IŞİD ile birlikte yapılan tarihi eser kaçakçılığı, 
18 Mart’ta, Türkiye’den Suriye’deki IŞİD kontrolündeki topraklara yönelik silah ve cephane sevkiyatına ilişkin istihbarat raporları BM Güvenlik Konseyi’nde bekletiliyor
 
*  
Bu defa ABD, IŞİD’li yabancı savaşçıların vatandaşı olduğu ülkeler tarafından geri alınıp yargılanmasında,
Ve Suriye’nin kurulmasına ilişkin bağlayıcı hukuki  kararda,
Rusya’nın  BM merkezinden yeni bir dünya statüsünün oluşmasına yol açması  talebini,  
Tıpkı BM Sözleşmesi’ne göre gayrimeşru biçimde İran, Rusya ve Suriye’ye karşı tek taraflı yaptırımlar uygulaması yöntemi ile aşmayı tasarlıyor.
 
*
ABD yaptırımları, BM Güvenlik Konseyi’nin değil, sadece ABD’nin kararıyla alınıyor.
Uluslararası hukuka göre gayrimeşrudurlar, çünkü yaptırımları ölümcül kılabilmek için Washington üçüncü devletleri bunlara katılmaya zorluyor ki;
Bu hedef devletler için bir tehdit oluşturuyor ve  BM Sözleşmesine aykırılık oluşuyor.
Mesela ABD egemen devlet olarak diğerleriyle ticaret yapmayı reddetme hakkına sahiptir ama  hedef aldığı devletleri yaralamak için üçüncü devletler üzerinde baskı uygulama hakkı yoktur.
Ama ABD küresel liberal düzenin lideri olarak “Önce Amerika” diyor.
 
*
Şimdi  Fransa’nın senaryosu  işleyecektir.
Fransa, Paris’te bir temsilciliği olan Rojava’yı, 
Suriye Arap Cumhuriyetinin yargı kararlarını Suriye topraklarındaki tek meşru karar olarak kabul eden Fransız-Suriye Anlaşması’nı,
Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’yi,  
Fransız Anayasa’sını ihlal etmek pahasına; geleceğin Suriye Federasyonunda özerk bir devlet olarak tanıyacaktır. 
 
*
Rojava’nın özerk bir devlet olarak tanınmasından sonra kurulacak ve evrensel yargı yetkisini kullanacak bir mahkemede, Avrupalı İŞİD militanları yargılanacak,
Onların temsil ettiği ülkelerin Suriye’ye karşı oynadığı askeri role ilişkin tanıklıkları silinirken,
İlgili Rojava Mahkemesi BM Savaş Suçlarını Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı dava dosyalarını,
Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi mevcut bir organa ya da  kişinin bağlı olduğu ülkenin mahkemesine ya da Suriye’de başka bir mahkemeye aktararak militanların yargılanmasına yetki verecektir. 
 
*
O sırada Burdur’da konuşan Erdoğan,
“Mesele Suriye meselesi değil, Türkiye ve Türk milletinin beka meselesidir.
İstikbalimiz söz konusu olduğunda kimseyi gözümüz görmez.
Bu terör oluşumuna bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa ertesi gün ama yakında mutlaka ağır bir darbe vuracağız ” diye çığırmaktadır…
 
 
20.2. 2019  

Tampon bölge konusu karışık…

Necdet Buluz

Suriye’nin Fırat’ın doğusunda Amerikalıların çekilmesinden sonra nelerin oluşturulmaya çalışıldığı aşağı-yukarı belli oldu.
Türkiye “Buranın güvenliğini biz sağlamalıyız” diyor.
Rusya “Boşluğu Esad güçleri doldurmalıdır, güvenlik böyle sağlanabilir” formülünü kabul ettirmeye çalışıyor.
Amerika, bu boşluğun askerlerinin bir kısmını Suriye’de bırakma planı kapsamında Avrupa ülkelerinden Suriye-Türkiye sınırında kurulacak tampon bölgede görevlendirilmek üzere belirli sayıda asker isteyeceğini söylüyor.
Amerika Başkanı Trump ise “Buranın Esad güçlerine bırakılması düşünülemez “açıklamaları yapıyor.
Amerika’nın planları tutar ve yürürlüğe girerse ortaya çıkacak tablo hiç de parlak olmayacak.
Neden mi?
Bu Türkiye sınırının az ötesinde Batı ülkelerinin askerlerinden oluşan bir Çekiç Güç anlamına geliyor.
Anlaşıldığı kadarıyla ABD ve Avrupalı dostları PKK’nın suriye’deki uzantısı PYD/YPG’li teröristleri korumasız bırakmamakta kararlı görünüyor.
ABD’nin Güney Carolina Senatörü Cumhuriyetçi Lindsey Graham’ın yaptığı açıklamaya göre çok yakın bir zamanda Avrupa ülkelerini ziyaret eden olan ABD Başkanı Donald Trump, bu konuda muhataplarından destek isteyecek.
Almanya’nın Münih kentinde düzenlenen 55. Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan Senatör Lindsey Graham, ABD yetkililerinin, Avrupa ülkelerinden, Suriye’de Türkiye sınırı boylarında bir tampon bölge kurmak için Suriye’ye asker göndermelerini isteyeceğini, bunun kabul edilmesi halinde ABD Başkanı Trump’ın da belirli sayıda Amerikan askerini Suriye’de bırakmaya açık olduğunu söyledi.
Özetleyelim:
Amerika’nın bölgeden çekilmesi bugünkü koşullarda askıya alınabilir. Zaten açıklamalarda da “IŞİD tamamen bitmeden Amerika buradan çekilmeyecek. Çekilme ise çok yavaş olacak” deniliyor.
Söz konusu planı “IŞİD hilafeti sonrası strateji” olarak tanımlayan Graham, bu planın detaylarını Trump ile kapsamlı bir şekilde konuştuklarını belirtti.
Graham, “Başkan Trump yakında size gelecek ve yardımınızı isteyecek ve siz de umarım ki ‘evet’ diyeceksiniz ve buna karşılık ise sadece ABD’ye has kabiliyetlerimiz de Suriye’deki savaşta kalmaya devam edecek” diyor.
Görüldüğü gibi her şey kılıfına göre hazırlanmış. Sadece iş düğmeye basmaya kalıyor.
Senatör Graham’ın açıklamalarına bakılırsa ABD’nin bütün planları Türkiye’nin kendi başına karar alıp bölgeye bir harekat yapmaması üzerine kurulu.
“Biz oyun kurmazsak Türkiye Suriye’ye girer ve YPG tehdidiyle ilgilenir” diyerek baklayı ağzından çıkaran Graham, ‘Kürt milisler’ olarak ifade ettiği söz konusu örgütün ABD’ye DEAŞ ile mücadelede destek verdiğini dile getirdi.
İşin artık gizlisi- saklısı kalmadı. Bölgede nasıl bir şekillenme olacağı bütün çıplaklığı ile görülüyor.
Graham’ın şu açıklamaları da bu görüşleri doğruluyor:
“YPG, Türkiye’nin gözünde PKK’nın uzantısıdır ve sınırlarında YPG’ye katlanmayacaklar. Bu sorunu çözmek konusunda müttefikimiz Türkiye’ye borçluyuz. SDG’nin çekilip sonra savaşın kendilerini yok etmemesi için SDG’ye de borçluyuz. Bunu yaparsak gelecekte kim bize güvenerek yardım eder? Bu sorunu çözmek için güvenli bir bölgeye ihtiyacımız var. Bu güvenli bölgedeki askerler aynı zamanda DEAŞ’ın tekrar ortaya çıkmamasını takip etmelidir. Bunu yapmazsak İran batının çekilmesiyle Suriye’deki en büyük kazanan olarak çıkacaktır.”
ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan da Brüksel’deki NATO toplantıları öncesinde ABD’nin NATO’da Suriye’nin kuzeydoğusunda izleme görevi yapacak bir gözlem gücü kurulmasını teklif edeceğini söylemişti.
Diğer taraftan, ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Joseph Votel de kısa süre önce yaptığı bir açıklamada, ABD’nin Suriye’de belirli sayıda asker bırakabileceğini ifade etmişti.
ABD’de yayımlanan Washington Post (WP) gazetesi de tampon bölge konusunu gündem etti. Gazeteye göre BD Savunma Bakanlığı (Pentagon), henüz hiçbir ülke birlik göndermeyi önermese de, Suriye’nin kuzeydoğusunda tampon bölge kurma planları üzerinde çalışmaya başladı.
Plana göre Avrupalı ülkelerin 1500 asker göndereceğini belirten WP, bunun gerçekleşmesi halinde Trump’ın da 200 ABD askerini bu bölgede bırakacağını yazdı. Tampon bölgede konuşlanacak koalisyon gücünün NATO bünyesinde kurulmasını da konuşuluyor. NATO ittifakı içinden İngiltere, Fransa ve Almanya’nın tampon bölgede yer alması bekleniyor.
[email protected]
www.facebook.com/necdet.buluz

America Has No Right to Tell Armenia Not to Send a Humanitarian Squad to Syria

By Harut Sassounian

Publisher, The California Courier

www.TheCaliforniaCourier.com

The US government recently created a new and unnecessary controversy, this time with the Republic of Armenia.

It all started when the Armenian government decided to send a non-combat humanitarian squad of 83 doctors, sappers, and other servicemen to Syria to provide assistance to the important, but dwindling Armenian community in Aleppo. Armenia had previously sent four airlifts of humanitarian assistance to the Syrian people.

A Russian cargo plane flew the Armenian squad to Aleppo on February 8. Apparently, this small role played by Russia was enough to provoke the ire of the cold-warriors in Washington. On February 13, the US Embassy in Armenia released an announcement by the State Department criticizing the dispatch of the Armenian humanitarian squad to Syria.

“We do not support any engagement with Syrian military forces, whether that engagement is to provide assistance to civilians or is military in nature. Nor do we support any cooperation between Armenia and Russia for this mission,” stated the State Department.

This statement antagonized not only the Armenian government, but also the population of Armenia which the United States has been trying to win over in recent years. More importantly, this provocative US statement irritated the large Armenian-American community.

The Armenian squad’s involvement in Syria was based on several factors:

1)    Syria’s Arabs had played a critical role by providing a life-saving refuge to the remnants of the Armenian Genocide, including this writer’s grandparents. It is only fitting that the Armenian government and all Armenians reciprocate to Syria’s goodwill by coming to the rescue of the destitute local Armenians and Syrians in general.

2)    The Armenian government has sent the humanitarian squad based on an inter-state agreement signed by Armenia and Syria in 2001. Therefore, this action is not only of a humanitarian nature, but also complies with requirements of international law.

3)    The United States, on the other hand, has dispatched its Air Force and soldiers to Syria without the approval of the Syrian government, thus violating all relevant international laws. This illegal action is not committed by Armenia, but by the United States.

4)    The Trump Administration and particularly hawkish National Security Advisor John Bolton have been striving to distance Armenia from Russia and draw it closer to the American sphere of influence. Regrettably, criticizing the Armenian government’s humanitarian aid to its compatriots in Syria does not endear the United States to Armenians. Just the opposite, it antagonizes Armenians worldwide. The US position simply reflects a poor knowledge of the realities in the Middle East by Trump officials. It makes no sense to try to compel Armenia to desist from sending a humanitarian squad to Syria, knowing full well that such pressure will be rejected, making the American government look weak and ineffective. US officials should have the wisdom to know when to exert their influence and when not to. In this particular case, pressuring Armenia was counter-productive; it only served to strengthen the influence of Russia. Fortunately, such a minor issue will not undermine the friendly relationship between the United States and Armenia. Armenians understand that the US displeasure is more directed towards Russia and Iran than to Armenia itself. The US government is well aware that Armenian troops have participated in international peacekeeping missions, such as Afghanistan, Iraq, Kosovo and Lebanon.

5)    The United States government has lost its moral authority to lecture Armenians on any subject given the fact that successive US Presidents in recent decades have refused to utter the term Armenian Genocide under pressure from the despotic Turkish regime.

The Armenian Foreign Ministry spokeswoman Anna Naghdalyan reacted to the State Department’s statement by declaring that “throughout the Syrian conflict the plight of civilians, minorities, including the sizable Syrian-Armenian community has consistently been a priority concern for the Armenian people worldwide. The Armenian public opinion strongly reflects deep compassion and concern for the sufferings of civilians and the devastation of the country. We speak about a country which has had an indispensable contribution for the survival of the Armenian nation in the wake of the Armenian Genocide.”

Naghdalyan also stated that the deployment of the humanitarian mission to Syria is intended to support the Armenian community in Aleppo. “It is a purely relief mission guided by International Humanitarian Law and [Armenia] coordinates its work with the relief agencies and international partners present on the ground.”

Going a step further, on February 12, Armenia’s Defense Minister Davit Tonoyan announced that the humanitarian mission did not exclude the possibility of deploying combat troops in Syria in the future. However, the Armenian Prime Minister Nikol Pashinyan quickly rejected that possibility, stating that “we have no such plans.”

Americans, Russians, and everyone else should understand that the Armenian government will pursue its national interests regardless of the wishes of other nations. No amount of pressure will deter Armenians from their own objectives.

Bu ülkeyi böylesi yürekler kurdu

Kurtdereli Mehmet Pehlivan ve Atatürk

Atatürk, ünlü güreşçi Kurtdereli’ye ödül olarak 1000 liralık bir
İş Bankası çeki veriyor.
Altını Kemal Atatürk diye imzalıyor, zaten çeklerde resmi de
var. Pehlivan çeki İş Bankası’na götürüyor; kendisine 1000
lirayı ödüyorlar. Muazzam bir para.
Ama Kurtdereli hala bekliyor. “Ne bekliyorsun pehlivan?”
diye sorduklarında çeki beklediğini söylüyor.
“Parayı aldın, çek bizde kalacak” diyorlar.
“O zaman alın 1000 liranızı, verin çekimi” diyor. “Onda Atatürk’ümün imzası var.”
Ve parayı iade edip Atatürk imzalı çeki sevgiyle cebine
yerleştirerek gidiyor…
Bu ülkeyi böylesi yürekler kurdu.

FEYM GRUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ (18 Şubat 2019)

1 .. Ermenistan Savunma Bakanı Davit Tonoyan, IDEX-2019 uluslararası savunma fuarı sırasında , “ Ermenistan’ ın, 12 Rus SU-30SM Çok Maksatlı Avcı Uçağı almayı istiyor Ermenistan, 2019’un sonunda veya 2020 başlarında 4 Rus SU-30SM çok amaçlı avcı uçağı almayı planlıyor, ancak genel olarak Erivan, bu tür 12 savaş uçağı satın almak istiyor” dedi.
https://armedia.am/eng/news/68085/armenia-wants-to-purchase-12-russian-su-30sm-multirole-fighter-aircrafts.html

  1. İş Ermenistan’ (Business Armenia) nın desteğiyle, Rusya’da bir el çantası üreticisi olan Elmasta fabrikası ve Ermeni şirketleri ülkede deri çanta üretiminde işbirliği yapacaklar. “Made in Armenia” modeliyle üretilen dış kaynaklı Ermeni şirket modelleri, Avrupa Birliği, Asya ülkeleri ve Rusya’ya ihraç edilecek. Business Armenia’nın basın açıklamasında, Rusya’ya ilk partinin Şubat ayının sonlarında ihraç edilmesinin planlandığı bildirildi.
    https://www.panorama.am/en/news/2019/02/18/Armenia-export-leather-items/2074153
  2. Washington’daki Ermeniler, Azerbaycan Büyükelçiliği önünde Bakü, Sumgait, Kirovabad ve Bakü için adalet talep ettiler. Ermeni Gençlik Federasyonu da, Washington DC’deki topluluk üyelerine 1988-1992’ deki Sumgait, Kirovabad, Bakü ve Maragha olayları için adalet talep eden gruba katıldılar. Göstericiler, bağımsız Karabağ Cumhuriyeti için özgürlük ve güvenliği desteklemek amacıyla seslerini yükselttiklerini söylüyorlar.
    https://armedia.am/eng/news/68098/armenians-in-washington-demanded-justice-for-the-sumgait-kirovabad-baku-at-the-azerbaijani-embassy.html
  3. Mısır Ermeni Ulusal Komitesi, bir bildiri yayınlayarak , Mısır Cumhurbaşkanı Abdel Fattah el-Sisi’nin Almanya’nın Münih kentinde ; “Münih Güvenlik Konferansı’nın genel oturumunda, Ermeni mültecilerin yüzlerce yıllık katliamların sonucu olarak bahsetmesini, Ermeni <sözde> Soykırımı’nı tanımaya yönelik ilk adımını attığı” şeklinde bildirdi.
    https://armedia.am/eng/news/68097/egypt-president-takes-preliminary-step-toward-armenian-genocide-recognition.html
  4. Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan’ın Münih Güvenlik Konferansı sırasında AGİT Genel Sekreteri ve Slovakya b Dışişleri Bakanı Miroslav Lajčák, ile AGİT Ofisinde bir araya geldiği bildiriliyor. Toplantıda muhataplar Ermeni-Slovakya gündemiyle ilgili bir dizi konuyu tartıştılar. Ortak çabalarla ikili işbirliğini genişletme taahhüdünü dile getirdiler. Ermenistan-AB ortaklığına atıfta bulunan Zohrab Mnatsakanyan ve Ermenistan ile Avrupa Birliği arasındaki Kapsamlı ve Geliştirilmiş Ortaklık Anlaşması’ (CEPA) na Ermenistan-AB ilişkileri için önemli bir pivot olarak önem verdiklerini bildirdiler.
    https://armedia.am/eng/news/68084/fm-mnatsakanyan-presented-to-the-chairperson-in-office-of-the-osce-armenias-principled-position-on-karabakh-conflict-settlement.
  5. Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan, Münih Güvenlik Konferansına katılan, KRY Dışişleri Bakanı Nikos Christodoulides ile bir görüşme yaptı. Muhataplar çok yönlü Ermenistan-Kıbrıs işbirliğine ilişkin çok sayıda konuyu tartıştılar;
    https://armedia.am/eng/news/68086/the-foreign-minister-of-armenia-met-with-the-foreign-minister-of-cyprus.html
  6. Ermenistan Savunma Bakanı Davit Tonoyan ve BAE Üst Düzey Yetkililer Şeyh Muhammed bin Zayed bin Sultan El-Nahyan, Abu Dabi Kraliyet Prensi ve BAE Silahlı Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Vekili Birleşik Arap Emirlikleri’nde, 17 Şubat’ta Ermenistan Askeri İşbirliği konularını görüştüler. Ermenistan Savunma Bakanı, aynı zamanda BAE Başkan Yardımcısı, Başbakan, Savunma Bakanı, Dubai Yöneticisi Şeyh Muhammed bin Rashid Al Maktoum ile de bir araya geldi.
    https://armedia.am/eng/news/68083/armenian-defense-minister-uae-top-officials-discuss-launch-of-bilateral-military-cooperation.html
  7. Türkiye’ de Türk var mı? (Not ; Aşağıdaki yorumu verdim….,o.tan)
    orhan tan said: – Your comment is awaiting moderation. “If the Armenians are not ashamed, they will not hesitate to say there is no Turk in Turkey.” http://asbarez.com/177792/are-there-any-turks-in-turkey/
  8. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, 27 Şubat’ta Cumhurbaşkanı Hassan Rouhani’nin daveti üzerine resmi bir ziyaretle İran’a gidiyor. Ermenistan Büyükelçisi Arteshes Tuamanyan Mehr Haber Ajansına ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmeler konusunda detaylı bir açıklamada bulunarak, “Ermenistan, İran’la işbirliği çabalarını en üst düzeye çıkarmaya hazır” dedi. https://www.tert.am/en/news/2019/02/18/artashes-tumanyan/2925038
  9. Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Büyükelçi Wolfgang Ischinger, toplantı hakkındaki izlenimlerini, genel tartışmaları özetleyerek Pazar günü geç saatlerde Ermeni gazetecilerle paylaştı. “Karabağ ‘daki nihai barış’ kararlı çabalar gerektirir Dağlık Karabağ üzerindeki uzun süren çatışmanın kesin bir barışı mümkün kılmak için çok fazla kararlılık ve sabır gerektirdiği için çözülmesi kesinlikle kolay değil. Gelecek yılın uluslararası etkinliğinin, Ermeni ve Azeri liderlerini yüz yüze diyalog için bir araya getireceği umudunu” dile getirdi.
    https://www.tert.am/en/news/2019/02/18/wolfgang-ischinger/2924628
  10. Kilikya Büyük Evi’nin Katolikosu olan olan Aram I, dünyaca ünlü besteci Tigran Mansuryan’ı şövalye nişanı ile ödüllendirdi. ( Not; Aram I, eski adı Sis olan Kozan’ daki Ermenilere ait olduğunu iddia atikler emlak için AİHM’ de dava açmışlardı…,o.tan)
    http://www.armradio.am/en/6800
  11. Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkissian, 18 Şubat programı çerçevesinde Münih Teknik Üniversitesini de ziyaret etti. https://armenpress.am/eng/news/964684.html
  12. Cumhurbaşkanı Armen Sarkisyan, Katar Emiri Tamim bin Hamad Al Thani, 16 Şubat’ta Almanya’daki Münih Güvenlik Konferansı çerçevesinde bir toplantı yaptı. Taraflar “iki taraflı çıkarların ele alındığı geniş bir gündem ” tartıştılar. Sarkisyan, Katar Emir’ini Ermenistan’ a resmi ziyarette bulunmaya davet etti. https://armenpress.am/eng/news/964557.html
  13. Erdoğan: Fransa Cumhurbaşkanı Macron ülkesinin işlediği suçlar ile yüzleşmeli… (Not; BU habere şu yorumu verdim; Orhan Tan says: February 18, 2019 at 8:03 am Your comment is awaiting moderation. “Macron deserves that type of insulting rhetoric.” https://massispost.com/2019/02/erdogan-french-president-macron-should-face-crimes-committed-by-his-country/
  14. Birleşik Krallık’ta bulunan bir aile tarihi araştırmacısı olan Liz Chater, Asya’daki Ermenilerin hikayelerini 2000’den bu yana ele alarak Güney Asya’daki Ermeni toplulukları üzerindeki çalışmalarını sürdürüyor. Bangladeş ve Hindistan’ın Ermeni cemaatlerinin sıfırdan başlayarak hikayelerini inşa etmeyi amaçlayan “Bangladeş Ermeni Mirası Projesi” hakkında e-postayla yaptığı röportajda geçmiş ve şimdiki projelerinden bahsetti.
    http://www.panarmenian.net/eng/news/265599/
  15. Ermenistan, Rusya ile yeni askeri kredi anlaşması yaptı. Savunma Bakanı David Tonoyan, IDEX-2019 silah fuarı sırasında RIA Novosti’ye verdiği demeçte, Ermenistan’ın Rusya’dan yeni bir kredi alabileceğini söyledi. Böyle bir borcun mümkün olduğunu teyit ederken, Tonoyan yine de belirli bir silah hakkında konuşmak için çok erken olduğunu söyledi.
    http://www.panarmenian.net/eng/news/265587/
  16. Türkiye’de yayımlanan Ermeni Jamanak gazetesi 110 yaşında Misak ve Sarkis Koçunyan kardeşler tarafından 28 Ekim 1908’de kurulan ‘‘Jamanak’’ gazetesi 110 yıldır aralıksız yayımlanıyor. Ermenice “zaman” anlamına gelen Jamanak, Türkiye’de aralıksız yayınlanan en eski günlük gazetelerden biri. Hem Osmanlı İmparatorluğu’na hem de Türkiye Cumhuriyeti’ne tanıklık eden tarihi arşiv niteliğindeki gazete, 80 yıldır akşam gazetesi olarak yayımlanıyor.
    https://www.ermenihaber.am/tr/news/2018/01/11/Türkiye-Ermeni-Jamanak-gazete/120511
  17. Daily Sabah – Kendinden nefret eden Türkler ve soykırım tartışması… Günümüzde trajik 1915 olaylarıyla ilgili tartışmalar, genellikle kişisel fikirlerini belirtmek konusunda hevesli, fakat 19. yüzyıl Ermeni-Osmanlı ilişkileri konusunda yeterli bilgi sahibi olmayan kişilerce yönlendiriliyor. O dönemde Avrupa, Osmanlıyı işgal etmek için yerel halkları kışkırtarak isyanları tetiklerken Osmanlıyı “Avrupa’nın hasta adamı” ilan etmişti. Bazı Ermeniler de dahil olmak üzere pek çok Türk karşıtı grup, ya emperyalist güçlerin, Ermeni milliyetçiliğini Osmanlı devletine karşı kullanma manevralarından büyük ölçüde habersizler, ya da oryantalist ve Türk karşıtı söylemleri taklit ederken kendilerini “batılılar” gibi göstererek tatmin etmeye çalışıyorlar. https://avim.org.tr/blog/kendınden-nefret-eden-turkler-ve-soykırım-tartısması-daıly-sabah-07-02-2019?
  18. Ermenilerin ardından Süryaniler de Macron’dan soykırım anma günü istedi…..Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 24 Nisan’ı ‘Ermeni Soykırımını Anma Günü’ olarak ilan edeceğini açıklamasının üzerine Süryaniler Macron’a çağrıda bulundu. Fransa’daki Süryaniler Birliği’nden (l’Union des Assyro-Chaldéens en France) yapılan açıklamada, “Bu kararı kutluyoruz, ancak hatırlatmalıyız ki 1915-1918 yılları arasında Süryani topluluğunun yarısından fazlası, 250 bin ila 350 bin insan yok edildi. Öldürülmeyenler, açlıktan, hastalıktan veya yollarda bitkin düşmekten hayatını kaybetti.” ifadeleri kullanıldı. https://avim.org.tr/tr/bulten/ermenılerın-ardından-suryanıler-de-macron-dan-soykırım-anma-gunu-ıstedı?
  19. Anahide Ter Minassian’ın ardından: “O dönem yaşananları anlamak için tarih profesörü oldum.” Anahid Ter Minassian, bir tarihçi olarak seçtiği veya neredeyse içine doğduğu “Ermeni Meselesi”ni soykırıma odaklanarak ele almaktan ziyade toplumsal, siyasal, kültürel tarihe, zihniyet tarihine yaptığı katkıyla tarihe geçmiş bulunuyor. http://www.agos.com.tr/tr/yazi/22048/anahide-ter-minassian-in-ardindan-o-donem-yasananlari-anlamak-icin-tarih-profesoru-oldum

Aşağıdan, Yukarıdan Yolun Sonu Görünüyor…

Tüm Türkiye bugün bir bataklığa saplanmış durumda…  Çırpınıyor, debeleniyor. Boğuluyor…

Açlık, yoksulluk sınırının altında yaşayanların sayısı bir çığ gibi artıyor.

İşsizlik yüzde 12’lere gelip dayandı. Bu oran gençlerde iki katına çıktı.

Yıllarca sürdürülen yanlış ekonomi politikaların sonucu bu. Çünkü sanayi bitti, tarım bitti. İş alanları daraldı.

Şu ülkeye bir tek çivi çakmadılar, bir tek fabrika yapmadılar. Mevcutları da babalar gibi satıp, mirasyediler gibi tükettiler… Şimdi sıra ordunun malı ‘Tank Palet Fabrikası’nın satışına geldi.

Yandaşlarla birlikte köprüler, yollar yaptılar. Deli Dumrul gibi, “Geçenden bir akçe, geçmeyenden iki akçe” alıp, müteahhitlerin zarar etmemesini sağladılar.

Bu çalışmaların, planların, programların bir tek yararı oldu: Süper zenginlerimiz ikiye katlandı. Ama ne yazık ki ülkenin ve insanlarımızın geliri en aza indi.

Çünkü üretim durdu. İhracat durdu. İthalat ülkesi olduk…

Hazine boş, tamtakır şimdi… İçine fare düşse başı yarılır.

Türkiye’de büyüme yok. Her alanda küçülme var. İmalat sanayinde çok sert düşüşler var. Gelir süratle azalıyor. Gider, masraflar artıyor. Sarayın giderleri binlerce yoksul doyurur…

Bizzat Maliye Bakanı Berat Albayrak, “2018 sonunda cari açığın 36 milyar dolar olacağını belirtip, bütçe açığının 72,1 milyar lira olmasını beklediklerini” söyledi.

Açığı kapatmak için zam yaptılar:

– Enerji: Yüzde 85 zamlandı.

– Mazot: Yüzde 85 zamlandı.

– Gübre: Yüzde 110 zamlandı.

– Tohum: Yüzde 85-95 zamlandı.

– Zirai ilaç: Yüzde 100 ve üzeri zamlandı.

– İş gücü: Yüzde 30 zamlandı.

– Nakliye: Yüzde 80-85 zamlandı.

Durum bu. Bu koşullarda üretici üretim yapamaz, tüketici tüketim yapamaz oldu.

Çünkü her şey pahalandı. Fiyatlar iki katına çıktı. İnsanlarımız, Pazar Pazar, manav manav dolaşıp ucuz meyve, sebze aramaya başladılar. Bu arada iktidara karşı homurtular da yükseldi.

Bu suçlamalardan kurtulmak, suçu üzerlerinden atmak için hükümet ve öteki yetkililer hayali düşmanlar, gıda teröristleri yarattılar.

Halcileri, pazarcıları, marketleri düşman ilan ettiler. Sözüm ona, onlara savaş açtılar. Oysa market sahiplerinin hemen hemen tamamı AKP’liydi… Yani kendi yandaşlarıydı.

Sonra da bir anda, yerden biter gibi, seçimlere kadar hizmet verecek ‘Satış Tanzim mağazalarını’ kurdular. Halkı kuyruklara taşıdılar.

Hedef halkın yanında olduğunu göstermek, pahalılığa ve “gıda teröristlerine!!” karşı savaş açmış gibi görünmekti… Oysa fiyatların bu hale gelmesinde en büyük pay 16 yıldır yanlış politikalar uygulayan iktidarındı…

AKP, seçim propagandası için gittiği yerlerde tepkilerle, suçlamalarla karşılaşıyor. Halk isyanlarda, AKP korku ve telaş içinde…

Yani Tarzan zorda…

Şimdiye dek hiçbir seçime bu kadar sıkıntılı, bu kadar stresli bir ortamda girmemişti o.

Anketler, iktidara olan güvenin 6 puan düştüğünü gösteriyor.

Onun için seçim propagandalarında tüm imkânlarını ortaya koyuyorlar.

Ahlak sınırını da aşan konuşmalar yapıyorlar. Hedef, yalan dolan, tehdit şantaj, suçlama yoluyla ve iftiralar atarak halkın güvenini yeniden kazanmak… “Çamur at izi kalsın” yöntemi uygulanmaktadır bugün ülkemizde.

Halka şirin görünmek için artık miting alanlarında bizzat Cumhurbaşkanı çay dağıtıyor…

Bu propaganda harcamalarının, tanzim satış mağazalarının zararları seçimden sonra, zam ve vergi olarak halkın sırtıma yüklenecektir… Halk bugünkü kriz ortamını bile mumla arayacaktır.

Ama şu gerçek tüm netliği ve açıklığı ile ortaya çıkmıştır artık.

Ekonomik sıkıntılar hem iktidarı hem halkı boğmaktadır. Bütün bunlar plansız, programsız uygulamaların, 17 yıllık bir kötü yönetimin sonuçlarıdır.

“Her şeyi en iyi ben bilirim, herkes bana tabi olmalı, emirlerimi harfiyen yerine getirmeli” diyen tek adam rejiminin sonuçlarıdır.

Ülke yönetimi çocuk oyuncağı değildir. Din sömürüsü ile yalanla dolanla, masallarla yönetilemez.

Onun sağlıklı ve doğru yoldan ilerleyebilmesi, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilmesi için hesaplı – kitaplı, bilimsel, planlı programlı yönetimler gereklidir.

Bu açıdan bakılınca artık AKP’nin bitiş zili çalmak üzeredir. Seçimleri kazansa bile ekonomik krizler onun yakasını bırakmayacaktır…

“Yani aşağıdan yukarıdan yolun sonu görünmüştür.”

Hem de bu kadar perişan, dağınık, ilkesiz bir muhalefete rağmen…

([email protected])

 

Anket üstüne anket…

Necdet Buluz

Seçimler yaklaşıp, adaylar da belirlenince anket çalışmaları da hızlandı. Hemen her parti, özellikle kritik gördüğü yerlerde anket üzerine anket yaptırıyor. Bu anket sonuçlarına göre de strateji belirliyor.
Bazı adaylar da kendi bölgelerinde yerel anketler yaptırarak kendi durumlarını güncelleştirmeye çalışıyor.
Ancak şu kadarını söylemekle yetinelim:
En çok anket yaptıran parti AK Parti olarak öne çıkıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da ayrı kanaldan anketler taptırıyor. Bugüne kadar Erdoğan’dan da AK Parti yönetiminden de yapılan anket sonuçları ile ilgili net açıklamalar gelmedi. Sanıyoruz son anı bekliyorlar.
“Millet İttifakı” olarak sahaya çıkan CHP ve İYİ Parti’den yapılan açıklamalara göre Türkiye genelinde oy toplamının % 40’ın üzerinde olduğu açıklandı.
Özellikle ekonomideki sıkıntı, işsizlik ve diğer birçok nedenle iktidar partisinin çok önemli oy kayıpları yaşadığı da öne sürülüyor.
İktidar cephesinde ise bu konudaki sessizlik sürüyor.
Her ne kadar “Cumhur ittifakı” içinde yer alan MHP’nin seçimde patlama yapacaklarını söylemesine rağmen, ittifakın büyük ortağının suskunluğu da kafalarda soru işaretleri bırakıyor.
CHP Lideri Kılıçdaroğlu da partisinin kurmayları da yaptıkları açıklamalarda kamuoyu araştırmalarının AK Parti’nin oy kaybettiğini ortaya koyduğunu söylüyorlar ve “Özellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer birçok büyük şehir belediyelerini alacağız” iddiasını sürdürüyorlar.
Elimizde yaptırılan son anket sonuçları var. Bu anketi CHP’liler yaptırdı. Sonuçlarını da sizlerle paylaşmak istedik.
Anket sonuçlarında CHP ve İYİ Parti’nin toplam oy oranının yüzde 40’ı geçtiği belirtilirken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun MYK üyelerine yerel seçimle ilgili bir değerlendirme yaptığı söyleniyor.
Kılıçdaroğlu’nun, “Seçimden zaferle çıkacağız. İnancım tam. Biz kazanacağız. Ekonomi felaket durumda, baskı ortamı var. Bu nedenlerle halk çok büyük bir tokat atacak. Bu felaket ortamında olan Türkiye’ye oldu. Türkiye yaralandı. Yaraları biz onaracağız” değerlendirmesini yaptığı öğrenildi.
Yerel seçimlerde partinin sosyal politikalarının her kesime anlatılması gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu’nun, “Yoksulun hali gerçekten bir dram. İşçilerle, esnafla, memurla mutlaka dayanışma içinde olmalıyız. Özellikle kadınlar çok zor durumdalar. Mutfak alev aldı, yanıyor. Bu yangını söndürmek anlamında MYK’mızın sosyal politikaları çok iyi anlatması gerekiyor. Belediye başkanı arkadaşlarımızın sosyal politikalarımızı çok iyi anlatması gerekiyor” dediği belirtildi.
Kılıçdaroğlu’nun MYK üyelerine şu değerlendirmeyi yaptığı öğrenildi:
“Özellikle yoksullukla mücadele kapsamında belediye başkanlarımıza sunduğumuz projelerin öne çıkartılmasını istiyorum. Proje havuzundan bu konuda sosyal projeler belediye başkanı adaylarımızla paylaşılmalı. Yoksulluğu yok etmek CHP’nin ödevidir. Çocuklar yatağa aç değil, tok girmelidir. Babalar çocuklarına pantolon alamadı diye kendini öldürmemeli. İnsanlar kendini yakmamalıdır. Biz bu noktada üzerimize düşen görevi eksiksiz yerine getirmeliyiz.”
Özetleyelim:
Daha önceden de yazıp, görüşlerimizi yansıtmıştık.
Ekonomik nedenler, işsizlik ve 4 milyon Suriyeli sığınmacı ile olan sıkıntıların seçimleri etkileyeceği biliniyor.
Ancak, bütün bunlar seçimi “Milet İttifakı’nın kazanmasına yeter mi bilemiyoruz?
Dengeler her an değişebilir.
Siyasette 24 saat çok uzun zamandır. Seçimlere kadar ne gibi değişmeler olur, nasıl gelişmelerle karşı karşıya kalabiliriz şimdiden bunları tahmin edemiyoruz.
Örneğin, Suriye’deki terörist kamplara yapılabilecek sınırlı da olsa bir askeri harekât birçok şeyi değiştirebilir.
Ya da bunun tam tersi bazı iç ve dış gelişmeleri de göz önünde bulundurmamız gerekiyor.
Adı yerel seçim de olsa, bu seçim sonuçlarının “beka sorunu” ile ilişkilendirilmesini gözlerden uzak tutmamalıyız.
[email protected]
www.facebook.com/necdet.buluz