16 yıldan beri din alıp, din sattılar.

Bir yandan da halkın fabrikalarını elden çıkardılar.

Paralar inşaatlara, köprülere, yandaşlara aktı. Millete küfreden işadamlarına, havuz müteahhitlerine kamu bankalarından trilyonluk krediler verdiler. Vergilerini affettiler.

Seçimlerde milyarları havalara savurdular. Çarçur ettiler.

Ama üretime tek kuruş ayırmadılar.

Üretim durdu. Tarımda, sanayide… Her yerde.

Bu gerçeği bir halk kadını bile anladı da onlar anlayamadı. Ya da işlerine öyle geldi…

Bir muhabir soruyor pazardaki bacıya:

Meyvelerde,  sebzelerdeki bu pahalılığın sebebi sence ne? Yanıt veriyor: “Üretim yok ki…”

Yüz yıllık işyerleri, sanayi kuruluşları birbiri ardına iflas ediyor şimdi, kapılarına kilit vuruluyor.

Yolsuzluk dört bir yanı sardı.

Daha bu günler iyi günlerimiz… Esas fırtına, hortum, Tsunami 31 Marttan sonra patlayacak. Şu içinde bulunduğumuz günleri mumla arayacağız.

Bunlar yetmedi, üstüne üstlük, bir de ülkemizi Suriye bataklığına attılar. Suriyeli göçmenleri başımıza bela ettiler.

Halkımızın yiyeceğinden, içeceğinden, sağlığından, mutluluğundan kısıp, onlara 35 milyar dolar para harcadılar.

Bu paralarla neler yapılmazdı ki… Hastaneler, okullar, fabrikalar…

Şimdi bu göçmenler sadece tüketiyorlar. Yiyorlar, içiyorlar bir de durmadan çocuk yapıyorlar. En büyük özellikleri doğurgan olmaları…

Onlarla birlikte 2 milyon çocuk aşısız olarak yurda sokuldu. Şu anda çocuklarımız da büyük tehlike altında… Yıllarca yapılan mücadele sonucunda yok edilen çocuk hastalıkları yeniden hortladı…

Uzman çocuk doktoru Savan Günay bu konuda şunları söylüyor:

“Ülkemin son 30 yılda emek emek, ilmik ilmik yapılan demografik aşı haritasını değiştirdiniz…

30 yıldır görülmeyen kızamık hastalığını hortlattınız, Türk çocukları 30 sene sonra kızamık geçirir oldu…

Yine 30 yılda 1000‘de 2 ye düşen Su Çiçeği hastalığını 100 de 4 e fırlattınız… Eredike ettiğimiz (yani sıfırladığımız) el ayak ağız hastalığını 10.000 (on binde 1 görülürken) %2 görülür hale getirdiniz…

Ölüyü hortlattınız…”

Bütün bunlar olup biterken onlar büyük bir umursamazlık içinde yine din alıp, din satmaya devam ediyorlar. Dinin girmediği yer kalmadı.

Milli Eğitime, yargıya, orduya, siyasete boylu boyunca geçip yerleşti…

Tarikatlar, cemaatler günümüzde altın çağını yaşıyorlar.

Bir eski bakan çıkıp, “Adayımıza vereceğiniz oy, Ruzu Mahşerde beraat belgeniz olacak” dedi ve hiciv sanatının konusu oldu.

Mahşer günü için şimdiden belge dağıttı.

Şeyhler, şıhlar, politikacılar Allah adına karar verip, onun adına cennetten, cehennemden yer ayırıyorlar…

16 yıldan beri tüm siyasal İslamcılar, şeyhler, tarikat liderleri, imamlar saçla başla, türbanla, giyimle, kuşamla uğraştılar.

Birisi de çıkıp yolsuzluklardan, hırsızlıklardan, bir çığ gibi büyüyen fuhuştan, çocuk istismarından, cinsel taciz ve tecavüzden söz etmedi.

Havuz medyasına, havuz müteahhitlerine verilen paralardan, para dolu ayakkabı kutularından söz etmedi.

Katar emrine verilen tank fabrikasından, komutanlardan söz etmedi.

Satılan fabrikaları, harap olan, bitirilen tarımı, üretimsizliği, açlığı, yoksulluğu, işsizliği, halkın perişan halini dile getirmedi.

Din adına AKP’ye oy istediler…  Vermeyenleri hainlikle, vatana, millete ihanetle suçladılar.

İnsanları Atatürkçülere, vatanseverlere düşman etmek için çeşitli masallar anlattılar.

Yok, “Türbanlı bacımın üstüne işediler, yok camide içki içtiler” yok, “Dinin elden gitmesini istemiyorsanız bize oy verin…” dediler.

Atatürk’ümüze sövüp sayanları ziyaret ettiler.

Hem aldatıldılar hem Allah ile aldattılar.

YANİ ÖZETLERSEK:

“Alkol haram, ama hile – hurda, yolsuzluk helal…”

([email protected]

 

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.