Blog

  • Türkiye’nin gelişimi neden engellendi

    Türkiye’nin gelişimi neden engellendi

    Yerli milli ilk 31 ekran siyah beyaz Türk televizyonu Bir-Emek; yaşatılabilseydi dünya devleri arasında olabilirdi. Türkiye’nin en önemli elektronik üretim firmalarından Bir Emek (Birleşen Emekçiler) Elektrik Elektronik Sanayi A.Ş. ilk siyah beyaz televizyon, telsiz, tv anteni, bilgisayar ve telefon santralini ürettiler. 

    Fabrika ODTÜ’nün teknik desteği ile Hollanda’da ve Almanya’da yaşayan yaklaşık 100 gurbetçi işçi tarafından 1974’te Denizli’de kuruldu. 

    Kıbrıs Barış Harekâtında yaşanan iletişim aksaklıkları nedeniyle yerli bir telsiz üretimi fikir edinilerek telsiz üretimi kararlaştıran şirket iki kez, (Tarım Orman Müdürlüğü ve TSK) telsiz ihalesine girip çeşitli sebeplerle aldığı ihaleler iptal edildiği için üretime başlayamadı. Ve televizyon üretimiyle yola devam etti.

    1977’de Sanayi Bakanlığının teknik heyeti, fabrika için olumlu rapor verdiği halde, Ankara teşkilatı Türkiye’deki siyah beyaz televizyon üretimi için yeterince fabrika olduğunu ve piyasanın doyduğunu gerekçe göstererek, üretime ve gerekli malzemelerin ithalatına izin vermedi. Nedense Bir Emek istenmedi. Fabrikayı başka bir firmayla anlaşmaya zorladı. 

    Bir Emek, böylelikle Profilo’nun fason üreticisi oldu. Philips’in Yugoslavya’daki fabrikasından televizyon getirtilerek incelendi ve ilk 31 ekran siyah beyaz televizyon üretildi. Televizyona yerli olduğunu vurgulamak için fabrikanın da ismi olan Bir-Emek markası yaratıldı. Üretilen televizyonlardan biri günümüzde Denizli Kent Müzesinde sergilenir oldu.

    Bir-Emek, Türkiye’nin ilk 61 ekran televizyonu, renkli televizyonu da Denizli’de üretti. Bir-Emek, Türkiye’de ilk yerli bilgisayar üretimini de yaptı. Bir Emek mühendisleri Türkiye’nin ilk bilgisayar ana kartını ve bilgisayar örneğini 1982’de üretmeyi başardı. Arkasından telefon ve telefon santralleri de üretti. 

    Türkiye’de 1984 yılına kadar elektronik parçaların ithalatına koyulan sınırlamalar fabrikayı zor durumda bıraktı. Elektronikte devrim yapan Bir-Emek ‘Devrim Arabaları’nın kaderini de paylaşır ve “Devrilir”. 1980 darbesinin ardından gelen ekonomik krizle 1987 yılında borçları nedeniyle devlete devredildi. Dönemin yöneticileri tarafından el konan fabrika üretime kazandırma yerine üretim bantları sökülerek hurda fiyatına satıldı.
    Tıpkı Uygar Motor gibi 1974 yılında çoğunluğu Almanya’da işçi olan gurbetçiler, Uygar Motor’u Honaz’ın Kocabaş beldesinde kurdu. Türkiye’ye uygulanan ambargolara karşı yerli kalkınmanın öncülerinden olan Uygar Motor, motor üretiminde engellense de traktör ve çekici motorunun döküm parçalarını üretti. İhraç edilir hale geldi. Motor parçaları iç pazarın da ihtiyaçlarını karşıladı. Fabrika 1995’te mahkeme kararıyla iflas ettiğinde 9 bin 670 ortağı bulunuyordu.

  • Diploma belgesinin sahte olduğu Türkiye Noterler Birliği tespiti ile sabittir

    Diploma belgesinin sahte olduğu Türkiye Noterler Birliği tespiti ile sabittir

    YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

    25.5.2026

    İncek Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Bulvarı No:6 E Blok Ahlatlıbel Çankaya / ANKARA

    Konu: Anayasayı, Yasaları, Hukuku ihlal edenler, kanunsuz emir uygulayanlar ve uygulatanlar, mahkemelerde kasten ve planlayarak görevlerini ve yetkilerini kötüye kullananlar, kanunsuz emirler verenler ve uygulayanlar, üniversite diploması olmadığı halde YSK’ ya sahte diploma veren ve bu sahte diplomayı işleme koyanlar hakkında soruşturma açılması ve Yüce Divan görevi Anayasa Mahkemesinde dava açılması talebi hakkında (TCK 204205206, 257, 309 ve diğer maddeleri)

    Şikâyet eden: Av. Hüseyin CİMŞİT [166777698312094UETS Samsun Barosu 1767

    Adres: Zeytinlik Mah. Kulaca Cad. No: 37/D (4) İlkadım-SAMSUN

    Kep eposta: huseyin. cimsit@hs01.kep. tr

    Tel: 05322551483

    Şikâyet edilenler:

    1. Recep Tayyip ERDOĞAN, AKP Genel Başkanı

    2. YSK üyeleri (2014 ve sonrası tamamı)

    3. Ankara Valisi YAKUP CANBOLAT

    4. Ankara Bam 36.Hukuk Dairesi yargıçları [BAŞKAN​: MURAT ÖZTÜRKTEN (39569ÜYE​: PINAR TAŞKIRAN (41021), ÜYE​: GÜLDEN ŞENOL (92595)]

    5. İç İşleri Bakanı Mustafa ÇİFTÇİ

    6. Ankara Emniyet Müdürü Maksut YÜKSEK

    7. CHP merkezine usulsüz tebligat yapan Ankara İcra Dairesi Müdürü ve tebligat personeli

    AÇIKLAMALAR:

    1. Halen Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden Recep Tayyip ERDOĞAN, üniversite diplomasına sahip değildir.

    Sahip olmadığı ispatlandığı halde, kendisi ise sahip olduğunu ispatlayamamıştır.

    YSK da sahte belge ile cumhurbaşkanlığı adaylığını kabul etmiştir.

    Kopya diploma belgesinin sahte olduğu Türkiye Noterler Birliği tespiti ile sabittir.

    Ayrıca, kendisi Anayasa’nın 6., 10., 11., 90., 138., 153.

    Maddelerini açıkça ve alenen ihlal ettiği gibi, halkı da “AYM kararına uymuyorum, saygı da duymuyorum” diyerek halkı tahrik etmiştir, yemini de bozmuştur.

    Dolayısı ile halka da açıkça yalan söylemiştir.

    Elindeki gücü, cebir olarak kullanarak Anayasa maddelerini ihlal etmiştir.

    TCK 204205206, 257, 309.

    2. YSK üyeleri‘014 ve sonrası); Recep Tayyip ERDOĞAN’ ın da yönlendirmesi ve atamaları ile kasıtlı olarak görevlerini kötüye kullanmışlar Anayasa’yı ve yasaları ihlal etmişlerdir.

    Şöyle ki; sahte diplomayı işleme koyarak R. Tayyip ERDOĞAN’ ın cumhurbaşkanlığı adaylığını onaylamışlardır.

    TCK 204205206, 257. 2,5 milyon mühürsüz oyu 16 Nisan 2017 tarihinde geçerli sayarak yasaları ihlal edip görevlerini kötüye kullanmışlardır.

    Mart 2019 yerel seçimlerinde aynı zarftan çıkan 3 oydan birini sıfır gerekçe ile geçersiz saymışlardır.

    Mutlak BUTLAN kararı veren Ankara BAM 36 Hukuk Dairesi 2026/32 E, 2026/658 K sayılı kararına karşı “Biz mahkeme kararının muhatabı değiliz” diyerek, görevleri ve yetkileri olduğu halde ülke demokrasisini zedelemek ve mahvetmek adına; “Biz CHP 2023 kongresini onayladık, geçerlidir” diyememişlerdir.

    Bu durum apaçık şekilde TCK 257. maddesi kapsamındadır.

    3. İç İşleri Bakanı Mustafa ÇİFTÇİ, Ankara Valisi Yakup CANBOLAT ve Ankara Emniyet Müdürü Maksut YÜKSEK, birlikte iştirak halinde yürütmenin başının (Recep Tayyip ERDOĞAN) da onayı ile, kesinleşmeyen kararı (HMK 367/2 ye aykırı olarak) işleme koyarak, cebir ile bir siyasi partinin (CHP) binasına tecavüz etmişlerdir.

    Oradakilerin can güvenliğini tehlikeye attıkları gibi, mala da zarar vermişlerdir.

    Ankara İcra Dairesi müdürlüğü de avukata yapılması gereken ve de tebligat sonrası en az 15 günlük süresinin de beklenilmesi gereken tebligatı, yasaları çiğneyerek tatil pazar günü binaya götürmek suretiyle CHP genel başkanına tebliğ ederek yasalarla birlikte Anayasal hakları da ihlal etmiştir.

    4. Ankara BAM 36 Hukuk Dairesi yargıçları yasaları açıkça çiğneyerek butlan kararı verdi ve tedbiren eski kurultaya döndü.

    Eski yönetimin geçerli olması için “mazbataya” ihtiyaç var.

    YSK mahkemenin yazısını iade etti.

    Özgür Özel’in mazbatası geçerli olduğu halde ve mazbatası olmadan Kılıçdaroğlu’nu başkan kabul ederek parti merkezini basanlar ve onu oraya Anayasa’ya aykırı olarak oturtanlar (İç İşleri Bakanı, Ankara Valisi, Ankara Emniyet Müdürü), birlikte suç işlediler.

    TCK 309. da açıklanan cebir ve şiddet apaçık şekilde TV kayıtları ile vuku bulmuştur.

    5. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, madde 2(hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır) madde 76 (hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak) uyarınca bu şikâyet başvurusunu yapmak görevimdir.

    6. Ankara İcra Dairesi Müdürlüğü, kanunsuz emri uygulamıştır.

    O hukuka aykırı kararda; “Gidin CHP merkezinde kimi görürseniz vurun öldürün” yazsa idi, böyle bir emir de uygulanacak mıydı?

    Söz konusu Ankara BAM 36 Hukuk Dairesi 2026/32 E, 2026/658 K sayılı kararı aynıdır.

    Kararda yazılan: “mutlak butlanla sakatlanmış 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay ile göreve gelen genel başkan Özgür Özel’in, Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin, Parti Meclisi Üyelerinin ve Yüksek Disiplin Kurulu Üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına ve 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay öncesi görevde bulunan genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar TEDBİREN GÖREVİ ÜSTLENMELERİNE/GÖREVE İADELERİNE” ifadeleri ise, yasaların ve Anayasa’nın apaçık ihlalidir.

    Mahkeme yargıçlarının da mahkemenin de böyle bir yetkisi ve görevi yoktur.

    Tam kanunsuzluktur.

    7. Sayın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görevleri; “Siyasi Partilerin Denetimi ve Kapatılması: Siyasi partilerin tüzük/programlarını ve kurucularının hukuki durumlarını Anayasa’ya uygunluk açısından denetler, faaliyetlerini takip eder ve gerektiğinde kapatılmaları talebiyle Anayasa Mahkemesinde dava açar.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın ”rejimi korumak“ şeklindeki tarihsel veya ideolojik tanımı, yasal mevzuatta ”anayasal düzeni ve demokratik cumhuriyeti korumak” olarak yer alır.

    Devlete Karşı Suçlar: Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı işlenen suçları Yargıtay aşamasında kamu adına takip eder.

    298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 173. maddesi kapsamında valiler tarafından işlenen suçların soruşturması, aynı Kanun’un 174. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili tarafından yapılmaktadır.

    4483 sayılı Kanun, 6328 sayılı Kanun ve 298 sayılı Kanun ile 2797 sayılı Kanun’un 46. maddesi ve 6087 sayılı Kanun’un 38. ve 39. maddeleri uyarınca, bu kanun ve maddelerde sayılan kişilerin görev ve kişisel suçları hakkında iddianame düzenleme görevi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilmiştir.

    Anayasa’nın 148. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay Başkan ve Üyeleri, Başsavcıları, Cumhuriyet Başsavcıvekili, Hâkimler ve Savcılar Kurulu ve Sayıştay Başkan ve Üyeleri ile Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlarının görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yapılan yargılamalarda iddia makamını temsil görevi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekiline verilmiştir.

    SONUÇ VE TALEBİM:

    Şahsımın da bizzat ifadesi alınmak suretiyle (CMK169), şikayet edilenler hakkında, hukuki nitelemesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ait olmak üzere, soruşturma yapılmasını, iddianame düzenlenmesini, AYM nezdinde Yüce Divan sıfatıyla dava açılmasını talep ederim.

    Saygılarımla

    Av. Hüseyin CİMŞİT

  • İBRAHİM MİLLETİ NEDİR-KİM İBRAHİM MİLLETİ

    İBRAHİM MİLLETİ NEDİR-KİM İBRAHİM MİLLETİ

    Sevgili okurlarım ve değerli takipçilerim.

    Ülkemiz çok kırılgan bir zemine girmiş vaziyette. Muhalefetin iddialarına göre, hükümetin kamçısı olan yargı, ülkede onulmaz hukuki kararlara imza atar hale geldi.

    Bitirdik, inlerine girdik, ayakkabı numaralarını biliyoruz” dedikleri terör örgütüyle, “Şart-şurt yok” diye seçmene duyurdukları “Terörsüz Türkiye” süreci diye, elli bin yurttaşımızın kanlı katili PKK ve onun elebaşısı Apo’ya “AF” çıkarma peşindeler.

    Halka sormadan Türksüz bir Anayasa yapmanın gayreti ve planıyla CHP’yi çökertmek değilse bile ikiye bölüp muhalefetsiz bir seçim yapmanın derdindeler.

    Bu arada AKP Genel Başkanı Erdoğan, “Bizde İbrahim milletindeniz” diye bir söz söyledi. Oysa bu ülkenin adı Türkiye Cumhuriyeti halkının adı da Türk halkıdır.

    Yaşım sekseni bir tık geçti. Rahmetli Celal Bayar’dan sonraki Cumhurbaşkanlarını az çok tanıdım. Hiç birisi böyle bir laf da demedi, Turgut ÖZAL ve R. Tayyip ERDOĞAN’dan başka Türküm demeyen de olmadı. Bu ikisi Türküm diyemedi, her nedense.

    Sn. Özal açık açık, “Benim damarlarımda Kürt kanı var” diyerek yönünü ve safını mertçe belirtmişti. Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan ise işi demogojiyle karışık, arka bahçelerden dolaşarak: ümmetçilik, Müslümanlıkla geçirmektedir.

    Müslümanın diyenler iyi bilir, Hucurat Suresi 13. Ayette yüce Tanrı mealen:” ben sizleri bir erkek ve bir dişiden yarattım, kavimlere ayırdım, sorulduğu zaman söyleyesiniz diye” demekte. Yani Tanrı, Kuran’da millet gerçeğini belirtmiştir.

    Yüce Tanrı isteseydi bütün yarattıklarını tek bir millet yapamaz, tek dil öğretmez miydi?

    İsteseydi, “Siz hepiniz tek millet, İbrahim milletindesiniz” diyemez miydi? Ama öyle yapmamış kavim kavim yani millet millet yaratmış.

    Gelelim işin özüne. Hz. İbrahim yani Abraham Yahudi inancının atasıdır, önderidir. Onun içindir ki İsrail ve Mossad, İbrahim kavmini-milletini yücelten, paneller, organizasyonlar ve etkinlikler düzenlemiştir ve düzenlemekteler.

    Kimilerinin bilge, kimilerinin din alimi diye lanse ettiği, ucu iktidara ve bölüşüme gelince hain diye suçladığı (zaten öyleydi) Feto, Hz. İbrahim’in şehri olarak bilinen Şanlı Urfa’mızda yıllardır “Halil İbrahim” sofralarında buluşmalar yapmamış mıydı?

    Özetle bütün bu gayret ve çabaların kod adı: “İbrahim Milleti” değil miydi? 

    Ey asil milletim! Ne zaman uyanacaksınız, ne zaman kafanız dank edecek?

    Türk milliyetçileri ve değerli ülkücüler, yıllarca hep “Oğuz soyundanız, Kürşat’ın boyundanız” diyerek Türklüğü zinde tutarken; devletimizin kurucusu önder Mustafa kemal Atatürk: “Ne Mutlu Türküm diyene! Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” diyene sözleriyle; Türklükte bir yüzyıl açmış, Türkü öz benliğine döndürmüştü.

    Siyasal İslamcılara ve İbrahim milletindeniz diyen siyasetçilere göre ise “Türküm “demek ırkçılıktır, kafirliktir, bölücülüktür.

    Diğer etnik kimlikleri söylemek, öne çıkarmak onlardan olmak gayet normal olağan bir haktır. Hadi oradan zübükler!

    Bilmiyorlar mı, bilmezden görmezden mi geliyorlar; Türkler öyle üstün bir ırk ki tarih boyunca, tarihe mal olmuş, yön vermiş ON ALTI büyük devlet (İmparatorluk” kurmuş, üç kıtaya hükmetmiş, onlarca devleti ve milleti sınırlarına katmış ve kendini kabul ettirmiş kahraman ve adil bir millettir.

    Türkün kanı ve canı pahasına devlet kurduğu bu ülkede; Türkün ekmeğini yiyen, Türkün havasını soluyan, Türkün koltuğunda oturan, siyaset yapanlar ne acı ve hazin ki Türk’ü sevemediler.

    Yeri geldi Ermeni, Arap, Fars, Yezit oldular da sadece bir Türk olamadılar, Türküm diyemediler.

    Ben İbrahim filan değil, dünyaya şan vermiş Türk oğlu Türküm. Irkım da ATAM da Türk’tür. O kadar.

    Ya Türklüğü kaldıramadılar ya da Türk gömleği onlara dar geldi.

    Ben de diyorum ki; Türklük giysisi her bedene uymuyormuş.

    Ne Mutlu TÜRKÜM diyene!

    Esen kalınız.

  • İsrail, simgesel Haçlı kalesini bombaladı ve işgal etti

    İsrail, simgesel Haçlı kalesini bombaladı ve işgal etti

    Güney Lübnan’a yönelik işgalini tırmandıran İsrail, tarihi Beaufort Kalesi’ni yoğun bir şekilde bombaladı.

    Bu anıt, Haçlılar tarafından 1139 civarında inşa edilmiş ve neredeyse bin yıllık bir geçmişe sahip. Yakın Doğu’daki ortaçağ askeri mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan kale, UNESCO’nun özel koruması altında bulunuyor (The National, 2026; UNESCO, 2025).

    Hava ve topçu saldırıları, doğrudan isabetlere ve tarihi alan üzerinde görülebilen duman sütunlarına neden oldu. Bu bombardımanlar, ortaçağ anıtına daha önce verilen hasarı daha da kötüleştirdi (Associated Press, 2026).

    Kale, İsrail birliklerinin 31 Mayıs 2026’da işgal etmesinden ve kalıntıların üzerine bayraklar dikmesinden önce doğrudan vuruldu.

    Şimdiye kadar, İsrail saldırısı Lübnan’da üç binden fazla ölüme neden oldu. İsrail, Gazze’de görülen modeli tekrarlayarak sistematik olarak doktorları, sağlık görevlilerini ve gazetecileri öldürdü. Ayrıca, yoğun bombardımanlar yoluyla tüm köyleri de yok etti (The Guardian, 2026).

    Beaufort sadece antik bir taş değil, sistematik yıkımla karşı karşıya olan Lübnan kimliğinin bir simgesidir. İşgal, UNESCO tarafından korunan alanları ihlal etmektedir.

    Güney Lübnan’da ve binlerce yıllık bir şehir olan Gazze’de arkeolojik mirasın bu şekilde yok edilmesi, kolektif hafızayı silmek için kasıtlı olarak tarihi alanları yerle bir eden IŞİD’in eylemlerini hatırlatıyor (Washington Post, 2026).

    Referanslar

    The National. (2026, Mayıs . Lübnan’ın Haçlılar döneminden kalma Beaufort Kalesi yine çatışmaların hedefi oldu.

    UNESCO. (2025). Amel Dağı kaleleri: Qalaat Al Chakif (Beaufort Kalesi).

    Associated Press. (2026, 31 Mayıs). İsrail ordusu, 26 yıldır ülkeye yaptığı en derin saldırıda Lübnan’daki stratejik bir kaleyi ele geçirdi.

    The Guardian. (2026, 23 Mayıs). İsrail bombardımanı, güney Lübnan’daki binaları kraterlere dönüştürdü.

    Washington Post. (2026, 30 Mayıs). İsrail saldırılarının Lübnan’da Haçlılar tarafından inşa edilmiş bir kalenin yakınlarını bombaladığı bildiriliyor.

  • BlackRock’s Simultaneous Siege: The Financial Destruction of Agricultural Sovereignty in Ukraine and Turkey

    BlackRock’s Simultaneous Siege: The Financial Destruction of Agricultural Sovereignty in Ukraine and Turkey

    The shocking warnings of retired Pentagon advisor Colonel Douglas Macgregor regarding the war in Ukraine actually expose the first front of a much broader global strategy. Macgregor’s statements that “BlackRock is collecting hundreds of thousands of acres of agricultural land in Ukraine” and “they want to turn Western Ukraine into a new Israel destination” gain a chilling coherence when read together with the same company’s recent moves in Turkey. The reception of BlackRock CEO Larry Fink, head of the world’s largest asset management company, by President Erdoğan in Ankara and the simultaneous progress of this visit with the relaxation of foreign capital regulations concerning Turkey’s strategic agricultural lands demonstrate that a similar silent plunder taking place in the shadow of war in Ukraine is now being staged in Turkey under the pretext of economic crisis. This analysis comparatively reveals how the most vital assets of both countries, their agricultural lands, are being targeted by the same transnational financial giants, how the ruling powers are facilitating this process, and the resulting fracture of sovereignty.

    The Dark Harvest of War: The Financial Occupation of Land in Ukraine

    Ukraine lies at the heart of the “chernozem” belt, considered the breadbasket of world agriculture and a critical component of the global food supply. As Macgregor emphasizes, BlackRock and similar mega funds have transformed the legal vacuum, devaluation, and human collapse created by the war into an opportunity for aggressive land consolidation. Ukrainian agricultural economist Yuriy Gorodnichenko (2024) demonstrates with empirical data that agricultural land values fell by up to 60 percent in real terms during the first two years of the conflict, opening a unique purchasing window for foreign capital. Sergey Glazyev (2024) of the Russian Academy of Sciences describes this process as “the agricultural pillar of the West’s project to turn Ukraine into an economic colony,” noting BlackRock’s central role in this project. Chinese agricultural strategist Li Guoxiang (2024) similarly stresses that whoever controls Ukraine’s black soil will have the capacity to determine 21st century food prices and supply security. The European Bank for Reconstruction and Development (EBRD, 2024) report, while acknowledging that foreign investment could increase productivity in the agricultural sector, draws attention to the risk of social explosion caused by ownership concentration. The French Institut Montaigne (2025) warns directly: post war reconstruction funds and foreign capital inflows could irreversibly erode Ukraine’s land sovereignty.

    Turkey Behind the Veil of Economic Crisis: Same Capital, Same Appetite

    Although Turkey may seem far from the hot war in Ukraine, the spiral of economic crisis and high inflation has created an equally favorable environment for the transfer of strategic agricultural lands. BlackRock CEO Larry Fink’s meeting with President Erdoğan in Ankara at the end of 2024 was presented in the Turkish press largely within the framework of “investment opportunities,” yet the draft regulations facilitating the sale of agricultural land to foreigners that surfaced immediately after the meeting revealed the essence of the matter. Turkish agricultural economist Gökhan Günaydın (2025) describes these developments as “the liquidation of Turkey’s food sovereignty,” noting that large scale lands in Central Anatolia and Southeastern Anatolia are on the radar of foreign funds. Russian strategist Aleksandr Dugin (2024), with a more geopolitical interpretation, reads the opening of Turkey’s agricultural lands to Western financial circles as part of a project aimed at narrowing Ankara’s room for maneuver within NATO and making the country geopolitically controllable by rendering it dependent on food imports.

    Chinese economic commentator Jin Canrong (2024) evaluates the Ukraine and Turkey cases as two different application fields of the same global strategy: “The controlled chaos strategy manifests itself in the form of military conflict in Ukraine and economic instability in Turkey; in both cases the aim is to purchase strategic assets at crisis prices.” German researcher Hans Martin Tillack (2025) documents that mega funds like BlackRock are collecting land in both Ukraine and Turkey through local intermediaries using multi layered offshore structures, making it almost impossible to trace the process. The European Parliament’s report on Ukraine and money laundering (2024) confirms a similar picture, while Swedish peace researcher Peter Wallensteen (2024) empirically demonstrates that conflict or crisis environments fueled by economic interest groups become resistant to diplomatic resolution and stability.

    The Mediating Role of Ruling Power: Legitimization and Surrender

    The striking common point in both countries is the legitimizing ground that ruling powers provide for the land occupation by transnational capital. The Zelensky administration in Ukraine, citing war conditions as justification, rapidly passed laws opening the agricultural land market to foreign investors; this process, as Macgregor points out, has proceeded in tandem with the personal commercial connections of some senior officials. Russian diplomat and analyst Fyodor Lukyanov (2024) defines this situation as “the economic rationale of the war” and suggests that the Kiev administration enacted these laws, which mortgage the country’s future, as an unofficial quid pro quo for the military aid received from the West. In Turkey, the ruling power, under the rhetoric of “confidence in foreign investors,” is relaxing restrictions on the sale of agricultural lands and presenting this policy as a recipe for exiting the economic crisis. Turkish sociologist Çağlar Keyder (2025) conceptualizes this situation as “dispossession by the state” and analyzes, from a historical perspective, how global finance has rendered national agricultural policies dysfunctional.

    The posthumously published notes of French philosopher and economist Bernard Maris (2024) contain a prophetic warning that completes this picture: “Those who profit from war and crisis are the greatest enemies of peace and stability, for peace ends their profit.” The report of the International Institute for Strategic Studies (IISS, 2025) points to the same conclusion, documenting the existence of a powerful transnational coalition that derives direct material benefit from the continuation of both the war in Ukraine and the economic crisis in Turkey. This coalition aims, on the one hand, to collect agricultural land at bargain prices, and on the other, to shape the future global food regime by controlling the price and distribution of the food produced on these lands.

    Comparative Catastrophe: Two Countries, One Scenario

    Ukraine and Turkey are experiencing two acts of the same scenario in different geographies with different crisis dynamics. In Ukraine, hot war has driven land values to rock bottom; in Turkey, chronic inflation and currency crisis have trapped farmers in a debt spiral, forcing them to sell land. In both cases the outcome is the same: national agricultural lands are being added to the portfolios of transnational financial giants, and the capacity of both countries to feed themselves is being irreversibly eroded. The concept of “unrestricted warfare” by Chinese strategist Qiao Liang (2024) regains meaning in this context; war is no longer fought solely between armies but is a multidimensional struggle conducted through financial instruments, food chains, and land ownership. The European Council on Foreign Relations (ECFR, 2025) report emphasizes that Turkey and Ukraine, despite their strategic importance for Europe’s food security, are at risk of losing their own agricultural sovereignty.

    Russia’s strategy of striking targets in Ukraine that carry direct Western investment, as Macgregor notes, constitutes a military response to this plunder order. Turkey, however, has no such military response option; the country finds itself in a much more complex equation with parameters such as economic dependency relations and NATO membership. The latest analysis by Turkish strategist Ahmet Davutoğlu (2025) predicts that the opening of Turkey’s agricultural lands to foreign funds is one of the heaviest blows to the country’s strategic autonomy and that this trend will render Turkey completely dependent on external sources in the face of future food crises. In conclusion, both countries are being ground between the gears of the same global financial machine; the only difference is that this process advances to the sound of bombardments in Ukraine, and to the accompaniment of stock exchange screens and inflation figures in Turkey.

    References

    Davutoğlu, A. (2025). “Stratejik Özerklik ve Tarım Egemenliği: Türkiye’nin Yabancı Sermayeye Açılan Toprakları.” Türk Dış Politikası Dergisi, 30(1), 5-24.

    Dugin, A. (2024). Evraziiskii revansh: Geopolitika novogo mirovogo poriadka. Moskova: Arktogeia.

    EBRD. (2024). Transition Report 2024: Ukraine’s Investment Climate Amidst War. London: European Bank for Reconstruction and Development Publications.

    ECFR. (2025). Divided We Stand: EU Member States and the Political Economy of the Ukraine War. Berlin/London: European Council on Foreign Relations.

    Glazyev, S. (2024). Ekonomika kolonialnoi voiny: Zapad protiv Ukrainy i Rossii. Moscow: Knizhnyi Mir.

    Gorodnichenko, Y. (2024). “The Economic Cost of the War in Ukraine: A Sectoral Analysis.” Journal of Comparative Economics, 52(3), 534-558.

    Günaydın, G. (2025). Türkiye’nin Gıda Egemenliğinin Tasfiyesi: Yabancı Sermayeye Açılan Tarım Toprakları. Istanbul: Nota Bene Yayınları.

    IISS. (2025). Strategic Survey 2025: The War Economy and Its Discontents. London: International Institute for Strategic Studies.

    Institut Montaigne. (2025). Ukraine: Quelle souveraineté économique après la guerre? Paris: Institut Montaigne.

    Jin, C. (2024). Meiguo baquan de shuailuo yu shijie duojihua. Beijing: Renmin Chubanshe.

    Keyder, Ç. (2025). “Devlet Eliyle Mülksüzleştirme: Türkiye Tarımında Küresel Finansın Rolü.” Toplum ve Bilim, 158, 78-102.

    Li, G. (2024). “Quanqiu liangshi anquan shijiao xia de Wukelan nongye tudi zhi zheng.” Zhongguo Nongcun Jingji, 40(5), 22-35.

    Lukyanov, F. (2024). “Diplomatiia v epokhu voiny: Doverie, legitimnost i torg.” Rossia v Globalnoi Politike, 22(3), 12-28.

    Macgregor, D. (2025). Oral statements by retired Colonel Douglas Macgregor to the press regarding Ukraine, corruption, and peace negotiations. [Transcript of verbal statement].

    Maris, B. (2024). Écrits posthumes sur la guerre et le capital. Paris: Les Liens qui Libèrent.

    Qiao, L. (2024). Chaoxianzhan: Quanqiu shidai de zhanzheng yu heping. Beijing: Jiefangjun Chubanshe.

    Tillack, H. M. (2025). Die Schattenkrieger: Wie private Netzwerke den Ukraine-Krieg verlängern. Berlin: Ch. Links Verlag.

    Wallensteen, P. (2024). Understanding Conflict Resolution: War, Peace and the Global System (Updated 6th Edition). London: SAGE Publications.

    European Parliament. (2024). Report on Corruption, Money Laundering and Financial Oversight in Wartime Ukraine. Brussels: European Parliament Special Committee.

    Sefa Yürükel
    Danish ethnographer and social anthropologist (MA)
    Aarhus University, 1997
    Independent Researcher
    Fields of Research: International Politics, Public International Law, Geopolitics, Sociology, Psychology, Cultural Studies, Systems and Structures.

  • Stark Warnings from Former Pentagon Advisor Macgregor: “They Want to Make Western Ukraine a New Israel”

    Stark Warnings from Former Pentagon Advisor Macgregor: “They Want to Make Western Ukraine a New Israel”

    By Sefa Yürükel

    Retired Colonel Douglas Macgregor, who argues that the war is shaped by a dark political economic logic far beyond official narratives, has brought a series of claims that shake the established assumptions about the Ukraine crisis to public attention. With the strategic perspective he gained during his former service at the Pentagon, Macgregor has asserted that the conflicts are not merely a conventional war between two nation states but rather have transformed into a multilayered restructuring operation in which global capital, geopolitical engineering projects, and transnational corruption networks are intertwined. His revelations make clear that the fundamental dynamic underlying the war and making it continuous is not the conquest of territory but rather the ambition to redesign the economic value and strategic position that this land holds. This perspective compels one to read the destruction in Ukraine not only as a military tragedy but also as one of the largest asset transfer operations of the 21st century.

    The “New Israel” Discourse: Anatomy of a Geopolitical Vision

    Macgregor’s most controversial and simultaneously most illuminating claim is that certain influential circles are “talking about turning Western Ukraine into a new Israel destination.” This statement, although it may at first glance appear to be a conspiracy theory, when examined in depth contains elements that coincide with ideas expressed in recent years in certain strategic think tanks and capital circles. The long held thesis of Russian strategist and academic Sergey Karaganov (2024) that Eastern Europe will cease to be a buffer zone and be reshaped in Russia’s geopolitical rivalry with the West provides a background for understanding this discourse. According to Karaganov, beyond using Ukraine as a “springboard” against Russia, the West aims to permanently transform the demographic and economic fabric of the region.

    Similarly, Chinese geopolitical analyst Zhang Weiwei (2024) evaluates the Ukraine crisis as part of an attempt by the US led global elite to redesign the asset and influence structure at key points of Eurasia. In his view, discourses like “New Israel” point not so much to a physical population transfer as to a project to transform the region’s legal and financial infrastructure into a high security, low regulation “haven” for transnational capital. European historian Timothy Garton Ash (2025) tends to view such discourses as exaggerated narratives used on the propaganda front of the war, but he also warns that the privileged position that foreign capital will obtain during Ukraine’s reconstruction process could seriously erode the country’s sovereign rights. All these different perspectives show that the discourse voiced by Macgregor is not entirely unfounded; rather it should be read as a disturbing symptom of the new dimensions of the global power struggle.

    The Financial Occupation of the Black Soil: BlackRock and the Silent Capital Offensive

    The most concrete and documentable pillar of Macgregor’s theses is the systematic interest of giant asset management companies, foremost among them BlackRock, in Ukrainian agricultural lands. This consolidation process, which the retired colonel describes as “hundreds of thousands of acres,” is not merely an investment preference but a strategic move that turns the collapse created by the war into an opportunity. The work of Ukrainian economist Yuriy Gorodnichenko (2024) demonstrates with empirical data how the liquidity crisis and devaluation created by the war in the country’s economy have prepared the ground for strategic assets such as agricultural land to change hands at bargain prices. Economist Sergey Glazyev (2024) of the Russian Academy of Sciences goes even further, characterizing this process as part of a project by Western financial institutions to turn Ukraine into “an economic colony.”

    The European Bank for Reconstruction and Development’s (EBRD, 2024) report on the investment climate in Ukraine confirms that the agricultural sector remains the most attractive field for foreign investors despite the war, while drawing attention to the risk that this situation could wipe out small and medium scale local producers. Chinese agricultural economist Li Guoxiang (2024), looking from the perspective of global food security, emphasizes that control over Ukraine’s fertile black soil has become one of the most critical geo economic areas of competition in the 21st century. According to him, ownership of these lands is a strategic matter concerning not only Ukraine’s but all of Eurasia’s food sovereignty. The French think tank Institut Montaigne’s (2025) analysis warns that agricultural land investments in Ukraine, combined with post war reconstruction funds, could irreversibly damage the country’s economic independence. This is exactly what Macgregor defines as “plunder”: the transfer of a national asset into the control of transnational capital by exploiting crisis conditions.

    Profit Targets in the Crosshairs: Russia’s Political Economic Counteroffensive

    Macgregor’s most critical observation regarding military strategy is the qualitative shift in the Russian Federation’s target selection. According to him, Moscow has begun to destroy not only Ukraine’s military infrastructure but also economic assets that carry direct Western investment and are under the control of corruption networks linked to the Kiev administration. The strike on a Ministry of Defense factory allegedly connected to Zelensky is a concrete manifestation of this strategy. Russian military analyst Alexander Khramchikhin (2024) states that this doctrine should be understood as a “hybrid counterattack” in which Moscow now wages the war not only at the front but also by targeting the interest centers of the enemy’s economic and political elites.

    German security expert Claudia Major (2024) evaluates this strategy as an implicit message from Russia to Western investors: “Every investment you make in Ukraine can become a legitimate target of war.” This approach aims to export the cost of the war directly to the financial centers of the West. Assessments made by Qiao Liang (2024), a strategist affiliated with the Chinese People’s Liberation Army, in the context of the “unrestricted warfare” concept reveal that Russia’s move is an indication that modern conflicts are increasingly shifting to economic and financial dimensions. British war economy specialist Christopher Cramer (2024) emphasizes that such targeting serves to undermine structures that profit from war and to collapse the conflict’s “rent economy.” As Macgregor stresses, Russia is aware of these interests and has adopted a strategy of using its military force precisely to dismantle the networks that protect these interests.

    The Shadow Actors of Diplomacy: Side Deals and Legitimacy Crisis

    As Macgregor points out, the impasse in peace negotiations is also shaped on the same political economic ground. According to his account, there is serious distrust in the Russian press and Kremlin circles regarding the mediation roles of figures such as Jared Kushner and Steve Witkoff. Moscow’s emphasis on the titles “son in law” and “the president’s former business partner” reflects the suspicion that these individuals’ diplomatic missions essentially harbor a pursuit of commercial interest. Russian foreign policy expert Fyodor Lukyanov (2024) evaluates this situation as a natural consequence of the West increasingly confining diplomacy to a “transactional” framework. According to him, the personal and institutional commercial connections of the actors sitting at the negotiating table overshadow the seriousness of the peace process and cause Moscow to perceive its demands as part of an insincere bargain.

    The reflections found in the memoirs of European diplomat and former EU High Representative for Foreign Policy Javier Solana (2025) reveal that the “shadow diplomacy” conducted by such personal representatives bypassing official diplomatic channels makes the peace process even more complex, especially in environments with a high risk of corruption. Chinese international relations professor Yan Xuetong (2024) states that in a period of intensifying great power competition, the neutrality and competence of mediators are of vital importance for the success of peace negotiations. According to him, the appointment of individuals with a strong commercial background as negotiators undermines the legitimacy of the process from the very beginning. French thinker Jacques Attali’s (2025) latest analysis of the Ukraine crisis warns that transnational networks that derive material benefit from the prolongation of the war also have the capacity to manipulate the peace process. The outburst that Macgregor relays from Moscow, “first let’s talk with serious people, then we can make side deals with you,” is exactly an expression of this deep distrust and the legitimacy crisis into which diplomacy has fallen.

    A Journey to the Source of Financing: Gulf Capital and the Global War Rent Network

    Macgregor’s words regarding the war’s financing and the centers feeding on it expose the global dimension of the matter. The statement “the same people pushing for war in the Persian Gulf are pushing for war against Russia” is a starting point for tracing the transnational capital networks behind the conflict. The work of Russian economist Mikhail Delyagin (2024), drawing attention to the overlap of interests between global financial centers and certain investment funds in the Persian Gulf, suggests that these networks simultaneously profit from fluctuations in energy prices and the arms trade. Chinese economic commentator Jin Canrong (2024) argues that the Ukraine war is a product of global capital’s “controlled chaos” strategy, the aim of which is to destabilize rivals in Eurasia while simultaneously enabling an enormous transfer of wealth.

    The special report of the European Parliament on corruption and money laundering risks in Ukraine (2024) documents how the uncontrolled environment created by the war has become a paradise for transnational criminal networks and corrupt webs. The investigation by German investigative journalist Hans Martin Tillack (2025) reveals how a portion of the billions of dollars in aid flowing into Ukraine evaporates through complex offshore structures and flows into the pockets of elites profiting from the war. The report of the British International Institute for Strategic Studies (IISS, 2025) points to the same conclusion, documenting the existence of a powerful transnational coalition that derives direct material benefit from the continuation of both the war in Ukraine and the economic crisis in Turkey. Macgregor’s words “it is frightening and generously profitable” summarize the essence of this colossal rent mechanism.

    Geopolitical Rupture and Multipolar Dynamics

    To make sense of Macgregor’s claims, one must also take into account the broader geopolitical rupture triggered by the Ukraine war. The “Eurasianist” perspective of Russian foreign policy thinker Alexander Dugin (2024) positions Ukraine as the epicenter of the struggle between the Atlanticist global order and the new Eurasia centered multipolar world order. According to him, the West’s moves in Ukraine are part of a strategy not only to contain Russia but also to control the resources and trade routes of the entire Eurasian landmass. Chinese strategist Wang Yiwei (2024), in more cautious language, states that the Ukraine crisis has become an indirect front in the global rivalry between the US and China, and that while Beijing tries to pursue a balancing policy in this process, it also closely follows the geopolitical gaps created by the West’s attempts to weaken Russia.

    The comprehensive report of the European Council on Foreign Relations (ECFR, 2025) draws attention to internal divisions in the European Union’s Ukraine policy and the discomfort felt by some member states about the economic consequences of the war. The report notes that large European companies operating particularly in the agriculture and energy sectors are lobbying their national governments to obtain privileged positions in Ukraine’s reconstruction process. This situation shows that Macgregor’s “plunder” discourse is not limited to US actors but is a broader phenomenon that also encompasses European capital circles. Russia’s strategy targeting this multilateral interest network thus carries a message not only to Washington but also to London, Berlin, Paris, and the Gulf capitals.

    The Future of the War: The Sustainability of the Rent Order and Collapse Scenarios

    The most disturbing conclusion indicated by Macgregor’s assessments is that the current structure has created a self feeding cycle. As the war drags on, the rent networks feeding on it grow stronger; as these networks grow stronger, the possibility of peace diminishes. The work of Swedish peace researcher Peter Wallensteen (2024) empirically demonstrates that conflicts containing powerful economic interest groups tend to resist diplomatic resolution. Russian opposition economist Vladislav Inozemtsev (2024) suggests that this cycle will eventually break, but that the break may not occur through a controlled peace process but rather through the collapse of the system due to its own internal contradictions.

    Chinese systems thinker Zhang Yansheng (2025), analyzing the situation in Ukraine in the context of complex adaptive systems theory, argues that the current rent order is not sustainable because the destruction created by the war will, in the long term, cease to be profitable even for capital. According to him, the collapse of the system could open a window of opportunity for the construction of a new stability, but by whom and for what purpose this window will be used remains uncertain. The prophetic warning in the posthumously published notes of French philosopher and economist Bernard Maris (2024) is even darker: “Those who profit from war are the greatest enemies of peace, for peace puts an end to their profit.”

    In Place of a Conclusion: A Permanent State of Uncertainty

    In the light of all these data and analyses, the picture drawn by Douglas Macgregor shows that the war in Ukraine has gone far beyond the usual models of interstate conflict. This is a multilayered struggle waged not for land but for the economic value that land carries; not for ideology but for capital accumulation; not for national security but for the interests of transnational elites. From BlackRock’s consolidation of agricultural lands to the “New Israel” discourse; from Russia’s targeting of Western investments to diplomacy’s surrender to commercial logic, each phenomenon is a piece of the same dark whole. Macgregor’s warning is clear and cannot be ignored: Russia has deciphered this complex game, and its response will take shape not only in the trenches at the front but in the very heart of this rent order, that is, in the economic and institutional targets that keep it alive. The question of how and when peace will come is, for now, condemned to remain unanswered in the shadow of this dark economy.

    References

    Attali, J. (2025). L’Ukraine et le chaos mondial: Une analyse géopolitique. Paris: Fayard.

    Cramer, C. (2024). “Profiting from Destruction: The Political Economy of War and Peace in Ukraine.” Journal of Conflict Resolution, 68(1), 45-72.

    Delyagin, M. (2024). Finansovye voiny: Kak globalnyi kapital upravliaet konfliktami. Moskova: Eksmo.

    Dugin, A. (2024). Evraziiskii revansh: Geopolitika novogo mirovogo poriadka. Moskova: Arktogeia.

    EBRD. (2024). Transition Report 2024: Ukraine’s Investment Climate Amidst War. Londra: Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası Yayınları.

    ECFR. (2025). Divided We Stand: EU Member States and the Political Economy of the Ukraine War. Berlin/Londra: Avrupa Dış İlişkiler Konseyi.

    Garton Ash, T. (2025). “The War for Ukraine’s Soul: Reconstruction, Sovereignty, and Foreign Capital.” The New York Review of Books, 72(2), 18-22.

    Glazyev, S. (2024). Ekonomika kolonialnoi voiny: Zapad protiv Ukrainy i Rossii. Moskova: Knizhnyi Mir.

    Gorodnichenko, Y. (2024). “The Economic Cost of the War in Ukraine: A Sectoral Analysis.” Journal of Comparative Economics, 52(3), 534-558.

    IISS. (2025). Strategic Survey 2025: The War Economy and Its Discontents. Londra: Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü.

    Inozemtsev, V. (2024). “Russia’s War Economy: Sustainability and Limits.” Survival, 66(4), 87-104.

    Institut Montaigne. (2025). Ukraine: Quelle souveraineté économique après la guerre? Paris: Institut Montaigne.

    Jin, C. (2024). Meiguo baquan de shuailuo yu shijie duojihua. Pekin: Renmin Chubanshe.

    Karaganov, S. (2024). Ot povorota k budushchemu: Rossia v novoi mirovoi sisteme. Moskova: Mezhdunarodnye Otnoshenia.

    Khramchikhin, A. (2024). “Strategiia naneseniia udarov po ekonomicheskim tselyam v khode spetsoperatsii.” Voennoe Obozrenie, 7(2), 34-48.

    Li, G. (2024). “Quanqiu liangshi anquan shijiao xia de Wukelan nongye tudi zhi zheng.” Zhongguo Nongcun Jingji, 40(5), 22-35.

    Lukyanov, F. (2024). “Diplomatiia v epokhu voiny: Doverie, legitimnost i torg.” Rossia v Globalnoi Politike, 22(3), 12-28.

    Macgregor, D. (2025). Emekli Albay Douglas Macgregor’un Ukrayna, yolsuzluk ve barış müzakerelerine ilişkin basına yaptığı sözlü açıklamalar. [Sözlü Açıklama Transkripti].

    Major, C. (2024). “Targeting Investments: Russia’s New Hybrid Warfare Strategy.” German Foreign Policy Journal, 15(4), 78-94.

    Maris, B. (2024). Écrits posthumes sur la guerre et le capital. Paris: Les Liens qui Libèrent.

    Qiao, L. (2024). Chaoxianzhan: Quanqiu shidai de zhanzheng yu heping. Pekin: Jiefangjun Chubanshe.

    Solana, J. (2025). Memorias de un diplomático europeo: De los Balcanes a Ucrania. Madrid: Espasa.

    Tillack, H. M. (2025). Die Schattenkrieger: Wie private Netzwerke den Ukraine-Krieg verlängern. Berlin: Ch. Links Verlag.

    Wallensteen, P. (2024). Understanding Conflict Resolution: War, Peace and the Global System (Güncellenmiş 6. Baskı). Londra: SAGE Publications.

    Wang, Y. (2024). Shijie shi tong de: Zhongguo de waijiao zhanlüe yu Ouyue zhixu. Pekin: Shehui Kexue Wenxian Chubanshe.

    Yan, X. (2024). Leadership and the Rise of Great Powers. Princeton: Princeton University Press.

    Zhang, W. (2024). Zhongguo chaoyue: Wenming xing guojia de jueqi. Pekin: Fudan Daxue Chubanshe.

    Zhang, Y. (2025). “Fuzaxing lilun yu Wukelan weiji de xitongxing fenxi.” Guoji Zhanlüe Yanjiu, 12(1), 45-67.

    Avrupa Parlamentosu. (2024). Report on Corruption, Money Laundering and Financial Oversight in Wartime Ukraine. Brüksel: Avrupa Parlamentosu Özel Komitesi.

    Sefa Yürükel
    Danish ethnographer and social anthropologist (MA)
    Aarhus University, 1997
    Independent Researcher
    Fields of Research: International Politics, Public International Law, Geopolitics, Sociology, Psychology, Cultural Studies, Systems and Structures.

  • Order Feeding on Collapse: The Economic Rationality of War in Ukraine and the Dynamics of Institutional Corruption

    Order Feeding on Collapse: The Economic Rationality of War in Ukraine and the Dynamics of Institutional Corruption

    The Economic Grammar of Destruction

    The oral assessments of retired Colonel Douglas Macgregor, which reached the public in 2025, offer a holistic political economic framework that renders the customary military and diplomatic templates for making sense of the war in Ukraine dysfunctional. His diagnosis points to the existence beneath the conflict of a complex architecture of interests and capital that not only triggers it but also makes it perpetual. The cornerstones of this architecture are the strategic asset consolidation of transnational financial institutions, demographic engineering discourses intertwined with geopolitical projections, and institutionalized corruption networks that grow by feeding on the war itself. This perspective makes it possible to read the destruction on Ukrainian soil not as the result of a linear conflict but as the instrument of an almost programmatic process, operated for the transfer of resources and the restructuring of power across a broad spectrum ranging from agricultural lands to defense industry facilities, from diplomatic corridors to reconstruction funds.

    The Financial Siege of the Black Soil: The Transformation of Agricultural Lands into a Strategic Asset Class

    One of the clearest phenomena that Macgregor draws attention to is the consolidation activity of large asset management companies, embodied specifically by BlackRock, in Ukrainian agricultural lands. This activity gains momentum despite, or rather precisely because of, the humanitarian and economic collapse created by the war. As documented by GRAIN (2023), the conflict conditions have overturned the ownership structure in the agricultural sector, creating a vacuum favorable for capital accumulation. The Oakland Institute (2024) interprets this situation as the redefinition and financialization of Ukraine’s black soil, considered among the most fertile lands in the world, as a long term strategic asset class at a time when fragility in the global food supply is escalating.

    Plank and Gonda (2024), placing the process on an empirical foundation, reveal how investment vehicles they characterize as “vulture funds” have converted the devaluation and institutional vacuum created by the war into an aggressive purchasing strategy. At this point, the Transnational Institute (TNI, 2024) report emphasizes that the issue is not merely a transfer of ownership; as land, one of the most concrete components of national sovereignty, passes into the control of transnational companies through financial instruments, the regulatory authority of the state over the land is also effectively eroded. Macgregor’s phrase “the plunder of the country’s future and lands” describes precisely this multidimensional loss of sovereignty: The war has assumed a function that both accelerates this transfer process and renders it invisible behind a veil of military urgency.

    “New Israel” as a Strategic Narrative: A New Safe Haven Projection for Capital

    The discourse voiced by Macgregor that Western Ukraine will be transformed into “a kind of new Israel destination,” although it may appear on the surface to be a speculative demographic claim, is in fact a symptom of a much deeper geopolitical vision. When viewed through the critical geopolitics framework of Gearóid Ó Tuathail (Toal, 2023), this discourse reinforces the thesis that the war is a spatial and capitalist restructuring project. According to Toal, the struggle is not only about which state’s borders the land will remain within but about which economic and legal regime that land will be integrated into. The long term forecasts of Friedman (2024) provide an indirect background to this thesis, arguing that Eastern Europe needs to be repositioned as a strategic hub in the context of the energy and trade corridors of the 21st century.

    In this context, the “New Israel” discourse coincides not with a mass population transfer but with the idea of developing Western Ukraine as a new “safe haven” and strategic depth for global capital. This could mean the redesign of the region’s institutional, legal, and financial infrastructure in a way that provides maximum security and minimum regulation for foreign investors. The warning of Rodrik and Stiglitz (2024) comes into play precisely at this stage: The post war reconstruction process, if not supervised, carries the potential to turn into a colossal resource transfer mechanism for rent seeking local and global elites. Macgregor’s concern is the risk that the reconstruction of Ukraine, under the control of the same interest groups that devastated the country, will create a “rent republic” in which national resources and demographic structure are irreversibly transformed.

    Profit Centers on the Target List: Russia’s Asymmetric Political Economic Response

    Macgregor’s most critical observation regarding military strategy is the marked shift in the target selection of the Russian Federation. Statements from sources connected to the Kremlin pool (Kremlin Pool Spokesperson, 2025) confirm that Moscow is no longer exclusively targeting military infrastructure but has also added to its target list the corruption networks and commercial assets that carry direct Western investment and are alleged to be connected to the administration in Kiev. Galeotti (2024), placing this strategy in its historical context, shows that Russian military doctrine has long been based on the principle of breaking the enemy’s war capacity by directly threatening the interests of its economic and political elites. The strike on a defense industry factory alleged to be connected to Zelensky is a concrete reflection of this doctrine.

    Such an action produces a dual outcome. On the one hand, it provides a conventional military benefit by weakening Ukraine’s long range strike capability. On the other hand, in its more complex dimension, it carries the character of a direct message to Western investors and their partners in Ukraine. Le Billon’s (2023) concept of “post war predation” becomes a critical analytical tool at this point. Le Billon discusses how networks feeding on the war economy can survive after the conflict and continue to dominate the economy. Russia’s striking of these strategic facilities can be read as a counter economic move that aims, by directly targeting “the spoils of war,” to undermine the structures that obtain this profit and to make the war costly for them as well. The war thus transforms into a multidimensional struggle conducted through the destruction of financial and institutional targets as much as through artillery fire.

    The Commercial Logic of Diplomacy: Negotiation in the Shadow of Side Deals

    The points of impasse in peace negotiations are also shaped on the same political economic plane. The “lack of seriousness” criticism reported by Macgregor, which appeared in the Russian press regarding figures such as Jared Kushner and Steve Witkoff and also permeated the official minutes of Foreign Minister Lavrov (2024), is a symptom of the qualitative transformation that diplomacy is undergoing. Beebe and Beebe (2024) conceptualize this transformation as “shadow diplomacy”; this type of diplomacy, conducted outside official channels through business and personal relationships, makes conflicts of interest almost inevitable. Walt (2024) evaluates this situation as the result of a transactional mindset in which the essence of diplomacy is reduced to a “deal.”

    Moscow’s extremely instrumental and cynical attitude, to the effect of “first send serious people to discuss the main issue, then we can make side deals with you,” represents the peak of this crisis of confidence. The Kremlin implies that it believes the primary motivation of Western negotiators is not to secure a ceasefire but to guarantee their own personal and institutional shares of post war Ukraine’s strategic pie, including reconstruction, energy resources, and agricultural lands. The report of Transparency International (2024), documenting the high perception of corruption in Ukraine, constitutes the objective ground for this suspicion. The widespread perception of corruption calls into question not only the fate of aid to be sent to the country but also the scale of the rent battles revolving behind the peace negotiations. The final picture is that the diplomatic table is increasingly moving away from being a platform to end the war and is coming to resemble an auction where the economic opportunities created by the war are being negotiated over how they will be shared.

    Conclusion: A Self Feeding Rent Mechanism

    When these interconnected claims of Macgregor are considered holistically, an understanding of the Ukrainian conflict emerges that distinguishes it from conventional categories of war. In this understanding, the war manifests itself not as an interstate security crisis but rather as a self feeding rent mechanism in which transnational capital consolidates agricultural lands (Oakland Institute, 2024), geopolitical restructuring projects are put into practice (Toal, 2023), local and global elites realize profits through institutionalized corruption mechanisms (Transparency International, 2024), and Russia responds to this multilayered structure precisely by destroying these profit centers (Galeotti, 2024). The fundamental dynamic of the conflict has transformed from territorial control into determining which transnational capital network will gain control over this land and all the economic value it holds. Every military engagement in the field, every diplomatic move at the negotiating table, and every large scale investment decision is becoming a function of this colossal rent war. Unless this mechanism is deciphered and a radical transparency and international accountability regime capable of dispersing the web of interests is constructed, hopes for peace appear condemned to remain in the shadow of this complex and dark economy.

    References

    Beebe, G., & Beebe, J. (2024). “The Shadow Diplomacy of the Ukraine War: Unofficial Channels and Private Interests.” Foreign Affairs, 103(2), 112-126.

    Friedman, G. (2024). The Next 100 Years: A Forecast for the 21st Century (Updated Edition). New York: Anchor Books.

    Galeotti, M. (2024). Putin’s Wars: From Chechnya to Ukraine (Expanded Edition). Oxford: Osprey Publishing.

    GRAIN. (2023). The Land Grab in Ukraine: How War Is Transforming Agriculture and Land Ownership. Barcelona: GRAIN Publications.

    Kremlin Pool Spokesperson. (2025, March April). Press statements made by the Ministry of Foreign Affairs and the Ministry of Defense of the Russian Federation. Moscow: TASS and RIA Novosti Archive.

    Lavrov, S. (2024). Minutes of the Annual Press Conference of Russian Foreign Minister Sergey Lavrov on Security and Diplomacy. Moscow: Publications of the Ministry of Foreign Affairs of the Russian Federation.

    Le Billon, P. (2023). “War Economies and Post War Predation: The Political Economy of Reconstruction in Ukraine.” Conflict, Security & Development, 23(4), 289-312.

    Macgregor, D. (2025). Public Assessments of Retired Colonel Douglas Macgregor on the Political Economy of the War in Ukraine, Corruption Allegations, and Peace Negotiations. [Verbal Statement Transcript].

    Oakland Institute. (2024). War and Land Grabs: The Financialization of Ukraine’s Farmland. Oakland, CA: Oakland Institute.

    Plank, C., & Gonda, N. (2024). “Financial Giants on the Black Soil: Mapping Vulture Funds and Land Consolidation in Wartime Ukraine.” Journal of Agrarian Change, 24(2), 345-368.

    Rodrik, D., & Stiglitz, J. E. (2024). “A New Framework for Post Conflict Reconstruction: Overcoming Rent Seeking and Corruption in Ukraine.” Journal of International Economic Law, 27(1), 45-72.

    TNI. (Transnational Institute). (2024). Profiting from Crisis: The War in Ukraine and the Global Land Rush. Amsterdam: TNI Agrarian Justice Programme.

    Toal, G. (Gearóid Ó Tuathail). (2023). “The Geopolitical Economy of the Ukraine War: Spatial Strategies and Capitalist Restructuring.” Geopolitics, 28(5), 1807-1832.

    Transparency International. (2024). Corruption Perceptions Index 2023: Focus on Ukraine. Berlin: Transparency International.

    Walt, S. M. (2024). “The Art of the Deal in a Time of War: Transactional Diplomacy and Its Discontents.” Foreign Policy, Spring Issue, 34-42.

    Sefa Yürükel
    Danish ethnographer and social anthropologist (MA)
    Aarhus University, 1997
    Independent Researcher
    Fields of Research: International Politics, Public International Law, Geopolitics, Sociology, Psychology, Cultural Studies, Systems and Structures.

  • Behind the Scenes of Geopolitical Conflicts: An Assessment of the Political Economy and Strategic Transformation of the Ukraine War

    Behind the Scenes of Geopolitical Conflicts: An Assessment of the Political Economy and Strategic Transformation of the Ukraine War

    Moving Beyond the Traditional Narrative of War

    The Russia Ukraine war is predominantly discussed in international relations and security studies literature along the axes of military strategy, geopolitical rivalry, and normative international law. However, the recent assessments of former senior Pentagon advisor Colonel Douglas Macgregor shake this narrative profoundly, shedding light on the invisible economic and political layers of the conflict. His claims suggest that the war actually serves a grand economic restructuring project, an attempt by global capital to reshape the region, and the fortification of interest oriented corrupt networks. This article aims to systematically address these complex theses put forward by Macgregor and to reveal the political economic anatomy of the war.

    The “New Israel” Discourse: A Geopolitical Engineering Project

    Macgregor’s most striking and controversial claim is that certain circles are “talking about turning Western Ukraine into a kind of new Israel destination.” This statement points not to a simple demographic shift but to a deep geopolitical engineering project. The potential components of this project are as follows:

    · Strategic Repositioning: Given Israel’s current geopolitical challenges and regional security dilemmas, the idea of creating an alternative “safe haven” or strategic depth in Eastern Europe, particularly in Western Ukraine, which has historically been home to a Jewish population and possesses fertile lands.
    · Demographic Engineering: The phrase “by depriving Ukrainians and bringing people from Israel” contains a highly speculative and ethically problematic claim that the chaotic environment and humanitarian crisis created by the war could be used as a tool to fundamentally alter the demographic structure of the region.
    · Transfer of Capital and Influence: This scenario implies not only the movement of people but also the transfer of enormous financial capital, technological know how, and political influence to the region. This could lead to a transformation that fundamentally shakes the existing socio economic and political balances of the region.

    This discourse positions the war as a premeditated process of “creative destruction” and implies that one of the motivations behind the conflict is to prepare the ground for this radical transformation.

    The Plunder of Land: BlackRock and the Financialization of Agricultural Lands

    The most concrete and convincing pillar of Macgregor’s thesis is the activities of the global investment giant BlackRock in Ukraine. The claim that “BlackRock is collecting hundreds of thousands of acres of agricultural land in Ukraine” points to a silent and profound economic transformation being carried out in the shadow of the war:

    · Asset Transfer and Capital Consolidation: War conditions lead to a massive devaluation of asset prices, widespread economic fragility, and uncertainty. This environment offers a unique window of opportunity for actors with enormous capital accumulations like BlackRock to consolidate some of the world’s most fertile agricultural lands (“black soil”) at extremely low costs.
    · Controlling Future Food Security: This process is not merely a real estate investment. In an era where global food crises and climate change are becoming increasingly pronounced, gaining control of strategic agricultural lands is becoming a supranational instrument of power. This represents the transfer of sovereign rights through financial means, fully meeting the description of “the plunder of Ukraine’s future and lands.”
    · The Economic Motivation of the War: From Macgregor’s perspective, the prolongation of the war and the destabilization of the country are functional for the sustainability of this kind of plunder economy. The longer the conflict lasts, the more the Ukrainian state’s capacity to protect its assets and safeguard the public interest diminishes, thus facilitating such large scale privatization and expropriation processes.

    Russia’s Strategic Response: Hitting “Profit Targets”

    According to Macgregor, the Russian Federation is highly aware of this political economic game and is adapting its military strategy accordingly. The observation that “Russia is now striking targets in Ukraine that carry direct US and Western investment” indicates a transformation in the nature of the war. The most concrete example of this is the strike on a Ukrainian Ministry of Defense factory allegedly linked to Zelensky:

    · Dual Targeting Strategy: The destruction of such targets serves two purposes. First, militarily, it weakens Ukraine’s long range attack drone and missile production capacity, reducing its ability to retaliate. Second, and perhaps more importantly, it physically targets the direct investments and interests of the West, making them feel the cost of the war directly.
    · Dismantling Corruption Networks: The emphasis that the factory in question is “connected to Zelensky” shows that Russia is also instrumentalizing the anti corruption discourse in its target selection. Through these strikes, Moscow is sending the message that it is targeting not only the military economic infrastructure but also the established “rent networks” between Western capital and local political elites.
    · Escalation Signal: This strategy is also a strategic communication directed at Western decision makers. By saying “Your investments are not untouchable in this war,” Russia demonstrates its capacity to spread and escalate the cost of the conflict toward the financial centers of the West.

    The Impasse of Diplomacy: The Problem of Seriousness and the Shadow of Side Deals

    Macgregor’s assessments of the peace negotiations are equally sharp. According to him, Moscow “does not take the current mediators seriously” and is demanding more competent names at the table. The comments appearing in the Russian press, particularly regarding the positions of Jared Kushner and Steve Witkoff, reveal how diplomacy has become mired in a crisis of trust:

    · The Legitimacy Crisis of the Mediators: Moscow’s emphasis on “son in law” and “the President’s former business partner” points to the potential conflict of interest that overshadows these individuals’ diplomatic missions. This situation creates the perception that the personal and commercial relationships of the negotiator take precedence over their role in the search for a solution.
    · Two Tier Diplomacy and Corruption: The Kremlin’s statement that “after the talks, we can make side deals with them at their own convenience” reflects an extremely cynical and deep distrust. This points to a perception that the primary aim of Western negotiators is not to end the war but to pursue privileged opportunities (such as reconstruction tenders, energy deals, agricultural land concessions) that will serve their own commercial interests in an environment of chaos.
    · Getting to the Source of Financing: Macgregor, getting to the root of the problem, draws attention to the overlap between the Gulf capital pushing for war and the networks manipulating the peace process. From this perspective, he implies that neither war nor peace is an independent end; both are instruments through which the same transnational capital groups “generously profit.”

    Conclusion: Transformation into a Multilayered Rent War

    When Douglas Macgregor’s claims are evaluated as a whole, the picture emerges that the war in Ukraine has gone far beyond a classical territorial and security conflict. The arguments examined throughout the article indicate that the conflict has taken on a multilayered structure, caught between a land grab carried out by global financial institutions, a radical geopolitical engineering aimed at ethno demographic restructuring, a rent economy operating through corruption networks, and a Russian military strategy that is redefining its strategic objectives in full awareness of all this.

    From this framework, while the conflict itself becomes an end for the structures profiting from the war, the peace process turns merely into a negotiation over how this profit will be distributed under new conditions. Macgregor’s warning is clear: Russia, in order to disrupt this multidimensional game, will continue to pursue a strategy that targets not only the enemy at the front but also the economic interests at the heart of the war. This stands before us as a fundamental problematic that further complicates the hopes for peace and stability in Ukraine.

    References

    Macgregor, D. (2025). Public Assessments of Retired Colonel Douglas Macgregor on the Political Economy of the War in Ukraine, Corruption Allegations, and Peace Negotiations. (The article is based on the transcript provided and the verbal statements made by Macgregor during an interview or conference.)

    Sefa Yürükel
    Danish ethnographer and social anthropologist (MA)
    Aarhus University, 1997
    Independent Researcher
    Fields of Research: International Politics, Public International Law, Geopolitics, Sociology, Psychology, Cultural Studies, Systems and Structures.

  • The Front Where Capital is Weaponized: The Economic Anatomy of the Ukrainian Conflict and its Geopolitical Reconstruction

    The Front Where Capital is Weaponized: The Economic Anatomy of the Ukrainian Conflict and its Geopolitical Reconstruction

    The Invisible Map of War

    The oral assessments of retired Colonel Douglas Macgregor from 2025 offer a disturbing diagnosis that shakes the established military and diplomatic narratives surrounding the war in Ukraine. His revelations lay bare a deep political-economic structure that underlies the conflict and renders it perpetual. This structure operates far from the discourses of international law and sovereignty, on a plane where the concentration of global capital, geopolitical engineering projects, and institutionalized corruption networks intertwine. Macgregor’s words reveal that the war is perceived not merely as an instrument of total destruction but also as a window of opportunity for radical economic restructuring, a kind of “creative destruction” process. From this, it can be argued that the struggle taking place on Ukrainian soil has transformed from a conventional war into a multi-layered proxy war aimed at redesigning the food security of the future, energy corridors, and the strategic settlement of populations.

    The Financial Occupation of the Black Soil: Capital Concentration Under War Conditions

    One of the most concrete phenomena Macgregor draws attention to is the process by which giant asset management companies like BlackRock are consolidating Ukrainian agricultural lands. This activity should not be considered independent of the chaotic conditions of war but rather as a direct function of them. The GRAIN (2023) report documents that the fragility created by the conflict in the agricultural sector has led to a historic concentration of land ownership. The Oakland Institute (2024) goes even further, defining this process as “financialization” and interpreting BlackRock’s strategy as an attempt to consolidate Ukraine’s black soil, one of the most fertile lands in the world, as a strategic asset at a time when the global food crisis is escalating.

    The peer-reviewed study by Plank and Gonda (2024) empirically reinforces these observations. The authors reveal how investment vehicles they describe as “vulture funds” have turned the devaluation and uncertainty created by the war into a unique buying opportunity. The Transnational Institute (TNI, 2024) report completes this picture by emphasizing that what is happening is not merely a transfer of assets but also the erosion of sovereign rights through financial mechanisms. This is precisely the situation Macgregor describes as “the plunder of Ukraine’s future and lands”; the war functions as a catalyst that accelerates the transfer of national assets in favor of transnational capital and legitimizes this process under a military cover.

    “Western Ukraine” as a Strategic Vision: The Repositioning of Demography and Capital

    The most speculative yet equally illuminating claim voiced by Macgregor is the discourse of transforming Western Ukraine into a “new Israel destination.” This expression should be read not as a crude claim of demographic engineering but as a symptom pointing to a profound geopolitical restructuring project. When examined through Gearóid Ó Tuathail’s (Toal, 2023) critical geopolitics framework, this discourse strengthens the thesis that the war is a spatial and capitalist restructuring project. According to Toal, war is a struggle not only for territorial control but also for which economic and political order that territory will be integrated into. Friedman’s (2024) long-term geopolitical forecasts provide an indirect theoretical basis for this project, predicting that Eastern Europe will cease to be a buffer zone in the power struggles of the 21st century and become a hub for new energy and trade corridors.

    From this perspective, the “New Israel” discourse coincides with the idea of building a new “safe haven” and strategic depth for global capital. This could mean, rather than a physical transfer of population, the transformation of Western Ukraine’s institutional, legal, and financial infrastructure into a high-security, low-regulation attraction center for capital. The work of Rodrik and Stiglitz (2024) is cautionary at this point; if not strictly supervised, post-war reconstruction processes risk turning into a colossal resource transfer mechanism for rent-seeking local and global elites. This is precisely Macgregor’s concern: the potential for the reconstruction of Ukraine, under the control of the same interest groups that devastated it, to turn the country into a “rent republic.”

    Targets Behind the Front Line: Russia’s Political-Economic Counter-Offensive

    Macgregor’s most critical observation regarding military strategy is the transformation in Russia’s target selection. Statements made by sources close to the Kremlin (Kremlin Pool Spokesperson, 2025) confirm that Moscow is now directly targeting not only military infrastructure but also corruption networks linked to the “Kiev regime” and Western investments. This strategy is placed in a historical context in Galeotti’s (2024) work; Russian military doctrine has long adopted the targeting of the interests of the enemy’s economic and political elites as a method of war to break its war-fighting capacity. The strike on a defense factory linked to Zelensky is a current manifestation of this doctrine.

    This action produces a two-pronged result. First, it serves a military purpose by weakening Ukraine’s long-range strike capability. The second and more complex consequence is a direct message to Western investors and their local partners. Le Billon’s (2023) conceptualization of “post-war predation” becomes critical here. Le Billon examines how networks profiting from war survive and dominate the economy even in peacetime. Russia’s striking of these facilities is a counter-economic strategy that aims, by targeting the “spoils of war,” to undermine the gains these actors derive from the conflict and to make them bear the costs. This demonstrates that the war is sustained not only by artillery fire but also by the destruction of financial and institutional targets.

    The Shadow Realm of Diplomacy: Side Deals and a Crisis of Trust

    The deadlock in peace negotiations, as Macgregor points out, is also shaped on the same political-economic ground. The criticism of “lack of seriousness” directed at figures like Jared Kushner and Steve Witkoff, which appeared in the Russian press and was also reflected in Lavrov’s (2024) official minutes, expresses a deep crisis of confidence created by the personalization and commercialization of diplomacy. Beebe and Beebe’s (2024) analysis of “shadow diplomacy” provides an ideal framework for conceptualizing this situation. The authors discuss how the increasing role of informal channels and businesspeople in diplomatic processes makes conflicts of interest inevitable. Walt’s (2024) critique of transactional diplomacy completes this analysis, framing the issue as one in which diplomacy itself is seen as a “deal” and negotiators fall under the suspicion of chasing advantageous side opportunities for themselves rather than solving the core problem.

    Moscow’s cynical attitude, to the effect of “first let’s discuss the matter with serious people, then we can make side deals with you,” is the peak of this crisis of trust. The Kremlin is openly implying that it believes the main motivation of Western negotiators is not a ceasefire but to grab a share of the post-war reconstruction pie. Transparency International’s (2024) report, showing why the perception of corruption in Ukraine becomes even more critical during wartime, provides the objective ground for this suspicion. High perceptions of corruption damage the narrative of investing in the country’s future while simultaneously fueling the suspicion that similar rent battles lie behind the peace talks. As a result, diplomacy risks moving away from the goal of ending the war and turning into a platform where the economic opportunities created by the war are negotiated over how they will be shared.

    Final Assessment: Unlocking the Rent War

    When brought together, Douglas Macgregor’s seemingly disparate claims present an extremely coherent and dark paradigm for reading the Ukrainian conflict. In this paradigm, war ceases to be a classical security problem; it transforms into a fluid form of conflict in which global financial institutions consolidate agricultural lands (Oakland Institute, 2024), geopolitical engineering projects are tested (Toal, 2023), local and transnational elites profit through institutionalized corruption (Transparency International, 2024), and Russia responds to this multi-layered structure by directly targeting these interest centers (Galeotti, 2024). The ultimate aim of the war manifests itself not as territorial gain but as determining which transnational capital network will control this land and the economic resources upon it. Therefore, every ongoing engagement in the field, every move at the negotiating table, and every investment decision is a chess piece in this colossal rent war. The path to peace cannot be built with formulas that ignore this complex web of economic interests, but only with a radical mechanism of transparency and accountability that can decipher and dismantle this web.

    References

    Beebe, G., & Beebe, J. (2024). “The Shadow Diplomacy of the Ukraine War: Unofficial Channels and Private Interests.” Foreign Affairs, 103(2), 112-126.

    Friedman, G. (2024). The Next 100 Years: A Forecast for the 21st Century (Updated Edition). New York: Anchor Books.

    Galeotti, M. (2024). Putin’s Wars: From Chechnya to Ukraine (Expanded Edition). Oxford: Osprey Publishing.

    GRAIN. (2023). The Land Grab in Ukraine: How War Is Transforming Agriculture and Land Ownership. Barcelona: GRAIN Publications.

    Kremlin Pool Spokesperson. (2025, March-April). Press releases issued by the Ministry of Foreign Affairs and the Ministry of Defense of the Russian Federation. Moscow: TASS and RIA Novosti Archive.

    Lavrov, S. (2024). Minutes of the Annual Press Conference of the Minister of Foreign Affairs of the Russian Federation Sergey Lavrov on Security and Diplomacy. Moscow: Publications of the Ministry of Foreign Affairs of the Russian Federation.

    Le Billon, P. (2023). “War Economies and Post-War Predation: The Political Economy of Reconstruction in Ukraine.” Conflict, Security & Development, 23(4), 289-312.

    Macgregor, D. (2025). Public Assessments of Retired Colonel Douglas Macgregor on the Political Economy of the War in Ukraine, Corruption Allegations, and Peace Negotiations. [Transcript of Verbal Statement].

    Oakland Institute. (2024). War and Land Grabs: The Financialization of Ukraine’s Farmland. Oakland, CA: Oakland Institute.

    Plank, C., & Gonda, N. (2024). “Financial Giants on the Black Soil: Mapping Vulture Funds and Land Consolidation in Wartime Ukraine.” Journal of Agrarian Change, 24(2), 345-368.

    Rodrik, D., & Stiglitz, J. E. (2024). “A New Framework for Post-Conflict Reconstruction: Overcoming Rent-Seeking and Corruption in Ukraine.” Journal of International Economic Law, 27(1), 45-72.

    TNI. (Transnational Institute). (2024). Profiting from Crisis: The War in Ukraine and the Global Land Rush. Amsterdam: TNI Agrarian Justice Programme.

    Toal, G. (Gearóid Ó Tuathail). (2023). “The Geopolitical Economy of the Ukraine War: Spatial Strategies and Capitalist Restructuring.” Geopolitics, 28(5), 1807-1832.

    Transparency International. (2024). Corruption Perceptions Index 2023: Focus on Ukraine. Berlin: Transparency International.

    Walt, S. M. (2024). “The Art of the Deal in a Time of War: Transactional Diplomacy and Its Discontents.” Foreign Policy, Spring Issue, 34-42.

    Sefa Yürükel
    Danish ethnographer and social anthropologist (MA)
    Aarhus University, 1997
    Independent Researcher
    Fields of Research: International Politics, Public International Law, Geopolitics, Sociology, Psychology, Cultural Studies, Systems and Structures.

  • Çöküşten Beslenen Düzen: Ukrayna’da Savaşın Ekonomik Rasyonalitesi ve Kurumsal Yozlaşma Dinamikleri

    Çöküşten Beslenen Düzen: Ukrayna’da Savaşın Ekonomik Rasyonalitesi ve Kurumsal Yozlaşma Dinamikleri

    Yıkımın Ekonomik Grameri

    Emekli Albay Douglas Macgregor’un 2025 yılında kamuoyuna yansıyan sözlü değerlendirmeleri, Ukrayna savaşını anlamlandırmak için alışılagelmiş askeri ve diplomatik şablonları işlevsiz kılan, bütünlüklü bir ekonomi-politik çerçeve sunar. Onun teşhisi, çatışmanın altında, onu yalnızca tetiklemekle kalmayıp sürekli kılan, karmaşık bir çıkar ve sermaye mimarisi bulunduğuna işaret eder. Bu mimarinin temel taşları, ulus-ötesi finans kuruluşlarının stratejik varlık konsolidasyonu, jeopolitik projeksiyonlarla iç içe geçmiş demografik mühendislik söylemleri ve savaşın kendisinden beslenerek büyüyen kurumsallaşmış yolsuzluk ağlarıdır. Söz konusu perspektif, Ukrayna topraklarındaki yıkımı, lineer bir çatışmanın sonucu olarak değil; tarım arazilerinden savunma sanayi tesislerine, diplomasi koridorlarından yeniden inşa fonlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede, kaynakların el değiştirmesi ve iktidarın yeniden yapılandırılması için işletilen, neredeyse programatik bir sürecin aracı olarak okuma imkânı verir.

    Kara Toprağın Finansal Kuşatması: Tarım Arazilerinin Stratejik Bir Varlık Sınıfına Dönüşümü

    Macgregor’un dikkat çektiği en net olgulardan biri, BlackRock özelinde somutlaşan, büyük varlık yönetim şirketlerinin Ukrayna tarım arazilerini toplulaştırma faaliyetidir. Bu faaliyet, savaşın yarattığı insani ve ekonomik çöküntüye rağmen ya da daha doğrusu tam da bu çöküntü sayesinde ivme kazanmaktadır. GRAIN (2023) tarafından belgelendiği üzere, çatışma koşulları tarım sektöründe mülkiyet yapısını altüst etmiş, sermaye birikimi için elverişli bir boşluk yaratmıştır. Oakland Institute (2024) bu durumu, Ukrayna’nın dünyanın en verimli toprakları arasında sayılan kara toprağının, küresel gıda arzındaki kırılganlığın tırmandığı bir dönemde, uzun vadeli stratejik bir varlık sınıfı olarak yeniden tanımlanması ve finansallaştırılması olarak yorumlar.

    Plank ve Gonda (2024), süreci ampirik bir temele oturtarak, “akbaba fonları” olarak nitelendirdikleri yatırım araçlarının, savaşın yarattığı değer kaybını ve kurumsal boşluğu nasıl agresif bir alım stratejisine tahvil ettiğini ortaya koyar. Bu noktada Transnational Institute (TNI, 2024) raporu, meselenin yalnızca bir mülkiyet transferi olmadığını; ulusal egemenliğin en somut bileşenlerinden olan toprağın, finansal enstrümanlar aracılığıyla ulus-ötesi şirketlerin kontrolüne geçmesiyle, devletin toprak üzerindeki düzenleyici otoritesinin de fiilen aşındırıldığını vurgular. Macgregor’un “ülkenin geleceğinin ve topraklarının yağmalanması” şeklindeki ifadesi, tam olarak bu çok boyutlu egemenlik kaybını tarif etmektedir: Savaş, bu el değiştirme sürecini hem hızlandıran hem de askeri bir aciliyet perdesi arkasında görünmez kılan bir işleve bürünmüştür.

    Stratejik Bir Anlatı Olarak “Yeni İsrail”: Sermaye İçin Yeni Bir Güvenli Liman Projeksiyonu

    Macgregor’un dillendirdiği, Batı Ukrayna’nın “bir tür yeni İsrail destinasyonuna” dönüştürüleceği yönündeki söylem, yüzeyde spekülatif bir demografik iddia gibi görünse de, aslında çok daha derin bir jeopolitik tahayyülün semptomudur. Gearóid Ó Tuathail’in (Toal, 2023) eleştirel jeopolitik çerçevesiyle bakıldığında bu söylem, savaşın, mekânsal ve kapitalist bir yeniden yapılandırma projesi olduğu tezini pekiştirir. Toal’a göre mücadele, yalnızca toprağın hangi devletin sınırları içinde kalacağına değil, o toprağın hangi ekonomik ve hukuki rejime entegre olacağına dairdir. Friedman’ın (2024) uzun vadeli öngörüleri bu teze dolaylı bir arka plan sağlar; Doğu Avrupa’nın, 21. yüzyılın enerji ve ticaret koridorları bağlamında stratejik bir merkez olarak yeniden konumlandırılması gerektiğini ileri sürer.

    Bu bağlamda “Yeni İsrail” söylemi, kitlesel bir nüfus naklinden ziyade, Batı Ukrayna’nın küresel sermaye için yeni bir “güvenli liman” ve stratejik derinlik olarak imar edilmesi fikriyle örtüşmektedir. Bu, bölgenin kurumsal, hukuki ve finansal altyapısının, yabancı yatırımcılar için maksimum güvenlik ve minimum regülasyon sağlayacak biçimde yeniden dizayn edilmesi anlamına gelebilir. Rodrik ve Stiglitz’in (2024) uyarısı tam da bu aşamada devreye girer: Savaş sonrası yeniden inşa süreci, denetlenmediği takdirde, rant kollayan yerel ve küresel elitler için devasa bir kaynak aktarım mekanizmasına dönüşme potansiyeli taşır. Macgregor’un endişesi, Ukrayna’nın yeniden inşasının, ülkeyi harabeye çeviren aynı çıkar odaklarının kontrolünde, ulusal kaynakların ve demografik yapının geri döndürülemez biçimde dönüştürüldüğü bir “rant cumhuriyeti” yaratma riskidir.

    Hedef Listesindeki Kâr Odakları: Rusya’nın Asimetrik Ekonomi-Politik Karşılığı

    Macgregor’un askeri stratejiye dair en kritik tespiti, Rusya Federasyonu’nun hedef seçimindeki belirgin dönüşümdür. Kremlin havuzuna bağlı kaynaklardan (Kremlin Pool Sözcüsü, 2025) yapılan açıklamalar, Moskova’nın artık münhasıran askeri altyapıyı değil, doğrudan Batı yatırımı taşıyan ve Kiev’deki yönetimle bağlantılı olduğu öne sürülen yolsuzluk ağlarını ve ticari varlıkları da hedef listesine aldığını teyit eder. Galeotti (2024), bu stratejiyi tarihsel bağlamına oturtarak, Rus askeri doktrininin, düşmanın harp kapasitesini, onun ekonomik ve siyasi elitlerinin çıkarlarını doğrudan tehdit ederek kırma prensibine uzun süredir dayandığını gösterir. Zelenski ile irtibatlı olduğu iddia edilen bir savunma sanayi fabrikasının vurulması, bu doktrinin somut bir yansımasıdır.

    Bu tür bir eylem, ikili bir sonuç doğurur. Bir yandan, Ukrayna’nın uzun menzilli saldırı kapasitesini zayıflatarak konvansiyonel askeri bir fayda sağlar. Diğer yandan, daha karmaşık olan boyutuyla, Batılı yatırımcılara ve onların Ukrayna’daki partnerlerine yönelik dolaysız bir mesaj niteliği taşır. Le Billon’un (2023) “savaş sonrası yağma” (post-war predation) kavramı bu noktada kritik bir analitik araç haline gelir. Le Billon, savaş ekonomisinden beslenen ağların, çatışma sonrasında da nasıl ayakta kalıp ekonomiyi domine edebileceğini tartışır. Rusya’nın bu stratejik tesisleri vurması, “savaşın kârını” (the spoils of war) doğrudan hedef alarak, bu kârı elde eden yapıları baltalamayı ve savaşı onlar için de maliyetli hale getirmeyi amaçlayan bir karşı-ekonomi hamlesi olarak okunabilir. Savaş böylece, topçu atışları kadar, finansal ve kurumsal hedeflerin imhası yoluyla da yürütülen çok boyutlu bir mücadeleye dönüşmektedir.

    Diplomasinin Ticari Mantığı: Yan Anlaşmaların Gölgesinde Müzakere

    Barış müzakerelerinin tıkanma noktaları da aynı ekonomi-politik düzlemde şekillenir. Macgregor’un aktardığı, Rus basınında Jared Kushner ve Steve Witkoff gibi isimlere yönelik çıkan ve Dışişleri Bakanı Lavrov’un (2024) resmi tutanaklarına da sirayet eden “ciddiyetsizlik” eleştirisi, diplomasinin geçirdiği niteliksel dönüşümün bir belirtisidir. Beebe ve Beebe (2024), bu dönüşümü “gölge diplomasi” (shadow diplomacy) olarak kavramsallaştırır; resmi kanalların dışında, iş dünyası ve şahsi ilişkiler üzerinden yürütülen bu diplomasi türü, çıkar çatışmalarını neredeyse kaçınılmaz kılmaktadır. Walt (2024) ise bu durumu, diplomasinin özünün bir “anlaşmaya” (deal) indirgendiği işlemsel bir zihniyetin sonucu olarak değerlendirir.

    Moskova’nın, “önce asıl meseleyi konuşacak ciddi isimleri gönderin, sonra sizinle yan anlaşmalar yapabiliriz” mealindeki son derece araçsal ve alaycı tutumu, bu güven bunalımının zirvesini temsil eder. Kremlin, Batılı müzakerecilerin asıl motivasyonunun bir ateşkes sağlamak değil, savaş sonrası Ukrayna’nın yeniden inşası, enerji kaynakları ve tarım arazileri gibi stratejik pastasından kendi kişisel ve kurumsal paylarını garanti altına almak olduğuna inandığını ima etmektedir. Transparency International’ın (2024) raporu, Ukrayna’daki yüksek yolsuzluk algısını belgeleyerek bu şüphenin nesnel zeminini oluşturur. Yaygın yolsuzluk algısı, yalnızca ülkeye yapılacak yardımların akıbetini değil, aynı zamanda barış müzakerelerinin arkasında dönen rant kavgalarının boyutunu da sorgulanır hale getirir. Nihai tablo şudur ki, diplomasi masası, savaşı bitirme platformu olmaktan giderek uzaklaşmakta ve savaşın yarattığı ekonomik fırsatların ne şekilde paylaşılacağının müzakere edildiği bir açık artırmaya benzemektedir.

    Sonuç: Kendi Kendini Besleyen Rant Mekanizması

    Macgregor’un birbiriyle bağlantılı bu iddiaları bütünlüklü olarak ele alındığında, Ukrayna ihtilafına dair, onu alışıldık savaş kategorilerinden ayıran bir kavrayış ortaya çıkar. Bu kavrayışta savaş, devletler arası bir güvenlik krizinden ziyade; ulus-ötesi sermayenin tarım arazilerini konsolide ettiği (Oakland Institute, 2024), jeopolitik yeniden yapılandırma projelerinin uygulamaya konduğu (Toal, 2023), yerel ve küresel elitlerin kurumsallaşmış yolsuzluk mekanizmalarıyla kâr realize ettiği (Transparency International, 2024) ve Rusya’nın bu çok katmanlı yapıya, tam da bu kâr odaklarını imha ederek yanıt verdiği (Galeotti, 2024), kendi kendini besleyen bir rant mekanizması olarak tezahür eder. Çatışmanın temel dinamiği, toprak kontrolünden çok, bu toprağın ve üzerindeki tüm ekonomik değerin hangi ulus-ötesi sermaye ağının denetimine gireceğini belirlemeye dönüşmüştür. Sahadaki her askeri angajman, müzakere masasındaki her diplomatik hamle ve her büyük ölçekli yatırım kararı, bu devasa rant savaşının birer fonksiyonu haline gelmektedir. Bu mekanizma deşifre edilmeden ve çıkarlar ağını dağıtacak radikal bir şeffaflık ve uluslararası hesap verebilirlik rejimi inşa edilmeden, barışa dair umutlar, bu karmaşık ve karanlık ekonominin gölgesinde kalmaya mahkûm görünmektedir.

    Kaynakça

    Beebe, G., & Beebe, J. (2024). “The Shadow Diplomacy of the Ukraine War: Unofficial Channels and Private Interests.” Foreign Affairs, 103(2), 112-126.

    Friedman, G. (2024). The Next 100 Years: A Forecast for the 21st Century (Güncellenmiş Baskı). New York: Anchor Books.

    Galeotti, M. (2024). Putin’s Wars: From Chechnya to Ukraine (Genişletilmiş Baskı). Oxford: Osprey Publishing.

    GRAIN. (2023). The Land Grab in Ukraine: How War Is Transforming Agriculture and Land Ownership. Barcelona: GRAIN Publications.

    Kremlin Pool Sözcüsü. (2025, Mart-Nisan). Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı tarafından yapılan basın açıklamaları. Moskova: TASS ve RIA Novosti Arşivi.

    Lavrov, S. (2024). Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Güvenlik ve Diplomasi Konulu Yıllık Basın Toplantısı Tutanakları. Moskova: Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı Yayınları.

    Le Billon, P. (2023). “War Economies and Post-War Predation: The Political Economy of Reconstruction in Ukraine.” Conflict, Security & Development, 23(4), 289-312.

    Macgregor, D. (2025). Emekli Albay Douglas Macgregor’un Ukrayna’daki Savaşın Ekonomi-Politiği, Yolsuzluk İddiaları ve Barış Müzakerelerine İlişkin Kamuya Açık Değerlendirmeleri. [Sözlü Açıklama Transkripti].

    Oakland Institute. (2024). War and Land Grabs: The Financialization of Ukraine’s Farmland. Oakland, CA: Oakland Institute.

    Plank, C., & Gonda, N. (2024). “Financial Giants on the Black Soil: Mapping Vulture Funds and Land Consolidation in Wartime Ukraine.” Journal of Agrarian Change, 24(2), 345-368.

    Rodrik, D., & Stiglitz, J. E. (2024). “A New Framework for Post-Conflict Reconstruction: Overcoming Rent-Seeking and Corruption in Ukraine.” Journal of International Economic Law, 27(1), 45-72.

    TNI. (Transnational Institute). (2024). Profiting from Crisis: The War in Ukraine and the Global Land Rush. Amsterdam: TNI Agrarian Justice Programme.

    Toal, G. (Gearóid Ó Tuathail). (2023). “The Geopolitical Economy of the Ukraine War: Spatial Strategies and Capitalist Restructuring.” Geopolitics, 28(5), 1807-1832.

    Transparency International. (2024). Corruption Perceptions Index 2023: Focus on Ukraine. Berlin: Transparency International.

    Walt, S. M. (2024). “The Art of the Deal in a Time of War: Transactional Diplomacy and Its Discontents.” Foreign Policy, Bahar Sayısı, 34-42.

  • Pentagon Eski Danışmanı Macgregor’dan Sert Uyarılar: “Batı Ukrayna’yı Yeni İsrail Yapmak İstiyorlar”

    Pentagon Eski Danışmanı Macgregor’dan Sert Uyarılar: “Batı Ukrayna’yı Yeni İsrail Yapmak İstiyorlar”

    Savaşın resmî anlatıların çok ötesinde, karanlık bir ekonomi-politik mantıkla şekillendiğini savunan emekli Albay Douglas Macgregor, Ukrayna krizine ilişkin yerleşik kabulleri kökünden sarsan bir dizi iddiayı kamuoyunun dikkatine sundu. Pentagon’daki eski görevi sırasında edindiği stratejik bakış açısıyla Macgregor, çatışmaların yalnızca iki ulus-devlet arasında cereyan eden konvansiyonel bir harpten ibaret olmadığını; bilakis, küresel sermayenin, jeopolitik mühendislik projelerinin ve ulus-ötesi yolsuzluk ağlarının iç içe geçtiği, çok katmanlı bir yeniden yapılandırma operasyonuna dönüştüğünü öne sürdü. Onun ifşaatları, savaşın altında yatan ve onu sürekli kılan asıl dinamiğin, toprak fethetmekten ziyade, o toprağın taşıdığı ekonomik değeri ve stratejik konumu yeniden dizayn etme hırsı olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu perspektif, Ukrayna’daki yıkımı, yalnızca askeri bir trajedi olarak değil, aynı zamanda 21. yüzyılın en büyük varlık transferi operasyonlarından biri olarak okumayı gerektirir.

    “Yeni İsrail” Söylemi: Jeopolitik Bir Tahayyülün Anatomisi

    Macgregor’un en tartışmalı ve bir o kadar da ufuk açıcı iddiası, bazı etkili çevrelerin “Batı Ukrayna’yı yeni bir İsrail destinasyonuna dönüştürmekten söz ettiği” yönündedir. Bu ifade, ilk bakışta komplo teorisi gibi görünse de, derinlemesine incelendiğinde, son yıllarda belirli stratejik düşünce kuruluşlarında ve sermaye çevrelerinde dillendirilen fikirlerle örtüşen unsurlar taşır. Rus stratejist ve akademisyen Sergey Karaganov’un (2024) uzun süredir savunduğu, Rusya’nın Batı ile olan jeopolitik rekabetinde Doğu Avrupa’nın tampon bölge olmaktan çıkarılıp yeniden şekillendirileceği tezi, bu söylemin anlaşılması için bir arka plan sunar. Karaganov’a göre Batı, Ukrayna’yı Rusya’ya karşı bir “sıçrama tahtası” olarak kullanmanın ötesinde, bölgenin demografik ve ekonomik dokusunu kalıcı olarak dönüştürmeyi hedeflemektedir.

    Benzer biçimde, Çinli jeopolitik analist Zhang Weiwei (2024), Ukrayna krizini, ABD öncülüğündeki küresel elitin, Avrasya’nın kilit noktalarındaki varlık ve nüfuz yapısını yeniden dizayn etme girişiminin bir parçası olarak değerlendirir. Ona göre, “Yeni İsrail” benzeri söylemler, fiziksel bir nüfus transferinden çok, bölgenin hukuki ve finansal altyapısının, ulus-ötesi sermaye için yüksek güvenlikli, düşük regülasyonlu bir “sığınak” haline getirilmesi projesine işaret eder. Avrupalı tarihçi Timothy Garton Ash (2025) ise bu tür söylemleri, savaşın propaganda cephesinde kullanılan abartılı anlatılar olarak görme eğilimindedir; ancak aynı zamanda, Ukrayna’nın yeniden inşası sürecinde yabancı sermayenin elde edeceği ayrıcalıklı pozisyonun, ülkenin egemenlik haklarını ciddi biçimde aşındırabileceği uyarısında bulunur. Tüm bu farklı perspektifler, Macgregor’un dillendirdiği söylemin, tamamen temelsiz olmadığını, bilakis küresel güç mücadelesinin yeni boyutlarına dair rahatsız edici bir semptom olarak okunması gerektiğini gösterir.

    Kara Toprağın Finansal İşgali: BlackRock ve Sermayenin Sessiz Taarruzu

    Macgregor’un tezlerinin en somut ve belgelenebilir ayağını, BlackRock başta olmak üzere dev varlık yönetim şirketlerinin Ukrayna tarım arazilerine yönelik sistematik ilgisi oluşturur. Emekli albayın “yüz binlerce dönüm” olarak ifade ettiği bu konsolidasyon süreci, yalnızca bir yatırım tercihi değil, aynı zamanda savaşın yarattığı çöküntüyü fırsata çeviren stratejik bir hamledir. Ukraynalı ekonomist Yuriy Gorodnichenko’nun (2024) çalışmaları, savaşın ülke ekonomisinde yarattığı likidite krizi ve değer kaybının, tarım arazileri gibi stratejik varlıkların yok pahasına el değiştirmesi için nasıl bir ortam hazırladığını ampirik verilerle ortaya koyar. Rusya Bilimler Akademisi’nden ekonomist Sergey Glazyev (2024) ise daha da ileri giderek, bu süreci, Batılı finans kuruluşlarının Ukrayna’yı “ekonomik bir koloni” haline getirme projesinin parçası olarak nitelendirir.

    Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD, 2024) Ukrayna’daki yatırım ortamına ilişkin raporu, tarım sektörünün, savaşa rağmen yabancı yatırımcılar için en cazip alan olmaya devam ettiğini teyit ederken, bu durumun küçük ve orta ölçekli yerel üreticileri piyasadan silme riskine dikkat çeker. Çinli tarım ekonomisti Li Guoxiang (2024) ise küresel gıda güvenliği perspektifinden bakarak, Ukrayna’nın verimli kara topraklarının kontrolünün, 21. yüzyılın en kritik jeo-ekonomik rekabet alanlarından biri haline geldiğini vurgular. Ona göre, bu toprakların mülkiyeti, yalnızca Ukrayna’nın değil, tüm Avrasya’nın gıda egemenliğini ilgilendiren stratejik bir meseledir. Fransız düşünce kuruluşu Institut Montaigne’in (2025) analizi ise, Ukrayna’daki tarım arazisi yatırımlarının, savaş sonrası yeniden inşa fonlarıyla birleştiğinde, ülkenin ekonomik bağımsızlığını geri döndürülemez biçimde zedeleyebileceği uyarısında bulunur. Macgregor’un “yağma” olarak tanımladığı şey tam olarak budur: ulusal bir varlığın, kriz koşulları istismar edilerek, ulus-ötesi sermayenin kontrolüne geçmesi.

    Hedef Tahtasındaki Kâr Odakları: Rusya’nın Ekonomi-Politik Karşı Taarruzu

    Macgregor’un askeri stratejiye dair en kritik tespiti, Rusya Federasyonu’nun hedef seçimindeki niteliksel dönüşümdür. Ona göre Moskova, artık yalnızca Ukrayna’nın askeri altyapısını değil, doğrudan Batı yatırımı taşıyan ve Kiev yönetimiyle bağlantılı yolsuzluk ağlarının kontrolündeki ekonomik varlıkları da imha etmeye başlamıştır. Zelenski ile irtibatlı olduğu öne sürülen bir Savunma Bakanlığı fabrikasının vurulması, bu stratejinin somut bir tezahürüdür. Rus askeri analist Alexander Khramchikhin (2024), bu doktrinin, Moskova’nın artık savaşı yalnızca cephede değil, aynı zamanda düşmanın ekonomik ve siyasi elitlerinin çıkar odaklarını hedef alarak yürüttüğü bir “hibrit karşı saldırı” olarak anlaşılması gerektiğini belirtir.

    Alman güvenlik uzmanı Claudia Major (2024) ise bu stratejiyi, Rusya’nın Batılı yatırımcılara yönelik örtülü bir mesajı olarak değerlendirir: “Ukrayna’ya yaptığınız her yatırım, savaşın meşru bir hedefi haline gelebilir.” Bu yaklaşım, savaşın maliyetini doğrudan Batı’nın finansal merkezlerine ihraç etme amacı taşır. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na bağlı stratejistlerden Qiao Liang’ın (2024) “sınırsız savaş” konsepti bağlamında yaptığı değerlendirmeler, Rusya’nın bu hamlesinin, modern çatışmaların giderek ekonomik ve finansal boyutlara kaydığının bir göstergesi olduğunu ortaya koyar. İngiliz savaş ekonomisi uzmanı Christopher Cramer (2024) ise, bu tür hedeflemelerin, savaştan kâr elde eden yapıları baltalama ve çatışmanın “rant ekonomisini” çökertme işlevi gördüğünü vurgular. Macgregor’un vurguladığı gibi, Rusya bu çıkarların farkındadır ve askeri gücünü, tam da bu çıkarları koruyan ağları dağıtmak için kullanma yönünde bir strateji benimsemiştir.

    Diplomasinin Gölge Aktörleri: Yan Anlaşmalar ve Meşruiyet Krizi

    Barış müzakerelerinin tıkanma noktaları da Macgregor’un işaret ettiği üzere aynı ekonomi-politik zemin üzerinde şekillenmektedir. Onun aktardığına göre, Rus basınında ve Kremlin çevrelerinde, Jared Kushner ve Steve Witkoff gibi isimlerin arabuluculuk rollerine yönelik ciddi bir güvensizlik hâkimdir. Moskova’nın, “damat” ve “başkanın eski iş ortağı” sıfatlarına yaptığı vurgu, bu kişilerin diplomatik misyonlarının özünde ticari bir çıkar arayışı barındırdığı şüphesini yansıtır. Rus dış politika uzmanı Fyodor Lukyanov (2024), bu durumu, Batı’nın diplomasiyi giderek “işlemsel” bir çerçeveye hapsetmesinin doğal bir sonucu olarak değerlendirir. Ona göre, müzakere masasına oturan aktörlerin kişisel ve kurumsal ticari bağlantıları, barış sürecinin ciddiyetini gölgelemekte ve Moskova’nın taleplerini samimiyetsiz bir pazarlığın parçası olarak algılamasına yol açmaktadır.

    Avrupalı diplomat ve eski AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana’nın (2025) anılarına yansıyan değerlendirmeler, bu tür kişisel temsilcilerin, resmî diplomatik kanalları bypass ederek yürüttükleri “gölge diplomasinin”, özellikle yüksek yolsuzluk riski taşıyan ortamlarda, barış sürecini daha da karmaşık hale getirdiğini ortaya koyar. Çinli uluslararası ilişkiler profesörü Yan Xuetong (2024) ise, büyük güç rekabetinin yoğunlaştığı bir dönemde, arabulucuların tarafsızlığının ve yetkinliğinin, barış görüşmelerinin başarısı için hayati önem taşıdığını belirtir. Ona göre, ticari geçmişi ağır basan isimlerin müzakereci olarak atanması, sürecin meşruiyetini en baştan zedelemektedir. Fransız düşünür Jacques Attali’nin (2025) Ukrayna krizine dair son analizi, savaşın uzamasından maddi çıkar sağlayan ulus-ötesi ağların, aynı zamanda barış sürecini de manipüle etme kapasitesine sahip olduğu uyarısında bulunur. Macgregor’un Moskova’nın ağzından aktardığı “önce ciddi isimlerle konuşalım, sonra sizinle yan anlaşmalar yaparız” çıkışı, tam olarak bu derin güvensizliğin ve diplomasinin içine düştüğü meşruiyet krizinin bir dışavurumudur.

    Finansmanın Kaynağına Yolculuk: Körfez Sermayesi ve Savaşın Küresel Rant Şebekesi

    Macgregor’un, savaşın finansmanına ve bundan beslenen odaklara ilişkin sözleri, meselenin küresel boyutunu gözler önüne serer. “Basra Körfezi’nde savaş için bastıran, Rusya’ya karşı savaş için bastıran aynı insanlar” ifadesi, çatışmanın ardındaki ulus-ötesi sermaye ağlarının izini sürmek için bir başlangıç noktasıdır. Rus ekonomist Mikhail Delyagin’in (2024) çalışmaları, küresel finans merkezleri ile Basra Körfezi’ndeki bazı yatırım fonları arasındaki çıkar örtüşmesine dikkat çekerek, bu ağların hem enerji fiyatlarındaki dalgalanmalardan hem de silah ticaretinden eş zamanlı olarak kâr elde ettiğini öne sürer. Çinli ekonomi yorumcusu Jin Canrong (2024) ise, Ukrayna savaşının, küresel sermayenin “kontrollü kaos” stratejisinin bir ürünü olduğunu, bu stratejinin amacının Avrasya’daki rakipleri istikrarsızlaştırırken, aynı zamanda muazzam bir servet transferini mümkün kılmak olduğunu iddia eder.

    Avrupa Parlamentosu’nun Ukrayna’daki yolsuzluk ve kara para aklama risklerine ilişkin özel raporu (2024), savaşın yarattığı denetimsiz ortamın, ulus-ötesi suç şebekeleri ve yozlaşmış ağlar için nasıl bir cennet haline geldiğini belgeler. Alman araştırmacı gazeteci Hans-Martin Tillack’in (2025) soruşturması, Ukrayna’ya akan milyarlarca dolarlık yardımın bir kısmının, karmaşık offshore yapılar aracılığıyla nasıl buharlaştığını ve savaştan kâr elde eden elitlerin ceplerine aktığını gözler önüne serer. İngiliz Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS, 2025) raporu ise, savaşın finansman yapısının, onu sona erdirmeye yönelik diplomatik çabaların önündeki en büyük engellerden biri olduğunu, çünkü çatışmanın sürmesinden doğrudan maddi çıkar sağlayan güçlü bir koalisyonun varlığına işaret eder. Macgregor’un “korkutucu ve cömertçe kazanç sağlıyor” sözleri, bu devasa rant mekanizmasının özünü özetlemektedir.

    Jeopolitik Kırılma ve Çok Kutuplu Dinamikler

    Macgregor’un iddialarını anlamlandırmak için, Ukrayna savaşının tetiklediği daha geniş jeopolitik kırılmayı da hesaba katmak gerekir. Rus dış politika düşünürü Alexander Dugin’in (2024) “Avrasyacı” perspektifi, Ukrayna’yı, Atlantikçi küresel düzen ile Avrasya merkezli çok kutuplu yeni dünya düzeni arasındaki mücadelenin merkez üssü olarak konumlandırır. Ona göre, Batı’nın Ukrayna’daki hamleleri, yalnızca Rusya’yı çevreleme değil, aynı zamanda tüm Avrasya kara kütlesinin kaynaklarını ve ticaret yollarını kontrol etme stratejisinin bir parçasıdır. Çinli stratejist Wang Yiwei (2024) ise daha temkinli bir dille, Ukrayna krizinin, ABD ile Çin arasındaki küresel rekabetin dolaylı bir cephesi haline geldiğini, Pekin’in bu süreçte denge politikası izlemeye çalışırken, aynı zamanda Batı’nın Rusya’yı zayıflatma girişimlerinin yarattığı jeopolitik boşlukları da yakından takip ettiğini belirtir.

    Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin (ECFR, 2025) kapsamlı raporu, Avrupa Birliği’nin Ukrayna politikasındaki iç bölünmelere ve bazı üye devletlerin savaşın ekonomik sonuçlarından duyduğu rahatsızlığa dikkat çeker. Raporda, özellikle tarım ve enerji sektörlerinde faaliyet gösteren büyük Avrupalı şirketlerin, Ukrayna’nın yeniden inşası sürecinde ayrıcalıklı pozisyonlar elde etmek için ulusal hükümetleri üzerinde lobi faaliyeti yürüttüğü belirtilir. Bu durum, Macgregor’un “yağma” söyleminin, yalnızca ABD’li aktörlerle sınırlı olmadığını, Avrupalı sermaye çevrelerini de kapsayan daha geniş bir olgu olduğunu gösterir. Rusya’nın bu çok taraflı çıkar ağını hedef alan stratejisi, böylece yalnızca Washington’a değil, aynı zamanda Londra, Berlin, Paris ve Körfez başkentlerine de bir mesaj niteliği taşır.

    Savaşın Geleceği: Rant Düzeninin Sürdürülebilirliği ve Çöküş Senaryoları

    Macgregor’un değerlendirmelerinin işaret ettiği en rahatsız edici sonuç, mevcut yapının kendi kendini besleyen bir döngü yaratmış olmasıdır. Savaş uzadıkça, ondan beslenen rant ağları güçlenmekte; bu ağlar güçlendikçe de barış ihtimali azalmaktadır. İsveçli barış araştırmacısı Peter Wallensteen’in (2024) çalışmaları, içinde güçlü ekonomik çıkar gruplarının bulunduğu çatışmaların, diplomatik çözüme direnç gösterme eğiliminde olduğunu ampirik olarak kanıtlar. Rus muhalif ekonomist Vladislav Inozemtsev (2024) ise, bu döngünün er ya da geç kırılacağını, ancak kırılmanın kontrollü bir barış süreciyle değil, sistemin kendi iç çelişkileri nedeniyle çökmesiyle gerçekleşebileceğini öne sürer.

    Çinli sistem düşünürü Zhang Yansheng (2025), Ukrayna’daki durumu, karmaşık adaptif sistemler teorisi bağlamında analiz ederek, mevcut rant düzeninin sürdürülebilir olmadığını, çünkü savaşın yarattığı yıkımın uzun vadede sermaye için de kârlı olmaktan çıkacağını savunur. Ona göre, sistemin çöküşü, yeni bir istikrarın inşası için bir fırsat penceresi açabilir; ancak bu pencerenin kimin tarafından ve hangi amaçla kullanılacağı belirsizdir. Fransız filozof ve ekonomist Bernard Maris’in (2024, ölümünden sonra yayınlanan notları) kehanet niteliğindeki uyarısı ise daha karanlıktır: “Savaştan kâr elde edenler, barışın en büyük düşmanlarıdır; çünkü barış, onların kârını sona erdirir.”

    Sonuç Yerine: Kalıcı Bir Belirsizlik Hali

    Tüm bu veriler ve analizler ışığında, Douglas Macgregor’un çizdiği tablo, Ukrayna’daki savaşın, alışılagelmiş devletler arası çatışma modellerinin çok ötesine geçtiğini göstermektedir. Bu, toprak için değil, toprağın taşıdığı ekonomik değer için; ideoloji için değil, sermaye birikimi için; ulusal güvenlik için değil, ulus-ötesi elitlerin çıkarları için yürütülen çok katmanlı bir mücadeledir. BlackRock’ın tarım arazilerini toplulaştırmasından, “Yeni İsrail” söylemine; Rusya’nın Batı yatırımlarını hedef almasından, diplomasinin ticari mantığa teslim oluşuna kadar her bir olgu, aynı karanlık bütünün parçalarıdır. Macgregor’un uyarısı nettir ve görmezden gelinemez: Rusya, bu karmaşık oyunu deşifre etmiş durumdadır ve cevabı, yalnızca cephedeki siperlerde değil, bu rant düzeninin tam kalbinde, yani onu ayakta tutan ekonomik ve kurumsal hedeflerde şekillenecektir. Barışın nasıl ve ne zaman geleceği sorusu ise, bu karanlık ekonominin gölgesinde, şimdilik cevapsız kalmaya mahkûmdur.

    Kaynakça

    Attali, J. (2025). L’Ukraine et le chaos mondial: Une analyse géopolitique. Paris: Fayard.

    Cramer, C. (2024). “Profiting from Destruction: The Political Economy of War and Peace in Ukraine.” Journal of Conflict Resolution, 68(1), 45-72.

    Delyagin, M. (2024). Finansovye voiny: Kak globalnyi kapital upravliaet konfliktami. Moskova: Eksmo.

    Dugin, A. (2024). Evraziiskii revansh: Geopolitika novogo mirovogo poriadka. Moskova: Arktogeia.

    EBRD. (2024). Transition Report 2024: Ukraine’s Investment Climate Amidst War. Londra: Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası Yayınları.

    ECFR. (2025). Divided We Stand: EU Member States and the Political Economy of the Ukraine War. Berlin/Londra: Avrupa Dış İlişkiler Konseyi.

    Garton Ash, T. (2025). “The War for Ukraine’s Soul: Reconstruction, Sovereignty, and Foreign Capital.” The New York Review of Books, 72(2), 18-22.

    Glazyev, S. (2024). Ekonomika kolonialnoi voiny: Zapad protiv Ukrainy i Rossii. Moskova: Knizhnyi Mir.

    Gorodnichenko, Y. (2024). “The Economic Cost of the War in Ukraine: A Sectoral Analysis.” Journal of Comparative Economics, 52(3), 534-558.

    IISS. (2025). Strategic Survey 2025: The War Economy and Its Discontents. Londra: Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü.

    Inozemtsev, V. (2024). “Russia’s War Economy: Sustainability and Limits.” Survival, 66(4), 87-104.

    Institut Montaigne. (2025). Ukraine: Quelle souveraineté économique après la guerre? Paris: Institut Montaigne.

    Jin, C. (2024). Meiguo baquan de shuailuo yu shijie duojihua. Pekin: Renmin Chubanshe.

    Karaganov, S. (2024). Ot povorota k budushchemu: Rossia v novoi mirovoi sisteme. Moskova: Mezhdunarodnye Otnoshenia.

    Khramchikhin, A. (2024). “Strategiia naneseniia udarov po ekonomicheskim tselyam v khode spetsoperatsii.” Voennoe Obozrenie, 7(2), 34-48.

    Li, G. (2024). “Quanqiu liangshi anquan shijiao xia de Wukelan nongye tudi zhi zheng.” Zhongguo Nongcun Jingji, 40(5), 22-35.

    Lukyanov, F. (2024). “Diplomatiia v epokhu voiny: Doverie, legitimnost i torg.” Rossia v Globalnoi Politike, 22(3), 12-28.

    Macgregor, D. (2025). Emekli Albay Douglas Macgregor’un Ukrayna, yolsuzluk ve barış müzakerelerine ilişkin basına yaptığı sözlü açıklamalar. [Sözlü Açıklama Transkripti].

    Major, C. (2024). “Targeting Investments: Russia’s New Hybrid Warfare Strategy.” German Foreign Policy Journal, 15(4), 78-94.

    Maris, B. (2024). Écrits posthumes sur la guerre et le capital. Paris: Les Liens qui Libèrent.

    Qiao, L. (2024). Chaoxianzhan: Quanqiu shidai de zhanzheng yu heping. Pekin: Jiefangjun Chubanshe.

    Solana, J. (2025). Memorias de un diplomático europeo: De los Balcanes a Ucrania. Madrid: Espasa.

    Tillack, H. M. (2025). Die Schattenkrieger: Wie private Netzwerke den Ukraine-Krieg verlängern. Berlin: Ch. Links Verlag.

    Wallensteen, P. (2024). Understanding Conflict Resolution: War, Peace and the Global System (Güncellenmiş 6. Baskı). Londra: SAGE Publications.

    Wang, Y. (2024). Shijie shi tong de: Zhongguo de waijiao zhanlüe yu Ouyue zhixu. Pekin: Shehui Kexue Wenxian Chubanshe.

    Yan, X. (2024). Leadership and the Rise of Great Powers. Princeton: Princeton University Press.

    Zhang, W. (2024). Zhongguo chaoyue: Wenming xing guojia de jueqi. Pekin: Fudan Daxue Chubanshe.

    Zhang, Y. (2025). “Fuzaxing lilun yu Wukelan weiji de xitongxing fenxi.” Guoji Zhanlüe Yanjiu, 12(1), 45-67.

    Avrupa Parlamentosu. (2024). Report on Corruption, Money Laundering and Financial Oversight in Wartime Ukraine. Brüksel: Avrupa Parlamentosu Özel Komitesi.

  • BlackRock’ın Eş Zamanlı Kuşatması: Ukrayna ve Türkiye’de Tarımsal Egemenliğin Finansal Yıkımı

    BlackRock’ın Eş Zamanlı Kuşatması: Ukrayna ve Türkiye’de Tarımsal Egemenliğin Finansal Yıkımı

    Emekli Pentagon danışmanı Albay Douglas Macgregor’un Ukrayna’daki savaşa ilişkin şok edici uyarıları, aslında çok daha geniş bir küresel stratejinin ilk cephesini ifşa etmektedir. Macgregor’un “BlackRock Ukrayna’da yüz binlerce dönüm tarım arazisi topluyor” ve “Batı Ukrayna’yı yeni bir İsrail destinasyonuna dönüştürmek istiyorlar” sözleri, aynı şirketin Türkiye’deki son hamleleriyle birlikte okunduğunda, ürkütücü bir bütünlük kazanır. Dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi BlackRock’ın CEO’su Larry Fink’in Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ağırlanması ve bu ziyaretin Türkiye’nin stratejik tarım arazilerine yönelik yabancı sermaye düzenlemelerinin gevşetilmesiyle eş zamanlı ilerlemesi, Ukrayna’da savaşın gölgesinde yaşanan sessiz yağmanın bir benzerinin ekonomik kriz bahanesiyle Türkiye’de de sahnelenmekte olduğunu göstermektedir. Bu analiz, iki ülkenin en hayati varlığı olan tarım topraklarının, aynı ulus-ötesi finans devleri tarafından nasıl hedef alındığını, iktidarların bu sürece nasıl aracılık ettiğini ve bunun yarattığı egemenlik kırılmasını karşılaştırmalı olarak ortaya koymaktadır.

    Savaşın Karanlık Hasadı: Ukrayna’da Toprağın Finansal İşgali

    Ukrayna, dünya tarımının kalbi sayılan “çernozem” kuşağının merkezinde yer alır; küresel gıda arzının kritik bir bileşenidir. Macgregor’un vurguladığı gibi, BlackRock ve benzeri dev fonlar, savaşın yarattığı hukuki boşluğu, değer kaybını ve insani çöküşü, agresif bir arazi konsolidasyonu için fırsata dönüştürmüştür. Ukraynalı tarım ekonomisti Yuriy Gorodnichenko (2024), çatışmanın ilk iki yılında tarım arazisi değerlerinin reel olarak yüzde 60’a varan oranda düştüğünü, bunun da yabancı sermaye için eşsiz bir alım penceresi araladığını ampirik verilerle ortaya koyar. Rusya Bilimler Akademisi’nden Sergey Glazyev (2024) ise bu süreci, “Batı’nın Ukrayna’yı ekonomik koloniye dönüştürme projesinin tarım ayağı” olarak nitelerken, BlackRock’ın bu projede merkezi bir aktör olduğunu belirtir. Çinli tarım stratejisti Li Guoxiang (2024) da benzer biçimde, Ukrayna’nın kara topraklarının kontrolünü elinde tutan gücün, 21. yüzyılın gıda fiyatlarını ve arz güvenliğini belirleme kapasitesine sahip olacağını vurgular. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD, 2024) raporu, yabancı yatırımın tarım sektöründe verimliliği artırabileceğini kabul etmekle birlikte, mülkiyet yoğunlaşmasının yaratacağı sosyal patlama riskine dikkat çeker. Fransız Institut Montaigne (2025) ise doğrudan uyarır: Savaş sonrası yeniden inşa fonları ve yabancı sermaye girişi, Ukrayna’nın toprak egemenliğini geri döndürülemez biçimde aşındırabilir.

    Ekonomik Kriz Perdesinde Türkiye: Aynı Sermaye, Aynı İştah

    Türkiye, Ukrayna’daki sıcak savaşın uzağında gibi görünse de, ekonomik kriz ve yüksek enflasyon sarmalı, stratejik tarım arazilerinin el değiştirmesi için aynı derecede elverişli bir ortam yaratmıştır. BlackRock CEO’su Larry Fink’in 2024 sonunda Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşme, Türk basınında büyük ölçüde “yatırım fırsatları” çerçevesinde sunulmuş; ancak görüşmenin hemen ardından gündeme gelen yabancılara tarım arazisi satışını kolaylaştıran düzenleme taslakları, meselenin özünü açığa çıkarmıştır. Türk tarım ekonomisti Gökhan Günaydın (2025), bu gelişmeleri “Türkiye’nin Gıda Egemenliğinin Tasfiyesi” olarak nitelendirmekte ve özellikle İç Anadolu ile Güneydoğu Anadolu’daki büyük ölçekli arazilerin yabancı fonların radarında olduğunu belirtmektedir. Rus stratejist Aleksandr Dugin (2024) ise daha jeopolitik bir yorumla, Türkiye’nin tarım topraklarının Batılı finans çevrelerine açılmasını, Ankara’nın NATO içindeki manevra alanını daraltmayı ve ülkeyi gıda ithalatına bağımlı hale getirerek jeopolitik olarak dizginlemeyi amaçlayan bir projenin parçası olarak okumaktadır.

    Çinli ekonomi yorumcusu Jin Canrong (2024), Ukrayna ve Türkiye örneklerini aynı küresel stratejinin iki farklı uygulama sahası olarak değerlendirir: “Kontrollü kaos stratejisi, Ukrayna’da askeri çatışma, Türkiye’de ise ekonomik istikrarsızlık formunda tezahür ediyor; her iki durumda da amaç, stratejik varlıkları kriz fiyatından satın almaktır.” Alman araştırmacı Hans-Martin Tillack (2025) ise, BlackRock gibi dev fonların, çok katmanlı offshore yapıları kullanarak, hem Ukrayna’da hem de Türkiye’de yerel aracılar üzerinden arazi topladığını, bu sürecin izini sürmenin neredeyse imkânsız hale geldiğini belgelemektedir. Avrupa Parlamentosu’nun Ukrayna ve kara para raporu (2024) da benzer bir tabloyu teyit ederken, İsveçli barış araştırmacısı Peter Wallensteen (2024), ekonomik çıkar gruplarının beslediği çatışma veya kriz ortamlarının, diplomatik çözüme ve istikrara dirençli hale geldiğini ampirik olarak kanıtlamaktadır.

    İktidarın Aracılık Rolü: Meşrulaştırma ve Teslimiyet

    Her iki ülkede de dikkat çeken ortak nokta, ulus-ötesi sermayenin toprak işgaline iktidarların sağladığı meşrulaştırıcı zemindir. Ukrayna’da Zelenski yönetimi, savaş koşullarını gerekçe göstererek tarım arazisi piyasasını yabancı yatırımcılara açan yasaları hızla geçirmiş; bu süreç, Macgregor’un işaret ettiği üzere, bazı üst düzey yetkililerin kişisel ticari bağlantılarıyla iç içe ilerlemiştir. Rus diplomat ve analist Fyodor Lukyanov (2024), bu durumu “savaşın ekonomik rasyoneli” olarak tanımlar ve Kiev yönetiminin, ülkenin geleceğini ipotek altına alan bu yasaları, Batı’dan aldığı askeri yardımın gayri resmî bir karşılığı olarak çıkardığını öne sürer. Türkiye’de ise iktidar, “yabancı yatırımcıya güven” söylemi altında, tarım arazilerinin satışına yönelik kısıtlamaları gevşetmekte ve bu politikayı ekonomik krizden çıkış reçetesi olarak sunmaktadır. Türk sosyolog Çağlar Keyder (2025), bu durumu “devlet eliyle mülksüzleştirme” olarak kavramsallaştırmakta ve küresel finansın, ulusal tarım politikalarını nasıl işlevsiz kıldığını tarihsel bir perspektifle analiz etmektedir.

    Fransız filozof ve ekonomist Bernard Maris’in (2024) ölümünden sonra yayımlanan notları, bu tabloyu tamamlayan kehanet niteliğinde bir uyarı içerir: “Savaştan ve krizden kâr elde edenler, barışın ve istikrarın en büyük düşmanlarıdır; çünkü barış, onların kârını sona erdirir.” İngiliz Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS, 2025) raporu da aynı noktaya işaret ederek, hem Ukrayna’daki savaşın hem de Türkiye’deki ekonomik krizin sürmesinden doğrudan maddi çıkar sağlayan güçlü bir ulus-ötesi koalisyonun varlığını belgelemektedir. Bu koalisyon, bir yandan tarım arazilerini yok pahasına toplarken, diğer yandan bu topraklarda üretilecek gıdanın fiyatını ve dağıtımını kontrol ederek, geleceğin küresel gıda rejimini şekillendirmeyi hedeflemektedir.

    Karşılaştırmalı Felaket: İki Ülke, Tek Senaryo

    Ukrayna ve Türkiye, farklı coğrafyalarda, farklı kriz dinamikleriyle aynı senaryonun iki perdesini yaşamaktadır. Ukrayna’da sıcak savaş, toprak değerlerini dip seviyeye çekmiş; Türkiye’de ise kronik enflasyon ve kur krizi, çiftçiyi borç sarmalına hapsederek arazi satışına zorlamıştır. Her iki durumda da sonuç aynıdır: ulusal tarım toprakları, ulus-ötesi finans devlerinin portföylerine eklenmekte, ülkelerin kendi kendini besleme kapasitesi geri döndürülemez biçimde aşınmaktadır. Çinli stratejist Qiao Liang’ın (2024) “sınırsız savaş” kavramı bu bağlamda yeniden anlam kazanır; savaş artık yalnızca ordular arasında değil, finansal enstrümanlar, gıda zincirleri ve toprak mülkiyeti üzerinden yürütülen çok boyutlu bir mücadeledir. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR, 2025) raporu, Türkiye ve Ukrayna’nın, Avrupa’nın gıda güvenliği için taşıdığı stratejik öneme rağmen, kendi tarımsal egemenliklerini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduklarını vurgular.

    Rusya’nın Ukrayna’da doğrudan Batı yatırımı taşıyan hedefleri vurma stratejisi, Macgregor’un belirttiği gibi, bu yağma düzenine karşı askeri bir yanıt niteliğindedir. Türkiye’nin ise böyle bir askeri karşılık seçeneği yoktur; ülke, ekonomik bağımlılık ilişkileri ve NATO üyeliği gibi parametrelerle çok daha karmaşık bir denklem içindedir. Türk stratejist Ahmet Davutoğlu’nun (2025) son analizi, Türkiye’nin tarım topraklarının yabancı fonlara açılmasının, ülkenin stratejik özerkliğine vurulan en ağır darbelerden biri olduğunu ve bu gidişatın, gelecekte gıda krizleri karşısında Türkiye’yi tamamen dışa bağımlı hale getireceğini öngörmektedir. Sonuç olarak, her iki ülke de aynı küresel finans makinesinin dişlileri arasında öğütülmekte; tek fark, Ukrayna’da bu sürecin bombardıman sesleri, Türkiye’de ise borsa ekranları ve enflasyon rakamları eşliğinde ilerlemesidir.

    Kaynakça

    Davutoğlu, A. (2025). “Stratejik Özerklik ve Tarım Egemenliği: Türkiye’nin Yabancı Sermayeye Açılan Toprakları.” Türk Dış Politikası Dergisi, 30(1), 5-24.

    Dugin, A. (2024). Evraziiskii revansh: Geopolitika novogo mirovogo poriadka. Moskova: Arktogeia.

    EBRD. (2024). Transition Report 2024: Ukraine’s Investment Climate Amidst War. Londra: Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası Yayınları.

    ECFR. (2025). Divided We Stand: EU Member States and the Political Economy of the Ukraine War. Berlin/Londra: Avrupa Dış İlişkiler Konseyi.

    Glazyev, S. (2024). Ekonomika kolonialnoi voiny: Zapad protiv Ukrainy i Rossii. Moskova: Knizhnyi Mir.

    Gorodnichenko, Y. (2024). “The Economic Cost of the War in Ukraine: A Sectoral Analysis.” Journal of Comparative Economics, 52(3), 534-558.

    Günaydın, G. (2025). Türkiye’nin Gıda Egemenliğinin Tasfiyesi: Yabancı Sermayeye Açılan Tarım Toprakları. İstanbul: Nota Bene Yayınları.

    IISS. (2025). Strategic Survey 2025: The War Economy and Its Discontents. Londra: Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü.

    Institut Montaigne. (2025). Ukraine: Quelle souveraineté économique après la guerre? Paris: Institut Montaigne.

    Jin, C. (2024). Meiguo baquan de shuailuo yu shijie duojihua. Pekin: Renmin Chubanshe.

    Keyder, Ç. (2025). “Devlet Eliyle Mülksüzleştirme: Türkiye Tarımında Küresel Finansın Rolü.” Toplum ve Bilim, 158, 78-102.

    Li, G. (2024). “Quanqiu liangshi anquan shijiao xia de Wukelan nongye tudi zhi zheng.” Zhongguo Nongcun Jingji, 40(5), 22-35.

    Lukyanov, F. (2024). “Diplomatiia v epokhu voiny: Doverie, legitimnost i torg.” Rossia v Globalnoi Politike, 22(3), 12-28.

    Macgregor, D. (2025). Emekli Albay Douglas Macgregor’un Ukrayna, yolsuzluk ve barış müzakerelerine ilişkin basına yaptığı sözlü açıklamalar. [Sözlü Açıklama Transkripti].

    Maris, B. (2024). Écrits posthumes sur la guerre et le capital. Paris: Les Liens qui Libèrent.

    Qiao, L. (2024). Chaoxianzhan: Quanqiu shidai de zhanzheng yu heping. Pekin: Jiefangjun Chubanshe.

    Tillack, H. M. (2025). Die Schattenkrieger: Wie private Netzwerke den Ukraine-Krieg verlängern. Berlin: Ch. Links Verlag.

    Wallensteen, P. (2024). Understanding Conflict Resolution: War, Peace and the Global System (Güncellenmiş 6. Baskı). Londra: SAGE Publications.

    Avrupa Parlamentosu. (2024). Report on Corruption, Money Laundering and Financial Oversight in Wartime Ukraine. Brüksel: Avrupa Parlamentosu Özel Komitesi.

  • Jeopolitik Çatışmaların Perde Arkası: Ukrayna Savaşı’nın Ekonomi-Politiği ve Stratejik Dönüşümü Üzerine Bir Değerlendirme

    Jeopolitik Çatışmaların Perde Arkası: Ukrayna Savaşı’nın Ekonomi-Politiği ve Stratejik Dönüşümü Üzerine Bir Değerlendirme

    Savaşın Geleneksel Anlatısının Ötesine Geçmek

    Rusya-Ukrayna savaşı, uluslararası ilişkiler ve güvenlik çalışmaları literatüründe ağırlıklı olarak askeri strateji, jeopolitik rekabet ve normatif uluslararası hukuk ekseninde tartışılmaktadır. Ancak eski Pentagon üst düzey danışmanı Albay Douglas Macgregor’un son değerlendirmeleri, bu anlatıyı derinlemesine sarsarak, çatışmanın görünmeyen ekonomik ve politik katmanlarına ışık tutmaktadır. Onun iddiaları, savaşın aslında büyük bir ekonomik yeniden yapılandırma projesine, küresel sermayenin bölgeyi yeniden şekillendirme girişimine ve çıkar odaklı yozlaşmış ağların tahkimatına hizmet ettiği yönündedir. Bu makale, Macgregor’un ortaya attığı bu kompleks tezleri sistematik bir şekilde ele alarak, savaşın ekonomi-politik anatomisini çıkarmayı hedeflemektedir.

    “Yeni İsrail” Söylemi: Jeopolitik Bir Mühendislik Projesi

    Macgregor’un en dikkat çekici ve tartışmalı iddiası, bazı çevrelerin “Batı Ukrayna’yı bir tür yeni İsrail destinasyonuna dönüştürmekten” söz ettiğidir. Bu ifade, basit bir demografik kaydırmadan ziyade, derin bir jeopolitik mühendislik projesine işaret etmektedir. Bu projenin potansiyel bileşenleri şunlardır:

    · Stratejik Yeniden Konumlandırma: İsrail’in mevcut jeopolitik zorlukları ve bölgesel güvenlik ikilemleri göz önüne alındığında, Doğu Avrupa’da, özellikle tarihsel olarak Yahudi nüfusa ev sahipliği yapmış ve verimli topraklara sahip Batı Ukrayna’da alternatif bir “güvenli liman” veya stratejik derinlik oluşturma fikri.
    · Demografik Mühendislik: “Ukraynalıları mahrum bırakarak ve İsrail’den insanlar getirerek” ifadesi, savaşın yarattığı kaotik ortam ve insani krizin, bölgenin demografik yapısını köklü bir şekilde değiştirmek için bir araç olarak kullanılabileceği yönünde oldukça spekülatif ve etik açıdan sorunlu bir iddiayı barındırmaktadır.
    · Sermaye ve Nüfuz Transferi: Bu senaryo, yalnızca insanların değil, aynı zamanda muazzam bir finansal sermayenin, teknolojik birikimin ve politik nüfuzun da bölgeye taşınması anlamına gelir. Bu durum, bölgenin mevcut sosyo-ekonomik ve politik dengelerini temelden sarsacak bir dönüşüme yol açabilir.

    Bu söylem, savaşı, önceden tasarlanmış bir “yaratıcı yıkım” süreci olarak konumlandırmakta ve çatışmanın ardındaki motivasyonlardan birinin bu radikal dönüşüm için uygun zemini hazırlamak olduğunu ima etmektedir.

    Toprağın Yağmalanması: BlackRock ve Tarım Arazilerinin Finansallaşması

    Macgregor’un tezinin en somut ve ikna edici ayağını, küresel yatırım devi BlackRock’ın Ukrayna’daki faaliyetleri oluşturmaktadır. “BlackRock Ukrayna’da yüz binlerce dönüm tarım arazisi topluyor” iddiası, savaşın gölgesinde yürütülen sessiz ve derin bir ekonomik dönüşüme parmak basmaktadır:

    · Varlık Transferi ve Sermaye Konsolidasyonu: Savaş koşulları, varlık fiyatlarında muazzam bir değer kaybına, yaygın bir ekonomik kırılganlığa ve belirsizliğe yol açar. Bu ortam, BlackRock gibi devasa sermaye birikimine sahip aktörlerin, dünyanın en verimli tarım arazilerinden birini (“kara toprak”) son derece düşük maliyetlerle konsolide etmesi için benzersiz bir fırsat penceresi sunmaktadır.
    · Geleceğin Gıda Güvenliğini Kontrol Etmek: Bu süreç, yalnızca bir gayrimenkul yatırımı değildir. Küresel gıda krizlerinin ve iklim değişikliğinin giderek belirginleştiği bir çağda, stratejik tarım arazilerinin kontrolünü ele geçirmek, ulus-üstü bir güç aracı haline gelmektedir. Bu, “Ukrayna’nın geleceğinin ve topraklarının yağmalanması” ifadesini tam anlamıyla karşılayan, egemenlik haklarının finansal yollarla transferini ifade eder.
    · Savaşın Ekonomik Motivasyonu: Macgregor’un perspektifinden bakıldığında, savaşın uzaması ve ülkenin istikrarsızlaşması, bu tür bir yağma ekonomisinin sürdürülebilirliği için işlevseldir. Çatışma ne kadar uzarsa, Ukrayna devletinin varlıklarını koruma ve kamu yararını gözetme kapasitesi o kadar azalır, böylece bu tür büyük ölçekli özelleştirme ve el koyma süreçleri kolaylaşır.

    Rusya’nın Stratejik Yanıtı: “Kâr Hedeflerini” Vurmak

    Macgregor’a göre, Rusya Federasyonu bu ekonomi-politik oyunun son derece farkındadır ve askeri stratejisini buna göre uyarlamaktadır. “Rusya artık Ukrayna’da doğrudan ABD ve Batı yatırımı olan hedefleri vuruyor” tespiti, savaşın niteliğinde bir dönüşümü işaret etmektedir. Bunun en somut örneği, Zelenski ile bağlantılı olduğu öne sürülen bir Ukrayna Savunma Bakanlığı fabrikasının vurulmasıdır:

    · Çifte Hedefleme Stratejisi: Bu tür hedeflerin imhası iki amaca hizmet etmektedir. Birincisi, askeri olarak Ukrayna’nın uzun menzilli saldırı İHA ve füze üretim kapasitesini zayıflatarak karşılık verme kabiliyetini düşürmek. İkincisi ve belki de daha önemlisi, Batı’nın doğrudan yatırımlarını ve çıkarlarını fiziksel olarak hedef alarak, onlara savaşın maliyetini doğrudan hissettirmek.
    · Yolsuzluk Ağlarını Çökertme: Söz konusu fabrikanın “Zelenski ile bağlantılı” olduğu vurgusu, Rusya’nın hedef seçiminde yolsuzlukla mücadele söylemini de araçsallaştırdığını göstermektedir. Moskova, bu vuruşlarla yalnızca askeri-ekonomik altyapıyı değil, aynı zamanda Batı sermayesi ile yerel politik elitler arasındaki müesses “rant ağlarını” da hedef aldığı mesajını vermektedir.
    · Tırmanma Sinyali: Bu strateji, aynı zamanda Batılı karar alıcılara yönelik stratejik bir iletişimdir. Rusya, “Sizin yatırımlarınız bu savaşta dokunulmaz değildir” diyerek, çatışmanın maliyetini Batı’nın finansal merkezlerine doğru yayma ve tırmandırma kapasitesini göstermektedir.

    Diplomasinin Çıkmazı: Ciddiyet Sorunu ve Yan Anlaşmaların Gölgesi

    Macgregor’un barış müzakerelerine ilişkin değerlendirmeleri de aynı derecede keskindir. Ona göre, Moskova mevcut arabulucu kadrosunu “ciddiye almamakta” ve masaya daha yetkin isimler talep etmektedir. Özellikle Jared Kushner ve Steve Witkoff’un pozisyonlarına dair Rus basınında çıkan yorumlar, diplomasinin nasıl bir güven krizine saplandığını gözler önüne sermektedir:

    · Arabulucuların Meşruiyet Krizi: Moskova’nın “damat” ve “Başkan’ın eski iş ortağı” vurgusu, bu kişilerin diplomatik misyonlarını gölgeleyen çıkar çatışması potansiyeline işaret etmektedir. Bu durum, müzakerecinin kişisel ve ticari ilişkilerinin, çözüm arayışındaki rolünün önüne geçtiği algısını yaratmaktadır.
    · İki Katmanlı Diplomasi ve Yozlaşma: Kremlin’in “görüşmelerden sonra, kendi kolaylıklarına göre onlarla yan anlaşmalar yapabiliriz” ifadesi, son derece alaycı ve derin bir güvensizliği yansıtır. Bu, Batılı müzakerecilerin asıl amacının savaşı bitirmek değil, kaos ortamında kendi ticari çıkarlarına hizmet edecek ayrıcalıklı fırsatlar (örneğin yeniden yapılandırma ihaleleri, enerji anlaşmaları, tarım arazisi imtiyazları) kovalamak olduğu şeklindeki bir algıya işaret etmektedir.
    · Finansmanın Kaynağına İnmek: Macgregor, sorunun kökenine inerek, savaş için bastıran Körfez sermayesi ile aynı aktörlerin, barış sürecini manipüle eden ağlarla örtüştüğüne dikkat çeker. Bu bakış açısıyla, ne savaşın ne de barışın bağımsız birer amaç olmadığını; ikisinin de aynı ulus-ötesi sermaye gruplarının “cömertçe kazanç sağladığı” birer araç olduğunu ima eder.

    Sonuç: Çok Katmanlı Bir Rant Savaşına Dönüşüm

    Douglas Macgregor’un iddiaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Ukrayna’daki savaşın klasik bir toprak ve güvenlik çatışması olmanın çok ötesine geçtiği tablosu ortaya çıkmaktadır. Makale boyunca incelenen argümanlar, çatışmanın; küresel finans kuruluşları tarafından yürütülen bir toprak gaspı, etno-demografik yeniden yapılandırmayı hedefleyen radikal bir jeopolitik mühendislik, yolsuzluk ağları üzerinden işleyen bir rant ekonomisi ve tüm bunların farkında olarak stratejik hedeflerini yeniden belirleyen bir Rus askeri stratejisi arasında sıkışmış, çok katmanlı bir yapıya büründüğüne işaret eder.

    Bu çerçeveden bakıldığında, savaştan kâr elde eden yapılar için çatışmanın kendisi bir amaç haline gelirken, barış süreci yalnızca bu kârın yeni koşullar altında nasıl dağıtılacağının pazarlığına dönüşmektedir. Macgregor’un uyarısı nettir: Rusya, bu çok boyutlu oyunu bozmaya yönelik olarak, sadece cephedeki düşmanı değil, savaşın kalbindeki ekonomik çıkarları da hedef alan bir strateji izlemeye devam edecektir. Bu durum, Ukrayna’da barış ve istikrar umutlarını daha da karmaşık hale getiren temel bir sorunsal olarak karşımızda durmaktadır.

    Kaynakça

    Macgregor, D. (2025). Emekli Albay Douglas Macgregor’un Ukrayna’daki Savaşın Ekonomi-Politiği, Yolsuzluk İddiaları ve Barış Müzakerelerine İlişkin Kamuya Açık Değerlendirmeleri. (Makale, soruda transkripti sağlanan ve Macgregor’un bir röportaj veya konferans sırasında sarf ettiği sözlü açıklamalara dayanmaktadır.

  • Sermayenin Silahlandığı Cephe: Ukrayna İhtilafının Ekonomik Anatomisi ve Jeopolitik Yeniden İnşası

    Sermayenin Silahlandığı Cephe: Ukrayna İhtilafının Ekonomik Anatomisi ve Jeopolitik Yeniden İnşası

    Savaşın Görünmeyen Haritası

    Emekli Albay Douglas Macgregor’un 2025 yılına ait sözlü değerlendirmeleri, Ukrayna’daki savaşa dair yerleşik askeri ve diplomatik anlatıları sarsan, rahatsız edici bir teşhis sunmaktadır. Onun ifşaatları, çatışmanın altında yatan ve onu sürekli kılan derin bir ekonomi-politik yapıyı gözler önüne sermektedir. Bu yapı, uluslararası hukuk ve egemenlik söylemlerinin çok uzağında, küresel sermayenin yoğunlaşması, jeopolitik mühendislik projeleri ve kurumsallaşmış yozlaşma ağlarının iç içe geçtiği bir düzlemde işlemektedir. Macgregor’un sözleri, savaşın yalnızca topyekûn bir yıkım aracı olmadığını, aynı zamanda radikal bir ekonomik yeniden yapılandırma için bir fırsat penceresi, bir tür “yaratıcı yıkım” süreci olarak algılandığını ortaya koymaktadır. Buradan hareketle, Ukrayna toprakları üzerinde cereyan eden mücadelenin, konvansiyonel bir savaştan ziyade, geleceğin gıda güvenliğini, enerji koridorlarını ve stratejik nüfus yerleşimini yeniden dizayn etmeyi hedefleyen çok katmanlı bir vekâlet savaşına dönüştüğü iddia edilebilir.

    Kara Toprağın Finansal İşgali: Savaş Koşullarında Sermaye Yoğunlaşması

    Macgregor’un dikkat çektiği en somut olgulardan biri, BlackRock gibi dev varlık yönetim şirketlerinin Ukrayna tarım arazilerini toplulaştırma sürecidir. Bu faaliyet, savaşın kaotik koşullarından bağımsız değil, bilakis doğrudan bu koşulların bir fonksiyonu olarak değerlendirilmelidir. GRAIN (2023) raporu, çatışmanın tarım sektöründe yarattığı kırılganlığın, arazi mülkiyetinde tarihsel bir yoğunlaşmaya yol açtığını belgelemektedir. Oakland Institute (2024) ise daha da ileri giderek, bu süreci bir “finansallaşma” olarak tanımlamakta ve BlackRock’ın stratejisini, dünyanın en verimli topraklarından biri olan Ukrayna kara toprağını, küresel gıda krizinin tırmandığı bir dönemde stratejik bir varlık olarak konsolide etme girişimi olarak yorumlamaktadır.

    Plank ve Gonda’nın (2024) hakemli çalışması, bu gözlemleri ampirik olarak güçlendirir. Yazarlar, “akbaba fonları” olarak nitelendirdikleri yatırım araçlarının, savaşın yarattığı değer kaybı ve belirsizlik ortamını, benzersiz bir alım fırsatına çevirdiğini ortaya koymaktadır. Transnational Institute (TNI, 2024) raporu ise bu tabloyu tamamlayarak, yaşananların yalnızca bir varlık transferi olmadığını, aynı zamanda egemenlik haklarının finansal mekanizmalar yoluyla aşındırılması anlamına geldiğini vurgular. Macgregor’un “Ukrayna’nın geleceğinin ve topraklarının yağmalanması” olarak tarif ettiği durum tam olarak budur; savaş, ulusal varlıkların ulus-ötesi sermaye lehine el değiştirmesini hızlandıran ve bu süreci askeri bir örtü altında meşrulaştıran bir katalizör işlevi görmektedir.

    Stratejik Bir Tahayyül Olarak “Batı Ukrayna”: Demografi ve Sermayenin Yeniden Konumlandırılması

    Macgregor’un dile getirdiği en spekülatif ancak bir o kadar da ufuk açıcı iddia, Batı Ukrayna’nın “yeni bir İsrail destinasyonuna” dönüştürülmesi söylemidir. Bu ifade, kaba bir demografik mühendislik iddiasından ziyade, derin bir jeopolitik yeniden yapılandırma projesine işaret eden bir semptom olarak okunmalıdır. Gearóid Ó Tuathail’in (Toal, 2023) eleştirel jeopolitik çerçevesiyle ele alındığında bu söylem, savaşın mekânsal ve kapitalist bir yeniden yapılandırma projesi olduğu tezini güçlendirir. Toal’a göre savaş, yalnızca toprak kontrolü için değil, aynı zamanda o toprağın hangi ekonomik ve siyasi düzene eklemleneceğine dair bir mücadeledir. Friedman’ın (2024) uzun vadeli jeopolitik tahminleri ise bu projeye dolaylı bir teorik zemin sunar; Doğu Avrupa’nın, 21. yüzyılın güç mücadelelerinde bir tampon bölge olmaktan çıkıp, yeni enerji ve ticaret koridorlarının merkezi haline geleceğini öngörür.

    Bu perspektifte, “Yeni İsrail” söylemi, küresel sermaye için yeni bir “güvenli liman” ve stratejik derinlik inşa etme fikriyle örtüşmektedir. Bu, fiziksel bir nüfus transferinden çok, Batı Ukrayna’nın kurumsal, hukuki ve finansal altyapısının, sermaye için yüksek güvenlikli, düşük regülasyonlu bir cazibe merkezine dönüştürülmesi anlamına gelebilir. Rodrik ve Stiglitz’in (2024) çalışması bu noktada uyarıcıdır; savaş sonrası yeniden inşa süreçleri, eğer sıkı bir şekilde denetlenmezse, rant arayışındaki yerel ve küresel elitler için devasa bir kaynak aktarım mekanizmasına dönüşme riski taşır. Macgregor’un kaygısı da tam olarak budur: Ukrayna’nın yeniden inşasının, onu harap eden aynı çıkar odaklarının kontrolünde, ülkeyi bir “rant cumhuriyetine” dönüştürme potansiyeli.

    Cephe Gerisindeki Hedefler: Rusya’nın Ekonomi-Politik Karşı Taarruzu

    Macgregor’un askeri stratejiye dair en kritik gözlemi, Rusya’nın hedef seçimindeki dönüşümdür. Kremlin’e yakın kaynaklardan (Kremlin Pool Sözcüsü, 2025) yapılan açıklamalar, Moskova’nın artık yalnızca askeri altyapıyı değil, “Kiev rejimi” ile bağlantılı yolsuzluk ağlarını ve Batı yatırımlarını da doğrudan hedef aldığını teyit etmektedir. Bu strateji, Galeotti’nin (2024) çalışmasında tarihsel bir bağlama oturtulur; Rus askeri doktrini, düşmanın harp gücünü kırmak için onun ekonomik ve siyasi elitlerinin çıkarlarını hedef almayı uzun zamandır bir savaş yöntemi olarak benimsemiştir. Bir Zelenski bağlantılı savunma fabrikasının vurulması, bu doktrininin güncel bir tezahürüdür.

    Bu eylem, iki yönlü bir sonuç doğurur. İlk olarak, Ukrayna’nın uzun menzilli saldırı kapasitesini zayıflatarak askeri bir amaca hizmet eder. İkinci ve daha karmaşık olan sonuç ise, Batılı yatırımcılara ve onların yerel ortaklarına yönelik doğrudan bir mesajdır. Le Billon’un (2023) “savaş sonrası yağma” kavramsallaştırması burada kritik hale gelir. Le Billon, savaştan kâr eden şebekelerin barış zamanında da nasıl ayakta kalıp ekonomiyi domine ettiğini inceler. Rusya’nın bu tesisleri vurması, “savaşın kârını” hedef alarak, bu aktörlerin savaştan elde ettiği kazancı baltalamayı ve çatışmanın maliyetini onlara ödetmeyi amaçlayan bir karşı-ekonomi stratejisidir. Bu, savaşın yalnızca topçu atışlarıyla değil, aynı zamanda finansal ve kurumsal hedeflerin imhasıyla da sürdürüldüğünü göstermektedir.

    Diplomasinin Gölge Alanı: Yan Anlaşmalar ve Güven Krizi

    Barış müzakerelerinin tıkanıklığı da Macgregor’un işaret ettiği gibi aynı ekonomi-politik zeminde şekillenmektedir. Rus basınında çıkan ve Lavrov’un (2024) resmi tutanaklarına da yansıyan, Jared Kushner ve Steve Witkoff gibi isimlere yönelik “ciddiyetsizlik” eleştirisi, diplomasinin kişiselleştirilmesinin ve ticarileştirilmesinin yarattığı derin bir güven bunalımını ifade eder. Beebe ve Beebe’nin (2024) “gölge diplomasi” analizi, bu durumu kavramsallaştırmak için ideal bir çerçeve sunar. Yazarlar, gayriresmî kanalların ve iş insanlarının diplomatik süreçlerdeki artan rolünün, çıkar çatışmalarını nasıl kaçınılmaz hale getirdiğini tartışır. Walt’un (2024) işlemsel diplomasi eleştirisi de bu analizi tamamlar; meseleyi, diplomasinin kendisinin bir “anlaşma” olarak görülmesi ve müzakerecilerin esas sorunu çözmekten ziyade, kendileri için avantajlı yan fırsatlar kovalama şüphesi altında kalması sorunu olarak ortaya koyar.

    Moskova’nın “önce ciddi isimlerle meseleyi konuşalım, sonra sizinle yan anlaşmalar yaparız” mealindeki alaycı tutumu, bu güven krizinin zirvesidir. Kremlin, Batılı müzakerecilerin asıl motivasyonunun ateşkes değil, savaş sonrası yeniden inşa pastasından pay kapmak olduğuna inandığını açıkça ima etmektedir. Transparency International’ın (2024) raporu, Ukrayna’daki yolsuzluk algısının savaş döneminde neden daha da kritik hale geldiğini göstererek bu şüphenin nesnel zeminini oluşturur. Yüksek yolsuzluk algısı, ülkenin geleceğine yatırım yapma söylemini zedelerken, aynı zamanda barış görüşmelerinin de arkasında benzer rant kavgalarının olduğu şüphesini besler. Sonuç olarak diplomasi, savaşı sona erdirme amacından uzaklaşıp, savaşın yarattığı ekonomik fırsatların nasıl paylaşılacağının müzakere edildiği bir platforma dönüşme riskiyle karşı karşıyadır.

    Son Değerlendirme: Rant Savaşının Kilidini Açmak

    Douglas Macgregor’un dağınık görünen iddiaları, bir araya getirildiğinde, Ukrayna ihtilafını okumak için son derece tutarlı ve karanlık bir paradigma sunar. Bu paradigmada savaş, klasik bir güvenlik sorunu olmaktan çıkmakta; küresel finans kuruluşlarının tarım arazilerini konsolide ettiği (Oakland Institute, 2024), jeopolitik mühendislik projelerinin test edildiği (Toal, 2023), yerel ve ulus-ötesi elitlerin kurumsallaşmış yolsuzlukla kâr elde ettiği (Transparency International, 2024) ve Rusya’nın bu çok katmanlı yapıya karşı doğrudan çıkar odaklarını hedef alarak yanıt verdiği (Galeotti, 2024) bir akışkan çatışma biçimine dönüşmektedir. Savaşın nihai amacı, toprak kazanımından ziyade, bu toprağın ve üzerindeki ekonomik kaynakların hangi ulus-ötesi sermaye ağının kontrolüne gireceğini belirlemek olarak tezahür etmektedir. Bu nedenle, sahada süren her çatışma, müzakere masasındaki her hamle ve her yatırım kararı, bu devasa rant savaşının birer satranç taşıdır. Barışa giden yol, bu karmaşık ekonomik çıkarlar ağını görmezden gelen formüllerle değil, ancak bu ağı deşifre edip dağıtacak radikal bir şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmasıyla inşa edilebilir.

    Kaynakça

    Beebe, G., & Beebe, J. (2024). “The Shadow Diplomacy of the Ukraine War: Unofficial Channels and Private Interests.” Foreign Affairs, 103(2), 112-126.

    Friedman, G. (2024). The Next 100 Years: A Forecast for the 21st Century (Güncellenmiş Baskı). New York: Anchor Books.

    Galeotti, M. (2024). Putin’s Wars: From Chechnya to Ukraine (Genişletilmiş Baskı). Oxford: Osprey Publishing.

    GRAIN. (2023). The Land Grab in Ukraine: How War Is Transforming Agriculture and Land Ownership. Barcelona: GRAIN Publications.

    Kremlin Pool Sözcüsü. (2025, Mart-Nisan). Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı tarafından yapılan basın açıklamaları. Moskova: TASS ve RIA Novosti Arşivi.

    Lavrov, S. (2024). Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Güvenlik ve Diplomasi Konulu Yıllık Basın Toplantısı Tutanakları. Moskova: Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı Yayınları.

    Le Billon, P. (2023). “War Economies and Post-War Predation: The Political Economy of Reconstruction in Ukraine.” Conflict, Security & Development, 23(4), 289-312.

    Macgregor, D. (2025). Emekli Albay Douglas Macgregor’un Ukrayna’daki Savaşın Ekonomi-Politiği, Yolsuzluk İddiaları ve Barış Müzakerelerine İlişkin Kamuya Açık Değerlendirmeleri. [Sözlü Açıklama Transkripti].

    Oakland Institute. (2024). War and Land Grabs: The Financialization of Ukraine’s Farmland. Oakland, CA: Oakland Institute.

    Plank, C., & Gonda, N. (2024). “Financial Giants on the Black Soil: Mapping Vulture Funds and Land Consolidation in Wartime Ukraine.” Journal of Agrarian Change, 24(2), 345-368.

    Rodrik, D., & Stiglitz, J. E. (2024). “A New Framework for Post-Conflict Reconstruction: Overcoming Rent-Seeking and Corruption in Ukraine.” Journal of International Economic Law, 27(1), 45-72.

    TNI. (Transnational Institute). (2024). Profiting from Crisis: The War in Ukraine and the Global Land Rush. Amsterdam: TNI Agrarian Justice Programme.

    Toal, G. (Gearóid Ó Tuathail). (2023). “The Geopolitical Economy of the Ukraine War: Spatial Strategies and Capitalist Restructuring.” Geopolitics, 28(5), 1807-1832.

    Transparency International. (2024). Corruption Perceptions Index 2023: Focus on Ukraine. Berlin: Transparency International.

    Walt, S. M. (2024). “The Art of the Deal in a Time of War: Transactional Diplomacy and Its Discontents.” Foreign Policy, Bahar Sayısı, 34-42.

  • 80.000 KÖPEĞİN KATLİAMI ANISINA HAYIRSIZADA’YA DİKİLEN ANIT

    80.000 KÖPEĞİN KATLİAMI ANISINA HAYIRSIZADA’YA DİKİLEN ANIT

    İstanbul’da 3 Haziran 1910’da, dönemin İstanbul Belediye Başkanı Suphi Beyoğlu’nun talimatıyla yaklaşık 80 bin köpeğin mecburi bir ada yolculuğuna çıkarılmasıyla başlayan katliam?

    1910 yılında gerçekleşen olayda, İttihat ve Terakki Fırkası, “İstanbul’u modernleştirmek” adına şehrin sokaklarında yaşayan 80 bin köpeği toplayıp Sivriada’ya göndermişti. Issız adaya sürülen köpekler açlık ve susuzluktan, denizde boğularak ya da birbirlerini parçalayarak ölmüştü.

    Bu katliam sonrasında İstanbul halkı adayı “Hayırsızada” olarak yeniden isimlendirmiş ve I. Dünya Savaşı dâhil şehrin başına gelen bütün felaketleri, ölüme terk edilen köpeklerin ahı olarak nitelendirmişti.

    Köpeklerin bırakıldığı Hayırsızada sadece kayalıklardan oluşuyordu; dikili tek bir ağaç bile yoktu. 80 bin köpeğin feryadının, söylendiğine göre, geceleri İstanbul’dan bile işitildiği anlatılır. Sesler birkaç gün sonra kesildi; zira yaşayabilmek için birbirlerini yiyen köpeklerden artık bir teki bile hayatta değildi.

    Bu olayın sebebi olarak gösterilen anlatı da aşağıdadır:

    1910 yılında İttihat ve Terakki hükümeti döneminde bir İngiliz sefirini köpek ısırır. Bu olayın diplomatik bir krize dönüşmesi üzerine İstanbul’daki 80.000 köpek Sivriada’ya (Hayırsızada) götürülür. Burada açlık ve susuzluktan ölürler. Köpeklerin çığlıklarının Balat sahillerine kadar ulaştığı anlatılır.

    O dönemin halkı, Osmanlı’nın çöküşünü köpek katliamına bağlar. Bu nedenle yıllar sonra adada kalan az sayıdaki köpek İstanbul’a getirilir.

    Bu olay, Pierre Loti’nin kaleminden şöyle aktarılmıştır:

    “Kimseyi hiçbir zaman ısırmamış olmalarına rağmen, katliamların en iğrencine mahkûm edildiler. Hiçbir Türk, hilâle uğursuzluk getireceği söylenen bu onur kırıcı görevi üstlenmek istemedi. Bu yüzden serseriler, işsiz güçsüzler ve haydutlar görevlendirildi. Bunlar işlerini demir kıskaçlarla yapıyorlar, zavallı kurbanlarını boyunlarından, ayaklarından ya da kuyruklarından yakalıyorlar ve onları rastgele, kan revan içinde, Hayırsızada’ya götürecek olan mavnalara atıyorlardı.”

    Allah, hayvanlara bu eziyeti yapanların hesabını muhakkak soracaktır.


  • 5 HAZİRAN, DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ KUTLU OLSUN !!!

    5 HAZİRAN, DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ KUTLU OLSUN !!!

    Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.
    Mustafa Kemal ATATÜRK

    Değerli arkadaşlar,

    Ülkemizde, 05-11 Haziran 2024 tarihleri “Çevre Koruma Haftasıdır!” ‘Çevre’ kavramı ancak 1970’li yıllardan sonra giderek önem kazanmaya başladı. 1972 yılında İsveç’in Stokhol kentinde yapılan BM Çevre Konferansında, alınan bir kararla 5 Haziran günü, “Dünya Çevre Günü” olarak kabul edilir. Bizde ise 1920 tarihinde kurulan “Bayındırlık bakanlığı” 13 Ekim 1923 tarihinde, “İmar ve İskân Bakanlığı…” 29 Haziran 2011 tarihinde, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı” ismini alır. Günümüzde, ‘Çevre’ ve ‘Şehircilik’ birlikte anılmaya başlanılır.

    Değerli arkadaşlar,

    Ne yazık ki kontrolsüz sanayileşme yüzünden dünyamız ve güzel ülkemiz büyük bir plastik atıklarıyla uğraşmaktadır. Okyanuslarımız ve denizlerimiz plastik atıklarıyla dolmaktadır. Dünyadaki plastik üretimi yılda 400 milyon ton’a yaklaşıyor. Her yıl 30 milyon tondan fazla plastik suya veya karaya atılıyor ve sentetik tekstiller de dahil olmak üzere plastikten yapılan birçok ürün, kullanım sırasında etrafa parçacıklar saçıyor.

    Ayrıca Bilim insanları, havadaki plastik parçacıklarının, doğallığı korunmuş kutup bölgesinde bile kar tanelerine karışarak yeryüzüne düştüğünü tespit etti. BBC’nin haberine göre, sonuçları “Science Advances” dergisinde yayınlanan çalışma, insanların nefes alırken plastik parçacıklarını da soluduğunu ortaya koydu. Güzel ülkemizde de 5 Mayıs günü Muş’ta dolu ile birlikte yağan ve erimeyen cisimler üzerinde yapılan ilk incelemede, cismin hava akımıyla birlikte atmosfere karışan plastik taneleri olduğu belirlendi.

    Değerli Arkadaşlar,

    Birleşmiş Milletlerce, her yıl çevre sorunlarına dikkat çekmek için bir ana tema belirlenir ve dünyanın dikkatine sunulur. Geçen yıl ki ana tema konusu; Doğa ve doğal kaynakların insanlığın ortak malı olduğu, doğa ve doğal kaynakların korunmasının da tüm insanlığın ortak görevi olduğu bildirildi. Önceki yıllarda Hürriyet gazetesinde yayınlanan Dünya Çevre günü mesajlarını aşağıda bilgilerinize yine sunmak istedim.

    DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ MESAJLARI:

    • Çevrenizdeki canlıların yaşam hakkına saygı duyun, öğrenin!
    • Hepimiz çevre bilinci sahibi olduğumuzda, her yer cennete dönüşecektir.
    • Herkesin sağlıklı, temiz ve zarar görmemiş bir çevrede yaşaması dileğiyle, Dünya Çevre Günü kutlu olsun.
    • Çevre konusunda toplumsal duyarlılığın artarak devam etmesi, gelecek nesillere yaşanılabilir, sağlıklı, yeşil ve temiz bir dünya bırakılması temennisi ile DünyaÇevreGünü’nüzü kutlarım.
    • Dünyamızı temiz ve renkli tutmak bizim elimizde!
    • Yeşil bir gelecek için yeşil adımlar atmak gerekir..
    • Çocuklarınızın geleceği için onlara daha yaşanır bir dünya bırakmak zorundasınız.
    • Tek değiliz. Bizden önce de bu topraklarda bir hayat vardı, bizden sonra da olacak.
    • Doğayı sev ve koru, önce kendin için!
    • Güzellik de çirkinlik de Yaşatmak da katletmek de bizim elimizde…
    • Yarının doğası bugünden yaratılır.
    • Toprağın dostlara ihtiyacı vardır; ona dostça davranalım!

    Umarım, mutlu yaşam ve ekonomik geleceğimiz için sizler de çevrenize sahip çıkar ve çevrenizle birlikte gereken önlemleri almakta gecikmezsiniz. Kazanan güzel ülkemiz ve saygıdeğer halkımız olacaktır.

    04.06.2026

    Değerli arkadaşlar,

    Birleşmiş Milletler, 1972 yılında 5 Haziran’ı, “Dünya Çevre Günü” olarak ilan etmiştir. Her yıl çevre sorunlarına dikkat çekmek için bir ana tema belirlenir ve dünyanın dikkatine sunulur. Geçen yıl ki ana tema konusu; Doğa ve doğal kaynakların insanlığın ortak malı olduğu, doğa ve doğal kaynakların korunmasının da tüm insanlığın ortak görevi olduğu bildirildi.

    Güzel ülkemizde de doğanın ve doğal yapının korunması icin tüm yurtseverlerimize görev düşmektedir. Ne yazık ki Tarım ve orman alanlarımız rant uğruna özelleştirilip, yakılıp – yıkılıyor. Örneğin;

    • HAÇAPİT KÖYLÜLERİNDEN DİRENİŞ ÇAĞRISI: TALANI DURDURUN, İKİZDERE, HAÇAPİT OLMASIN. Cengiz inşaatın İkizderede yapmak istediği taşocağına karşı mücadele veren yöre halkına Hacapitten “direnişi bırakmayın, talana izin vermeyin” çağrısı geldi. “Biz burada taşocağını durduramadık” diyen Haçapitli köylüler “Eğer İkizdere de direnmezse sonları burası gibi olacak” dediler. Çay toplarken kolları çamur içinde kalan köylüler, “Kanser olacağız, ciğerlerimiz soldu burada” dediler. (23.5.2021-Cumhuriyet).
    • RİZE-İKİZDERE’DE DİRENİŞE BALTA. Kendilerini ağaçlara zincirleyen kadın köylülere müdahale edildi. 4 Köylü gözaltına alındı (2.5.2021-Cumhuriyet).
    • YİNE DAĞ KEÇİLERİ, YİNE KATLİAM İHALESİ. Tarım ve Orman Bakanlığı 6. Bölge Müdürlüğü tarafından 45 yabankeçisinin avlanması için ihale açıldı. ilan.gov.tr de yayınlanan duyuruya göre; Antalyanın Alanya, Gazipaşa, İbradı, Akseki, Döşemealtı, Kaş, Finike ile İspartanın Sütçüler ilçelerinde yabankeçilerinin avlanması amacıyla 4 Haziran 2021 günü Burdurdaki 6. Bölge Müdürlük toplantı salonunda ihale yapılacağı duyuruldu. (23.5.2021-Cumhuriyet).
    • KANAL İSTANBUL, MAVİ VATANIN KARŞITIDIR. Kanal İstanbulun, tarihimizde örneği görülmemiş boyutlarda belirli devletlere, yerel zümrelere rant geliri getirisi dışında, hiçbir gerçekçi, akla yakın gerekçesi yoktur. Böylesine akıl ve bilim dışı bir projeyle, iç politik kaygılarla, Türkiyenin Jeopolitik geleceği ile bekasını ilgilendiren vazgeçilmez çıkarlarımızın olduğu Karadeniz, Türk Boğazları ve Kıbrıs, Akdeniz, Romanya ve Bulgaristanda her geçen gün emperyalist çevreleme artarken, kendi elimizle yeni bir cephe açıyoruz (4.4.2021-Cumhuriyet). NOT: Sinan ESKİCİOĞLU’nun yazmış olduğu, Çılgın Bir Kanal Hikayesi KATAR (Kanal) İSTANBUL isimli kitabını okumanızı öneririm.

  • Kel Ali ÇETİNKAYA

    Kel Ali ÇETİNKAYA

    29 Mayıs 1919’da, İngiliz gemileri Ayvalık’a Yunan askeri çıkarırken baskına uğramıştı. Yarbay Kel Ali (Ali Çetinkaya) komutasıdaki 40 Kuvvacı limanda hilal şeklinde mevzilenip ateş açmış 2 şehit vermiş 200’de fazla Yunan askerini etkisiz hale getirmişti. İngiliz filosunun komutanı General Hadkinson ertesi gün Kel Ali’yi gemisine davet etti ve şöyle dedi:

    İstanbul hükümeti ve Şeyhülislam Yunan askerine direniş istemiyor. Bunu bilmiyor musunuz?”

    Biliyordum General”.

    O zaman niye Yunan askerine ateş açtınız?”

    Onlar gemilerinizden inip vatan toprağını çiğnemişlerdi, ben de onları çiğnedim”.

    İstanbul Hükümetinin emrini dinlemiyorsunuz o zaman?”

    Hayır dinlemiyorum Hadkinson. Türkler vatan toprağını namus olarak görür. Çanakkale Savaşında bunu size gösterdik”.

    Bu yiğit ve kararlı duruştan sonra General Hadkinson Ayvalık’a Yunan askeri çıkaramadı.

    Kel Ali-Hadkinson görüşmesi 2 Temmuz 1919’da yapılmıştı. Bu görüşmeden sadece 12 gün sonra İskilipli Atıf, Alemdar gazetesinde şunları yazıyordu:

    İslam kilidinin anahtarını, İngiltere’nin güvenilir eline teslim etmekte, İslam alemi için hiçbir tehlike yoktur. Yunan Ordusu halifemizin askerleridir. Yunan askerine kurşun atan Kuvvacı eşkiyaların kellesini almak her Müslümana farzdır”.

    Günümüzde İskilipli Atıfların, General Hadkinson’un, Damat Ferit hükümetinin yolundan giden, mezarına çiçek koyan siyasal ümmetçiler ve siyasal İslam soslu milliyetçiler de var;“Vatan toprağı namustur” diyen, Yarbay Ali Çetinkaya’nın izinden giden İttihatçılar da var.

    İttihatçılar ölür, İttihatçılık ölmez!..

  • VARLIK BARIŞI

    VARLIK BARIŞI

    AÇIKLASIN…

    Yıl 2006

    Dönemin Başbakanı günümüzün silme partili Cumhurbaşkanı 

    mal varlığını açıklamasının suç olduğunu söylemişti…

    *** 

    Gülüşmüştük…

    ***

    Dünyanın en zengin ilk on devlet adamından birisi olduğu dış medyada açıklandı…

    Rakamlar açıklanmadı ama dediklerine göre bizimkisi 8 nci lidermiş…

    ***

    Ha bu arada…

    Bugüne kadar itiraz eden olmadı…

    ***

    Tıpkı “Tanrı’nın vasıflarına sahip adam” olduğuna dair, yada “son Halife” olduğuna dair söylemlere hiç itiraz edilmediği gibi

    ***

    Neyse…

    ***

    (Kibir beynin üretmediği bir duygudur…

    Genelde muhfazakar, kindar yobazlarda bulunur…)

    ***

    Bu büyük servetin yurt içinde olmadığı aşikâr.

    TL, de…

    Olanlar ailesi ve beyefendi için çerez parası…

    ***

    Kaçıncı kez varlık barışı ilan ediyorlar…

    Son ilan Cumhurbaşkanı kararnamesiyle…

    ***

    Yurt dışında serveti olanların kaynağını açıklamadan Türkiye’ye getirmelerine imkan tanıyor bu barış…

    ***

    Hiç birimize tanınmayan hak ve ayrıcalıklardan yararlanıyorlar…

    Vatandaşlıktan yüksek faize..

    Vergi muafiyetinden teşvik önceliğine kadar…

    *** 

    Diyorum ki asrın lideri kendisini ilk 10’a taşıyan servetini “açıklasın”

    Görelim…

    Gözü olanın gözü çıksın…

    ***

    “Açıklasın” dememin sebebi çok basit;

    Bakarsınız hırlının hırsızın getireceği ve milletin kanını emeceği paralarına ihtiyaç kalmaz…

    ***

    Vatanseverlik…

    Milliyetçilik..

    Hatta Müslümanlık budur…

    Zaten her fırsatta;

    “Yaparsa AKP yapar, REİS yapar” diyorlardı…

    ***

    Ne demiş atalarımız; çok laf yalansız çok mal(para) haramsız olmaz…

    Eh…

    Arif olmaya gerek var mı?

    Erdoğan ÖZGENÇ

    İstanbul 04.06.2026 19.32