7 Ekim 2023 sonrası İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı askeri operasyonlar, uluslararası toplumda derin bir kutuplaşmaya yol açmıştır. Bu süreçte Avrupa’nın önde gelen devletleri Almanya ve İngiltere’nin tutumu, hem iç politikadaki protesto yönetimi hem de İsrail’e sağladıkları askeri ve diplomatik destek açısından yoğun eleştirilere konu olmaktadır. Bu makale, söz konusu devletlerin eylemlerinin 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi çerçevesinde hukuki bir değerlendirmesini sunmayı amaçlamaktadır.
Avrupa’da Protesto Hakkına Yönelik Sistematik Kısıtlamalar
Almanya ve İngiltere’de Filistin yanlısı gösterilere yönelik polis müdahaleleri, münferit kamu düzeni tedbirlerinin ötesine geçen sistematik bir örüntü sergilemektedir.
Almanya özelinde, “From the River to the Sea” gibi siyasi sloganların yasaklanması, okullarda Filistin bayrağının yasaklanması ve gösterilerin toptan engellenmesi, Anayasa’nın 8. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. ve 11. maddeleri ışığında ciddi hukuki sorunlar barındırmaktadır. Berlin Eyaleti’nin Filistin yanlısı gösterilere getirdiği kapsamlı yasaklar, Federal Anayasa Mahkemesi tarafından dahi kısmen hukuka aykırı bulunmuştur.
İngiltere’de ise Kamu Düzeni Yasası’nda (Public Order Act) yapılan değişiklikler, polise gösterileri engelleme konusunda geniş takdir yetkisi tanımış; bu yetkinin Filistin dayanışma gösterilerine karşı orantısız biçimde kullanıldığına dair Birleşmiş Milletler özel raportörlerinin raporları bulunmaktadır.
Silah Sevkiyatı ve Askeri İşbirliğinin Hukuki Niteliği
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre Almanya, 2023 yılında İsrail’e yapılan silah ihracatında ABD’den sonra ikinci sırada yer almaktadır. Alman hükümeti, 7 Ekim sonrası dönemde İsrail’e yönelik silah ihracatı lisanslarını onaylamaya devam etmiş, 2024 yılı itibarıyla bu ihracatın değeri 326 milyon Euro’yu aşmıştır.
İngiltere ise İsrail’e doğrudan silah satışının yanı sıra, Kıbrıs’taki Akrotiri üssü üzerinden ABD’nin İsrail’e yaptığı silah sevkiyatına lojistik destek sağlamaktadır. İngiltere’nin F-35 savaş uçağı programındaki kritik bileşen tedariki, İsrail Hava Kuvvetleri’nin operasyonel kapasitesine doğrudan katkı sunmaktadır.
Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) 26 Ocak 2024 tarihli ihtiyati tedbir kararında, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin Soykırım Sözleşmesi kapsamına girebileceğine dair “makul gerekçe” (plausible grounds) bulunduğunu tespit etmesi, silah tedarik eden devletlerin hukuki yükümlülüklerini doğrudan etkileyen bir gelişmedir.
Soykırım Sözleşmesi Kapsamında Üçüncü Devletlerin Sorumluluğu
Soykırım Sözleşmesi’nin III. maddesi, soykırım suçuna “iştirak” (complicity) eylemini de cezalandırılabilir bir fiil olarak düzenlemektedir. Sözleşme’nin I. maddesi ise taraf devletlere soykırımı “önleme” (prevent) yükümlülüğü getirmektedir. UAD’nin 2007 tarihli Bosna-Hersek v. Sırbistan-Karadağ kararında açıklığa kavuşturduğu üzere, bu önleme yükümlülüğü, soykırım riskinin belirgin hale geldiği anda devreye giren pozitif bir edim yükümlülüğüdür.
UAD’nin 26 Ocak 2024 tarihli kararında soykırım riskine ilişkin “makul gerekçe” tespiti yapmasıyla birlikte, tüm taraf devletler için önleme yükümlülüğü aktif hale gelmiştir. Bu bağlamda:
· Almanya’nın Durumu: Nikaragua, Mart 2024’te Almanya aleyhine UAD’de dava açarak, Almanya’nın İsrail’e silah sevkiyatını durdurmasını ve UNRWA’ya finansal desteği yeniden başlatmasını talep etmiştir. Dava dilekçesinde Almanya’nın eylemleri, Soykırım Sözleşmesi’nin I, III, IV, V ve VI. maddelerine aykırılık teşkil eden “soykırım suçuna iştirak” olarak nitelendirilmiştir.
· İngiltere’nin Durumu: İngiltere’nin İsrail’e silah ihracatına devam kararı, kendi iç hukukunda dahi tartışmalıdır. Uluslararası Gelişme Komitesi ve Dışişleri Seçilmiş Komitesi’nin ortak raporu, İngiltere’nin silah ihracatı lisanslama rejiminin uluslararası insancıl hukuk ihlalleri riskini yeterince değerlendirmediğini tespit etmiştir.
Ortak Hukuki Sorumluluk ve UAD Yargılamasının Genişletilmesi Gerekliliği
Uluslararası hukukta yerleşik içtihada göre, bir devletin başka bir devlet tarafından işlenen uluslararası hukuka aykırı eyleme “yardım veya destek” (aid or assistance) sağlaması, Devletlerin Sorumluluğuna İlişkin Taslak Maddeler’in 16. maddesi uyarınca uluslararası sorumluluk doğurmaktadır. Bu sorumluluğun doğumu için üç kümülatif koşul aranmaktadır:
- Yardım eden devletin, yardım edilen devletin eyleminin hukuka aykırılığını bilmesi
- Yardımın, hukuka aykırı eylemin işlenmesini kolaylaştırması
- Yardım edilen eylemin, yardım eden devlet için de hukuka aykırı olması
UAD’nin 26 Ocak 2024 tarihli “makul gerekçe” tespiti, birinci koşulun sağlanması için yeterli hukuki temeli oluşturmaktadır. Almanya ve İngiltere’nin sürdürdüğü silah sevkiyatının İsrail’in askeri operasyonlarını doğrudan kolaylaştırdığı tartışmasızdır. Üçüncü koşul ise, her iki devletin de Soykırım Sözleşmesi’ne taraf olması nedeniyle karşılanmaktadır.
Bu hukuki çerçeve ışığında, Almanya ve İngiltere’nin de ABD ile birlikte UAD’de “soykırım suçuna iştirak” kapsamında yargılanması gerektiği yönündeki talep, sağlam hukuki temellere dayanmaktadır. Güney Afrika’nın İsrail aleyhine açtığı dava, UAD’nin zorunlu yargı yetkisi kapsamındadır. Mahkeme İçtüzüğü’nün 62. maddesi uyarınca, bir devletin menfaatinin “hukuki nitelikte” olması halinde müdahillik başvurusu mümkündür. Nikaragua’nın Almanya aleyhine açtığı dava, bu mekanizmanın işletilebileceğini göstermiştir. İngiltere ve ABD aleyhine de benzer davaların açılması, hukuki açıdan tutarlı ve gerekli bir adım olacaktır.
İç Politikadaki Bastırma Politikalarının Hukuki Anlamı
Almanya ve İngiltere’nin Filistin dayanışma hareketine yönelik bastırma politikaları, yalnızca temel hak ve özgürlükler bağlamında değil, aynı zamanda Soykırım Sözleşmesi’nin önleme yükümlülüğü açısından da değerlendirilmelidir. UAD’nin Bosna-Hersek kararında vurguladığı üzere, önleme yükümlülüğü devletlere yalnızca hukuka aykırı eylemlere son verme değil, aynı zamanda bu eylemleri kınama, uluslararası toplumu harekete geçirme ve gerekli tüm diplomatik, ekonomik ve siyasi araçları kullanma yükümlülüğü getirmektedir.
Bu devletlerin İsrail’i kınamak bir yana, soykırım riskine karşı uyarıda bulunan sivil toplumu ve akademiyi baskı altına alması, önleme yükümlülüğünün ihlali anlamına gelmektedir. Almanya’da İsrail eleştirisinin “antisemitizm” olarak etiketlenerek cezalandırılması ve İngiltere’de Filistin yanlısı milletvekillerinin tehdit altında bırakılması, uluslararası hukukun emredici normlarına aykırı bir tutumdur.
Sonuç
Almanya ve İngiltere’nin İsrail’e sağladığı askeri ve diplomatik destek, UAD’nin 26 Ocak 2024 tarihli ihtiyati tedbir kararı sonrasında, Soykırım Sözleşmesi’nin I. ve III. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gereken ciddi bir hukuki sorun teşkil etmektedir. Her iki devletin de soykırım riskine ilişkin yeterli hukuki bilgiye sahip olmalarına rağmen silah sevkiyatını sürdürmeleri, soykırım suçuna iştirak kapsamında uluslararası sorumluluklarını doğurmaktadır.
Uluslararası toplumun, hukukun üstünlüğü ilkesini savunan tüm aktörleri, Almanya ve İngiltere’nin de ABD ile birlikte UAD önünde hesap vermesi için gerekli hukuki süreçleri başlatmalıdır. Aksi takdirde, Soykırım Sözleşmesi’nin “asla bir daha” (never again) ilkesi, siyasi çıkarlar uğruna feda edilmiş olacaktır. UAD’nin yargı yetkisinin bu devletlere teşmili, uluslararası ceza adaletinin geleceği açısından tarihi bir önem taşımaktadır.
İşte makalede atıfta bulunulan hukuki metinler, mahkeme kararları, resmi raporlar ve veri kaynaklarının listesi:
Uluslararası Sözleşmeler ve Hukuki Metinler
· Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide, 9 Aralık 1948, United Nations Treaty Series, cilt 78, s. 277 (Soykırım Sözleşmesi).
· Draft Articles on Responsibility of States for Internationally Wrongful Acts, 2001, Yearbook of the International Law Commission, 2001, cilt II, Kısım İki (ARSIWA Madde 16).
· European Convention on Human Rights, 4 Kasım 1950, ETS No. 005, Madde 10 ve 11.
Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Kararları
· Application of the Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide in the Gaza Strip (South Africa v. Israel), Request for the indication of provisional measures, Order of 26 January 2024, I.C.J. Reports 2024.
· Application of the Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide (Bosnia and Herzegovina v. Serbia and Montenegro), Judgment, I.C.J. Reports 2007, s. 43.
· Alleged Breaches of Certain International Obligations in respect of the Occupied Palestinian Territory (Nicaragua v. Germany), Application Instituting Proceedings, 1 Mart 2024.
Alman Hukuku ve Mahkeme Kararları
· Bundesverfassungsgericht (Federal Anayasa Mahkemesi), 1 BvQ 39/24, 13 Mayıs 2024 (Berlin’deki gösteri yasaklarına ilişkin geçici tedbir kararı).
· Grundgesetz für die Bundesrepublik Deutschland (Alman Anayasası), Madde 8 (Versammlungsfreiheit).
Birleşik Krallık Hukuku ve Resmi Raporlar
· Public Order Act 2023, 2023 c. 15 (Birleşik Krallık).
· House of Commons, International Development Committee and Foreign Affairs Committee, Human Rights and International Humanitarian Law in the Occupied Palestinian Territories, Seventh Report of Session 2023–24, HC 324, 23 Mayıs 2024.
· UK Strategic Export Controls Annual Report 2023, Department for Business and Trade.
Birleşmiş Milletler Raporları ve Verileri
· United Nations Special Rapporteur on the Rights to Freedom of Peaceful Assembly and of Association, Report on the Promotion and Protection of Human Rights in the Context of Peaceful Protests, A/HRC/56/56, 10 Mayıs 2024.
· Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI), Trends in International Arms Transfers 2023, Mart 2024.
· Alman Hükümeti’nin Federal Meclis’e verdiği yanıt, Rüstungsexportpolitik der Bundesregierung, BT-Drucksache 20/10910, 9 Nisan 2024.




Bir yanıt yazın