7 Ekim 2023 tarihinde başlayan ve Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) 26 Ocak 2024 tarihli ihtiyati tedbir kararında “makul soykırım riski” olarak tanımladığı İsrail’in Gazze operasyonları, küresel siyasette safları keskinleştirmiştir. Batılı devletler İsrail’e askeri ve diplomatik destek sağlarken, Orta Doğu ve İslam dünyasının önde gelen aktörlerinden Türkiye ve Azerbaycan’ın konumu, kamuoyunda giderek artan bir rahatsızlık ve güvensizlikle takip edilmektedir.
Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti ile İlham Aliyev liderliğindeki Azerbaycan Cumhuriyeti, uluslararası platformlarda İsrail’i en sert şekilde kınayan devletlerin başında gelmektedir. Erdoğan’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu “Gazze kasabı” ve “Hitler” olarak nitelendirmesi, Aliyev’in İslam İşbirliği Teşkilatı’nda Filistin davasına verdiği güçlü destek söylemleri, bu ülkelerin halkları nezdinde bir meşruiyet zemini oluşturmaktadır.
Ancak uluslararası araştırmacı gazetecilik kuruluşlarının ortaya koyduğu ticaret verileri, enerji anlaşmaları ve lojistik haritalar, bu söylemin arkasında tamamen farklı bir eylem planının işlediğini göstermektedir. Bu makale, Türkiye ve Azerbaycan yönetimlerinin Filistin meselesindeki söylem-eylem çelişkisini mercek altına almakta, bu çelişkinin uluslararası hukuk nezdinde nasıl değerlendirildiğini ve nihayetinde bu durumun her iki yönetim açısından nasıl derin bir güvenilirlik krizine yol açtığını analiz etmektedir.
Söylemin Zirvesi: Sert Kınama ve “Liderlik” İddiası
Türkiye ve Azerbaycan’ın diplomatik söylemi, Gazze’deki sivil kayıplar arttıkça tırmanmıştır.
Türkiye Cephesi:
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Ekim sonrası dönemde İsrail’e yönelik eleştirilerin dozunu sürekli artırmıştır. TBMM’deki grup toplantılarında kullanılan “savaş suçlusu” ve “terör devleti” ifadeleri, Türkiye’nin İsrail ile 2022 yazında başlayan normalleşme sürecini fiilen rafa kaldırmıştır. Türkiye, Güney Afrika’nın UAD’de İsrail aleyhine açtığı soykırım davasına müdahillik başvurusu yapan az sayıdaki ülkeden biri olmuştur. Ayrıca Türkiye, İsrail’e yönelik 54 ürün grubunda ticaret kısıtlaması getirdiğini kamuoyuna duyurmuştur. Bu adımlar, Erdoğan yönetimi tarafından “İslam dünyasının lideri” söylemini tahkim eden hamleler olarak sunulmuştur.
Azerbaycan Cephesi:
İlham Aliyev yönetimi, özellikle İslam İşbirliği Teşkilatı ve Bağlantısızlar Hareketi bünyesinde Filistin konusunda net bir tutum sergilemiştir. Azerbaycan, Filistin Devleti’ni resmen tanıyan ülkeler arasındadır ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Gazze’de acil ateşkes çağrısı yapan karar tasarılarına destek vermiştir. Aliyev, Filistinli yetkililerle yaptığı görüşmelerde iki devletli çözüme olan bağlılığını yinelemiştir.
Perde Arkası: Ticaret, Enerji ve Askeri İşbirliğinin Sessiz Derinliği
Söylem ne kadar gürültülüyse, ekonomik ve stratejik ilişkiler o kadar sessiz ve derinden yürütülmektedir. İşte bu noktada, “ikiyüzlülük” ve “güvenilmezlik” algısını besleyen somut veriler devreye girmektedir.
A. Türkiye-İsrail Ticaretinde “Yasak Delici” Rotalar
Türkiye Ticaret Bakanlığı’nın Mayıs 2024’te İsrail ile tüm ihracat ve ithalat işlemlerini durdurduğunu açıklamasına rağmen, uluslararası gümrük verileri ve araştırmacı gazetecilerin ortaya çıkardığı belgeler farklı bir tablo çizmektedir.
· Filistin Üzerinden Transit Ticaret: İsrail merkezli şirketlerin, Türk mallarını Filistin gümrük kodları (PA kodu) kullanarak veya Ürdün/Mısır üzerinden İsrail limanlarına sevk ettiği iddiaları gündemdedir. Ege ve Akdeniz’deki gemi trafik verileri (Marine Traffic), Türk limanlarından çıkan yük gemilerinin rotalarını İsrail’in Hayfa ve Aşdod limanlarına çevirdiğini veya yükün aktarma yoluyla buraya ulaştığını göstermektedir.
· Azerbaycan Enerji Koridoru (BTC ve Bakü-Tiflis-Ceyhan): Türkiye’nin İsrail ile enerji ilişkileri dolaylı ancak hayatidir. İsrail, ham petrol ihtiyacının önemli bir kısmını Azerbaycan’dan karşılamaktadır. Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Boru Hattı ile Ceyhan’a ulaşan Azerbaycan petrolü, buradan tankerlerle İsrail’in Aşkelon limanına taşınmaktadır. Türkiye, bu hattın güvenliğini sağlamakta ve transit ücretleri almaktadır. Gazze’deki bombardımanın en yoğun olduğu günlerde dahi Ceyhan’dan İsrail’e petrol akışının kesintisiz sürdüğü, enerji piyasası raporlarına yansımıştır.
· Hava Sahası Kullanımı: Türkiye’nin hava sahasını İsrail sivil havacılığına kapatmaması, savaş döneminde İsrail ekonomisinin ve lojistiğinin işleyişine dolaylı katkı sağlamıştır.
B. Azerbaycan-İsrail Stratejik Ortaklığının Derinliği
Azerbaycan’ın İsrail ile ilişkileri, Türkiye’dekinden çok daha stratejik, kurumsal ve derindir. Bu ilişki, söylem düzeyindeki Filistin desteğinin neden “inandırıcı” bulunmadığının başlıca sebebidir.
· Petrolün Yüzde 40’ı İsrail’e: Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) ve enerji analiz şirketlerinin verilerine göre, Azerbaycan ham petrol ihracatının yaklaşık %40’ını İsrail’e gerçekleştirmektedir. İsrail, Azerbaycan için en büyük ikinci petrol alıcısı konumundadır.
· Silah Ticareti ve İHA’lar: İsrail, Azerbaycan’ın en büyük silah tedarikçilerinden biridir. Özellikle 2020 yılındaki İkinci Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan ordusunun kullandığı Harop (Kamikaze) İHA’ları, LORA füzeleri ve Barak-8 hava savunma sistemleri doğrudan İsrail menşelidir. SIPRI verilerine göre 2016-2023 yılları arasında Azerbaycan’ın silah ithalatının yaklaşık %60’ı İsrail’den yapılmıştır. Bu ilişki, Aliyev yönetimi tarafından “stratejik ortaklık” olarak tanımlanmaktadır.
· İstihbarat ve Nahçıvan Faktörü: Azerbaycan’ın İran sınırındaki konumu ve Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti, İsrail için İran’a yönelik istihbarat faaliyetlerinde kritik bir coğrafyadır. Uluslararası basında, İsrail’in Azerbaycan topraklarından İran’a yönelik operasyonlar yürüttüğüne dair haberler periyodik olarak yayınlanmaktadır. Bu iddialar resmi olarak yalanlansa da, iki ülke arasındaki askeri istihbarat işbirliğinin boyutları hakkında güçlü emareler sunmaktadır.
Hukuki Analiz: Soykırım Sözleşmesi Bağlamında “İştirak” İddialarının Değerlendirilmesi
Yukarıda sayılan ticari ve stratejik ilişkiler, kamuoyunda sıklıkla “soykırıma ortaklık” suçlamasıyla anılmaktadır. Peki bu iddiaların uluslararası hukuk nezdinde bir karşılığı var mıdır?
A. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Devlet Sorumluluğu
UAD, Birleşmiş Milletler’in devletler arası uyuşmazlıkları çözmekle görevli başlıca yargı organıdır (UAD Statüsü, Madde 34). Bireyleri değil, yalnızca devletleri yargılar. Bu nedenle UAD, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” aleyhine bir dava açılması durumunda yargılama yapabilir; ancak mahkeme “Recep Tayyip Erdoğan” veya “İlham Aliyev” ismini bir sanık olarak dava dosyasına yazamaz. Yargılama, devletin eylemleri ve sorumluluğu üzerinedir.
Soykırım Sözleşmesi’nin III. maddesi soykırıma “iştiraki” (complicity) suç sayar. Sözleşme’nin 9. maddesi uyarınca taraf devletler arasındaki uyuşmazlıklar UAD’ye götürülebilir. Bir devletin bu kapsamda sorumlu tutulabilmesi için şu iki unsurun kümülatif olarak varlığı şarttır:
- Bilme (Knowledge): Yardım eden devletin, yardım ettiği devletin eylemlerinin soykırım teşkil ettiğini veya bu yönde ciddi bir risk bulunduğunu bilmesi.
- Niyet (Intent – Dolus Specialis): Yardımın, soykırım suçunun işlenmesini kolaylaştırma özel kastıyla sağlanması.
Türkiye ve Azerbaycan Özelinde Değerlendirme:
· Bilme Unsuru: UAD’nin 26 Ocak 2024 tarihli “makul gerekçe” kararı ile birlikte, tüm taraf devletler için İsrail’in eylemlerinin soykırım riski taşıdığına dair hukuki farkındalık oluşmuştur. Bu açıdan Türkiye ve Azerbaycan yönetimleri, İsrail’in eylemlerinin hukuki niteliğinden habersiz olduklarını iddia edemezler.
· Niyet Unsuru: İşte kritik eşik buradadır. Türkiye’nin Filistin üzerinden transit ticareti veya Azerbaycan’ın petrol satışını, “İsrail’in Gazze’deki soykırımı daha rahat yapabilmesi için bilinçli bir kolaylaştırma” olarak nitelendirmek için yeterli hukuki kanıt bulunmamaktadır. Bu eylemler, uluslararası hukukta “olağan ticari ilişki” veya “ulusal ekonomik çıkar” olarak tanımlanır. Mahkemeler, bir devletin ticaret yapma niyetinin “soykırıma yardım” olduğunu kanıtlamakta son derece zorlanırlar.
Teorik Senaryo: X Devleti (örneğin bir Arap Birliği üyesi), “Türkiye Cumhuriyeti’nin İsrail’e sağladığı ticari/lojistik imkanlar Soykırım Sözleşmesi Madde III(e) kapsamında soykırıma iştirak teşkil etmektedir” iddiasıyla UAD’de Türkiye Devleti aleyhine dava açabilir. Ancak mahkeme, devletin yöneticilerinin bu ticareti “soykırımı kolaylaştırma özel kastıyla” yaptığına ikna olmak zorundadır. Sadece ticaretin varlığı veya söylemdeki çelişkiler, UAD’nin “açık kanıt” standardını karşılamaz.
Sonuç: Mevcut delil durumu ışığında, UAD’nin Türkiye veya Azerbaycan aleyhine “Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal” kararı vermesi hukuken mümkün değildir.
B. Bireysel Cezai Sorumluluk: Erdoğan ve Aliyev UCM’de Yargılanabilir mi?
Eğer amaç bireysel liderleri yargılamak ise, hukuken doğru adres Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)’dir. UCM, Roma Statüsü uyarınca gerçek kişileri (devlet başkanları dahil) soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarından yargılama yetkisine sahiptir.
Ancak UCM’nin yargı yetkisi şu üç yolla kullanılır:
- Suçun işlendiği devletin taraf olması (İsrail, Roma Statüsü’ne taraf değildir).
- Failin vatandaşı olduğu devletin taraf olması (Türkiye ve Azerbaycan, Roma Statüsü’ne taraf değildir).
- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) sevki (ABD’nin veto yetkisi nedeniyle bu şu an için imkansızdır).
Bu nedenle, mevcut hukuki çerçevede Erdoğan veya Aliyev’in uluslararası bir mahkemede bireysel olarak yargılanması teknik olarak mümkün değildir.
C. “Evrensel Yargı Yetkisi” Alternatifi
Bazı Avrupa ülkeleri (Belçika, İspanya, İsveç gibi), iç hukuklarında “evrensel yargı yetkisi” ilkesini tanırlar. Bu ilke, ağır insan hakları ihlallerini işleyen yabancı liderlerin, suçun işlendiği yer veya failin vatandaşlığına bakılmaksızın o ülkenin ulusal mahkemelerinde yargılanabilmesine olanak tanır. Teorik olarak, bir sivil toplum kuruluşu Belçika’da bir savcılığa suç duyurusunda bulunarak, Türkiye veya Azerbaycan’dan yetkililerin “İsrail’in savaş suçlarına yardım ve yataklık ettiği” iddiasıyla soruşturma başlatılmasını talep edebilir. Ancak bu tür davalar son derece politiktir, ilgili devletlerin yoğun diplomatik baskısıyla karşılaşır ve üst düzey devlet başkanları için “yargı bağışıklığı” tartışmaları süreci tıkar.
Hukuk ve Vicdan Arasındaki Uçurum: Derin Güvenilirlik Krizi
Hukuki süreçlerin tıkalı olması, bu yönetimlerin eylemlerinin siyasi ve ahlaki olarak aklanması anlamına gelmez. Tam tersine, tam da bu hukuki boşluk, Erdoğan ve Aliyev yönetimlerini daha ağır bir güvenilirlik krizi ile karşı karşıya bırakmaktadır.
A. “İki Yüzlülük” Algısının Pekişmesi
Kamuoyu, bir liderin Gazze için gözyaşı döküp aynı anda Gazze’yi bombalayan uçakların yakıtının geçtiği boru hattından transit ücreti almasını veya o uçakları üreten ülkeye petrol satmasını ahlaki bir çöküş olarak görmektedir. Bu durum, özellikle Arap ve İslam kamuoyunda, bu ülkelerin Filistin davasını sadece bir iç politika malzemesi olarak kullandığı algısını güçlendirmektedir.
B. Bölgesel Liderlik İddiasının Aşınması
Erdoğan’ın “İslam dünyasının liderliği” iddiası, İsrail’le ticaretin devam ettiğine dair her haberle zedelenmektedir. Benzer şekilde Aliyev’in Bağlantısızlar Hareketi’ndeki aktif rolü, İsrail’e olan stratejik askeri ve enerji bağımlılığı gölgesinde kalmaktadır. Bu çelişki, her iki ülkenin de uluslararası platformlardaki yumuşak gücünü ve arabuluculuk kapasitesini kemirmektedir.
C. İç Kamuoyunda Tepkilerin Yönetimi
Her iki ülkede de sivil toplum ve muhalefet, hükümetlerin bu çifte standardını giderek daha yüksek sesle eleştirmektedir. Türkiye’de muhalefet partileri ve İslami sivil toplum kuruluşları, “İsrail’le ticaret devam ediyor” başlıklarıyla hükümeti sıkıştırmaktadır. Azerbaycan’da ise sınırlı ifade özgürlüğü ortamına rağmen, sosyal medyada İsrail’le askeri işbirliğine yönelik rahatsızlık dile getirilmektedir.
Sonuç: Sözün Bittiği, Eylemin Başladığı Yer
Recep Tayyip Erdoğan ve İlham Aliyev yönetimlerinin Filistin politikası, uluslararası siyasette “söylem maksimalizmi, eylem minimalizmi” olarak tanımlanabilecek bir vaka çalışmasıdır. Sert söylemler iç kamuoyunu tatmin etmeye ve bölgesel prestij kazanmaya yönelikken, perde arkasında devam eden ticaret ve enerji ilişkileri, bu ülkelerin reelpolitik çıkarlarını korumaya hizmet etmektedir.
Uluslararası Adalet Divanı veya Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdinde hukuki bir süreç başlatmak şu an için mümkün görünmese de, vicdan mahkemesinde ve uluslararası kamuoyu nezdinde hüküm çoktan verilmiştir. Bu yönetimler, Filistin halkının acısını siyasi bir basamak olarak kullanırken, İsrail’in savaş makinesinin enerji ve lojistik ihtiyaçlarının karşılanmasına göz yumarak tarihe geçme riskiyle karşı karşıyadır.
Gazze’deki yıkımın boyutları arttıkça, bu çelişkili tutumun yarattığı güven bunalımı da derinleşmekte ve bu yönetimlerin “güvenilmez ortak” olarak uluslararası hafızaya kazınmasına yol açmaktadır. Halkların vicdanında, sözler değil politikalar ve ticaret rakamları gerçek niyetin yegane göstergesi olarak kabul görmektedir.
Kaynakça
- Birleşmiş Milletler, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, 9 Aralık 1948, Birleşmiş Milletler Antlaşma Serisi, Cilt 78, Sayfa 277.
- Avrupa Konseyi, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi), 4 Kasım 1950, Avrupa Antlaşma Serisi No. 005, Madde 10 ve 11.
- Birleşmiş Milletler, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü, 17 Temmuz 1998, Birleşmiş Milletler Antlaşma Serisi, Cilt 2187, No. 38544.
- Uluslararası Hukuk Komisyonu, Devletlerin Uluslararası Hukuka Aykırı Eylemlerinden Sorumluluğuna İlişkin Taslak Maddeler, 2001, Uluslararası Hukuk Komisyonu Yıllığı, Cilt II, Kısım İki.
- Uluslararası Adalet Divanı, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinin Uygulanmasına İlişkin Dava (Bosna-Hersek / Sırbistan-Karadağ), Esasa İlişkin Karar, UAD Raporları 2007, Sayfa 43.
- BP (British Petroleum), Dünya Enerjisi İstatistiksel İncelemesi 2023, 72. Baskı, Temmuz 2023.
- Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), Silah Transferleri Veri Tabanı, İsrail-Azerbaycan Silah Ticareti Verileri (2016-2023), Erişim Adresi: https://armstransfers.sipri.org
- The Times of Israel, “Azerbaijan said to buy 60% of its arms from Israel as ties deepen”, 19 Mart 2023.
- Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, İlham Aliyev’in İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi Konuşması, 12 Kasım 2023.
- Reuters, “Azerbaijan’s oil exports to Israel continue despite Gaza war”, 15 Kasım 2023.
- Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısı Konuşması, 15 Kasım 2023.
- Türkiye Büyük Millet Meclisi, Genel Kurul Tutanakları, Dönem 28, Yasama Yılı 2, Birleşim 45, 15 Kasım 2023.
- Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Gazze’de Sivillerin Korunması ve Hukuki ve İnsani Yükümlülüklerin Yerine Getirilmesi, A/ES-10/L.25 Sayılı Karar Tasarısı Oylaması, 10 Aralık 2023.
- Haaretz, “Azerbaijan Oil Flows to Israel via Turkey Despite Erdogan’s Anti-Israel Rhetoric”, 22 Aralık 2023.
- Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısı Konuşması, 27 Aralık 2023.
- ABD Enerji Bilgi İdaresi (U.S. Energy Information Administration – EIA), Ülke Analiz Raporu: Azerbaycan, Ocak 2024.
- Atlantic Council (Atlantik Konseyi), “Azerbaijan’s strategic partnership with Israel”, Avrasya Merkezi Raporu, 10 Ocak 2024.
- Uluslararası Adalet Divanı, Gazze Şeridi’nde Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinin Uygulanmasına İlişkin Dava (Güney Afrika / İsrail), İhtiyati Tedbir Talebine İlişkin Karar, 26 Ocak 2024, UAD Raporları 2024.
- Uluslararası Kriz Grubu (International Crisis Group), “Turkey and Israel: A Relationship of Contradictions”, Orta Doğu Raporu No. 231, 5 Şubat 2024.
- Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), Uluslararası Silah Transferlerinde Eğilimler 2023 Raporu, Mart 2024.
- Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), “Fueling Conflict: Foreign Arms Supplies to Israel and the Gaza Hostilities”, Rapor No: MDE 15/7834/2024, Mart 2024.
- İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), “Turkey: Israel Arms Embargo Needed Amid Gaza Atrocities”, 18 Nisan 2024.
- Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı, İsrail’e Yönelik İhracat Kısıtlamalarına İlişkin Basın Duyurusu, 2 Mayıs 2024.
- BBC News Türkçe, “Türkiye-İsrail ticareti: Filistin’e giden mallar İsrail’e mi gidiyor?”, 14 Mayıs 2024.
- Deutsche Welle Türkçe, “Türkiye’nin İsrail ile ticareti gerçekten durdu mu?”, 28 Mayıs 2024.
- Middle East Eye, “Turkey’s trade with Israel: How goods continue to flow despite embargo claims”, 10 Haziran 2024.
- Marine Traffic, Tanker ve Kargo Gemisi Rotaları: Ceyhan-Aşkelon / Hayfa Hattı, Gemi Trafik Verileri (Ekim 2023 – Mayıs 2024 Dönemi Analizi).
- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Dış Ticaret İstatistikleri, 2023-2024 Dönemi.
- Orakhelashvili, Alexander. Uluslararası Kamu Hukukunda Tasarruf ve Kuralların Yorumlanması, Oxford University Press, 2023, Bölüm 8: “Uluslararası Hukuka Aykırı Eylemlerde Devlet İştiraki”.
- Garsia, Maria. “Gazze İhtilafında Üçüncü Taraf Devlet Sorumluluğunun Hukuki Analizi: Soykırım Suçuna İştirakin Sınırları”, Uluslararası Ceza Adaleti Dergisi, 2024, Cilt 22, Sayı 1, Sayfa 45-72.


Bir yanıt yazın