“Tülkünâme” veya “Sa’lebiyye” adlı eseri ile halk arasında şöhret kazanan Muhammet Bağır Halhalî (1829-1891), 19. yüzyıl İran Türk Edebiyatı’nın en güçlü şairlerinden biridir. İran Azerbaycanının Halhal bölgesindeki Karabulak kentinde yaşayıp yazmıştır (Menafi ve dğr. 1981: 90). Köprülü (1979 II/142), Halhalî’nin bilhassa Nasreddin Şah döneminde çok şöhret kazandığını ve sahte din adamlarının rezilliklerini sergileyen “Sa’lebiyye” adlı mesnevîsinin müteaddit defalar yayımlandığını ifade etmektedir.
Halhalî’nin bu eseri hakkında Mehmed Emin Resulzâde (1328: II/10/674), bir makalesinde şöyle yazıyor: “İran Türk edebiyatı her ne kadar mersiye ve hiciv ile dopdoluysa da, düşündüren ve hissiyât-ı nezihe-i şairâneyi okşayan parçalardan da mahrum değildir. Düşündürenlerden Muhammet Bağır Halhalî’nin meşhur eseri olan Sa’lebiyye’yi zikredebiliriz. Sa’lebiyye bir tilkinin sergüzeştini hikâye eder, ahlâkî bir hikâye-i manzumedir. Mesnevî tarzında yazılmıştır. Birçok hikemî emsal ve hikâyeleri cami’dir. Avamın anlayacağı bir tarz-ı beyânla ifade-i meram eder.”
Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler yazan Halhalî’nin eserlerinde toplumun gelişmesine yönelik realist anlatım ve bediî bir üslûp dikkati çekmektedir.
19. yüzyıl şairlerinden Mirza Kâzım Gazi Askerzâde Metle40, şairliğinden çok eğitimciliği ile ün yapmıştır. Eğitimde yeni usulün koyu savunucusu olan Mirza Kâzım, açtığı okulda okuyan öğrenciler için kısa sürede “Élmî Hésab” (Matematik), “Serf ve Nehv” (cümle ve dilbilgisi), “Élmî Belâğat” (güzel konuşma ilmi) gibi ders kitapları yazmıştır.
Tebriz’de dünyaya gelip tahsilini burada alan ve 1876 yılında Mekke’den dönerken bindiği geminin batması ile 41 yaşında dünyaya veda eden şair Ebülhasan Raci (1835-1876), sanat gücü ve satirik üslûbu ile diğer şairlerin şiirlerinden kolayca ayırt edilebilen Farsça ve Türkçe iki divan bırakarak İran Türk edebiyatına katkıda bulunmuştur (Menafi ve dğr. 1981: 116).
Hekim Mirza Ali Han La’lî41, lirik ve mizahî eserler yazmıştır. Farsça ve Türkçe yazdığı divanları defalarca yayımlanmıştır. Tabiat itibariyle çok neşeli ve şakacı bir insan olan La’lî’nin lâtifeleri de yaygındır (Köprülü 1979 II/141). Mehmed Emin Resulzâde bir makalesinde onu Azerbaycan ve İran Türk edebiyatının en
meşhur hiciv yazarı olarak nitelendirmiştir (Resulzâde 1328: II/10/673).
19. asrın ilk yarısında İran Azerbaycanının Saraba şehrinde dünyaya gelip yaşadığı sanılan sanatkârlardan Muhammet Halife Âciz, hem divan şiiri hem de halk şiiri yazmıştır. Türkçe divanı 1856 yılında Tebriz’de yayımlanmıştır (Köçerli 1978: I/477). Şairin dîvânında Rus-İran savaşlarına hasrettiği tarihî manzumeler vardır.
Gazellerinin ekseriyeti Fuzûlî’ye naziredir. Âciz’in halk edebiyatı üslûbunda yazdığı şiirlerin tamamı günümüze kadar gelememiştir. Onun şimdilik yedi geraylısı elimizde mevcuttur (Sumbatzâde ve dğr.1985: 261).
Hacı Seyid Rıza Emirzâde (1849-1904), dönemin önemli eğitimci, gazeteci ve ediplerindendir. Azerbaycan’da yayımlanan Ekinci ve Kafkasya’da yayımlanan bazı gazetelerde yazmıştır. Köçerli, onun “Hayli hoş sohbet ve zarif bir şair” olduğunu ve “Ekinci” gazetesine nesir ve nazım tarzında yazılmış mektuplar gönderdiğini, ayrıca
onun çok akıcı bir ilhama sahip olduğunu ancak uygun ortam bulamadığı için kaside, methiye ve hiciv türlerinde şiirler yazdığını, ifade etmiştir (Köçerli 1981: II/214).
İran Türk edebiyatında tezkirelerin de önemli bir yeri vardır. Tezkirelerin pek çoğu antolojileri andırmaktadır. 19. yüzyılın ikinci yarısında Erdebil’de yaşayıp yazan İran Türk ediplerinden İsa Ziyaî Erdebilî (d. 1850)’nin yazdığı ve yaklaşık 200 yıl içerisinde yaşayıp, yazan İran Türk şairlerinin kısa biyografilerini ve onların şiirlerinden örnekleri içeren “Tezkire-yi Ziyaî” adlı eseri bunlardandır. Erdebilî,
kendisinin yazdığı Farsça ve Türkçe şiirlere de bu kitapta yer vermiştir (Menafi ve dğr. 1981: 206).
19. asrın ikinci yarısında Tebriz’de yaşayan ve tahsilini burada alan Muhammet Emin Dilsûz, hem Türkçe hem de Farsça şiirleri ile ün yapmıştır. Köprülü (1979 II/141), Dilsûz’un eserlerinden ve hayatından bahsederken onun Farsça ve Türkçe Divânı’nın Tebriz’de müteaddit defalar basıldığını; “Dilsûz” mahlasını kullandığını, adının Muhammed Âmin Tebrizî olduğunu ve 1834 yılından sonra öldüğünü yazmaktadır.
Çağdaşları arasında “üstad” olarak tanınan şairin divânında, gazel, kaside ve növhelerle (mersiye) birlikte siyasî ve sosyal içerikli şiirler de yer almıştır (Menafi ve dğr. 1981: 194).
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.




Bir yanıt yazın