Türkiye Cumhuriyeti’nin temel harcı, 1924’ten itibaren her yurttaşı hukuk önünde eşit sayan laik, üniter, sosyal bir hukuk devleti ilkesidir. Bu yapı, 1982 Anayasası’nın 2. ve 10. maddelerinde açıkça ifade edilmiştir. Yine 66. madde, “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” diyerek etnik ya da mezhebi temelde bir ayrımı kesin biçimde reddeder. Buna rağmen, bazı siyasi aktörlerin açıklamaları bu anayasal ilkeleri doğrudan hedef almakta, yurttaşları inanç ve etnik kökenlerine göre kategorize ederek anayasal suç işlemektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son dönemdeki açıklamaları, Türkiye’nin çok kimlikli yapısını çatışma zeminine çekmekte; Alevi, Kürt ve diğer kökenli kimlikleri, mezhepçi ve ayrımcı bir dil ile hedef göstermektedir. Bu yaklaşım, yalnızca anayasal eşitliği ihlal etmekle kalmamakta, aynı zamanda toplumsal barışı da tehdit eden bir “siyasi provokasyon” boyutuna ulaşmaktadır.
- Anayasaya Açıkça Aykırı Bir Siyasi Söylem
Devlet Bahçeli’nin kamuoyuna dönük açıklamalarında kullandığı dil, anayasanın eşit yurttaşlık ilkesiyle bağdaşmamaktadır. “Kürt de bizim, Alevi de bizim” ifadesi ilk bakışta kapsayıcı görünse de, arka planında bir hiyerarşik kabul barındırmakta; “biz” kimdir sorusunu gündeme getirmektedir. Bu dil, Türk vatandaşlığını etnik ya da mezhebi temellere göre yeniden tanımlamaya kalkışmakta, Türk kimliğini sünni-Türk eksenine oturtarak diğer yurttaşları “misafir-yada ikincil” gibi konumlandırmaktadır. Oysa ki anayasa, tüm yurttaşlara eşit mesafede duran bir yurttaşlık tanımı yapar.
Bu tür ifadeler, hem 66. maddeye hem de 10. maddeye doğrudan aykırıdır. Bir siyasetçinin, anayasal normlara aykırı bir şekilde toplumda ayrıştırıcı bir dil kullanması, sadece siyasi bir gaf değil, aynı zamanda anayasal düzene karşı suçtur. Bu nedenle bu açıklamalar siyasi sorumluluğun çok ötesine geçmiş; hukuki bir değerlendirme sürecini de gerekli kılmıştır. Bu yüzden Anayasa ya ve TC kanunlarına göre Bahçeli yargılanmalıdır.
- Toplumu Mezhep ve Etnik Temelde Kutuplaştırma Stratejisi
Bahçeli’nin söylemlerinin yalnızca bireysel bir kanaat ya da gaf olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu, uzun süredir inşa edilen BOP çuluğa uygun bir mezhepçi-devletçi siyasi mühendisliğin parçasıdır. Türkiye toplumunu sünni-Türk eksenine göre yeniden dizayn etmeye çalışan bu yaklaşım, açık biçimde bir “etnik-mezhebi hiyerarşi” inşa etmeye yöneliktir. Alevi kürt ve Kürt kökenli Türk vatandaşları, bu denklemde bilinçli biçimde “ikinci sınıf” olarak konumlandırılmakta; bu da iç barışı tehdit eden bir sosyal patlamaya zemin hazırlamaktadır.
Ülkücü hareketin mensupları bu süreci dikkatle izlemeli, Türkiye’yi Suriye’ye çevirecek bu tehlikeli projeye karşı uyanık olmalıdır. Çünkü bu strateji, Türkiye’nin değil; emperyalistlerin stratejisidir. Türkiye’de iç savaşı tetikleyecek söylemler emperyalizmin en çok sevdiği şeydir. Bahçeli’nin son dönem gladyocu – BOP çu söylemleri, ne milliyetçiliğe ne de Türk milletinin çıkarlarına hizmet etmektedir. Bu söylemler, tam tersine Türk milletini birbirine düşürmek isteyen karanlık odakların dilidir.
- MHP ve Ülkü Ocaklarına Tarihî Sorumluluk Çağrısı
MHP, kurucu ideolojisi itibariyle kendi program ve söylemlerine göre milli birlik ve beraberliği esas alan bir harekettir. Ne var ki mevcut liderliğin söylemleri bu çizgiden ciddi bir “sapma göstermektedir”. MHP’nin sadık kadroları, Bahçeli’nin ayrımcı dilini benimsemek zorunda değildir. Tam aksine, partinin gerçek sahipleri, yani ülkücüler, bu tarihî sapmayı Atatürkçü ilkeler doğrultusunda düzeltmekle yükümlüdür.
Bugün Bahçeli’nin söylemlerine karşı susmak, ileride çok ağır bir toplumsal fatura olarak karşımıza çıkabilir. MHP içindeki sağduyulu kadrolar ve ülkü ocakları, bu söylemlere açıkça karşı çıkmalı; partilerini birleştirici, kapsayıcı, Atatürkçü anayasal çizgiye çeken bir liderlik değişimine gitmelidir. Aksi halde, MHP kendisini millete karşı sorumlu değil, sadece bir mezhebin veya etnik grubun temsilcisi olarak konumlandırır ve tarih önünde hesap verir.
Sonuç
Devlet Bahçeli’nin anayasa karşıtı söylemleri, açıkça bir toplumsal bölünme stratejisinin parçası olarak okunmalı; bu söylemler karşısında susan herkes, oluşacak sosyal ve siyasi felaketin sorumluluğunu taşımaya hazırlıklı olmalıdır. Türk milletini Alevi, Sünni, Kürt, Türk diye ayırmak; birlik değil, fitne üretmektir. Bu fitneye ortak olan herkes tarih önünde mahkûm olacaktır.
MHP’ye ve ülkücü harekete düşen görev, bu söylemleri reddetmek ve Bahçeli’yi istifaya davet etmektir. Iskartaya çıkartmak ve ondan hesap sormaktır. Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü savunmak istiyorsak, anayasanın 2., 10. ve 66. maddelerine sahip çıkmalı; bu maddeleri ayaklar altına alan her kim olursa olsun karşı durmalıyız. Sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Bahçeli istifa etmeli, halk da bu anayasa düşmanlığına karşı meşru demokratik tepkisini göstermelidir. Hukukda gereğini yapmalıdır.




Bir yanıt yazın