BAŞLIKSIZ CUMHURİYET: “Türklüğü” Anayasadan ve Hafızadan Silme Operasyonu Üzerine

Okuma Süresi:

5–7 dakika
❤️

Türkiye Cumhuriyeti’nde son yirmi yılda ivme kazanan “kimliksizleştirme” politikaları ve özellikle “Türklük” kavramının anayasa, kamu kurumları ve toplumsal hafızadan sistematik biçimde tasfiyesi süreci açıkça yapılmıştır. Başta Erdoğan ve Bahçeli olmak üzere iktidar bloğunun söylem ve eylemleri, CHP liderliğinin sessiz kalarak ve Türklüğü savunmayarak çanak tutması, Türk kimliğini hedef alan sembolik ve kurumsal müdahalelerle birlikte ele alınmalıdır. T.C. ibaresinin kaldırılması, Andımız’ın yasaklanması, anayasal vatandaşlık tanımının sulandırılması gibi örnekler üzerinden yürütülen tartışma, aynı zamanda toplumsal muhalefetin bu süreç karşısındaki silikliğini de kapsamaktadır.

Üç Maymun Cumhuriyeti’ne Hoş Geldiniz Gibi…

Türkiye’de bazı gerçekler vardır ki, üzerine konuşulmaz; çünkü konuşmak sizi “gerici” yapar, “ayrımcı” yapar, “ırkçı” bile yapabilir. Ama aslında tek yaptığınız şey, hafızanızı savunmaktır. 2013’ten bu yana devlet kurumlarından “T.C.” ibaresi kaldırıldı, Öğrenci Andı yasaklandı, şimdi ise Türklük anayasal vatandaşlıktan soyutlanmaya çalışılıyor. Ve bugün sıra belediyelerin “statü değişimiyle” fiilen eyaletleşmesine geldi. Bütün bunlar olurken, geniş kesimler muz yemişçesine üç maymunu oynamakta; sözde ana muhalefet ise milliyetçilikle ırkçılığı karıştırıp sadece susmakla kalmamakta, bir yandan da “kimliksizliğe ahlaki” gerekçeler üretmektedir.

BOP’çu iç düşmanın yıkım ekibinin sistematik olarak ve açıkça yapmak istediği projede görülüyor ki: ortada onlara göre bundan sonraki aşamada –tabii ki becerebilirlerse– artık ne bir “Türk” kalıyor, ne bir “Cumhuriyet”, ne de halkın iradesi. Geriye kalan şey, biçimsel bir yönetim kabuğu içinde hafızasını kaybetmiş bir toplum. “T.C.” ibaresi tabelalardan silinirken, “milli” olan her şey adım adım buharlaşıyor. Anayasal kimliğin un ufak edilmesinden, devletin idari yapısının bölünmeye zemin hazırlayan biçimde dönüştürülmesine kadar uzanan bir kimliksizleştirme operasyonu gözlerimizin önünde ama “sanki görünmez” gibi yapılıyor. Çünkü herkes “muz yemiş maymun” gibi davranıyor: Sanki ne olmuş T.C. silinmişse, ne var bunda? “Neden bu kadar Türk Türk diyorsun, ayıp mı ediyorsun?” der gibi davranış sergiliyor.

Tarihler 1923’ü gösterdiğinde, bir millet küllerinden doğmuştu. 2025’e geldiğimizde ise aynı milletin adının bile zikredilmesi, bazılarına göre “ayrımcılık”, bazılarına göre ise “gericilik” sayılıyor. Ne hazindir ki “Türkiye Cumhuriyeti” ibaresinin birçok devlet kurumundan sistematik olarak silinmesi, toplumun geniş kesimlerince sessizce, neredeyse alışkanlıkla karşılandı. Hakikaten öyle… “T.C.” artık sadece nostaljik bir rozet ya da eski bir kimlik kartı hatırası gibi görülüyor. Bugün VIP için mevcut yıkım ekibi olan iktidarın açık kimlik politikası, “birlikte yaşamak” adı altında “birlikte unutmak” operasyonuna dönüşmüştür. Bu durum, George Orwell’in “1984” romanındaki Hafıza Deliği’ni anımsatmaktadır: geçmiş yok edilir, kimlik silinir ve herkes, hiçbir şey olmamış gibi davranır demek istemektedir George Orwell kitabında.

I. Kimliğin Sökümü: Anayasadan Türklüğü Çıkartmak

Erdoğan’ın 2013 yılında “tek millet” söylemiyle yaptığı “milletin adı Türk değildir” iması (Erdoğan, 2013), 2010’lu yıllarda ivmelenen anayasa değişikliği tartışmalarının kodlarını gözler önüne sermektedir. 1982 Anayasası’nın 66. maddesinde yer alan “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesi, bir süredir hedef tahtasında. Bu maddenin “inklusif” hale getirilmesi adı altında Türklüğün anayasal statüsünün belirsizleştirilmesi gündeme gelmiş; özellikle “çözüm süreci” döneminde ve sonrasında anayasa taslaklarında bu tanımın değiştirilmesi yoğun şekilde tartışılmıştır (Özbudun, 2011).

II. Sembollerle Savaş: “T.C.” İbaresinin Silinişi

Bir devletin kimliği sadece anayasasında değil, sembollerinde de yaşar. 2013 yılında Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere birçok devlet kurumundan “T.C.” ibaresinin kaldırılması, bu sembolik kimlik tasfiyesinin en bariz örneklerinden biridir. T.C. Ziraat Bankası’ndan T.C. Emniyet Müdürlüğü’ne kadar birçok kurum, logolarından “Türkiye Cumhuriyeti” ibaresini bazıları sessizce bazıları da açıkça çıkarttı. Gerekçe? Efendim, “modernleşiyoruz”. Modernleşmenin anlamı meğer “hafıza kaybıymış”.

Bu durum, kamuoyunda ciddi tepkilere yol açsa da, bu tepkiler birkaç sosyal medya kampanyası ve çabuk sönen protestolarla sınırlı kaldı (Yıldız, 2014). Böylece, halk bir anlamda “üç maymunu” oynadı: görmedi, duymadı, söylemedi. BOP’çu iktidar da bu sessizliği “rıza” olarak okudu.

III. “Andımız”: Yasaklanan Sadakat

Bir başka çarpıcı örnek de Öğrenci Andı’nın kaldırılması sürecidir. 2013 yılında Millî Eğitim Bakanlığı’nın aldığı kararla, her sabah okullarda okutulan “Andımız” metni kaldırıldı. İçinde geçen “Türküm, doğruyum, çalışkanım” ifadesi bile “ayrımcı” bulundu. Devletin kurucu kimliği olan Türklük, “ideolojik” ve “dışlayıcı” olarak etiketlendi (MEB, 2013). Ne hikmetse “ümmet” kavramı aynı çevrelerce oldukça kapsayıcı ve ilerici sayılıyor.

Danıştay’ın 2018’de aldığı “geri getirilme” kararına rağmen, iktidar bu kararı tanımadı. Bahçeli ise her zamanki gibi “ezbere konuştu ama susmayı tercih etti”. Bu yüzden de “Türklük”le övünen MHP adlı partinin, “Türklüğü” kaldıranlara arka çıkması, Türk siyasi tarihinin en ironik satırlarından biridir.

IV. Sessizliğin Siyaseti: Muhalefet Nerede?

Bu süreçte en çok dikkat çeken unsurlardan biri de muhalefetin suskunluğudur. CHP, HDP ile girdiği “demokratik ittifak” sürecinde, Türklüğü savunmayı “ırkçılıkla” karıştırıp, bu tartışmalardan uzak durmayı tercih etmiştir. İYİ Parti ise, Türklük vurgusunu sadece seçim dönemlerinde hatırlayan bir “seçim milliyetçiliği” çizgisine sıkışmıştır.

Bu süreçte CHP’nin tavrı ise ibretliktir. Özellikle 2010’lu yıllardan itibaren sol-liberal çevrelere göz kırpan CHP, “milliyetçiliği” neredeyse “ırkçılıkla” eşdeğer tutarak Türklüğü savunmayı neredeyse utanç verici hale getirmiştir. Bu anlayış, “çok kültürlülük” maskesiyle “Türklüğü sessizce gömmek” projesine meclisteki ana muhalefetin dolaylı katkısını sağlamıştır. Parti, hâlâ ulusal değerleri savunmayı seçmen kaybetme riski olarak görmektedir. Oysa kimliksiz bir toplumda muhalefet yapmanın kendisi de kimliksiz bir uğraştır.

V. Erdoğan’ın Yeni Hamlesi: “Belediye Statüsü” Maskesiyle Eyaletleşme

Geldiğimiz noktada, Türklüğü tasfiye etmek isteyen bu kahpe anlayış bir adım daha ileri giderek şimdi de üniter devlet yapısını hedef almaktadır. Erdoğan’ın büyükşehir belediyelerinin statülerinin değiştirilmesine dair yaptığı açıklamalar (2025), açıkça federalizme geçişin ilk adımıdır. Söz konusu “statü değişikliği” meselesi, emperyalizmin aparatı olan ayrılıkçı terör örgütünün ve BOP’un yıllardır talep ettiği “özerklik” projesinin merkezî bir parçasıdır. Belediyelere yeni idari ve mali yetkiler verilerek, yerinden yönetim adı altında fiili bir eyaletleşme süreci başlatılmak istenmektedir.

Bu noktada ironik olan, geçmişte “Türkiye eyalet sistemine geçerse kan dökülür” diyen MHP’nin bugün eyaletleşmeye yol döşemesidir. Bahçeli’nin bu konuda da bilinçli ve görevli suskunluğu dikkat çekicidir: geçmişte sözde “Türklüğe sadakat nutuklarıyla” kürsüleri inleten MHP lideri, sadakatini T.C.’ni yıkmaya and içmiş ekibin içinde aktif halde çalışmaktadır. Türk devletinin üniter yapısının altı oyulurken bu yüzden gıkını bile çıkarmamaktadır.

Sonuç: Hatırlamak Direnmektir

Tarih, sadece kahramanları değil, sessiz kalanları da yazar. Bugün T.C.’yi tabelalardan silenler, yarın bu ülkenin adını değiştirmeye yelteneceklerdir. Türklüğü anayasadan kazımaya çalışanlar, bunun için Türklüğü halkın hafızasından da silmek istiyor. Belediyeleri eyalete dönüştürmek isteyenler, bu milleti parçalamanın altyapısını inşa ediyor. Ve muhalefet hâlâ “ırkçılık olur mu şimdi?” kaygısıyla sessiz. Ama biz biliyoruz: kimliğini kaybeden bir toplum, bağımsızlığını da kaybetmeye mahkûmdur.

Türklüğü anayasadan, kurumlardan ve çocukların sabah andlarından söküp atmak isteyenler için mesele sadece bir kelime değildir; bir hafızanın, bir direnişin, bir kimliğin sistemli biçimde silinmesi çabasıdır. Bu silinmeye karşı en büyük direniş, hatırlamaktır. Çünkü Orwell’in dediği gibi: “Geçmişi kontrol eden, geleceği kontrol eder. Şimdiyi kontrol eden, geçmişi kontrol eder.”

Uyan ey Türk Milleti. Kendine gel!
Çünkü bugün T.C. ve Türklük için örgütlü olarak yurtsever bir cephede direnmek, yaşamak ve yaşatmaktır.

Kaynakça
• Erdoğan, R.T. (2013). Grup Toplantısı Konuşması. TBMM Arşivi.
• Özbudun, E. (2011). Türk Anayasa Hukuku. Yetkin Yayınları.
• Yıldız, S. (2014). “TC’nin Silinmesi: Bir Kimlik Erimesi”. Toplum ve Demokrasi Dergisi, 8(2), s. 45-63.
• Millî Eğitim Bakanlığı (MEB). (2013). “Andımız Uygulamasının Kaldırılmasına İlişkin Karar.” Resmî Gazete.
• Orwell, G. (1949). 1984. Secker & Warburg.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar