Sefa Yürükel
1. Otoriter rejimler, genellikle güçlü liderlik, merkeziyetçi yönetim ve toplumsal düzeni sağlama adına dış politikalarını güç üzerinden kurarlar. Bu rejimlerin uluslararası ilişkilerdeki stratejileri, bazen genişlemeci, bazen de savunmacı bir karakter gösterir. Özellikle Adolf Hitler’in Nazi Almanyası’ndan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’sine kadar, otoriter liderlerin dış politika anlayışları, bazen savaşlara, bazen de diplomatik izolasyona yol açmıştır. Otoriter liderler, uluslararası ilişkilerdeki stratejik çıkarlarını genellikle milliyetçilik, güç gösterisi ve ideolojik dayanışma ile harmanlarlar (Lobell, 2007).
2. Otoriter Liderlerin Dış Politika Stratejileri
Otoriter rejimler, genellikle uluslararası düzeyde güç kullanımı, milliyetçi söylemler ve stratejik ittifaklarla dış politikalarını şekillendirirler. Hitler’in dış politikası, genişleme ve hegemonya kurma amacını güderken, Erdoğan’ın dış politikası ise tarihsel ve kültürel bağlamda Türk dünyasıyla ilişki kurma ve bölgesel güç olma hedefleriyle şekillenmiştir. Bu tür rejimler, uluslararası düzeydeki stratejilerini kendi iç siyasetlerini pekiştirmek ve halkı rejime sadık tutmak için de kullanabilirler.
Adolf Hitler, 1930’ların sonlarına doğru Almanya’yı militarize ederek, Avrupa’da hegemonya kurma stratejisini devreye sokmuştur. Nazi Almanyası’nın dış politikası, özellikle “Lebensraum” (yaşam alanı) anlayışı üzerine odaklanmış ve bu da Polonya, Çekoslovakya ve Sovyetler Birliği gibi ülkeler üzerinde baskı kurarak toprak genişlemesi anlamına gelmiştir. Hitler, dış politikada baskın ve saldırgan bir tutum sergileyerek, Avrupa’da savaşın patlak vermesine neden olmuştur (Shirer, 1960).
Erdoğan’ın dış politikası ise daha karmaşık bir stratejiye dayanır. Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politika, hem Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını hem de modern Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal çıkarlarını bir arada taşıyan bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Erdoğan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Balkanlar’da Türkiye’nin etkisini artırma gayretindedir. Suriye, Libya ve Azerbaycan gibi ülkelerdeki askeri müdahaleler, Türkiye’nin bölgesel güç olma hedefiyle uyumludur. Ayrıca, Erdoğan’ın uluslararası ilişkilerdeki stratejik ittifakları, Batı ile olan geleneksel ilişkilerin yanı sıra, Rusya gibi başka bölgesel güçlerle de ilişkiler kurmayı içermektedir (Öniş, 2018).
3. Küresel Düzende Otoriter Rejimlerin Rolü
Otoriter rejimlerin uluslararası düzeydeki etkileri genellikle güç gösterisi ve ideolojik baskılarla şekillenir. Bu rejimler, küresel düzende büyük güçler arası rekabetin bir parçası olarak yer alırken, ideolojik hizalanmalarla da dış politikalarını yönlendirirler. Nazi Almanyası, Sovyetler Birliği ile girdiği ideolojik rekabetin yanı sıra, İngiltere ve Fransa gibi büyük güçlere karşı da baskın bir dış politika yürütmüştür. Bu, İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesine neden olmuştur (Kershaw, 1999).
Erdoğan’ın Türkiye’si ise Batı ile ilişkilerini sürdürmeye çalışırken, aynı zamanda bölgesel rakipleriyle daha bağımsız bir dış politika izlemektedir. Bu bağlamda, Erdoğan’ın Türkiye’si, Avrupa Birliği ile ilişkileri sürdürmeye çalışırken, Rusya ve İran ile de stratejik işbirlikleri geliştirmiştir. Ancak, Batı ile zaman zaman yaşanan gerilimler, Türkiye’nin küresel düzeyde yalnızlaşmasına yol açabilir. Örneğin, Türkiye’nin S-400 füze savunma sistemi alımı, NATO ile olan ilişkilerini zedelemiş ve Erdoğan’ın Batı’ya karşı olan tutumunu daha belirgin hale getirmiştir (Yazıcı, 2020).
4. Otoriter Rejimlerin Dış Politikalarda Uluslararası Etki Arayışı
Otoriter rejimler, dış politikada büyük ölçüde ulusal çıkarlarını savunma amacı güderler. Bu rejimler, güç kullanımı ve sert diplomasiye dayalı stratejilerle uluslararası etkilerini artırmayı hedeflerler. Bununla birlikte, bu tür stratejiler, zaman zaman diğer ülkelerle çatışmalara yol açabilir. Nazi Almanyası, özellikle Polonya’ya yönelik saldırgan dış politikasıyla büyük bir savaşa neden olmuştur. Hitler’in dış politikası, ideolojik bir savaşı ve soykırımı besleyen bir yapıdadır (Lukacs, 1997).
Erdoğan’ın dış politikasındaki temel unsurlardan biri, Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası üzerinden bir yeniden doğuş arzusudur. Bu bağlamda, Türkiye’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki etkisini artırmaya yönelik girişimleri, özellikle Suriye ve Libya’daki askeri müdahaleleri, küresel düzeydeki büyük güçlerin dikkatini çekmiştir. Türkiye, bölgesel güç olma yolunda, aynı zamanda küresel düzeydeki etki alanını genişletmeye çalışmaktadır. Ancak, bu durum Türkiye’yi dış politikada zaman zaman yalnız bırakabilmekte ve diğer büyük güçlerle olan ilişkilerde gerginlikler yaratabilmektedir (Öniş, 2018).
5. Sonuç
Otoriter rejimlerin uluslararası düzeydeki etkileri, küresel siyasetteki güç dengelerini önemli ölçüde etkilemektedir. Hitler’in Nazi Almanyası, savaşın patlak vermesine yol açan dış politika stratejileriyle Avrupa’yı sarsarken, Erdoğan’ın Türkiye’si de bölgesel etkisini artırmak ve ulusal çıkarlarını savunmak adına güçlü bir dış politika izlemektedir. Otoriter rejimler, dış politikalarını genellikle ideolojik temellere ve güç gösterilerine dayandırarak, hem iç siyasetteki desteklerini pekiştirmeyi hem de uluslararası alanda daha fazla etki alanı elde etmeyi hedeflerler. Ancak bu stratejiler, bazen uluslararası izolasyona, bazen de çatışmalara yol açabilmektedir.
Kaynakça:
• Kershaw, I. (1999). Hitler: 1889-1936: Hubris. W. W. Norton & Company.
• Lobell, S. E. (2007). The Political Economy of Regionalism. Cambridge University Press.
• Lukacs, J. (1997). The Hitler of History. Alfred A. Knopf.
• Öniş, Z. (2018). Turkey and the Global Political Economy: A New Regional Power. Routledge.
• Shirer, W. L. (1960). The Rise and Fall of the Third Reich: A History of Nazi Germany. Simon and Schuster.
• Yazıcı, S. (2020). Turkey’s Foreign Policy in the Middle East: Politics and Diplomacy in the Middle East. Palgrave Macmillan.




Bir yanıt yazın