Sefa Yürükel
Demokratik rejimlerde güvenlik politikaları, iktidarın karakterinin en yalın teşhiridir. Alınan her güvenlik önlemi, devletin vatandaşına nasıl baktığını, meşruiyeti nerede aradığını ve kamu otoritesini nasıl bir tahakküm aracına dönüştürdüğünü belgeler. Bugün Ankara’da, önümüzdeki günlerde gerçekleşecek NATO Zirvesi hazırlıkları, bu karakterin karanlık bir portresini çizmektedir. Yaşananlar, bir güvenlik operasyonu değil, anayasal düzenin askıya alındığı, tüm temel hak ve hürriyetlerin güvenlik bahanesiyle buharlaştırıldığı bir sıkıyönetim rejiminin ilanıdır.
Bu süreçte basına akreditasyon verilmemesi, gösteri ve yürüyüşlerin 13 gün boyunca toptan yasaklanması, en temel demokratik ifade biçimi olan basın açıklamalarının dahi engellenmesi, sıradan güvenlik tedbirleri değil, doğrudan bir anayasa ihlali ve demokrasi darbesidir. İktidar, uluslararası bir ittifaka ev sahipliği yapma yükümlülüğünü, kendi vatandaşının haklarını gaspetmek için bir fırsata çevirmiş durumdadır.
Güvenlikleştirme Teorisi: Terör Değil, Tahakküm Aracı
Uluslararası ilişkiler literatüründe “güvenlikleştirme” (securitization), normal siyasal meselelerin varoluşsal bir tehdit olarak sunulması ve bu yolla olağanüstü tedbirlerin meşrulaştırılması sürecidir. Kopenhag Okulu’nun ortaya koyduğu bu kavram, Ankara’da somut bir karşılık bulmuştur. İktidar, “NATO Zirvesi güvenliği” söylemini kullanarak, normal demokratik işleyişi tamamen devre dışı bırakmıştır. Burada güvenlik, korunması gereken bir kamu değeri olmaktan çıkmış; siyasi iktidarın, Anayasa’nın güvence altına aldığı hakları askıya almak için kullandığı bir tahakküm enstrümanına dönüşmüştür.
“Tehdit var” yalanına sığınarak 13 günlük eylem yasağı getirmek, şehri fiilen bir açık hava hapishanesine çevirmek, güvenlikleştirmenin en pervasız ve demokrasi karşıtı uygulamasıdır. Bu, istisnai tedbirin sıradanlaşması değil, doğrudan bir istisna rejiminin kalıcılaştırılması girişimidir.
Egemenlik Transferi: Vatandaş Değil, Uluslararası İttifak
Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Bu anayasal ilke, Ankara sokaklarında ayaklar altına alınmıştır. Devletin varlık nedeni, öncelikle kendi vatandaşının can ve mal güvenliğini, hak ve özgürlüklerini korumaktır. Ancak NATO Zirvesi öncesinde ortaya çıkan tablo, iktidarın önceliklerini korkunç bir netlikle göstermiştir: Bu devlet, vatandaşının özgürlüğünü değil, uluslararası aktörlerin konforunu ve güvenlik algısını öncelemektedir.
13 gün süreyle bir kenti felç etmek, basının haber alma hakkını yok saymak, toplanma ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmak… Bu uygulamalar, egemenliğin kime ait olduğu sorusuna verilmiş net bir cevaptır: NATO’ya. İktidar, kendi vatandaşının değil, Brüksel’in talep ve beklentilerinin takipçisi olduğunu bir kez daha belgelemiştir. Bu bir güvenlik zaafiyeti değil, bir egemenlik intiharıdır.
“NATO’dan Çok NATO’cu”: Otoriterleşmenin Yeni Kılıfı
“NATO’dan çok NATO’cu olmak” eleştirisi, artık sadece bir dış politika metaforu değil, iç siyasal düzenin otoriterleşmesini tarif eden bir gerçekliğe dönüşmüştür. İktidar, uluslararası ittifakların gerekliliklerini bahane ederek, normal zamanda topluma kabul ettiremeyeceği kısıtlamaları dayatmaktadır. Basına akreditasyon verilmemesi, toplumun olup bitenden haberdar olmasını engelleme çabasının itirafıdır. Zirve bahanesiyle ilan edilen 13 günlük toplantı ve gösteri yürüyüşü yasağı, muhalif sesleri tamamen boğmaya yönelik, hukuk kisvesi altında atılmış bir darbedir.
İktidar, NATO’nun güvenlik protokollerini kendi otoriter ajandası için bir kalkan olarak kullanmaktadır. Bu, iktidarın kendi vatandaşını, ülkesinde barışçıl toplantı ve ifade özgürlüğünü kullanamayan, yabancı devlet adamlarından daha değersiz bir konuma indirgemesidir. Artık mesele NATO karşıtlığı değil, iktidarın bu bahaneyle inşa ettiği içsel sıkıyönetim rejiminin teşhiri meselesidir.
Açık Hava Hapishanesi: Anayasa’nın Yırtıldığı Kent
Demokratik toplumlarda kamusal alan, özgürlüğün nefes aldığı yerdir. Ankara’da bu alan, NATO Zirvesi bahanesiyle boğazlanmıştır. Bir kenti 13 gün boyunca toplantı ve yürüyüşlere kapatmak, basın açıklamasını dahi yasaklamak, o kenti “açık hava hapishanesi”ne çevirmektir. Bu benzetme bir abartı değil, yaşanan gerçekliğin en kesin tanımıdır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34. maddesi “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı”nı, 26. maddesi “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti”ni, 28. maddesi “Basın Hürriyeti”ni güvence altına alır. Bu maddeler, bugün Ankara’da kelimenin tam anlamıyla yok sayılmıştır. Hukuken mümkün olan bir idari karar, demokratik meşruiyet açısından koca bir sıfırdır. Anayasa’nın teminat altına aldığı hakların bir valilik kararnamesiyle toptan askıya alınması, anayasal düzenin açıkça çiğnenmesidir ve bu durum kabul edilemez.
Sonuç: Meşruiyet Krizi ve Direniş Hakkı
Ankara’da bir NATO Zirvesi’nin hazırlığı, bir demokrasinin nasıl otoriter bir çöküşe sürüklendiğinin canlı kanıtına dönüşmüştür. Yaşananlar, güvenlik ile özgürlük arasındaki dengenin bozulması değil, özgürlüğün güvenlik fetişizmine topyekûn kurban edilmesidir. İktidar, uluslararası bir zirveyi fırsata çevirerek, kendi vatandaşlarına karşı bir sıkıyönetim rejimi ilan etmiş; anayasayı, basın özgürlüğünü, toplanma hakkını askıya almıştır.
Demokratik yönetimlerin başarısı, dış aktörlerin güvenliğini sağlama becerisiyle değil, bunu yaparken kendi vatandaşının özgürlüğünü zerresinden taviz vermeden koruyabilme kapasitesiyle ölçülür. Bugün Türkiye’de iktidar, bu ölçüyü paramparça etmiş; meşruiyetini uluslararası ittifaklardan devşirmeye çalışırken, vatandaşıyla olan toplumsal sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetmiştir. Bu, yalnızca bir güvenlik politikası sorunu değil, anayasal düzenin ve demokratik meşruiyetin en ağır krizidir. Ve bu gaspa karşı sessiz kalmak, demokrasiye ihanettir.
Kaynakça
Agamben, Giorgio. (2005). State of Exception. Chicago: University of Chicago Press.
Buzan, Barry, Wæver, Ole & de Wilde, Jaap. (1998). Security: A New Framework for Analysis. Boulder: Lynne Rienner Publishers.
Dahl, Robert A. (1989). Democracy and Its Critics. New Haven: Yale University Press.
Habermas, Jürgen. (1989). The Structural Transformation of the Public Sphere. Cambridge: Polity Press.
Locke, John. (1689/1988). Two Treatises of Government. Cambridge: Cambridge University Press.
Mill, John Stuart. (1859/2003). On Liberty. New Haven: Yale University Press.
Rawls, John. (1971). A Theory of Justice. Cambridge, MA: Harvard University Press.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982). Madde 13 (Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması ve Ölçülülük İlkesi), Madde 26 (Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti), Madde 28 (Basın Hürriyeti), Madde 34 (Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı).



Bir yanıt yazın