NATO Zirvesi, Demokrasi Krizi: Ankara Açık Hava Hapishanesi -Vatandaşa Bariyer, NATO’ya Yaltakçılığın Eleştirisi

Okuma Süresi:

5–8 dakika
❤️

Sefa Yürükel

Güvenlik Devleti ve Demokratik Çelişki

Modern demokrasilerin en temel sınavlarından biri, güvenlik ile özgürlük arasındaki dengeyi koruyabilmektir. Devletlerin güvenlik sağlaması meşru ve gerekli bir görevdir; ancak güvenlik gerekçesiyle özgürlüklerin sürekli daraltılması, demokratik rejimlerin kendi varlık sebepleriyle çelişen bir durum yaratmaktadır.

NATO zirveleri ve uluslararası diplomatik organizasyonlar sırasında Türkiye’de uygulanan güvenlik politikaları, tam da bu çelişkinin somut bir örneğini oluşturmaktadır. Şehirlerin geniş güvenlik koridorlarına dönüştürülmesi, ulaşımın ciddi biçimde sınırlandırılması, kamusal alanların kapatılması ve vatandaşların günlük yaşamının olağanüstü tedbirlerle kuşatılması, yalnızca teknik güvenlik önlemleri olarak değerlendirilemez. Bunlar aynı zamanda siyasal iktidarın devlet-vatandaş ilişkisini nasıl tanımladığını gösteren uygulamalardır.

Ortaya çıkan tablo dikkat çekicidir: Devlet, uluslararası ittifakların güvenliğini sağlamak için kendi vatandaşlarının özgürlük alanını daraltmakta tereddüt göstermezken, ortaya çıkan toplumsal maliyetleri ikincil bir mesele olarak görmektedir. Bu durum yalnızca bir güvenlik tercihi değil, aynı zamanda bir yönetim anlayışıdır.

Güvenlikleştirme ve Olağanüstü Halin Normalleşmesi

Kopenhag Okulu’nun geliştirdiği güvenlikleştirme teorisi, günümüz siyasetini anlamak açısından son derece açıklayıcıdır. Bu yaklaşıma göre iktidarlar, belirli meseleleri güvenlik sorunu olarak tanımlayarak normal demokratik süreçlerin dışına çıkabilmekte ve olağan koşullarda kabul edilmeyecek uygulamaları meşrulaştırabilmektedir.

Türkiye’de uluslararası zirveler etrafında oluşturulan güvenlik atmosferi de bu mekanizmanın tipik bir örneğini oluşturmaktadır. Güvenlik söylemi büyüdükçe özgürlük alanı küçülmektedir. Tehdit algısı genişledikçe devlet müdahalesi artmaktadır. Sonuçta ortaya çıkan şey, güvenliğin korunması değil, güvenlik mantığının toplumsal hayatın merkezine yerleşmesidir.

Giorgio Agamben’in ifade ettiği “istisna halinin normalleşmesi” tam olarak budur. Bir dönem geçici olarak uygulanan olağanüstü tedbirler zamanla sıradanlaşmakta, vatandaşlar ise giderek daha fazla denetime tabi hale gelmektedir.

Demokratik rejimlerin en büyük tehlikelerinden biri de budur: Olağanüstü durumların istisna olmaktan çıkıp yönetim biçimine dönüşmesi.

Devlet Kimin İçindir?

Siyasal düşünce tarihinin en temel sorularından biri şudur: Devlet neden vardır?

Hobbes’tan Locke’a, Rousseau’dan Rawls’a kadar uzanan geniş literatürün ortak noktası açıktır. Devletin meşruiyeti vatandaşlarından kaynaklanır. Devletin öncelikli görevi de vatandaşlarının haklarını, güvenliğini ve refahını korumaktır.

Bu nedenle demokratik bir yönetimin ilk sorumluluğu NATO delegasyonlarına, yabancı devlet adamlarına veya uluslararası bürokratik yapılara değil, kendi halkınadır.

Tam da bu nedenle NATO zirveleri sırasında uygulanan güvenlik politikaları meşruiyet tartışmasını beraberinde getirmektedir. Çünkü ortaya çıkan tablo, devletin öncelik sıralamasına ilişkin ciddi sorular doğurmaktadır.

Bir yönetim, uluslararası organizasyonların sorunsuz işlemesini sağlamak için milyonlarca vatandaşın günlük yaşamını olağanüstü ölçülerde etkiliyorsa, burada sorgulanması gereken yalnızca güvenlik politikası değil, siyasal önceliklerdir.

Devlet, vatandaşın hizmetkârı olmaktan çıkıp vatandaş üzerinde tasarrufta bulunan bir aygıta dönüştüğü ölçüde demokratik niteliğini kaybetmeye başlar.

NATO’dan Çok NATO’cu Olmak: Siyasal Bağımlılık Algısı

Türkiye kamuoyunda uzun yıllardır kullanılan “NATO’dan çok NATO’cu” ifadesi, basit bir slogan değildir. Bu ifade, iktidarın dış politika tercihleri ile ulusal egemenlik arasındaki ilişkiye yönelik köklü bir eleştiriyi temsil etmektedir.

Eleştirinin özü şudur: Türkiye’nin yönetici elitleri zaman zaman uluslararası ittifaklara karşı gösterdikleri hassasiyeti kendi vatandaşlarına karşı göstermemektedir.

Bu durum yalnızca dış politika alanında değil, iç güvenlik uygulamalarında da görünür hale gelmektedir. NATO zirveleri sırasında ortaya çıkan tablo, devletin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirirken vatandaş üzerindeki yükleri ikinci plana attığı yönündeki kanaati güçlendirmektedir.

Egemenlik kavramının özü, devletin öncelikle kendi halkına karşı sorumlu olmasıdır. Eğer vatandaşlar uluslararası organizasyonlar nedeniyle sürekli kısıtlamalarla karşılaşıyor ve bunun bedelini ödemek zorunda kalıyorsa, egemenlik kavramının pratikte nasıl yorumlandığı sorgulanmaya başlanır.

Açık Hava Hapishanesi: Kamusal Alanın Daraltılması

Demokrasi yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Demokrasi aynı zamanda insanların serbestçe hareket edebildiği, kamusal alanı özgürce kullanabildiği ve gündelik hayatını devlet müdahalesi olmaksızın sürdürebildiği bir toplumsal düzendir.

Ancak güvenlik eksenli yönetim anlayışları kamusal alanı giderek daraltmaktadır.

NATO zirveleri sırasında ortaya çıkan manzara, birçok vatandaş açısından şehirlerin geçici olarak yüksek güvenlikli bölgelere dönüşmesi anlamına gelmektedir. Ulaşım ağları aksamakta, belirli bölgeler erişime kapatılmakta ve kamusal hareketlilik ciddi ölçüde sınırlandırılmaktadır.

Bu nedenle “açık hava hapishanesi” benzetmesi yalnızca retorik bir abartı değil, kamusal alan üzerindeki yoğun devlet kontrolünü anlatan siyasal bir metafor olarak öne çıkmaktadır.

Vatandaşın kendi şehrinde misafir gibi hissetmesi, demokratik yönetim açısından alarm verici bir durumdur. Devletin görevi vatandaşını kamusal alandan uzaklaştırmak değil, onun özgürce yaşayabileceği koşulları sağlamaktır.

Ölçülülük İlkesinin Aşınması

Anayasal demokrasilerde devlet gücünü sınırlayan temel ilkelerden biri ölçülülüktür.

Ölçülülük ilkesi, devletin attığı her adımın gerekli, uygun ve orantılı olmasını zorunlu kılar. Demokratik hukuk devletinin özü de burada yatmaktadır.

Ne var ki güvenlik söz konusu olduğunda ölçülülük ilkesi çoğu zaman ikinci plana itilmektedir. Güvenlik hedefinin mutlaklaştırılması, devlet müdahalesinin sınırlarını belirsiz hale getirmektedir.

Oysa demokratik hukuk devletinde güvenlik amaç değil araçtır. Amaç özgür bir toplumun devamını sağlamaktır.

Özgürlükleri aşındırarak güvenlik üretmeye çalışan anlayışlar sonunda hem özgürlüğü hem de demokratik meşruiyeti zedelemektedir.

Demokratik Meşruiyet Krizi

Siyasal iktidarlar yalnızca seçim kazanarak meşruiyet elde etmezler. Meşruiyet aynı zamanda vatandaşın devlete duyduğu güvenle ilgilidir.

Vatandaşlar devletin kendilerini koruduğunu düşündükleri ölçüde yönetime destek verirler. Buna karşılık devletin önceliklerini kendi ihtiyaçlarından uzak görmeye başladıklarında meşruiyet aşınmaya başlar.

NATO zirveleri etrafında oluşan tartışmalar da tam olarak bu noktaya işaret etmektedir. Tartışmanın özü güvenlik önlemlerinin teknik boyutu değil, devletin kimin için ve ne adına hareket ettiğidir.

Vatandaşların günlük yaşamı üzerinde ağır yükler oluşturan uygulamalar, devlet ile toplum arasındaki psikolojik mesafeyi büyütmektedir.

Bu mesafe büyüdükçe demokratik temsil duygusu zayıflamakta ve yönetilenlerle yönetenler arasındaki güven ilişkisi aşınmaktadır.

Sonuç: Güvenlik Adına Özgürlüğün Feda Edilmesi

Demokratik toplumlarda devletin büyüklüğü güvenlik tedbirlerinin sertliğiyle değil, özgürlükleri koruma kapasitesiyle ölçülür.

NATO zirveleri bağlamında ortaya çıkan güvenlik politikaları, devletin öncelikleri konusunda ciddi bir tartışmayı gündeme getirmektedir. Vatandaşların özgürlük alanını daraltan, kamusal hayatı olağanüstü tedbirlerle kuşatan ve toplumsal maliyetleri ikinci plana atan bir güvenlik anlayışı demokratik meşruiyet açısından sorunludur.

Bir devletin gerçek gücü yabancı delegasyonları koruma kapasitesinde değil, kendi vatandaşlarının haklarını koruma iradesinde ortaya çıkar.

Güvenlik ile özgürlük arasındaki denge bozulduğunda yalnızca temel haklar zarar görmez; demokratik rejimin ahlaki ve siyasal temelleri de aşınmaya başlar.

Bu nedenle asıl soru şudur: Devlet, vatandaşını korumak için mi güvenlik üretmektedir; yoksa güvenlik üretmek adına vatandaşın özgürlüğünü mü sınırlandırmaktadır?

Demokratik siyaset açısından bu soru hâlâ cevap beklemektedir.

Kaynakça

Agamben, G. (2005). State of Exception. Chicago: University of Chicago Press.

Arendt, H. (1970). On Violence. New York: Harcourt Brace Jovanovich.

Balzacq, T. (Ed.). (2011). Securitization Theory: How Security Problems Emerge and Dissolve. London: Routledge.

Beetham, D. (2013). The Legitimation of Power (2nd ed.). London: Palgrave Macmillan.

Berlin, I. (1969). Four Essays on Liberty. Oxford: Oxford University Press.

Bobbio, N. (1987). The Future of Democracy: A Defence of the Rules of the Game. Minneapolis: University of Minnesota Press.

Buzan, B., Wæver, O., & de Wilde, J. (1998). Security: A New Framework for Analysis. Boulder, CO: Lynne Rienner Publishers.

Dahl, R. A. (1989). Democracy and Its Critics. New Haven: Yale University Press.

Foucault, M. (2007). Security, Territory, Population: Lectures at the Collège de France 1977–1978. New York: Palgrave Macmillan.

Fukuyama, F. (2011). The Origins of Political Order. New York: Farrar, Straus and Giroux.

Giddens, A. (1985). The Nation-State and Violence. Berkeley: University of California Press.

Habermas, J. (1989). The Structural Transformation of the Public Sphere. Cambridge: Polity Press.

Held, D. (2006). Models of Democracy (3rd ed.). Stanford: Stanford University Press.

Hobbes, T. (1996). Leviathan (R. Tuck, Ed.). Cambridge: Cambridge University Press. (Original work published 1651).

Huysmans, J. (2006). The Politics of Insecurity: Fear, Migration and Asylum in the EU. London: Routledge.

Locke, J. (1988). Two Treatises of Government. Cambridge: Cambridge University Press. (Original work published 1689).

Mill, J. S. (2003). On Liberty. New Haven: Yale University Press. (Original work published 1859).

Mouffe, C. (2005). On the Political. London: Routledge.

NATO. (2022). NATO Strategic Concept. Brussels: North Atlantic Treaty Organization.

Poulantzas, N. (1978). State, Power, Socialism. London: Verso.

Rawls, J. (1971). A Theory of Justice. Cambridge, MA: Harvard University Press.

Rousseau, J.-J. (2012). The Social Contract. Ware: Wordsworth Classics. (Original work published 1762).

Schmitt, C. (2005). Political Theology: Four Chapters on the Concept of Sovereignty. Chicago: University of Chicago Press.

Tilly, C. (1985). “War Making and State Making as Organized Crime.” In P. Evans, D. Rueschemeyer & T. Skocpol (Eds.), Bringing the State Back In (pp. 169–191). Cambridge: Cambridge University Press.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası. (1982). Özellikle Madde 13 (Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması), Madde 15 (Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanılmasının Durdurulması), Madde 34 (Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı).

Wæver, O. (1995). “Securitization and Desecuritization.” In R. D. Lipschutz (Ed.), On Security (pp. 46–86). New York: Columbia University Press.

Weber, M. (2004). The Vocation Lectures: Science as a Vocation, Politics as a Vocation. Indianapolis: Hackett Publishing.

Young, I. M. (2000). Inclusion and Democracy. Oxford: Oxford University Press.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar