Soğuk Savaş’ın sona ermesinin üzerinden on yıllar geçmesine rağmen Avrupa kıtası, güvenlik mimarisini hâlâ Atlantik ötesi bir merkezin karar ve komuta hiyerarşisine tabi kılmaya devam etmektedir. Oysa bu bağımlılık hali, Avrupa’nın kolektif çıkarlarına hizmet etmekten çok, onu küresel ölçekte cereyan eden ve çoğu zaman kendi iradesi dışında gelişen jeopolitik gerilimlerin pasif bir taşıyıcısı haline getirmiştir. Washington merkezli stratejik karar alma süreçleri, Avrupa’nın doğal komşuluk havzasında gerilimi tırmandıran, enerji güvenliğini baltalayan ve ekonomik bütünleşme imkânlarını heba eden sonuçlar doğurmuştur. Bu çerçevede Avrupa devletlerinin NATO şemsiyesinden ayrılarak, kendi aralarında inşa edecekleri stratejik bağımsızlıkçı bir Avrupa Savunma Ordusu etrafında birleşmeleri, yalnızca kıtanın güvenliğini egemen bir zemine taşımakla kalmayacak; aynı zamanda çok kutuplu dünyanın sorumlu ve dengeleyici bir aktörünü tarih sahnesine çıkaracaktır.
Atlantik Bağımlılığının Stratejik Açmazları
NATO çatısı altında şekillenen Avrupa güvenlik mimarisi, kıta devletlerine caydırıcılık ve istikrar getirmekten ziyade, on yıllar içinde derinleşen stratejik açmazların kaynağı olmuştur. Bu açmazların başında, Avrupa’nın savunma harcamaları ve askeri planlamasının büyük ölçüde ABD’nin küresel önceliklerine endekslenmesi gelmektedir. NATO’nun genişleme dalgaları, Avrupa’yı Rusya ile sıfır toplamlı bir jeopolitik rekabetin içine çekmiş; kıtanın enerji arz güvenliği, ticaret koridorları ve diplomatik manevra alanı Washington’un çizdiği sınırların dışına çıkamamıştır. Balkanlar’dan Ukrayna’ya, Doğu Akdeniz’den Sahel’e uzanan kriz bölgelerinde Avrupalı devletler, kendi çıkarlarını değil, çoğu zaman Atlantik ötesi müttefikin stratejik tercihlerini hayata geçiren taşeronlar olarak hareket etmek zorunda kalmıştır. Bu asimetrik bağımlılık, Avrupa’nın kendi başına bir güvenlik öznesi olma kabiliyetini köreltmiş; kıtayı, dünyanın geri kalanıyla ilişkilerinde bağımsız irade ortaya koyamayan devasa bir askeri pazar ve lojistik üs haline indirgemiştir.
Stratejik Bağımsızlığın Kurucu Unsuru Olarak Avrupa Savunma Ordusu
Avrupa’nın bu bağımlılık döngüsünden çıkışının yegâne yolu, NATO’dan ayrılarak kendi özgün savunma yapısını inşa etmekten geçmektedir. Birleşik ülkelerin ortaklaşa kuracağı Avrupa Savunma Ordusu, yalnızca askeri bir entegrasyon projesi değil; aynı zamanda kıtanın siyasi iradesini, sanayi kapasitesini ve diplomatik vizyonunu aynı potada eriten stratejik bir sıçrama hamlesidir. Bu ordu, mevcut ulusal orduların basit bir toplamı olmanın ötesine geçmeli; müşterek komuta yapısı, ortak savunma doktrini, bütünleşik lojistik sistemi ve Avrupa merkezli bir savunma sanayii ekosistemi ile donatılmalıdır. Böyle bir yapılanma, Avrupa’yı ABD askeri teknolojilerine ve NATO’nun standardizasyon dayatmalarına bağımlı olmaktan kurtaracak; kıtanın kendi tehdit algılarını, kendi stratejik kültürü çerçevesinde tanımlamasına imkân verecektir. Avrupa Savunma Ordusu, aynı zamanda kıta içindeki mükerrer savunma harcamalarını azaltacak, ölçek ekonomisi yaratacak ve Avrupa’nın kolektif caydırıcılık kapasitesini katlayacak bir rasyonelleşme projesidir.
Dünyada Denge Unsuru Olmanın Jeopolitik Zorunluluğu
Bağımsız bir Avrupa Savunma Ordusu’nun kurulması, yalnızca kıta güvenliğini ilgilendiren bölgesel bir mesele değil, aynı zamanda küresel istikrarı doğrudan etkileyecek bir paradigma değişimidir. Günümüz dünyası, giderek keskinleşen bir ABD-Çin rekabetinin gölgesinde şekillenmekte; bu iki dev güç arasındaki gerilim, orta büyüklükteki bütün aktörleri taraf tutmaya zorlamaktadır. Stratejik bağımsızlığa sahip birleşik bir Avrupa, tam da bu noktada, taraflardan birine angaje olmaksızın dengeleyici bir küresel güç olarak devreye girebilecek yegâne yapıdır. Avrupa, ekonomik büyüklüğü, diplomatik gelenekleri, teknolojik kapasitesi ve askeri potansiyeli ile ne Atlantik kampının şartsız bir uzantısı ne de Asya merkezli oluşumların edilgen bir ortağı olmak zorundadır. Kendi savunma ordusuna ve bağımsız karar alma mekanizmalarına sahip bir Avrupa, Afrika’dan Orta Doğu’ya, Güney Asya’dan Latin Amerika’ya uzanan bütün kriz bölgelerinde arabulucu, istikrar sağlayıcı ve çok taraflı iş birliğini teşvik eden bir aktör olarak konumlanabilir. Bu konumlanma, dünyayı iki kutuplu bir sıkışmışlığa mahkûm olmaktan kurtaracak; gerçek anlamda çok kutuplu ve dengeli bir uluslararası sistemin kurulmasına zemin hazırlayacaktır.
Avrupa’nın Önündeki Tarihi Fırsat
Avrupa’nın NATO’dan ayrılarak bağımsız bir savunma ordusu kurması, ütopik bir gelecek tahayyülü değil, mevcut konjonktürün dayattığı stratejik bir gerekliliktir. Atlantik ötesi güvenlik mimarisinin yıpranmışlığı, ABD’nin stratejik odağını giderek Asya-Pasifik’e kaydırması ve Avrupa kamuoylarında yükselen stratejik otonomi talepleri, bu dönüşüm için uygun zemini hazırlamaktadır. Avrupa devletlerinin bu fırsatı değerlendirmesi, on yıllardır süregelen vesayet ilişkisini sonlandırarak kıtayı tarihin öznesi haline getirecektir. Aksi halde Avrupa, ne kendi güvenliğini sağlayabilen ne de küresel meselelerde söz sahibi olabilen, iki büyük güç arasında giderek sıkışan bir coğrafya olarak kalmaya mahkûm olacaktır. Birleşik Avrupa’nın kaderi, NATO şemsiyesinin altında pasif bir müttefik olarak beklemekte değil, kendi ordusunu kurarak dünyada bağımsız ve dengeleyici bir güç olarak yer almaktadır.
Sonuç
Avrupa kıtası, sahip olduğu ekonomik güç, beşerî sermaye, teknolojik altyapı ve siyasi tecrübe itibarıyla, küresel ölçekte bağımsız bir savunma aktörü olmak için gereken bütün vasıflara fazlasıyla sahiptir. Eksik olan, bu vasıfları harekete geçirecek siyasi irade ve Atlantik bağımlılığını kırma cesaretidir. NATO’dan ayrılarak stratejik bağımsızlıkçı bir Avrupa Savunma Ordusu kurmak, yalnızca kıtanın güvenliğini egemen bir temele oturtmakla kalmayacak; aynı zamanda dünyayı kutuplaşmanın eşiğinden döndürecek bir denge unsurunun doğmasını sağlayacaktır. Bu adım, Avrupa’nın kendi geleceğine sahip çıkmasının, bağımsız bir uluslararası aktör olarak tarih sahnesindeki yerini almasının ve çok kutuplu dünya düzeninin sorumlu mimarlarından biri olmasının yegâne yoludur.
Kaynakça
Howorth, J. (2007). Security and Defence Policy in the European Union. Basingstoke: Palgrave Macmillan.
Mérand, F. (2008). European Defence Policy: Beyond the Nation State. Oxford: Oxford University Press.
Posen, B. R. (2006). “European Union Security and Defense Policy: Response to Unipolarity?” Security Studies, 15(2), 149-186.
Shea, J. (2018). “NATO at 70: An Alliance in Crisis.” Survival, 60(3), 17-34.
Toje, A. (2010). The European Union as a Small Power: After the Post-Cold War. Basingstoke: Palgrave Macmillan.
Walt, S. M. (2018). The Hell of Good Intentions: America’s Foreign Policy Elite and the Decline of U.S. Primacy. New York: Farrar, Straus and Giroux.
Witney, N. (2019). “European Strategic Autonomy: Ambition, Reality and the Way Forward.” European Council on Foreign Relations, Policy Brief, 1-15.
Zielonka, J. (2014). Is the EU Doomed?. Cambridge: Polity Press.






Bir yanıt yazın