DÜNYA SİYASETİNDE TÜRK DEVLET AKLI Jeopolitik Kırılma Çağından Türk Asrına

Okuma Süresi:

14–21 dakika
❤️
DÜNYA SİYASETİNDE TÜRK DEVLET AKLI
Jeopolitik Kırılma Çağından Türk Asrına

RAFET ULUTÜRK – BULGARİSTAN TÜRKLERİ DERNEK BAŞKANI /İSTANBUL

Saygıdeğer protokol üyeleri, Kıymetli bilim insanları,
Değerli sivil toplum kuruluşu başkanları ve temsilcileri,
İş dünyamızın değerli mensupları,Hanımefendiler, beyefendiler;Hepinizi sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.
Davetimize katılarak bizleri onurlandırdığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Bugün burada yalnızca dünyanın içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik sorunları değerlendirmek için toplanmadık.
Bugün burada, çözülmekte olan bir dünya düzeninin ardından kurulacak yeni sistemin nasıl şekilleneceğini; Türkiye’nin ve Türk dünyasının bu büyük dönüşümde nasıl bir sorumluluk üstleneceğini konuşmak için bir aradayız.
Çünkü dünya sıradan bir değişim yaşamıyor.
İnsanlık, bir çağın kapanışına ve yeni bir güç düzeninin doğuşuna şahitlik ediyor.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan Batı merkezli uluslararası sistem, eski gücünü ve belirleyiciliğini kaybediyor. Tek kutuplu yapı çözülüyor; ekonomik, teknolojik, askerî ve siyasi güç, farklı merkezler arasında yeniden dağılıyor.
ABD ile Çin arasındaki rekabet büyüyor.
Rusya ile Batı arasındaki mücadele derinleşiyor.
Avrupa, kendi güvenliğini ve stratejik geleceğini yeniden sorguluyor.
Asya, üretimin ve teknolojik gelişmenin yeni merkezi hâline geliyor.
Afrika, yüzyıllardır üzerinde taşımak zorunda bırakıldığı sömürge düzeninden kurtulmanın yollarını arıyor.
Enerji güzergâhları, ticaret koridorları, kritik madenler, su kaynakları, çip üretimi, veri merkezleri, uzay teknolojileri ve yapay zekâ sistemleri, yeni dünyanın kaderini belirleyecek temel unsurlara dönüşüyor.
İşte böyle bir dönemde Türkiye, olayları uzaktan izleyen sıradan bir ülke değildir.
Türkiye, dünya siyasetinin en önemli jeopolitik kavşaklarından birinde bulunmaktadır. Türk dünyası ise önümüzdeki yüzyılın en önemli siyasi, ekonomik ve medeniyet havzalarından biri olmaya adaydır.
Bu nedenle bugün burada açıkça ifade etmeliyiz:
Türk Asrı geliyor.
Ancak bu asır, yalnızca sloganlarla gelmeyecektir.
Türk Asrı; tarihî hafızayla, devlet aklıyla, bilimle, teknolojiyle, üretimle, ahlakla, adaletle ve Türk dünyasının müşterek iradesiyle kurulacaktır.
DEVLET AKLI, UNUTMAMAK VE EMANETİ KORUMAKTIR
Konuşmama, devlet aklının yalnızca başkentlerde, saraylarda ve resmî kurumlarda oluşmadığını gösteren anlamlı bir tarihî hafıza örneğiyle başlamak istiyorum. Bu örneğin adı Kırcaali’dir.
Kırcaali yalnızca bir şehir adı değildir.
Kırcaali; Balkanlar’daki Türk varlığının, kültürel devamlılığın, inancın, tarihî hafızanın ve medeniyet izlerinin önemli sembollerinden biridir.
Anlatılara göre 1933 yılında Kırcaali’ye ait olduğu kabul edilen türbe yıkılmıştır. Türbeyi ortadan kaldıranlar, taşları yıktıklarında hafızayı da yok edebileceklerini düşünmüşlerdir.
Bir yapıyı yıkınca tarihi silebileceklerini sanmışlardır.
Fakat yanılmışlardır.Çünkü milletlerin hafızası yalnızca taş yapılarda yaşamaz.Hafıza; insanların gönlünde, dualarında, çocuklarına öğrettikleri dilde, şehir isimlerinde, mezar taşlarında, aile hatıralarında ve nesilden nesile aktarılan emanetlerde yaşar. Yıllar geçti.
Yönetimler değişti. İsimler zorla değiştirildi. Tabelalar söküldü.
Türkçe yasaklanmaya çalışıldı. Bir milletin kimliği, hafızası ve inancı silinmek istendi. Fakat emanet kaybolmadı.
Kırcaali’ye ait olduğu kabul edilen naaşların, onları koruyan insanlar tarafından yıllarca muhafaza edildiği ve 1990 yılında yeni dönemin başlamasıyla yeniden ortaya çıkarılarak cami görevlilerine teslim edildiği anlatılmaktadır.
Bu hadise yalnızca bir naaşın yer değiştirmesi değildir.Bu, tarihin geri dönüşüdür.Bu, susturulmak istenen hafızanın yeniden konuşmaya başlamasıdır.Bu, “Unutuldu” denilen bir emanetin yeniden milletle buluşmasıdır.
İşte devlet aklı dediğimiz anlayışın en önemli taraflarından biri budur:
Herkesin unuttuğu anda hatırlamak… Herkesin vazgeçtiği yerde emaneti korumak…Herkesin “Bitti” dediği noktada yenide başlayabilmek…Devlet aklı bazen bir komutanın kararında görünür.
Bazen bir diplomatın sabrında…Bazen bir öğretmenin yetiştirdiği öğrencide…Bazen bir mühendisin geliştirdiği teknolojide…
Bazen de ismi dahi bilinmeyen insanların yıllarca koruduğu tarihî bir emanette kendisini gösterir.Derin devlet aklı her zaman kapalı odalarda aranmaz.Bazen bir annenin çocuğuna öğrettiği ana dilde yaşar.
Bazen bir dedenin torununa anlattığı hatırada korunur.
Bazen bir mezar taşında…Bazen bir türbede…
Bazen de değiştirilmek istenmesine rağmen milletin hafızasından silinemeyen bir şehir isminde varlığını sürdürür.
Bulgaristan’daki bütün asimilasyon politikalarına rağmen Türk kimliği ayakta kalmışsa, bunun arkasında yalnızca siyasi mücadele değil; dili, dini, kültürü ve emaneti koruyan derin bir tarih şuuru vardır.
Siz buna Türk devlet aklı deyin…Tarihî hafıza deyin…Medeniyet bilinci deyin…
Adı ne olursa olsun, milletler kendilerine ait emaneti korudukları müddetçe yok edilemezler.
TÜRK DEVLET AKLI: BİNLERCE YILLIK HAFIZANIN BUGÜNKÜ ADI
Türk devlet aklı günlük siyasetin üzerinde duran tarihî bir birikimdir.
Bir seçim dönemiyle başlamaz. Bir hükümetle doğmaz.
Bir yönetimin sona ermesiyle ortadan kalkmaz.
Türk devlet aklı; Mete Han’dan Bilge Kağan’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devlet kurma, düzen oluşturma ve milleti geleceğe taşıma iradesidir.
Bu birikim bize üç temel hakikati öğretmiştir. Birincisi; devlet yalnızca toprak ve sınır değildir.Devlet; milletin iradesi, adaletin teminatı, bağımsızlığın koruyucusu ve gelecek nesillerin güvencesidir.
İkincisi; güç yalnızca silahla kurulmaz.
Güç; bilgiyle, teşkilatla, üretimle, sabırla, diplomasiyle ve doğru zamanda yapılan doğru hamleyle kurulur.
Üçüncüsü; kendi tarihî hafızasını kaybeden hiçbir millet, bağımsız bir gelecek inşa edemez.
Türk milletinin en büyük gücü, tarih boyunca en ağır yenilgilerden ve en büyük yıkımlardan sonra dahi yeniden ayağa kalkabilmesidir.
Devletler yıkılmıştır Hanedanlar değişmiştir. Sınırlar daralmıştır.
Şehirler kaybedilmiştir.Fakat Türk milletinin devlet kurma iradesi ortadan kalkmamıştır. Çünkü Türk devlet geleneğinin asıl gücü, yalnızca sahip olduğu topraklarda değil; hafızasında, teşkilat kabiliyetinde ve yeniden başlama iradesindedir.
“Türk derin aklı” denildiğinde anlaşılması gereken temel hakikat budur.
Bu kavramı yalnızca gizli yapılarla, görünmeyen mekanizmalarla veya kapalı kapılar ardında alınan kararlarla açıklamak eksiktir.
Asıl derinlik, tarihi uzun okumaktır.
Günü değil, nesilleri düşünmektir.Bir krizi yalnızca ortaya çıktığı anla değil, onu hazırlayan süreçlerle birlikte değerlendirmektir.
Karşımızdaki gücün attığı ilk adıma değil, ulaşmak istediği sonuca bakabilmektir.
Türk devlet aklı; bugünü yönetirken elli yıl, yüz yıl ve gerektiğinde daha uzun bir geleceği hesaba katabilme yeteneğidir.
DÜNYA SİYASETİNDE GÜCÜN YENİ TANIMI
Geçmişte devletlerin gücü, çoğunlukla ordularıyla ölçülürdü.
Asker sayısı, toprak büyüklüğü, tank, top, gemi ve uçak kapasitesi devletlerin kudretini belirleyen başlıca unsurlardı.
Bugün ise güç çok daha karmaşık bir yapıya kavuşmuştur. Artık güçlü devlet; Kendi teknolojisini geliştiren devlettir. Kendi verisini koruyan devlettir. Kendi yazılımını, çipini ve haberleşme sistemini üreten devlettir. Enerji ve gıda güvenliğini sağlayabilen devlettir.
Kendi eğitim modelini kurabilen devlettir.
Bilim insanını, mühendisini ve nitelikli gencini ülkesinde tutabilen devlettir. Kendi kültürünü, dilini ve tarih anlatısını dijital dünyada yaşatabilen devlettir. Çünkü geleceğin mücadeleleri yalnızca cephelerde yürütülmeyecektir Geleceğin savaşları; Algoritmalarda,
Uydu sistemlerinde, Siber ağlarda,Finans piyasalarında,
Enerji hatlarında, Ticaret yollarında, Üniversitelerde, Medya platformlarında ve insan zihninde yürütülecektir.
Bir ülkenin toprakları işgal edilmeden de karar alma mekanizmaları etkisiz hâle getirilebilir.
Toplumlar yanlış bilgilerle kutuplaştırılabilir. Ekonomiler finansal ve teknolojik bağımlılıklar üzerinden baskı altına alınabilir.
Genç nesiller kendi tarihinden ve kültüründen uzaklaştırılabilir.
Devlet kurumlarına duyulan güven sistemli biçimde sarsılabilir.
Milletin ortak değerleri tartışmalı hâle getirilerek toplumsal dayanışma zayıflatılabilir.
Bu nedenle günümüzde millî güvenlik yalnızca sınırları korumak anlamına gelmemektedir.Millî güvenlik aynı zamanda; Veri güvenliğidir. Enerji güvenliğidir.Gıda güvenliğidir. Su güvenliğidir.
Eğitim güvenliğidir. İletişim güvenliğidir. Kültürel güvenliktir.
Demografik güvenliktir. Ve milletin ortak hafızasının korunmasıdır.
SAVUNMA SANAYİİ: TEKNOLOJİDEN ÖNCE BAĞIMSIZLIK İRADESİ
Türkiye’nin savunma sanayiinde son yıllarda elde ettiği başarılar bütün dünyada dikkatle takip edilmektedir. İnsansız hava araçları…
Silahlı insansız hava araçları…Millî gemiler… Elektronik harp sistemleri…
Akıllı mühimmatlar…Hava savunma sistemleri…Uydu teknolojileri…
Radar sistemleri…Yerli motor ve füze projeleri…Bunların her biri son derece önemlidir.Fakat bunlar yalnızca askerî araçlar değildir.
Bunlar, bağımsızlık iradesinin teknolojiye dönüşmüş hâlidir.
Çünkü kendi silahını üretemeyen bir devlet, en kritik anda başkasının siyasi kararına mahkûm olabilir.
Kendi yazılımını geliştiremeyen bir devlet, kullandığı sistemlerin anahtarını yabancı ellere bırakmış olur.
Kendi motorunu, sensörünü, çipini ve haberleşme altyapısını üretemeyen bir ülke, görünürde güçlü olsa bile stratejik bağımsızlığını tamamlayamaz.
Bu nedenle savunma sanayiindeki her ilerleme, yalnızca teknolojik değil; siyasi, ekonomik ve diplomatik bir bağımsızlık adımıdır.
Suriye’de, Libya’da, Karabağ’da ve farklı kriz bölgelerinde ortaya çıkan yeni askerî yaklaşım; Türkiye’nin yalnızca araç geliştirmediğini, aynı zamanda yeni bir harekât anlayışı ve savaş doktrini üretebildiğini göstermiştir.
Daha düşük maliyetle daha yüksek etki meydana getiren insansız sistemler, elektronik harp kabiliyetleri ve hassas mühimmatlar klasik savaş anlayışını değiştirmiştir.
Türkiye, yalnızca silah kullanan değil, askerî düşünce ve doktrin üreten bir ülke hâline gelme yolundadır.
Ancak bugünkü başarılarımızla yetinemeyiz.
Çünkü teknoloji alanında durmak, gerilemek demektir.
İHA ve SİHA’ları konuşurken yapay zekâyı ihmal edemeyiz.
Füzeleri geliştirirken çip üretimini unutamayız.
Uçak yaparken motor teknolojisini dışarıya bağımlı bırakamayız.
Savunma sistemleri üretirken bunları geliştirecek eğitim altyapısını zayıf bırakamayız.Çünkü hiçbir teknolojik atılım, nitelikli insan kaynağı olmadan sürdürülemez.Savunma sanayiinin temeli fabrikadan önce okulda atılır. Laboratuvarda büyür. Üniversitede gelişir.
Üretim kültürüyle güçlenir. Devlet iradesiyle stratejik kapasiteye dönüşür.
YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA DİJİTAL EGEMENLİK
Bugün veri, petrol kadar değerli; bazı alanlarda petrolden çok daha stratejik bir kaynaktır. Veriyi toplayan, işleyen, anlamlandıran ve onu karar mekanizmalarına dönüştüren devletler, geleceğin dünyasında belirleyici olacaktır. Yapay zekâ yalnızca yeni bir teknoloji değildir.
Yapay zekâ, yeni bir güç ve iktidar aracıdır. Ekonomik kararları etkileyecektir. Savunma sistemlerini yönlendirecektir.
Sağlık ve eğitim politikalarını şekillendirecektir.
Diplomatik analizleri değiştirecektir.Ticaret ağlarını ve üretim modellerini yeniden kuracaktır.
Toplumların tüketim alışkanlıklarından siyasi tercihlerine kadar çok geniş bir alan üzerinde etkili olacaktır.
Bu nedenle Türk dünyası yapay zekâyı yalnızca kullanan değil, geliştiren bir medeniyet havzasına dönüşmelidir. Ortak veri merkezleri kurulmalıdır.Ortak siber savunma sistemleri geliştirilmelidir.
Türk dillerini anlayan, Türk tarihini ve kültürünü doğru biçimde yorumlayabilen büyük dil modelleri üretilmelidir.
Üniversiteler, teknoloji şirketleri ve kamu kurumları arasında ortak araştırma ağları oluşturulmalıdır.
Çünkü yabancı algoritmaların tanımladığı bir dünyada, bir süre sonra kendi hikâyemizi dahi başkalarının kavramlarıyla anlatmak zorunda kalabiliriz.
Dijital dünyada var olamayan bir dil, zamanla etkisini kaybeder.
Kendi kültürel verisini üretemeyen toplumlar, yapay zekâ çağında görünmez hâle gelir.
Kendi algoritmasını kuramayan milletler, başkalarının oluşturduğu düşünce ve tercih sistemlerine bağımlı olur.
Bu nedenle dijital egemenlik, Türk Asrı’nın temel şartlarından biridir.
TÜRKİYE KÖPRÜ DEĞİL, MERKEZ ÜLKEDİR
Yıllarca Türkiye için “Doğu ile Batı arasında köprü” ifadesi kullanıldı.
Ancak köprü, çoğu zaman üzerinden geçilen bir yapıdır.
Başkalarını birbirine bağlar fakat kendi yönünü belirleyemez.
Türkiye artık yalnızca bir köprü olarak tanımlanamaz.
Türkiye, merkez ülkedir.
Balkanlar’ın, Kafkasya’nın, Karadeniz’in, Akdeniz’in, Ortadoğu’nun, Afrika’nın ve Türkistan’ın kesişim noktasındadır.
Enerji yolları Türkiye’ye ulaşmaktadır.
Ticaret koridorları Türkiye’den geçmektedir.
Göç hareketleri Türkiye’yi doğrudan etkilemektedir.
Küresel güvenlik dengeleri, Türkiye’nin kararlarından bağımsız şekillenememektedir.
Karadeniz’de Türkiye olmadan sürdürülebilir bir denge kurulamaz.
Doğu Akdeniz’de Türkiye yok sayılarak kalıcı bir denklem oluşturulamaz.
Kafkasya’da Türkiye hesaba katılmadan uzun vadeli barış sağlanamaz.
Ortadoğu’da Türkiye dışlanarak kurulacak hiçbir sistem uzun ömürlü olamaz.
Balkanlar’da Türkiye’nin tarihî, kültürel ve toplumsal etkisi görmezden gelinemez.
Bu konum yalnızca coğrafyanın sağladığı bir avantaj değildir.
Aynı zamanda tarihî bağların, kültürel derinliğin, askerî kapasitenin, ekonomik gücün ve diplomatik tecrübenin sonucudur.
Ancak merkez ülke olmak yalnızca önemli bir coğrafyada bulunmakla gerçekleşmez.
Merkez ülke olmak; Krizlere çözüm üretmeyi, Bölgesel barış mekanizmaları kurmayı, Ticaret ve enerji güvenliği sağlamayı,
Diplomatik güven oluşturmayı, Bilim ve teknoloji üretmeyi
ve farklı coğrafyaları ortak bir gelecek etrafında buluşturmayı gerektirir.
ÇOK YÖNLÜ DİPLOMASİ: EKSEN DEĞİŞTİRMEK DEĞİL, KENDİ EKSENİNİ KURMAK
Yeni dünya düzeninde yapılabilecek en büyük hata, herhangi bir güce kayıtsız şartsız bağlanmaktır.
Çünkü büyük güçlerin dostlukları geçici, çıkarları kalıcıdır.
Türk devlet aklı bu gerçeği tarih boyunca yaşayarak öğrenmiştir.
Bu nedenle Türkiye, bir yandan NATO içerisindeki sorumluluklarını sürdürürken diğer yandan Türk Devletleri Teşkilatı’nı güçlendirmektedir.
Batı ile ilişkilerini devam ettirirken Asya ile yeni bağlar kurmaktadır.
Rusya ile rekabet ettiği alanları ve iş birliği yaptığı sahaları aynı anda yönetmeye çalışmaktadır.
Afrika’da, Körfez’de, Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Türkistan’da farklı ortaklıklar geliştirmektedir.
Bu yaklaşım bir eksen kayması değildir.Bu, Türkiye’nin kendi eksenini inşa etme çabasıdır. Bağımsız dış politika, herkese karşı olmak değildir. Bağımsız dış politika; herkesle konuşabilmek, herkesle iş birliği yapabilmek fakat nihai kararı kendi millî çıkarlarına göre verebilmektir.
Türkiye, küresel güçlerin arasında sıkışan bir ülke değil; farklı güçlerin temas etmek zorunda kaldığı bir merkez olmalıdır.
Bunun için dış politikanın günlük tepkilerden kurtarılması, uzun vadeli devlet stratejileriyle desteklenmesi ve güçlü ekonomik kapasiteye dayandırılması gerekmektedir.
Çünkü ekonomik bağımsızlığı olmayan bir ülkenin dış politikası da tam anlamıyla bağımsız olamaz.
TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI: GELECEĞİN JEOPOLİTİK OMURGASI
Türk Devletleri Teşkilatı’nı yalnızca dil, kültür ve kardeşlik çerçevesinde değerlendirmek yetersizdir.
Elbette ortak dilimiz, tarihimiz ve kültürümüz en büyük gücümüzdür.
Ancak bu birlik aynı zamanda dünya siyasetinin geleceğini etkileyebilecek stratejik bir yapıdır. Türk dünyası;
Avrupa ile Asya arasında uzanan geniş bir coğrafyaya,
Önemli enerji kaynaklarına,Kritik madenlere,Genç ve dinamik bir nüfusa, Geniş tarım alanlarına, Ticaret yollarına
ve büyük bir insan potansiyeline sahiptir. Hazar’ın doğusundan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkanlar’a uzanan hat, geleceğin en önemli ulaşım ve ticaret güzergâhlarından biri olacaktır.
Orta Koridor yalnızca bir demir yolu veya kara yolu projesi değildir.
Orta Koridor, Türk dünyasının jeopolitik omurgasıdır.
Bu hat üzerinde ortak gümrük sistemleri kurulursa…
Ulaşım ve lojistik ağları birbirine bağlanırsa…
Enerji iş birliği derinleştirilirse…
Savunma ve teknoloji alanlarında ortak projeler geliştirilirse…
Üniversiteler ve araştırma merkezleri ortak çalışmalar yürütürse…
Ortak yatırım fonları, medya platformları ve dijital altyapılar kurulursa…
Türk dünyası yalnızca kültürel bir topluluk olmaktan çıkar; küresel ölçekte etkili bir güç merkezine dönüşür.
Ancak birlik yalnızca toplantılarla, törenlerle ve iyi niyet açıklamalarıyla kurulmaz.
Birlik; ortak kurumlarla, ortak yatırımlarla, ortak üretimle ve müşterek stratejik hedeflerle güçlenir.
Türk Asrı’nın en önemli şartı, Türk devletlerinin birbirlerini yalnızca kardeşlik söylemiyle değil; ekonomi, savunma, teknoloji, eğitim, enerji ve diplomasi alanlarında tamamlamasıdır.
AFRİKA, AKDENİZ VE YENİ NÜFUZ MÜCADELESİ
Afrika, önümüzdeki elli yılın en önemli güç mücadelelerinden birine sahne olacaktır.Dünyanın en genç nüfusu Afrika’dadır.
Kritik madenler, büyük tarım alanları, enerji kaynakları ve geniş pazar potansiyeli bu kıtada bulunmaktadır.
Uzun yıllar sömürgeci güçlerin kaynak alanı olarak görülen Afrika, bugün kendi yönünü belirlemeye çalışmaktadır.
Türkiye’nin Afrika’daki varlığı bu nedenle stratejik öneme sahiptir.
Ancak Türkiye’nin modeli, klasik sömürgeci sistemlerden farklı olmalıdır.
Türkiye; kazanan ve kaybeden üreten bir ilişki değil, birlikte kalkınmayı hedefleyen uzun vadeli ortaklıklar kurmalıdır.
Eğitimde… Sağlıkta…Tarımda…Altyapıda…Teknolojide…Savunmada…
İnsan onurunu esas alan, karşılıklı saygıya dayalı bir iş birliği modeli geliştirmelidir. Türkiye’nin Afrika’da güven kazanmasının temel sebeplerinden biri, tarihinin sömürgecilik yükü taşımamasıdır.
Bu tarihî avantaj doğru değerlendirilirse Afrika; Türkiye’nin yalnızca ekonomik değil, diplomatik, kültürel ve stratejik derinlik alanlarından biri hâline gelebilir.
Aynı şekilde Akdeniz de yalnızca deniz yetki alanlarının tartışıldığı bir coğrafya değildir.
Akdeniz; enerji, güvenlik, ticaret, ulaşım, göç ve medeniyet rekabetinin merkezidir.
Mavi Vatan anlayışı bu nedenle yalnızca askerî bir kavram değil; Türkiye’nin denizlerdeki egemenlik haklarını, ekonomik geleceğini ve stratejik güvenliğini koruma vizyonudur.
HİBRİT SAVAŞLAR VE ZİHİNLERİN SAVUNULMASI
Geleceğin en tehlikeli savaşları, savaş ilan edilmeden yürütülen savaşlardır.
Hibrit savaş döneminde hedef yalnızca askerî birlikler değildir.
Hedef toplumdur. Hedef gençliktir. Hedef aile yapısıdır.
Hedef devlet kurumlarına duyulan güvendir. Hedef milletin dili, kültürü ve tarihî hafızasıdır.
Bir ülkeye füze atmak büyük tepki doğurur.
Fakat o ülkenin gençlerini yıllar içinde kendi tarihinden, dilinden ve medeniyet değerlerinden uzaklaştırmak çoğu zaman sessizce gerçekleşir.
İşte bilişsel savaşın tehlikesi buradadır.
Bir millet kendisi hakkında başkalarının yazdığı hikâyelere inanmaya başladığında bağımsızlığını önce zihninde kaybeder.
Kendi kahramanlarını unutursa başkalarının kahramanlarına hayran olur.
Kendi medeniyetini küçümserse başkalarının kültürel hâkimiyetine açık hâle gelir.
Kendi tarihini yalnızca yenilgiler üzerinden okursa geleceğe güvenini kaybeder.
Bu nedenle medya, sinema, edebiyat, eğitim, sanat ve dijital içerik üretimi millî güvenliğin ayrılmaz parçalarıdır.
Türk Asrı yalnızca silahla kurulamaz.
Türk Asrı; kendi hikâyesini güçlü, güvenilir ve evrensel bir dille dünyaya anlatabilen bir kültür ve iletişim kapasitesiyle kurulacaktır.
STK’LARIN YENİ GÖREVİ: TÖREN DÜZENLEMEKTEN STRATEJİ ÜRETMEYE
Kıymetli sivil toplum kuruluşu başkanları ve yöneticileri;
Bugün özellikle sizlere seslenmek istiyorum.
Artık klasik sivil toplum anlayışını aşmak zorundayız.
Sivil toplum kuruluşları yalnızca yemek düzenleyen, ziyaret gerçekleştiren, belirli günlerde tören yapan veya protokol ağırlayan yapılar olmamalıdır.
Bunlar toplumsal dayanışma açısından önemlidir.
Fakat tek başına yeterli değildir.
Yeni dönemde STK’lar aynı zamanda düşünce ve proje merkezleri olmak zorundadır. Araştırmalıdır. Rapor hazırlamalıdır.
Toplumun sorunlarını tespit etmelidir. Çözüm modelleri geliştirmelidir.
Gençleri yetiştirmelidir.
Akademiyle, iş dünyasıyla ve kamu kurumlarıyla ortak çalışmalar yürütmelidir.
Devletin uzun vadeli hedeflerine katkı sunmalıdır.
Bugün STK başkanları dünyayı değiştirmeye hazır olmalıdır.
Çünkü büyük fikirlerin yalnızca bakanlıklardan, meclislerden veya resmî kurumlardan çıkmasını bekleyemeyiz.
Fikirler bu salonlardan da çıkacaktır.
Fikirler sivil toplumdan, akademiden, iş dünyasından ve gençlerden çıkacaktır.
Biz fikir üreteceğiz. Biz proje geliştireceğiz.
Biz geleceğin risklerini önceden göreceğiz.
Biz devletimize ve siyaset kurumuna uygulanabilir çözüm önerileri sunacağız.
Siyaset kurumu da milletin yararına olan bu fikirleri hayata geçirecektir.
Gerçek iş birliği budur. Sivil toplum fikir üretir. Bilim dünyası araştırır.
İş dünyası kaynak ve uygulama gücü sağlar. Siyaset karar alır.
Devlet kurumları uygulamaya geçirir. Millet ise bu büyük yürüyüşün sahibi olur.Bu zincirin bir halkası koparsa büyük hedeflere ulaşılamaz.
Fakat devlet, siyaset, akademi, iş dünyası ve sivil toplum aynı hedef doğrultusunda birleşirse; dünya gündemini başkalarından dinleyen değil, dünya gündemini belirleyen bir millet olabiliriz.
Burada “dünyayı yönetmek” ifadesini doğru anlamamız gerekir.
Dünyayı yönetmek, başkalarını ezmek veya topraklarını ele geçirmek değildir.
Dünyayı yönetmek; Gündem kurabilmektir. Krizlere çözüm üretebilmektir. Teknolojide standart belirleyebilmektir.
İnsanlığa yeni fikirler sunabilmektir.Mazluma umut, zalime karşı denge olabilmektir.
TÜRK ASRI KENDİLİĞİNDEN GELMEYECEKTİR
“Türk Asrı geliyor” demek büyük bir iddiadır.
Fakat her büyük iddia, büyük sorumluluk doğurur.
Türk Asrı yalnızca tarihimizle övünerek kurulamaz.
Geçmişimiz bize güç verir fakat geleceği bizim yerimize inşa etmez.
Türk Asrı; Çalışan ve üreten gençlerle,Bilgi geliştiren üniversitelerle,
Güçlü fabrikalarla, Bağımsız teknolojiyle, Sağlam ekonomiyle,
Adil kurumlarla, Güçlü aile yapısıyla, Ahlaklı nesillerle
ve liyakatli kadrolarla kurulacaktır. Bir milletin geleceği yalnızca meydanlarda ve kahramanlık destanlarında hazırlanmaz.
Gelecek; laboratuvarlarda, okullarda, fabrikalarda, kütüphanelerde, teknoloji merkezlerinde ve strateji kuruluşlarında inşa edilir.
Gençlerimize yalnızca geçmişi anlatmak yetmez.
Onlara geleceği kuracak imkânları da sunmalıyız.
Gençlerimize şöyle seslenmeliyiz:
Sadece tarihini öğrenme; tarihinden aldığın güçle yeni tarih yaz.
Sadece büyük devletleri inceleme; kendi devletini dünyanın en güçlü devletlerinden biri yapmaya hazırlan.
Sadece teknolojiyi kullanma; teknolojiyi üret.
Sadece dünyayı takip etme; dünyanın yönünü değiştirecek fikri sen geliştir.
Sadece iş arayan olma; iş, üretim ve değer oluşturan bir neslin parçası ol.
TÜRK ASRI’NIN AHLAKİ TEMELİ
Türk Asrı’nın yalnızca güç asrı olması yeterli değildir.
Aynı zamanda adalet asrı olması gerekir.
Çünkü Türk devlet geleneğinde güç, zulmetmek için değil; düzen ve adalet kurmak için vardır.
Devletin büyüklüğü yalnızca ordusunun kuvvetiyle değil, vatandaşına sunduğu hukuk ve adaletle ölçülür.
Bir devlet kendi insanını koruyamıyorsa dünyaya adalet sunamaz.
Bir toplum liyakati yok sayıyorsa uzun vadeli güç oluşturamaz.
Bir ekonomi üretimden, emekten ve helal kazançtan uzaklaşıyorsa kalıcı refah sağlayamaz.
Bir eğitim sistemi bilimi ahlaktan, aklı vicdandan ayırırsa yetenekli fakat yönsüz insanlar yetiştirir. Bu nedenle Türk Asrı; Bilimin ahlakla,Gücün adaletle, Teknolojinin insanlıkla, Ekonominin üretim ve helal kazançla,
Devlet otoritesinin millet iradesiyle
birleştiği bir medeniyet projesi olmalıdır.
Bizim hedefimiz yalnızca güçlü bir Türkiye değildir. Bizim hedefimiz; adil, üretken, bağımsız, güvenilir ve insanlığa umut veren güçlü bir Türkiye’dir. Çünkü güç, ahlaktan ayrılırsa baskıya dönüşür.
Bilgi, vicdandan ayrılırsa tehdide dönüşür.
Teknoloji, insanlık değerlerinden koparsa insanı yönetmeye başlar.
Devlet, adaletten uzaklaşırsa milletle arasındaki güven bağını kaybeder.
Türk Asrı’nın farkı, gücü ahlak ve adaletle sınırlandırabilmesinde olacaktır.
DÜNYAYI YÖNETMEK NE DEMEKTİR?
Dünyayı yönetmek, dünyanın bütün topraklarına sahip olmak değildir.
Dünyayı yönetmek, dünyanın geleceğini etkileyen fikirler üretebilmektir.
Kriz çıktığında ülkelerin sizin kapınızı çalmasıdır.
Teknolojide standart koymaktır.
Ticaret yollarını güvenli hâle getirmektir.
Diplomaside güven oluşturmaktır.
Mazlumun umudu, zalimin karşısında denge unsuru olabilmektir.
Dünyayı yönetmek yalnızca askerî üstünlük değil; ahlaki meşruiyet, ekonomik kapasite, bilimsel ilerleme ve diplomatik güven üretmektir.
Türk milletinin tarihî yürüyüşünde bu anlayış vardır.
Bizim medeniyetimiz ulaştığı coğrafyalarda yalnızca toprak kazanmadı.
Yol yaptı. Köprü yaptı. Vakıf kurdu. Su taşıdı. Çarşı kurdu.
İlim merkezleri oluşturdu.Farklı inanç ve kimliklerin birlikte yaşayabileceği düzenler kurdu.
Bu nedenle geleceğin Türk gücü, geçmişin adalet anlayışını çağın teknolojisi ve güçlü kurumlarıyla birleştirmek zorundadır.
TÜRK ASRI’NI BEKLEMEYECEĞİZ, İNŞA EDECEĞİZ
Kıymetli misafirler;
Dünya büyük bir dönüşümden geçmektedir.
Eski düzen çözülüyor. Yeni güç merkezleri yükseliyor.
Yeni ticaret yolları kuruluyor. Yeni ittifaklar ortaya çıkıyor.
Teknoloji, siyaset ve ekonomi yeniden şekilleniyor.
Bu çağda yalnızca büyük ordulara sahip olanlar değil;
Büyük fikir üretenler, Teknoloji geliştirenler, İnsan yetiştirenler,
Güçlü kurumlar kuranlar, Birlik oluşturabilenler
ve uzun vadeli devlet aklıyla hareket edenler ayakta kalacaktır.
Türkiye’nin elinde büyük imkânlar vardır.
Eşsiz bir coğrafyası vardır. Binlerce yıllık devlet hafızası vardır.
Genç ve girişimci bir insan gücü vardır. Gelişen savunma kapasitesi vardır.Tarihî ve kültürel bağları vardır.
Türk dünyasıyla ortak medeniyet zemini vardır.
Ancak imkân, doğru kullanılmadığı zaman güce dönüşmez.
Potansiyel, doğru stratejiyle desteklenmediği zaman sonuç üretmez.
Bu nedenle hepimize görev düşmektedir.
Devlete görev düşmektedir. Siyasete görev düşmektedir.
Üniversitelere görev düşmektedir.İş dünyasına görev düşmektedir.
Sivil toplum kuruluşlarına görev düşmektedir.
Ailelere, öğretmenlere ve gençlere görev düşmektedir.
Bizler birbirimizin rakibi değil, aynı büyük hedefin tamamlayıcı unsurlarıyız. Birlikte düşünmek zorundayız.
Birlikte üretmek zorundayız. Birlikte hareket etmek zorundayız.
Çünkü önümüzde sıradan bir yüzyıl yoktur.
Önümüzde, Türk milletinin ve Türk dünyasının yeniden küresel ölçekte ağırlık kazanabileceği tarihî bir dönem bulunmaktadır.
Bugün burada güçlü bir inançla söylüyorum:
Türk Asrı geliyor. Fakat Türk Asrı, bekleyenlerin değil hazırlananların asrı olacaktır.
Türk Asrı, yalnızca konuşanların değil üretenlerin asrı olacaktır.
Türk Asrı, ayrışanların değil birleşenlerin asrı olacaktır.
Türk Asrı, başkalarının teknolojisine bağımlı kalanların değil kendi teknolojisini geliştirenlerin asrı olacaktır.
Türk Asrı, yalnızca geçmişiyle övünenlerin değil, tarihinden aldığı güçle yeni bir medeniyet kuranların asrı olacaktır. Biz fikir üreteceğiz.
Gençlerimizi yetiştireceğiz. Kurumlarımızı güçlendireceğiz.
Bilimi, ahlakı, teknolojiyi, üretimi ve devlet aklını aynı hedefte buluşturacağız.Siyaset kurumu bu fikirleri millet adına hayata geçirecek. Devletimiz bu büyük yürüyüşü kurumsal güce dönüştürecek.
Milletimiz ise bu davanın gerçek sahibi olacaktır.
Geleceğin haritaları yalnızca cephelerde çizilmeyecektir. Kod atırlarıyla…
Veri ağlarıyla…Enerji koridorlarıyla…Ticaret yollarıyla…Yapay zekâ sistemleriyle…Eğitim politikalarıyla…Kültür ve medya gücüyle…
Ve büyük fikirlerle çizilecektir.
Biz bu haritaları başkalarının çizmesini beklemeyeceğiz.
Kendi geleceğimizi kendimiz kuracağız.
Kendi eksenimizi kendimiz belirleyeceğiz.
Kendi medeniyet sözümüzü dünyaya yeniden söyleyeceğiz.
Çünkü Türk milleti tarihte yalnızca devlet kurmadı.
Düzen kurdu. Adalet kurdu. Medeniyet kurdu.
Şimdi yeniden büyük düşünme zamanıdır. Şimdi üretme zamanıdır.
Şimdi birleşme zamanıdır.Şimdi Türk dünyasının ortak geleceğini inşa etme zamanıdır. Unutmayalım: Devleti millet ayakta tutar.
Milleti tarihî hafıza yaşatır Tarihî hafızayı eğitim ve bilim geleceğe taşır.
Bilimi ahlak yönlendirir. Ahlakı ise adalet tamamlar.
Türk Asrı; aklın, adaletin, bilimin, üretimin, birliğin ve güçlü devlet iradesinin asrı olacaktır.
Bu büyük hedefe inanıyor, bu kutlu yürüyüşte sorumluluk almaya hazır olduğumuzu ilan ediyoruz.
Hepinizi saygıyla, sevgiyle ve muhabbetle selamlıyorum.Sağ olun.
Var olun.
Birliğimiz daim, devletimiz güçlü, Türk dünyasının yolu açık olsun

RAFET ULUTÜRK – BULGARİSTAN TÜRKLERİ DERNEĞİ / TURKİSHFORUM – ABDULLAH TÜRER YENER













Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar