LOZAN’IN YIL DÖNÜMÜNDE ÖZCAN PEHLİVANOĞLU’NA SAHİP ÇIKMA ÇAĞRISI: ATİNA’NIN HUKUK TANIMAZLIĞINA KARŞI MİLLİ DURUŞ

Okuma Süresi:

3–5 dakika
❤️

Sefa Yürükel

Türk milletinin hafızası, tarihin dönüm noktalarına karşı her zaman uyanık olmuştur. 24 Temmuz 1923’te Lozan’da atılan imza, bu milletin esaret tanımayan iradesinin, kanla ve imanla yoğrulmuş direnişinin uluslararası hukuk zeminindeki tesciliydi. Tam bağımsızlık ilkesi üzerine inşa edilen o kutlu antlaşmanın yıl dönümüne sayılı günler kala, Yunanistan’ın sınır kapılarında yaşanan skandal, Lozan ruhuna vurulmak istenen zincirlerin yeni bir halkasıdır. Zafer Partisi Sivil Toplum ile İlişkiler Başkanı Avukat Özcan Pehlivanoğlu’nun, Batı Trakya Türklerinin unutulmaz lideri Dr. Sadık Ahmet’i vefatının yıl dönümünde anmak üzere Gümülcine’ye giderken Yunan makamlarınca durdurulması ve hukuksuz biçimde geri çevrilmesi, yalnızca bir seyahat engeli değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına, Batı Trakya’daki soydaşlarımızın varlık mücadelesine ve en temel insan haklarına karşı işlenmiş hukuksuz bir işlemdir.

Avukat Özcan Pehlivanoğlu’nun yanındayız. Yalnızca bir parti yetkilisi olduğu için değil; bu aziz milletin vicdanını, Dr. Sadık Ahmet gibi bir dava adamına duyulan vefa borcunu ve Batı Trakya’daki kan kardeşlerimizin unutulmadığını haykıran bir yiğit Türk evladı olduğu için yanındayız. Kendisinin de ifade ettiği gibi, bir Türk’ün yetmiş kişinin kamu düzenini bozabilmesi, hasımlarımızın ne denli çürük bir hukuk zemininde durduğunun en çarpıcı itirafıdır. Bu yasak, göğsümüze takılan bir şeref madalyasıdır; ancak bu madalyanın bir yüzünde Yunanistan’ın ikiyüzlülüğü, diğer yüzünde ise Türk devletinin bu küstahlığa karşı göstermesi gereken irade sınavı yazılıdır.

Atina yönetiminin bu densizliği, münferit bir gümrük memuru keyfiyeti değil; kökleri on yıllara uzanan devlet politikasının tezahürüdür. Heybeliada Ruhban Okulu’nun Türkiye’nin egemenlik haklarını ve yürürlükteki hukuk düzenini hiçe sayan bir statüyle açılmasına karşı demokratik tepkisini ortaya koyan bir Türk siyasetçisinin Yunanistan’a girişinin engellenmesi, Atina’nın demokrasi, ifade özgürlüğü ve azınlık hakları konusundaki riyakârlığının belgeli ispatıdır. Yunanistan, kendi topraklarında yaşayan Batı Trakya Türklerine yönelik sistematik asimilasyon politikalarını, vakıf mallarına el koyma cüretini, Türkçe eğitim hakkını gasp eden uygulamalarını ve etnik kimliği inkâr eden faşist zihniyetini perdelemek için Türkiye’ye karşı her türlü provokasyonu meşru gören bir anlayışla hareket etmektedir. Bu anlayış, Lozan’ın ruhuna ve lafzına aykırı olduğu kadar, Avrupa Birliği’nin temel değerler söylemine de tokat niteliğindedir.

Ne var ki asıl mesele, bu çirkin saldırının muhatabının yalnızca Sayın Pehlivanoğlu’nun şahsı değil, bizzat Türkiye Cumhuriyeti devletinin onuru ve egemenlik hakları olduğu gerçeğidir. Bir Türk vatandaşının, üstelik insani ve kültürel bir anma ziyareti gerçekleştirmek isterken, hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeksizin sınır dışı edilmesi, devletimizin egemenlik alanına yönelmiş bir meydan okumadır. Bu noktada prensip olarak şu hususun altını kalın çizgilerle çizmek zorundayız: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendi vatandaşının hukukunu korumakta tereddüt edemez; kendi siyasi partisinin yetkilisine sahip çıkmakta gecikemez. Devlet yetkililerimiz, bu hadiseyi sıradan bir konsolosluk işlemi olarak değil, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin temel prensiplerine vurulmuş bir darbe olarak değerlendirmek ve Atina’ya haddini bildiren en ağır notayı vermek mecburiyetindedir.

Türkiye Cumhuriyeti devlet yetkililerine sesleniyoruz: Milletimiz, bu haksız ve hukuksuz muamelenin hesabının sorulmasını beklemektedir. Diplomatik teamüller, karşılıklılık ilkesi ve uluslararası hukuk, Yunanistan’ın bu küstah tavrına misliyle mukabele edilmesini emreder. Batı Trakya Türklerinin haklı mücadelesini sahiplenen bir siyasetçiyi susturabileceğini sanan Yunan makamları, şunu çok iyi bilmelidir: Ne Dr. Sadık Ahmet’in aziz hatırası ne de Batı Trakya’daki soydaşlarımızın varoluş davası asla yalnız değildir. Zafer Partisi’nin bu konuda ortaya koyduğu dik duruş, yalnızca bir partinin değil, seksen beş milyonluk Türk milletinin ortak vicdanının sesidir. Devlet yetkililerimizin bu sese kulak vermesi, yalnızca siyasi bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur.

Lozan’ın yıl dönümünde yaşanan bu hadise, bizlere bir kez daha göstermiştir ki; tam bağımsızlık ve egemenlik mücadelesi, yalnızca savaş meydanlarında değil, sınır kapılarında, diplomasi masalarında ve hukuk zeminlerinde de verilmektedir. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi, asla bir teslimiyet doktrini değil; millî menfaatleri her platformda sonuna kadar savunma iradesinin medeni ifadesidir. Bugün bu iradeyi göstermenin vakti, Avukat Özcan Pehlivanoğlu’na sahip çıkmakla, Yunanistan’ın hasmane tutumunu uluslararası kamuoyunda afişe etmekle ve devletimizin tüm kurumlarıyla bu milletin evladının arkasında durduğunu dünyaya ilan etmekle başlar.

Ancak bu mücadele yalnızca devlet yetkililerinin omuzlarına bırakılamayacak kadar hayati ve tarihî bir meseledir. Bu dava, seksen beş milyonun ortak vicdanına seslenen, topyekûn bir sahiplenmeyi gerektiren millî bir sorumluluktur. Milletimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, meslek odalarımıza, sendikalarımıza ve barolarımıza buradan açık çağrıda bulunuyoruz: Avukat Özcan Pehlivanoğlu’na reva görülen bu hukuksuz muamele karşısında sessiz kalmak, yalnızca bir vatandaşımıza değil, aynı zamanda Lozan’ın kazanımlarına, Batı Trakya’daki soydaşlarımızın haklarına ve Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik onuruna sırt çevirmek anlamına gelecektir. Sivil toplum kuruluşlarımız derhal harekete geçmeli, meslek odalarımız ve barolarımız hukuki süreçlere müdahil olmalı, sendikalarımız uluslararası dayanışma ağlarını harekete geçirmelidir. Hep birlikte, tek yürek, tek bilek olarak bu haksızlığa karşı duracak, Sayın Pehlivanoğlu’nun şahsında Türk milletinin onurunu savunacağız.

Türk milleti olarak buradan bir kez daha haykırıyoruz: Yunanistan’a sokulmadık, varsın sokulmayalım! Biz, asıl olarak Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Türk dünyasının ve Batı Trakya Türklerinin hak ve hukukunu zaman ve zemin farkı gözetmeksizin savunmaya devam edeceğiz. Sayın Avukat Özcan Pehlivanoğlu’nun yılmadan yorulmadan sürdürdüğü bu kutlu mücadelesinde sonuna kadar yanındayız. Devlet yetkililerimizi, sivil toplum kuruluşlarımızı, meslek odalarımızı, sendikalarımızı ve tüm milletimizi bu onurlu duruşa resmî ve kararlı bir sahip çıkış sergilemeye davet ediyoruz. Lozan’ın mührü, bu topraklarda atılan her adımda, söylenen her sözde ve verilen her mücadelede yaşamaya devam edecektir.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar