İkinci Dünya Savaşı Arifesinde İran ve İran Türklüğü

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

İkinci Dünya Savaşı arifesinde İran, yalnızca büyük devletlerin rekabet sahası değildi. Aynı zamanda içeride derin kırılmalar yaşayan, kimlik ve otorite mücadelesinin sertleştiği bir ülkeydi. Bir tarafta modernleşme adına merkezîleşmeyi dayatan Pehlevî yönetimi, diğer tarafta tarihî kimliğini, geleneklerini ve yaşam tarzını korumaya çalışan İran Türkleri vardı. Bu dönemin en dikkat çekici hadiselerinden biri ise hiç şüphesiz Kaşkay Türklerinin yaşadıklarıydı.

Şah Rıza Pehlevî, iktidarını büyük ölçüde İngiliz desteğiyle kurmuştu. Bu yüzden kendisini tahta taşıyan güçlere karşı sadakat göstermesi bekleniyordu. Birinci Dünya Savaşı boyunca İngilizlere ciddi kayıplar verdiren Kaşkay Türkleri ve onların güçlü lideri Savlet-üd Devle ise yeni yönetimin gözünde affedilmeyecek bir tehdit olarak görülüyordu.

Göçebe bir Türk halkı olan Kaşkaylar, İran’ın güneyinde merkezî otoriteye karşı direnebilen güçlü bir siyasî ve askerî yapıya sahiptiler. Kendi düzenleri, kendi liderlik anlayışları ve güçlü aşiret bağları vardı. Bu nedenle Pehlevî yönetiminin sert merkezîleştirme politikalarının ilk hedeflerinden biri hâline geldiler.

1930’lu yıllarda üzerlerine ordular sevk edildi. Silahları toplatıldı, bölgeleri denetim altına alındı. Kaşkay İl Hanı Savlet-üd Devle Tahran’a götürülerek hapsedildi. Oğulları ülkeyi terk etmek zorunda bırakıldı. Ve Savlet-üd Devle, yıllarca yönettiği obalardan, yaylalardan ve insanlarından uzak bir hapishanede hayatını kaybetti.

Fakat tarih bazen yarım kalan hesapları yeniden insanların önüne getirir…

İkinci Dünya Savaşı sırasında Rıza Şah’ın tahttan uzaklaştırılmasıyla birlikte Savlet-üd Devle’nin oğulları yeniden İran’a döndüler. Kaşkay eli yeniden toparlanmaya başladı. Ancak dünya artık büyük bir savaşın içindeydi ve İran coğrafyası yeniden emperyal güçlerin satranç tahtasına dönüşüyordu.

Bu dönemde Kaşkay Türkleri, kendilerine sığınan iki Alman ajanını İngilizlere teslim etmediler. Çünkü Türk töresi ve göçebe gelenekleri, sığınanı düşmana vermeyi kabul etmiyordu. İşte tam da bu yüzden yeniden hedef hâline geldiler. Üzerlerine askerî birlikler gönderildi. Büyük bir katliam tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar. Ancak son anda Türkiye’nin devreye girmesiyle daha büyük bir felaketin önüne geçildi.

Bu hadiseler bize önemli bir gerçeği gösterir:

İran Türklüğü sadece bir etnik topluluk değildir. Aynı zamanda güçlü bir tarihî hafızanın, köklü bir kültürün ve dirençli bir kimliğin taşıyıcısıdır. Kaşkayların yaşadıkları ise devlet ile kimlik arasındaki çatışmanın ne kadar sertleşebileceğinin açık bir örneğidir.
Öte yandan II. Dünya Savaşı arifesinde İran’ın dış politikası da büyük bir çıkmaza sürüklenmişti. Almanlarla yakın ilişkiler kuran Rıza Şah Pehlevî, İngiliz ve Amerikan kuvvetlerinin Sovyetler Birliği’ne yardım amacıyla İran üzerinden geçmesine izin vermedi. Bunun üzerine 25 Ağustos 1941’de İran kuzeyden Sovyetler, güneyden İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edildi. Tebriz’e Sovyet birlikleri girdi. Böylece yıllarca sert bir otoriteyle ülkeyi yöneten Rıza Şah, kendi kurduğu düzenin içinde yalnız kaldı.

Ve tarihin ironisi tam da burada ortaya çıktı…

Yabancı güçlerin desteğiyle tahta çıkan Rıza Şah, yine yabancı güçlerin kararıyla tahttan indirildi. Bir İngiliz zırhlısıyla sürgüne gönderildi. Yerine ise henüz 21 yaşındaki oğlu Muhammed Rıza Pehlevî geçirildi.

Bazen tarih, devletleri değil, iktidarların dayandığı güçleri de yargılar.

İran’da Pehlevî döneminin ilk büyük kırılması işte böyle yaşandı. Ancak geride kalan en derin izlerden biri, hiç şüphesiz İran Türklüğünün hafızasında kaldı.

Çünkü Kaşkay obalarında, Tebriz sokaklarında, Erdebil yaylalarında insanlar bir şeyi hiç unutmadılar:

Devletler değişebilir… Tahtlar yıkılabilir… Ama milletlerin hafızası kolay kolay silinmez.

PROF.DR. ALİ KAFKASYALI



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar