Sayın Enis Pınar,
Çok uzun ünvanlı Nilüfer Kuzu’nun yaptığı açıklamalar bana da sorarsanız Yüce Galaktik Lideri, ve onun partisinin seçim çalışmalarını desteklemek üzere yapılmış DÖRT DÖRTLÜK bir propaganda çalışmasıdır.
Elde hazır olmayan, olması da uzun bir süreç alacak bir silah sistemini hemen bu günden yarına hazırmış gibi anlatmak sunmak halkın aklıyla alay etmektir.
15 Temmuz sonrası generallerinin, sivil bürokratların, medya fenomenlerinin, taşınmış cemaat liderlerinin SAHA Expo’da mokap etrafında, onu öperek, okşayarak verdikleri pozlar da çok tipik bir AKP Pi-Ar çalışmasıdır.
Türkiye’nin Somali’deki askeri üssü, deneme üssünün hazır olması da bu günden yarına olacak iş değildir.
Çok iyi medya takibi yapan bir kişi olarak söylüyorum.
Halen elde olan, Sinop’da denemesi yapılmış olan, sesin 5 katını aşabilmiş, 200 kilometre kadar yükseldikten sonra geri düşmüş Savunma Sanayii Başkanlığı’na bağlı DeltaV şirketi, geliştirdiği hipersonik test platformu HİSTEP’dir. (08.06.2025)
https://www.ntv.com.tr/turkiye/sesten-5-kat-hizli-roket-testi-gecti-saniyede-1-5-kilometre-hizla-uzaya-cikti,xQZnilPLCEeWHO6DZKFAGQ
Geçen zaman içinde maalesef Türkiye’nin hipersonik ve yatay balistik yörüngeli atış denemesi olmamıştır.
Somali iş için düşünülmüştür, büyük olasılıkla hazırlıklar da vardır.
Ama henüz hazır değildir.
Bir de REENTRY olayı var.
Bir füzeyi başarıyla atabilirsiniz.
Ancak atmosfere yeniden giriş aşaması için son ay görevi Artemis2 uzay aracının iniş sonrası durumuna bakmanızı öneririm.
- Hipersonik füzeler atmosfere yeniden giriş sırasında eğer özel ısı kalkanları yoksa,
- Eğer özel hipersonik geometrisi yoksa,
- Özel ısıya dirençli yönlendiricileri yoksa,
- Olağan üstü ısılar nedeniyle aracı çevreyen plazma bulutu nedeniyle oluşan elektromanyetik blokaja rağmen komuta ve kontrol edilmesi mümkün değilse,
- Her zaman tek yönlüdür.
Atılır, ama yanarak düşer.
En önemlisi bu füze henüz ortada yoktur.
Kapik.
Elimizde olmayan bu füzenin nerelere ulaşıp, nereler ulaşamadığının da bir önemi yoktur.
Velev ki, bu füze hemen kullanıma ve seri üretime hazır olsun.
Bu füzenin tepesine takılacak patlayıcı nükleer değilse, mevcut CEP değerleriyle bunun etkisinin yalnızca psikolojik olması beklenir.
Peki elde nükleer başlık var mı? Yok.
Kimyasal, biyolojik başlık var mı? Yok.
Yakın gelecekte olma ihtimali var mı? Yok.
Neden yok,
Çünkü Türkiye Nuclear Non-Proliferation Treaty (NPT) anlaşmasına imzacıdır.
Türkiye bu anlaşma kapsamında “nükleer silaha sahip olmayan devlet” statüsündedir.
Yani resmî olarak kendi nükleer silahını geliştirmemeyi taahhüt eder.
Comprehensive Nuclear-Test-Ban Treaty (CTBT) anlaşmasını imzalamış ve onaylamıştır.
Bu anlaşma nükleer test patlamalarını yasaklamayı amaçlar.
International Atomic Energy Agency (IAEA) denetim rejimine dahildir.
Sivil nükleer faaliyetler uluslararası gözetim altındadır.
Peki elimizde olmayan, nükleer başlık da taşıması düşünülmeyen, bir balistik füzeyle Hindistan’ı, İsrail’i, Fransayı falan nükleer anlamda caydırmak imkanı var mıdır?
Bir başka soru da şu, eğer Türkiye’nin nükleer kulübe üye olabilmek için elinde olmayan imkân kabiliyetleri gizlice ilerletme şansı varken,
Bu çabaları şimdiden bir tehdit olarak sunmak sizce STRATEJİK BİR AKIL sayılabilir mi?
Bu kadar somut argümana rağmen lansmanı yapılan ve yakın gelecekte hazır da olmayacak silah sistemlerinin fuarlarda sergilenmesi sizce AKILCI, STRATEJİK, TAKTİK bir beceri sayılabilir mi?
Bütün bu çelişkiler ve açmazlara rağmen bu lansmanlar neden yapıldı?
Elcevaaaap, tabii ki, önümüzdeki erken seçimlerde halkı eylemek, oy artışı sağlamak, cepheleştirmek, ve cepheyi konsolide etmek için.
Bakın, bir silah sisteminin etrafında hep beraber nasıl bir siyasi cepheleşme yaşıyoruz.
Gündem yönetimi, algı yönetimi, toplum mühendisliği, beyaz, gri, kara, pembe propaganda çağdaş her ülkede kurumsallaşmış, bilimselleşmiş, eğitimi yapılan bir konudur.
Bakın sıkışan Trump naptı?
UFO dosyalarının servisine başladı.
En heyecanlı olanları hemen servis etmiyorlar.
Ama ağızları sulandırmak için devlet adamları daha neler var neler havasında.
Ülkemizde;
- Sokak röportajlarından çıkarılan tekil gerilim videoları
- Sosyal medya fenomenleri ve “influencer” soruşturmaları
- Bazı belediye–bakanlık polemikleri
- Futbol kulüpleri ve hakem krizlerinin günlerce ana gündem olması
- Ünlülerin özel hayatlarına ilişkin magazinsel tartışmalar
- Bazı suç olaylarının günlerce kesintisiz yayınlanması
- Göçmen/sığınmacı olaylarında tekil vakıaların aşırı görünür hale getirilmesi
- Boykot çağrıları ve markalar etrafındaki sosyal medya kampanyaları
- Televizyon dizileri veya sanatçılar üzerinden yürüyen kültür savaşı tartışmaları
- Üniversite kampüs olaylarının ulusal kriz gibi sunulması
- Bazı operasyon görüntülerinin yoğun medya döngüsüyle servis edilmesi
- Yapay zekâ videoları, deepfake içerikler ve dezenformasyon dalgaları
- Kripto para fenomenleri ve saadet zinciri hikâyeleri
- Spor–siyaset iç içe polemikler
- Bazı dış politika krizlerinin iç siyasette yoğun sembolik kullanım görmesi
Özelde Narin olayı, sokak köpekleri tartışması gibi köpürtülen olaylardan bir başkası ile karşı karşıyayız.
Siz, ben başkaları elde olmayan, yakın zamanda da olmayacak olan silah sistemlerinin caydırıcılığını tartışıyor.
Eğer bir Allah, ya da ilah varsa, sonumuzu hayırlı etsin.
Çünkü geçen 24 yıldan sonra hala AKP iktidarının savunusunu yapanlarla tartışmak zorundayız.
Saygılar




Bir yanıt yazın