Sn.Dedegil’in tespitleri ülkenin bugünlere nasıl gelindiğiyle ilgili ip uçları taşıyor.Örnek olaylar üzerinden “akıl yürütme meselesi” hakkında yazdıkları okunmalı!
Ticari, sanayi sürecini tamamlayan burjuvazi kapitalizm ve üst aşaması olan emperyalizme varan kapital çekirge sürüleri gibi mazlum (*) dünyayı soyup soğana çevirirken kendi ülkesindeki sıradan insanlarını da iş hayvanı gibi görüp kullanmasına şaşmamak gerek.
1970’li yıllarda yazdığı “Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur” kitabında E.A.Raufer (**) reklamlar, televizyon programları, okullarda derslerin işleniş araçları içimlerinden örnekler vererek sistemin nasıl devamlılığını sağlamayı hedeflediğini anlatmakta. Eğitim kurumu okulu “Okulda insanlar imal edilir. Bu insan yapma sürecine eğitim denir.” diye tanımlamakta.
Okul kavramına daha geniş açıdan baktığını “Aile çevresi, sinema, televizyon, tiyatro, radyo, gazeteler ve kitaplar de bir anlamda okuldur. Amacı olmayan hiçbir bilgi yoktur. İnsan yapımında kullanılan bilgiler, ‘yapmak’ istediğimiz insan türüne uygun olmak zorundadır.” tümcelerinden anlamaktayız.
Rauter’in kitapta anlatmaya çalıştığını “ Kapitalist sistemin okulları bize ‘kimin yararına?’ sorusunu sormayı öğretmedi. Resmi öğretim dediğimiz mefhum, bizi yetenekli kurbanlık koyunlar yapmak dışında bir şey de vermedi, hatta yeteneklerimizi körelten bir yapıya büründürdü. Düzene uygun kafaları bu şekilde oluşturdu.” tümcelerinden okumaktayız.
Bertolt Brecht’in “ Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır.” tümcesinden günümüzde okumuşlarının “Onu yaptı”,” Bunu da yaptı”, ”Onu söyledi”, ”Bunu da söyledi” nakaratlarıyla zaman öldürdüğünü yazmak abartı sayılır mı?
(BU YAZI DERLEMEDİR)
(*) Neşe içinde olan Mustafa Kemal Paşa:” Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız ….Şimdi günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün doğu milletlerinin uyanışlarını öyle görüyorum’ dedi. Bağımsızlık ve hürriyetlerine kavuşacak daha pek çok kardeş milletler vardır. Bu milletler bütün güçlüklere, bütün engellere rağmen, her şeyi yenecekler ve kendilerini bekleyen güzel geleceğe kavuşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünde yok olacak ve yerlerine, milletlerarası hiçbir renk, din, ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı gelecektir….. Size bu sözleri söyleyen Cumhurbaşkanı değil, Türk milletin sadece bir ferdi olarak Mustafa Kemal’dir”
(* * ) Ernst Alexander Rauter,Avusturyalı yazar, gazeteci ve dil eleştirmeni. 27 Nisan 1929’da Avusturya’nın Klagenfurt kentinde doğmuş, 8 Mart 2006’da Almanya’nın Münih kentinde ölmüştür.
1968 kuşağı yazarlarından biri olarak eserlerinde çoğunlukla “insan imalatı”, sistem eleştirisi ve dilin siyasi bir silah olarak kullanımı konularına odaklanmıştır. 1960’lı yıllarda Batı Almanya’da ortaya çıkan parlamento dışı muhalefet hareketine (APO) aktif olarak katılmıştır. Kendisini hiçbir ana akım partiye veya dogmaya bağlamayan bağımsız bir solcu olarak tanımlamıştır. Resmi bir akademik formasyondan ziyade, kendi kendini eğitmiş (otodidakt) güçlü bir dil eleştirmeni olarak öne çıkmıştır
Rauter’in felsefesi, egemen sınıfların toplumu itaate zorlamak için fiziksel şiddetten ziyade bilgi, eğitim ve dil manipülasyonunukullandığı tezi üzerine kuruludur. Ona göre okullar, medya ve reklamlar özgür insan yetiştirmek için değil; sistemin çarklarına uygun “uysal kitleler” üretmek için tasarlanmış fabrikalardır.
Yazılarında politikacıların, bürokratların ve medyanın gerçekleri gizlemek için dili bilerek nasıl karmaşıklaştırdığını (anlaşılmaz kıldığını) ifşa etmeye çalışmıştır.



Bir yanıt yazın