İkinci Bir Yol Yoktur
Toplumların kaderini yalnızca iktidarlar değil, o toplumun insan tipi belirler. Eğer bir ülkede devlet aygıtı; sorgulamayan, itaati erdem sayan, makamını vicdanının önüne koyan bir memur zihniyetiyle şekillenmişse, orada hukuk da çürür, adalet de zayıflar, millet fikri de içi boş bir slogana dönüşür. Çünkü kul kafasıyla yetiştirilen memur, devleti halkın hizmet aracı değil, kendisine ekmek veren bir efendi olarak görür. Böyle bir anlayıştan ülkeyi kurtaracak cesaret ve ahlak çıkmaz.
Bugün yaşanan temel sorunlardan biri tam da budur. Devlet mekanizmasının büyük kısmı liyakatten çok sadakat üzerine kurulmuştur. Sadakat ise çoğu zaman hukuka, halka ve vicdana değil; kişilere, makamlara ve düzene yöneliktir. Kendi geleceğini maaşına, terfisine ve konforuna bağlayan insan, çoğu zaman toplumun geleceği için risk almaz. Karnının doyması, koltuğunun korunması ve günlük düzeninin bozulmaması onun için yeterlidir. Bu nedenle baskı karşısında sessizlik, adaletsizlik karşısında körlük, hukuksuzluk karşısında ise mazeret üretimi ortaya çıkar.
Oysa devlet dediğimiz yapı kutsal değildir. Devlet; milletin ortak iradesini, hukukunu ve özgürlüğünü koruyabildiği ölçüde anlamlıdır. Devlet sevgisi, yanlışları savunmak değil; yanlışları düzeltebilme cesaretini gösterebilmektir. Fakat biat kültürü içinde yetişen yapılar eleştiriyi ihanet, sorgulamayı düşmanlık olarak görür. Böylece toplumun dinamizmi öldürülür, düşünce körelir ve ülke durağanlaşır.
Bu yüzden gerçek değişim çoğu zaman bürokrasiden değil, sivilden gelir. Tarihe bakıldığında büyük dönüşümlerin arkasında örgütlü toplum hareketleri, fikir insanları, gençlik enerjisi ve halkın ortak vicdanı vardır. Çünkü sivil alan, korkudan çok umutla hareket eder. Orada makamdan değil ilkeden beslenen insanlar çıkabilir. Toplumun yeniden ayağa kalkabilmesi için de ihtiyaç duyulan şey budur.
Ancak sadece öfke yetmez. Dağınık tepki hiçbir zaman güçlü bir dönüşüm yaratamaz. Kitleleri birleştiren üç temel unsur gerekir: doğru program, doğru eylem ve doğru liderlik.
Doğru program; insanların yalnızca neye karşı olduğunu değil, ne istediğini de açık biçimde ortaya koymalıdır. Adaletin nasıl kurulacağı, ekonominin nasıl düzeleceği, eğitimin nasıl özgürleşeceği, devletin nasıl şeffaf hale geleceği anlatılmalıdır. Slogan değil, somut yol haritası gerekir.
Doğru eylem ise toplumun vicdanıyla uyumlu olmalıdır. Şiddet değil meşruiyet, nefret değil ortak akıl üretmelidir. Çünkü kalıcı değişimler korkuyla değil, toplumsal ikna ile gerçekleşir. Halkın güvenmediği hiçbir hareket uzun süre yaşayamaz.
Ve elbette doğru liderlik… Toplumu dönüştüren liderler yalnızca konuşan değil, örnek olan insanlardır. Gücü paylaşmayı bilen, eleştiriden korkmayan, kişisel çıkarını değil ülkenin geleceğini önceleyen liderliklerdir gerçek değişimi sağlayan. Çünkü toplumlar yalnızca sistem krizine değil, karakter krizine de sürüklenmiştir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir kurtarıcı miti değil; ortak aklı, hukuku ve vicdanı yeniden inşa edecek toplumsal bilinçtir. İnsanlar kul olmaktan yurttaş olmaya geçmediği sürece hiçbir seçim, hiçbir makam ve hiçbir iktidar gerçek çözüm üretmeyecektir.
Bu nedenle ikinci bir yol yoktur: Değişim, örgütlü toplumdan; bilinçli yurttaştan; hukuku ve özgürlüğü savunan sivil iradeden gelecektir. Çünkü bir ülkeyi gerçekten kurtaranlar, biat edenler değil; gerektiğinde hakikat uğruna bedel ödemeyi göze alanlardır.




Bir yanıt yazın