Yüz Yılın Muhasebesi ve 10 Maddeyle Sarsılan Dünya
Son günlerde İran’ın uluslararası arenaya fırlattığı 10 maddelik ilkeler, sıradan bir diplomatik nota değil, emperyalizmin tam göbeğine indirilmiş en sert tokattır. Her fırsatta emperyalizme bir tokat atıp onu rezil etmek gerektiğini bilen İran, geçen yüzyılda Türkiye’nin savrulduğu çelişkilerin aksine dimdik ayakta kalmayı başarmıştır.
İran’ın dayattığı 10 ilkelik madde, aslında bölgedeki tüm uydu devletlere bir meydan okumadır. Birinci madde, enerji bağımsızlığını silah olarak kullanmayı reddetmektir. İran, petrol ve doğalgazını ABD doları üzerinden pazarlık konusu yapmaz, kendi müşterisini kendi seçer, ambargo tehditlerine aldırmaz. İkinci madde, ABD üslerine kapıları kapatmaktır. İran topraklarında tek bir Amerikan askeri yoktur. Oysa Türkiye’nin başında olanlar, İncirlik’teki nükleer başlıklara göz yummaktadır. Üçüncü madde, İsrail’in bölgesel genişlemesini tanımamaktır. İran, İsrail’i bir devlet olarak tanımaz, Filistin davasını asla pazarlık konusu yapmaz.
Dördüncü madde, ulusal para birimleriyle ticareti zorunlu kılmaktır. İran, doların boyunduruğundan kurtulmak için Ruble, Yuan ve Riyal üzerinden ticaret yapmakta, SWIFT sistemine alternatif geliştirmektedir. Beşinci madde, su ve gıda güvenliğini emperyalist şirketlere kaptırmamaktır. Kendi tohumunu, kendi ilacını, kendi gübresini üretmeyen bir ülke bağımsız sayılmaz. İran bu bilinçle hareket eder. Altıncı madde, kültürel egemenliği Batılı değerlere teslim etmemektir. İran’da moda Batı’dan gelmez, ahlak Batı’nın dayattığı çöküntüyle belirlenmez, eğitim Batı’nın müfredatına göre şekillenmez.
Yedinci madde, askeri doktrinini dış güçlerden bağımsız belirlemektir. İran’ın balistik füze programı, insansız hava araçları, siber savunma kabiliyeti tamamen yerli ve millidir. Hiçbir NATO dayatmasına maruz kalmaz. Sekizinci madde, bölgesel anlaşmazlıklarda dış müdahaleyi reddetmektir. Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Kafkaslar’da İran, kendi bölgesindeki sorunlara ABD’yi, İsrail’i veya Avrupa’yı davet etmez. Dokuzuncu madde, teknolojik gelişimini ambargolara rağmen sürdürmektir. İran, ağır ambargolar altında nükleer teknolojiyi, uzay teknolojisini, nanoteknolojiyi ve biyoteknolojiyi geliştirmiştir. Onuncu madde ise direniş eksenini siyasi çıkar aracı yapmamaktır. İran, Hizbullah’ı, Haşdi Şabi’yi, Ensarullah’ı, Suriye direnişini asla bırakıp pazarlık kozu olarak kullanmaz. Bu bir inanç meselesidir.
Tarih Boyunca İran’ın Emperyalizme İndirdiği Tokatlar
Son yüzyılda İngiltere, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik her saldırısı, İran’ın daha güçlü bir tokadıyla sonuçlanmıştır. 1953 yılında İngiltere ve CIA, millî petrolü millîleştiren Musaddık’ı devirdi. İran 26 yıl bekledi ve 1979’da rejim eleştirisini bir kenara bırakırsak yaptığı devrimle Batı’nın Ortadoğu’daki en güvenilir jandarmasını kaybetmesine neden oldu. 1979 rehine kriziyle ABD’nin “Büyük Şeytan” ilan edildiği, 444 gün süren rehine kriziyle ABD’nin prestiji yerle bir oldu. O günden sonra hiçbir ABD başkanı İran’a hafif bakamadı.
1980-1988 yılları arasında Saddam’ı ABD ve Batı silahlandırdı. İran, sekiz yıl boyunca tek başına savaştı, milyonlarca şehit verdi ama asla teslim olmadı. Savaş bittiğinde Irak harap olmuştu, İran ise devrimini pekiştirmişti. 1987 yılında Mekke olayları ve ABD’nin Körfez’deki varlığına karşı İran, ABD donanmasına mayın savaşı başlattı, ABD savaş gemilerine saldırdı. Sonuçta ABD, İran’ın karşısında doğrudan askeri çatışmaya girmekten kaçındı.
2020 yılında Trump’ın emriyle Bağdat’ta şehit edilen General Kasım Süleymani’nin intikamı, Ayn el-Esed üssüne fırlatılan füzelerle alındı. ABD askerleri sığınaklara kaçtı, televizyonlarda ağlayan komutanlar görüldü. İran, bir generaline suikast düzenleyen süper güce işte cevabınız dedi. 2023-2024 yıllarında İran, Şam’daki konsolosluğuna yapılan saldırıya, İsrail topraklarına yüzlerce füze ve kamikaze insansız hava aracı göndererek cevap verdi. İsrail’in demir kubbesi delindi. Dünya, İran’ın cesaretini konuştu.
İran, Türkiye’yi Neden Arabulucu Olarak Kabul Etmedi?
Şimdi gelelim asıl meseleye: İran, Türkiye’yi neden arabulucu olarak kabul etmedi? Neden Umman ve Pakistan’ı tercih etti? Bu sorunun cevabı, Türkiye’nin son yirmi yılda ABD ve İsrail yanlısı bir çizgiye oturmasından geçiyor. İran, Türkiye’yi asla bir Arap uşağı olarak görmedi, bu ayrı bir konu. Ancak İran’ın gözünde Türkiye, söylemde Osmanlı, eylemde ABD uşağı, lafta İslamcı, icraatta Siyonist işbirlikçisi bir ülke konumuna düşmüştür. Çünkü Türkiye, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahiptir. İncirlik’te ABD nükleer başlıklarına ev sahipliği yapmaktadır.
Türkiye, İsrail ile Kürecik üssü üzerinden ve doğrudan istihbarat paylaşımı yapmaktadır. MOSSAD ile MİT arasında bilinen işbirlikleri vardır. ABD’nin Suriye’deki PKK/YPG varlığına fiilen müdahale etmemekte, sadece söylemdedir. Suudi Arabistan ve BAE ile normalleşme sürecinde İsrail’in dolaylı onayını almıştır. Bu şartlarda İran’ın “Sizin arabuluculuğunuz şovdur, biz Umman’ı tercih ederiz” demesi son derece rasyoneldir.
Türkiye’nin bu ABD ve İsrail yanlısı çizgisini biraz daha derinleştirelim. Türkiye, Filistin için meydanlarda nutuk atıyor, “Kudüs bizim davamız” diye haykırıyor. Peki rakamlara bakalım. Türkiye-İsrail ticareti 2023 yılında yaklaşık 7 milyar dolar seviyesine ulaştı. Türkiye, İsrail’e stratejik ürünler, çelik, kimyasal madde ve hatta uçak yakıtı satıyor. Hamas’ın liderleri Türkiye’de ağırlanırken arkada İsrail limanlarına Türk gemileri yanaşıyor.
İran ise İsrail’i tanımıyor, onunla tek bir kuruşluk ticaret yapmıyor, hatta İsrail gemilerinin kendi karasularından geçişine izin vermiyor. İşte bu yüzden İran’ın davası inandırıcı, Türkiye’ninki ise pazarlık davası olarak görülüyor. Türkiye ayrıca Katar’da üs kuruyor ama ABD’nin İncirlik’teki ve Kürecik’teki esaslı ve izinsiz yaptığı operasyonel varlığına ses çıkarmıyor. Doğu Akdeniz’de sondaj gemileri gönderiyor ama ABD donanmasına yol veriyor. İran ise ambargolara rağmen kendi gemisini, kendi füzesini, kendi uydusunu yapıyor.
Umman ve Pakistan Neden Tercih Edildi? Türkiye ile Karşılaştırma
İran, arabuluculuk için Umman’ı tercih etti. Peki Umman ne yaptı da İran’ın güvenini kazandı? Umman, ABD ile İran arasında yıllarca köprü kurdu ama kendi çıkarlarından bir milim ödün vermedi. Ne ABD’nin bölge üssü olmasına izin verdi, ne İran’a ihanet etti. Umman, her iki tarafı da idare etmesini bildi, hiçbir zaman tamamen ABD’nin safında yer almadı. İran için Umman, güvenilir bir komşudur.
Peki Pakistan? Pakistan, nükleer bağımsızlığını ABD’ye peşkeş çekmeden kazandı. ABD ile arasına mesafe koyabildi, Çin ile entegre oldu, İran ile sınır gerilimine rağmen ticareti geliştirebildi. Pakistan, ABD’nin “ya benimlesin ya da karşımsın” dayatmasına boyun eğmedi. Şimdi Türkiye ile Pakistan’ı kıyaslayalım. Pakistan NATO üyesi değildir, Türkiye ise NATO üyesidir ve ABD kontrolündedir.
Pakistan’ın topraklarında ABD askeri üssü yok denecek kadar azdır, Türkiye’de ise İncirlik aktif olarak ABD tarafından kullanılmaktadır. Pakistan’ın İsrail ile ticareti yok denecek kadar azdır, Türkiye’nin ise 7 milyar dolar seviyesindedir. Pakistan ile İran arasında doğalgaz hattı vardır, gecikmeli de olsa işlemektedir. Türkiye ise ABD baskısıyla İran doğalgaz hattından vazgeçmiştir.
Pakistan’ın Çin ile entegrasyonu çok güçlüdür, Türkiye’ninki ise orta düzeydedir. İran için Pakistan, bağımsız hareket edebilen bir ülkedir. Türkiye ise her krizde önce Washington’ı arayan, ardından Moskova’ya koşan, sonra Brüksel’de hesap veren, sonra da “tam bağımsız Türkiye” nutukları atan bir ülke konumuna düşmüştür.
Azerbaycan, Suudi Arabistan ve Arap Ülkeleri Ekseninde Türkiye’nin Çelişkisi
Şimdi de Azerbaycan, Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleri konusuna girelim. İran, Türkiye’nin kardeşlik söyleminin arkasında aslında Suudi sermayesine ve BAE istihbaratına açılan kapılar olduğunu çok iyi gördü. Bakü’de düzenlenen askeri tatbikatlarda İsrail bayrakları dalgalanırken Ankara’nın sessiz kalması, İran’da “Türkiye aslında İsrail’in bölgedeki gayriresmî ortağıdır” kanaatini oluşturdu. 2020 Karabağ Savaşı’nda Türkiye, İsrail ile birlikte Azerbaycan’a silah ve insansız hava aracı desteği verdi. Yani burada sadece “iki devlet tek millet” söylemi değil, İsrail ile ortak bir yön var. İran bunu gördü.
Ancak aynı dönemde Türkiye, Suudi Arabistan ile normalleşme görüşmeleri yapıyor, BAE ile yatırım anlaşmaları imzalıyor, İsrail ile gizli istihbarat trafiğini sürdürüyordu. İran için bu, bir eliyle kardeşini kucaklıyor, öbür eliyle düşmanla tokalaşıyor anlamına geliyordu. İran, Suudi Arabistan’ı da bu denklemin içine dahil ederek değerlendirdi. Suudi Arabistan, ABD’nin en yakın müttefiklerinden biridir, İsrail ile normalleşme sürecindedir, Yemen’deki savaşta İran’a karşı cephe almıştır.
Türkiye’nin birdenbire Suudi Arabistan ile yakınlaşması, İran’ı göz ardı etmesi; bu girişimlerin sadece bölgesel güç birliği olmadığı, bu gelişme İran’ın gözünde aynı zamanda Türkiye’nin tarafsız olmadığının bir başka kanıtıdır. İran, Suudi Arabistan’ı da içine katan bu Arap-İsrail ekseninde Türkiye’nin konumlanışını asla kabul edilebilir bulmadı. Bu yüzden İran, arabuluculuk masasında Türkiye’yi değil, Umman ve Pakistan gibi kendisine daha yakın, daha tarafsız, daha güvenilir ülkeleri tercih etti.
Türkiye’nin söylemleriyle eylemleri arasındaki uçurumu bir kez daha vurgulamak gerekir. Türkiye, Filistin için meydanlarda nutuk atıyor, “Kudüs bizim davamız” diye haykırıyor ama İsrail ile ticareti rekor seviyelere çıkarıyor. Türkiye, Azerbaycan ile “tek millet” diye böğürüyor ama Bakü’de İsrail bayrakları dalgalanırken susuyor. Aynı zamanda Azerbaycan ile birlikte İsrail’e petrol ve gaz satıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile “kardeşiz” diyor ama Suudi sermayesine göz kırparken İran’ın karşısında saf tutuyor. Türkiye, Müslüman Kardeşler’i savunuyor ama BAE ile yatırım anlaşmaları imzalıyor.
Türkiye ve Azerbaycan’a Sert Uyarı
Bu noktada özellikle vurgulanmalıdır ki Türkiye ve Azerbaycan, maalesef son yirmi yılda Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi körfez monarşilerinin izlediği yola benzer bir rotaya savrulmuştur. O ülkeler nasıl ki ABD’nin askeri üslerine ev sahipliği yapıyor, İsrail ile gizli-aşikâr ilişkiler yürütüyor, İran karşıtı cephede saf tutuyor ve kendi egemenliklerini petrodolar karşılığında pazarlıyorsa, Türkiye de İncirlik’te ABD nükleer başlıklarına göz yumarak, İsrail ile 7 milyar dolarlık ticareti sürdürerek, Bakü’de İsrail bayraklarının dalgalanmasına sessiz kalarak aynı kaderi paylaşmaktadır. Azerbaycan ise kendi topraklarını İsrail’in istihbarat ve mikro “askeri üslerine” açmakta, İran sınırında gerilim üreten bir araç haline gelmektedir.
İran’ın gözünde artık Türkiye ile Suudi Arabistan, Azerbaycan ile BAE arasında bir fark kalmamıştır: Hepsi de ABD-İsrail ekseninin taşeronları, hepsi de emperyalizmin bölgedeki uydu devletleridir. Makalenin başından beri anlatılan İran’ın on maddelik direnişi işte tam da bu tabloya bir başkaldırıdır. Türk ve Azerbaycan halkları, kendi yöneticilerinin bu utancını sorgulamalı ve artık “uşak devlet” konumundan kurtulmanın yolunu aramalıdır.
İran’ın Duruşu ile Türkiye’nin Çelişkileri Arasındaki Uçurum
İran ise tüm bu çelişkilerin tam tersini yapıyor. İran, Filistin için sadece söylem değil, fiilen silah ve eğitim desteği veriyor. İran, Azerbaycan ile ilişkilerini sınır güvenliği üzerinden kuruyor, İsrail’in bölgeye girmesine izin vermiyor. İran, Suudi Arabistan ile rekabetini asla dostluk kisvesi altında gizlemiyor. İran’ın duruşu nettir, çelişkisizdir, ilkelidir. Türkiye’ninki ise bulanık, dönek ve güvenilmezdir.
İşte bu yüzden Türk milleti olarak gerçekten çok büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz. Bize Yeni Osmanlı diye bir hayal sattılar, ama ortaya çıkan ABD’nin Anadolu’daki garnizonuydu. Bize Mavi Vatan diye bir proje sundular, ama sonuçta Yunanistan ile ABD arasında sıkışıp kalmış bir deniz kuvveti çıktı. Bize Millî Teknoloji Hamlesi dediler, ama gidip Ukrayna’dan motor, Almanya’dan transmisyon, İsrail’den istihbarat yazılımı aldık.
İran ise ambargolar altında kendi motorunu, kendi füzesini, kendi insansız hava aracını, kendi uydusunu, hatta kendi santrifüjünü yaptı. Türkiye SİHA’larla övünürken İran hipersonik füze üretti. Türkiye F-35’leri kaçırırken İran kendi beşinci nesil hayalet uçağını tanıttı. Türkiye yerli otomobil ile uğraşırken İran, ambargolara rağmen kendi otomotiv sanayisini bölgenin en büyüklerinden biri haline getirdi.
Türk Milletine Ders Olsun: Seçtiğiniz Yanlış Adamlar
Türk milleti, son yirmi yılda kendisine “Osmanlı torunuyuz” diyen ama fiilen ABD’nin bölge jandarmalığına soyunan bir zihniyeti iktidara taşımıştır. Bu zihniyet, ne İslam dünyasında lider olabilmiştir, çünkü Suudi Arabistan ve İran’ın gerisinde kalmıştır. Ne Türk dünyasında birliği sağlayabilmiştir, çünkü Azerbaycan dışında ciddi bir entegrasyon yoktur. Ne emperyalizme bir tokat atabilmiştir, çünkü İncirlik ve Kürecik hâlâ ABD’dedir, İsrail ile ticaret rekor kırmaktadır.
Ne de Türk modeli sunabilmiştir, çünkü Katar’daki üs dışında somut bir başarı yoktur. Sadece “lider ülke” söylemiyle avunmuş, “büyük Türkiye” hayalleriyle oyalanmış, “çılgın projeler” ile gündem değiştirmiştir.
İran’a bakın. Kim gelirse gelsin, hangi cumhurbaşkanı olursa olsun, hangi meclis oluşursa oluşsun, devrim ilkelerinden vazgeçilmemiştir. Ne Haşimi Rafsancani döneminde Batı’ya yamuk yapılmış, ne Ahmedinejad döneminde direnişten vazgeçilmiş, ne Ruhani döneminde nükleer dosya teslim edilmiş, ne de Reisi döneminde İsrail’e yaklaşılmıştır.
Türkiye ise her seçimde kendini yeniden tanımlayan, sürekli “yeni açılımlar”, “yeni normaller”, “yeni denge politikaları” ile oyalanan bir ülke haline gelmiştir. Bugün İran’ın duruşuna imrenenler aslında onun dik duruşunu özleyen Türk milliyetçileridir. Çünkü onlar bilir ki bir ülkenin bağımsızlığı, sadece ekonomik rakamlarla değil, “hayır” diyebilme cesaretiyle ölçülür.
Emperyalizme Karşı Son Kale: İran’ın Yalnız Direnişi
İran, ekonomik ambargolara, suikastlara, sabotajlara, siber saldırılara ve psikolojik harekâtlara rağmen dimdik ayaktadır. General Kasım Süleymani suikastının intikamını almış, nükleer bilim insanı Fahrizade’nin yolundan dönmemiş, Natanz ve Kerç ‘deki sabotajlara misliyle cevap vermiş, Stuxnet gibi karmaşık siber saldırıları atlatmıştır. Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da, Filistin’de, Yemen’de emperyalizmin planlarını boşa çıkaran tek ülke İran’dır.
Türkiye ise aynı coğrafyada “çıkar çatışması yaşamıyoruz” diyerek aslında emperyalist paylaşıma sessiz kalmakta, “herkesle dostuz” diyerek aslında kimseye düşman olmamakta, “insani koridorlar” diyerek aslında ABD’nin planlarının lojistiğini yapmaktadır.
“İran’ı savunuyorsun” diyenlere inat, biz bu dik duruşu alkışlıyoruz. Çünkü emperyalizme karşı 10 madde yazabilmek, onu dayatabilmek ve bölge ülkelerine “Ya bu maddelerle ya da hiçbir şeyle” diyebilmek cesarettir. Türkiye’nin böyle bir cesareti yoktur. Ne ABD’ye “hayır” diyebilir, ne İsrail’e “dur” diyebilir, ne de Suudi Arabistan’a “hesap ver” diyebilir.
Kaşıkçı cinayetinde parmak sallayıp sonra yatırım için koşan bir zihniyetten bahsediyoruz. İran ise tüm bu ülkelere açık açık meydan okumakta, onların bölgesel planlarını boşa çıkarmakta, müttefiklerine sahip çıkmakta ve asla geri adım atmamaktadır.
Sonuç ve Çağrı: Türk Milleti Uyanmalıdır
İran’ın bu 10 maddesi, aslında tüm bölge halklarına bir çağrıdır: “Kendi ayaklarınız üzerinde durun, emperyalizmin oyuncağı olmayın, direniş sadece bir kelime değildir.” Türk milleti de bu çağrıdan ders almalıdır. Türk milleti, kendi çıkarlarını ABD’nin bölgesel planlarına takas etmeyen, İsrail’le gizli pazarlıklara girmeyen, Suudi riyaline tamah etmeyen, Katar petrodolarına bel bağlamayan, kendi ordusuna gerçekten sahip çıkan, kendi teknolojisini geliştiren, kendi duruşu olan bir liderlik özlemini haykırmalıdır.
Teşekkürler İran. Her tokadında biraz daha saygı duyduğumuz İran, bu son 10 maddeyle bize aslında bir yol haritası çizmiştir. Umarız bir gün Türkiye de İran’ın bu onurlu duruşunu örnek alır, emperyalizmin karşısında yılmadan dimdik durur, ABD’nin jandarması olmaktan kurtulur, İsrail ile masaya oturan değil masaya oturtan taraf olur.
Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkelerinin gölgesinden çıkar, kendi bağımsız ve ilkeli dış politikasını inşa eder. O güne kadar alkışlarımız, dualarımız, takdirlerimiz ve teşekkürlerimiz İran’adır. Ve son olarak Türk milletine bir kez daha: Seçtiğiniz yanlış adamlar için ders olsun.






Bir yanıt yazın