Şubat 2026
Kıyamet Senkronizasyonu
Şubat 2026 itibarıyla Ortadoğu, 2003 Irak işgalinden bu yana görülmemiş bir askeri yığınağa sahne olmaktadır. ABD, bölgeye iki uçak gemisi grubu (USS Abraham Lincoln ve USS Gerald R. Ford), 12 muharip yüzey gemisi, nükleer denizaltılar, 120’den fazla savaş uçağı (F-35, F-22, F-15E, F-16) ve 30 binden fazla asker konuşlandırmış durumdadır. Bu devasa hazırlık, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik “sıfır zenginleştirme” ve tam kısıtlama paketi dayatma çabasının askeri boyutunu oluşturmaktadır.
- ABD-İsrail Blokunun Konumlanması: Sınırlı Darbe Stratejisi ve Ötesi
ABD yönetiminin İran’a yönelik askeri planlaması, “sınırlı, kısa süreli, teknolojisi ve ateş gücü yüksek bir hava operasyonu” olarak şekillenmektedir. Bu stratejinin temel ilkeleri “şok, baskı ve itaat” kavramları etrafında örgütlenmiştir.
· Operasyonel Planlama: Operasyonun ana fazının 48-96 saat içinde tamamlanması hedeflenmektedir. İlk aşamada, İran hava savunma ağının (Rus yapımı S-300 ve yerli sistemler) felç edilmesi planlanmaktadır. Ardından, üç ana hedef seti devreye girecektir:
- Nükleer Tesisler: Yeraltındaki Fordow ve Natanz tesisleri, özel delici bombalarla (bunker buster) vurulacaktır.
- Askeri Altyapı: Balistik füze mevzileri, fırlatma rampaları ve Devrim Muhafızları’na ait komuta merkezleri imha edilecektir.
- Liderlik Unsurları: Dini lider Ali Hamaney ve üst düzey komutanlar, operasyonun siyasi hedefi olarak belirlenmiştir.
· Siyasi Hedef ve Muhtemel Genişleme: ABD’nin ana hedefi, rejim değişikliğinden ziyade İran’ı “tam itaate” zorlamak ve müzakere masasına döndürmek olarak görünmektedir. Ancak Axios haber sitesinin iddiasına göre, Trump’a sunulan savaş senaryoları arasında dini lider Ali Hamaney ve oğlu Mücteba Hamaney’e suikastlar da yer almaktadır. Bu durum, operasyonun kapsamının siyasi gelişmelere ve sahadaki dirence bağlı olarak genişleyebileceğine, “rejim değişikliği”ne doğru evrilebileceğine işaret etmektedir.
· İsrail’in Konumu ve Stratejik Hesapları: İsrail, ABD ile tam bir koordinasyon ve yüksek alarm durumundadır. İsrail Ordu Sözcüsü’nün açıklamaları, operasyonel gerçekliğe anında müdahaleye hazır olunduğunu göstermektedir. Reuters’ın haberine göre İsrailli yetkililer, taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının aşılamayacak seviyede olduğunu değerlendirmekte ve yakın zamanda askeri gerilimin tırmanmasını beklemektedir. İsrail’in bu beklentisi üç temel stratejik hesaba dayanmaktadır:
· Nükleer Tehdit: İran’ın nükleer silah eşiğine yaklaşması, varoluşsal bir tehdit olarak algılanmaktadır.
· Vekil Güçler: İran’ın Lübnan’daki Hizbullah’ı yeniden silahlandırma çabaları ve Suriye’deki varlığını pekiştirmesi, kuzey sınırında ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
· Caydırıcılığın Zayıflaması: İsrail, İran’a yönelik başarısız veya yetersiz bir müdahalenin, kendi caydırıcılığına olan güveni sarsacağından endişe etmektedir.
· Bölgesel Müttefiklerin Karmaşık Pozisyonu: ABD’nin geleneksel Körfez müttefiklerinin konumlanması beklenenden daha karmaşık ve mesafelidir.
· Suudi Arabistan ve BAE: Her iki ülke de ABD’ye, İran’a yönelik herhangi bir saldırı için kendi hava sahalarını veya topraklarını kullandırmayacaklarını açıkça duyurmuştur. Bu, İran misillemesinden duyulan korkunun yanı sıra, Çin ve Rusya ile artan ilişkiler bağlamında stratejik çeşitlendirme politikasının bir yansımasıdır.
· Körfez Ülkeleri ve Türkiye: Katar, Kuveyt ve Türkiye de benzer şekilde topraklarının ABD operasyonlarında kullanılmasına izin vermeyeceklerini beyan etmiştir. Bu durum, ABD’yi daha pahalı ve kısıtlı platform konuşlanmalarına (örneğin, sadece uluslararası sulardaki gemiler) mahkûm etmektedir. Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü ve Bahreyn’deki üslerden yüzlerce askerin tahliyesi de olası bir İran misillemesine karşı alınan önlemler olarak değerlendirilmektedir. - İran’ın Konumlanması: Teslimiyet mi, Çatışma mı?
İran yönetiminin mevcut krizdeki konumlanması, ABD’nin taleplerinin “müzakere değil, teslimiyet” anlamına geldiği yönündeki stratejik bir okumaya dayanmaktadır. Washington’ın öne sürdüğü koşullar (uranyum zenginleştirmenin sona erdirilmesi, balistik füzelerin menzilinin azaltılması, vekil güçlere desteğin kesilmesi) Tahran açısından on yıllardır inşa edilen “Direniş Ekseni” güvenlik mimarisinin temelini oluşturmaktadır. İran liderliği, bu talepleri kabul etmenin, caydırıcılığın temellerini ortadan kaldırmak ve rejimi dış müdahalelere açık hale getirmek anlamına geleceğini düşünmektedir. Dini lider Ali Hamaney’in perspektifinde, Trump yönetimiyle sınırlı bir savaşa girme riski, stratejik olarak tamamen geri çekilmekten daha az tehlikeli görülebilmektedir.
· Askeri Kapasite ve Asimetrik Savaş Doktrini: İran’ın askeri kapasitesi, Haziran 2025’te İsrail ve ABD’nin vurduğu nükleer tesisler ve füze envanterinde önemli kayıplar yaşamıştır. Balistik füze envanteri yarıya düşmüş, 480 mobil fırlatıcıdan yalnızca yaklaşık 100’ü kullanılabilir durumdadır. Buna rağmen İran, asimetrik savaş doktrini çerçevesinde önemli tehdit unsurlarına sahiptir:
- Sürü Halinde Saldırılar: Düşük maliyetli insansız hava araçları (İHA) ve seyir füzeleri ile ABD’nin pahalı hava savunma sistemlerini doyurma taktiği.
- Deniz Savaşı: Hürmüz Boğazı’nı mayınlama, hızlı saldırı botlarıyla ABD savaş gemilerine yönelik taciz ve intihar saldırıları.
- Vekil Güçler Ağı: Bölgesel saldırıları ve ABD/İsrail hedeflerine yönelik operasyonları, kendi topraklarından uzakta, vekil güçler (Hizbullah, Husiler, Irak ve Suriye’deki milisler) aracılığıyla yürütme kapasitesi.
· Diplomatik Tutum ve Direniş Söylemi: İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin, Ummanlı arabulucular tarafından iletilen ve ABD’nin füze programına yönelik önerilerini içeren zarfı açmayı dahi reddetmesi, Tahran’ın müzakere pozisyonunun sınırlarını açıkça göstermektedir. İran, prensip olarak balistik füze meselesini tartışmaya açmak istememekte, sadece nükleer programı konuşmayı kabul etmektedir. Bu katı tutumun temel nedeni, içerdeki derin ekonomik kriz ve toplumsal huzursuzluğa rağmen, rejimin meşruiyetini doğrudan “Direniş” söylemi üzerine inşa etmiş olmasıdır. Bu söylemden geri adım atmak, rejimin ideolojik temellerini sarsmak anlamına gelecektir. - Vekil Güçlerin Konumlanması: Çatışmanın Yayılma Dinamiği
ABD-İran çatışmasının bölgesel bir savaşa dönüşmesinde en kritik faktörlerden biri, İran’ın vekil güçler ağının çatışmaya dahil olma olasılığıdır. Bu aktörlerin her birinin kendine özgü dinamikleri ve çatışma hesapları bulunmaktadır.
·Hizbullah (Lübnan): Suudi yayın kuruluşu Al-Arabiya’nın iddiasına göre, İran Devrim Muhafızları Hizbullah’ın kontrolünü fiilen ele alarak örgütü ABD ve İsrail ile olası bir savaşa hazırlamaktadır. Hizbullah’ın elinde 150.000’in üzerinde roket ve füze bulunduğu tahmin edilmektedir. Örgütün çatışmaya dahil olması, İsrail’in kuzey cephesinde ikinci bir cephe açılması anlamına gelecek ve İsrail’in hava savunma sistemlerini (Demir Kubbe vb.) aşırı zorlayabilecek, kitlesel kayıplara yol açabilecek bir senaryodur.
· Husiler (Yemen): Husilerin konumlanması ayrı bir önem taşımaktadır. Araştırmacı Anwar Qasem Alkhudhari’ye göre, Tahran’daki rejimin düşmesi Husiler için bölgede güçlü bir dayanağın kaybı anlamına gelecektir. Husilerin daha önce Gazze savaşı sırasında, doğuracağı sonuç ve risklere rağmen İsrail’e balistik füze ve İHA’larla saldırma kararı aldıkları ve ABD-İngiliz saldırılarına rağmen çatışmaya dahil olmaya devam ettikleri hatırlatılmaktadır. Husilerin Kızıldeniz ve Umman Denizi’nde oluşturduğu askeri varlığın (gemisavar füzeler, deniz mayınları), muhtemel bir ABD-İran çatışmasında kullanılmak üzere konumlandırıldığı ve bu grubun çatışmaya katılımının güçlü bir ihtimal olduğu değerlendirilmektedir. Bu, küresel ticaretin %12’sinin geçtiği Kızıldeniz’i tamamen kapatma riski taşımaktadır.
· Irak ve Suriye’deki Şii Milisler: İran’a yönelik kapsamlı bir saldırı durumunda, bu grupların ABD güçlerine (özellikle Irak ve Suriye’deki üslerine) ve muhtemelen İsrail hedeflerine yönelik saldırılarını artırması beklenmektedir. Bu durum, ABD’nin Irak ve Suriye’deki varlığını sürdürülemez hale getirebilir ve çatışmayı yeni bir boyuta taşıyabilir.
Vekil güçlerin çatışmaya dahil olması, ABD’nin “sınırlı ve kısa süreli” operasyon hesaplarını tamamen altüst edebilir. Çatışmanın Lübnan, Yemen, Irak ve Suriye’ye yayılarak uzun süreli, yıpratıcı ve kontrol edilmesi güç bir bölgesel savaşa dönüşme riski oldukça yüksektir.
- Muhtemel Sonuçlar: Yedi Senaryo ve Küresel Etkileri
BBC’de derlenen yedi olası senaryo, savaşın muhtemel sonuçlarını anlamak için kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır. Her bir senaryo, Batı’nın meşruiyeti, küresel ekonomi ve bölgesel istikrar açısından farklı ve derin sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
- Hedefli Saldırılar ve Demokrasiye Geçiş (İyimser Senaryo): Kısa süren bir hava harekatı sonrası rejim çöker ve İran halkı, dış yardım ve gözetim altında demokratik bir yönetime geçer. Bu senaryo, ABD için en ideal ancak en düşük olasılıklı sonuçtur. Küresel etkisi, ABD’nin bölgedeki hegemonyasını geçici olarak pekiştirmesi olur. Ancak, Irak ve Afganistan örnekleri, böyle bir geçişin ne kadar kanlı ve istikrarsız olabileceğini göstermektedir.
- Rejimin Politikaları Yumuşatması (Venezuela Modeli): Askeri darbe sonrası rejim tamamen çökmez ancak ciddi şekilde zayıflar ve nükleer programından vazgeçip ABD ile uzlaşmak zorunda kalır. Venezuela benzeri bir “başarısız devlet” modeline evrilir. Bu durum, Batı için kısa vadeli bir kazanım olsa da, uzun vadede bölgede bir güç boşluğu ve istikrarsızlık kaynağı yaratır.
- Rejimin Çökmesi ve Askeri Yönetim: Rejim çöker, ancak yerine demokratik bir hükümet değil, geniş çaplı bir iç karışıklık ve muhtemelen bir askeri cunta dönemi başlar. Bu senaryo, İran’ın parçalanma riskini artırır, büyük bir mülteci krizine yol açar ve bölgesel güçleri (Türkiye, Suudi Arabistan) endişelendirecek bir istikrarsızlık üretir.
- İran’ın Bölgesel Hedeflere Misillemesi (Yayılmacı Senaryo): ABD saldırısı rejimi yıkamaz. Bunun üzerine İran, vekil güçleri aracılığıyla Körfez ülkelerindeki petrol tesislerine, İsrail’e ve bölgedeki ABD üslerine yoğun füze ve İHA saldırıları düzenler. Bu senaryo, savaşı hemen bölgeselleştirir, petrol fiyatlarını fırlatır ve küresel enerji krizini tetikler.
- Hürmüz Boğazı’nın Mayınlanması (Ekonomik Savaş Senaryosu): İran, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı mayınlayarak veya askeri güç kullanarak trafiğe kapatır. Bu, küresel petrol arzında büyük bir kesintiye yol açar, petrol fiyatlarını rekor seviyelere çıkarır ve başta Çin, Hindistan ve Avrupa olmak üzere tüm ithalatçı ülkelerde derin bir ekonomik resesyona neden olur.
- Bir ABD Savaş Gemisinin Batırılması (Tırmanma Senaryosu): İran, asimetrik bir taktikle bir ABD savaş gemisini (örneğin bir muhrip) batırmayı veya ciddi şekilde hasar vermeyi başarır. Bu, ABD için devasa bir itibar kaybı ve askeri prestij yarası olur. Misilleme kaçınılmaz hale gelir ve çatışma kontrolsüz bir şekilde tırmanır. Bu olay, savaşın “sınırlı” olmaktan çıkıp “topyekün” bir hale dönüştüğü an olabilir.
- Rejim Çöküşü Sonrası Kaos ve İç Savaş (En Kötü Senaryo): Rejim çöker, ancak merkezi otorite tamamen ortadan kalkar. Etnik ve mezhepsel gruplar (Kürtler, Araplar, Beluciler, Sünniler vb.) silahlanarak kendi bölgelerinde kontrolü ele geçirir. İran, Suriye ve Irak’tan beter bir iç savaşın eşiğine gelir. Bu durum, bölgeyi on yıllarca istikrarsızlaştıracak, El Kaide benzeri yeni terör örgütlerinin doğmasına zemin hazırlayacak ve nükleer silahların veya teknolojinin kötü niyetli aktörlerin eline geçmesi riskini doğuracaktır.
- Batı’nın Çöküşünü Hızlandırır mı?
ABD-İsrail-İran savaşının Batı’nın çöküşünü hızlandırma potansiyeli, üç temel ve birbiriyle bağlantılı faktör üzerinden değerlendirilebilir:
- Meşruiyet Krizi ve Uluslararası Hukukun Aşınması: Batı’nın, özellikle ABD’nin, “kural temelli uluslararası düzen” söylemi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yetkisi olmadan gerçekleştirilecek bir saldırı sonrası ağır bir darbe alacaktır. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası Batı’nın sert tepkisi ile İran’a olası bir saldırı karşısındaki tutumu arasındaki bariz çifte standart, küresel Güney’de (Global South) Batı karşıtlığını körükleyecek ve uluslararası hukukun sadece güçlülerin silahı olduğu algısını pekiştirecektir. Bu, Batı’nın ahlaki liderlik iddiasını temelden sarsar.
- Ekonomik Kırılganlık ve Enerji Şoku: Olası bir savaş, özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapanması veya Körfez’deki petrol tesislerinin vurulması senaryolarında, küresel enerji piyasalarında devasa bir şoka yol açar. Petrol fiyatlarının 150-200 doların üzerine fırlaması, halihazırda Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle enerji krizi yaşayan Avrupa ekonomisini çöküşün eşiğine getirebilir. Yüksek enflasyon, artan işsizlik ve sosyal huzursuzluk, Avrupa Birliği’nin siyasi bütünlüğünü ve ortak para birimi Euro’nun istikrarını tehdit edebilir.
- İttifak Sistemindeki Çatlakların Derinleşmesi: Körfez ülkelerinin ABD’ye mesafeli duruşu, Batı ittifak sisteminde önemli bir çatlaktır. Bu durum, ABD’nin geleneksel müttefiklerinin güvenlik garantilerine olan güveni sarsmakta ve bu ülkeleri Çin ve Rusya gibi alternatif güvenlik ve ekonomik ortaklara yöneltmektedir. Ayrıca, savaşın uzaması ve ağır insani bedeller doğurması, Avrupa kamuoyunda ABD karşıtlığını artırabilir ve Avrupa ülkeleri ile ABD arasında siyasi gerilimlere yol açabilir. Bu durum, NATO gibi transatlantik ittifakların geleceğini sorgulatabilir.
- Üçüncü Dünya Savaşı’nı Tetikler mi?
Savaşın küresel bir savaşa (Üçüncü Dünya Savaşı’na) dönüşme ihtimali, birbirini tetikleyebilecek dört kritik faktöre bağlıdır:
· Rusya ve Çin’in Pozisyonu ve Müdahalesi: Her iki ülke de İran ile stratejik ortaklıklarını derinleştirmiş durumdadır. ABD’nin İran’a yönelik bir saldırısı, bu ülkeleri doğrudan bir çatışmanın içine çekmese bile, onları İran’a askeri ve istihbari destek sağlamaya (S-400 hava savunma sistemleri, istihbarat paylaşımı vb.) itebilir. Rusya’nın Ukrayna’da, Çin’in ise Tayvan ve Güney Çin Denizi’nde kendi hesapları vardır. Eğer ABD, İran’a yönelik operasyonu sırasında bu bölgelerde zayıf veya meşgul algılanırsa, Çin’in Tayvan’a yönelik bir hamle yapması veya Rusya’nın Avrupa’da daha agresif bir tutum takınması, çatışmanın farklı coğrafyalara sıçramasına neden olabilir. Bu, küresel bir savaşın fitilini ateşleyebilir.
· İsrail’in Çatışmayı Genişletme Olasılığı: İsrail, Hizbullah’ın yoğun bir saldırısına maruz kalması halinde, bu tehdidi “kaynağında yok etme” stratejisi çerçevesinde Lübnan’a kapsamlı bir kara harekatı düzenleyebilir. Bu, savaşı Lübnan’a yayarak yeni bir cephe açar ve Suriye’yi de içine çekebilir. Ayrıca, İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini tamamen yok etmek için daha geniş çaplı ve tekrarlayan saldırılar düzenlemesi, çatışmanın kronikleşmesine yol açar.
· Vekil Güçlerin Çatışmayı Bölgeselleştirme Kapasitesi: Husilerin Kızıldeniz’i tamamen uluslararası ticarete kapatması, Mısır ekonomisini çökerten Süveyş Kanalı gelirlerini sıfırlayabilir ve küresel tedarik zincirlerini felç edebilir. Bu duruma ABD veya İsrail’in Yemen’e yönelik büyük çaplı bir askeri müdahalesi, savaşı Arap Yarımadası’nın güneyine taşır. Benzer şekilde, Irak ve Suriye’deki milislerin ABD üslerine yönelik saldırıları, ABD’yi bu ülkelerde yeniden büyük bir kara savaşına sürükleyebilir.
· İran’ın Nükleer Eşik Kararı (Oyun Değiştirici): En tehlikeli senaryo, rejimin varlığının tehdit altında olduğu bir durumda İran’ın nükleer eşiği geçerek bir nükleer silah üretmesi veya ürettiğini duyurmasıdır. Bu karar, bölgede zincirleme bir reaksiyonu tetikler:
· Suudi Arabistan ve Türkiye gibi bölgesel güçlerin derhal kendi nükleer silah programlarını başlatması veya Pakistan gibi mevcut nükleer güçlerden koruma garantisi (nükleer şemsiye) talep etmesi.
· İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yönelik son bir “varoluşsal” saldırıya kalkışması, bu kez belki de taktik nükleer silahlar kullanma ihtimalini bile gündeme getirmesi.
· Ortadoğu’da nükleer silahlanma yarışının başlaması, küresel güvenlik mimarisini (Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması – NPT) kökten çökertir ve dünyayı 1962 Küba Füze Krizi’nden bu yana en büyük nükleer hesaplaşmanın eşiğine getirir. Bu, savaşı doğrudan “küresel” ve “nükleer” bir boyuta taşır.
- Sonuç: Kontrolsüz Güç Kullanımının Bedeli
ABD-İsrail-İran savaşı, Batı’nın çöküşünü hızlandırma ile küresel bir savaşı tetikleme arasında hassas bir dengede ilerlemektedir. Sınırlı ve hedef odaklı bir operasyonun başarıyla sonuçlanması durumunda (örneğin Senarist 1 veya 2), ABD kısa vadeli bir stratejik kazanım elde edebilir; ancak bunun uzun vadeli meşruiyet ve istikrar maliyeti son derece yüksek olacaktır. Bölgesel müttefiklerin güveni sarsılacak, uluslararası hukuk daha da aşınacak ve yeni bir silahlanma yarışının temelleri atılmış olacaktır.
Çatışmanın kontrolden çıkması halinde ise (Senarist 4, 5, 6 veya 7), bölgesel bir savaşın küresel bir krize dönüşmesi kaçınılmazdır. Enerji sisteminin sarsılması, küresel ekonominin durgunluğa girmesi, ittifak bloklarının yeniden şekillenmesi ve en önemlisi nükleer silah kullanımı riskinin somut bir ihtimal haline gelmesi, savaşı Üçüncü Dünya Savaşı’na dönüştürebilecek domino taşlarıdır.
Bu koşullar altında, askeri seçeneğin bir politika aracı olarak bu kadar kolay ve büyük bir yıkım potansiyeliyle masada tutulması, 21. yüzyıl devlet adamlığının en büyük başarısızlıklarından biri olacaktır. Savaş sonrası Ortadoğu’nun ve küresel düzenin eski haline dönmesi ise mümkün görünmemektedir. Ortaya çıkacak yeni düzen, Batı’nın merkezde olmadığı, çok kutuplu, daha kırılgan ve çatışmaya daha açık bir yapı olacaktır.
Kaynakça
· Axios. (2026, Ocak 15). Trump’a Sunulan İran Savaş Senaryoları Arasında Hamaney’e Suikast da Var. Axios.com.
· BBC News. (2026, Şubat 10). İran’a Olası Saldırı: Yedi Senaryo ve Küresel Etkileri. BBC.com.
· Reuters. (2026, Şubat 5). Exclusive: Israeli Officials See ‘Irreconcilable’ Differences with Iran, Expect Conflict Soon. Reuters.com.
· Al-Arabiya. (2026, Ocak 28). Iranian Guards take control of Hezbollah command ahead of possible war. AlArabiya.net.
· Alkhudhari, A. Q. (2026, Şubat 1). Houthis’ Strategic Calculus in a US-Iran Conflict. Middle East Institute.
· The Wall Street Journal. (2026, Ocak 20). Gulf States Distance Themselves from US Strike Plans on Iran. WSJ.com.
· Uluslararası Kriz Grubu (ICG). (2026, Ocak). İran ve ABD: Uçurumun Kenarında (Middle East Report No. 245). ICG.
· Stratfor. (2026, Şubat 8). İran’ın Asimetrik Savaş Kapasitesi: Tehdit Değerlendirmesi. Stratfor.com.
· Financial Times. (2026, Şubat 12). Oil prices surge as Hormuz Strait closure fears mount. FT.com.
· Associated Press (AP). (2026, Şubat 10). US begins evacuating non-essential personnel from bases in Qatar, Bahrain. APNews.com.






Bir yanıt yazın