KADIN YAŞAM ÖZGÜRLÜK

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

Hayata hiç bir burkanın penceresinden baktınız mı?
O karanlık hücrenin dünyaya açılan küçük penceresinden?

Bir sabah gözlerinizi Kabil’in bir kasabasında,
küçük bir evin genç kızı olarak açtığınızı düşünün.

Dişiniz ağrıyor.
Dayanılmaz bir ağrı.
Diş hekimine gidemiyorsunuz.
Çünkü Taliban,
erkek diş hekimlerinin kadın hastalara bakmasını yasaklamış.
Bulunduğunuz kasabada kadın diş hekimi de yok.

Babanızla birlikte sokağa çıkmanız gerekiyor.
Burkanızı giyiyorsunuz.
Dünyaya açılan tek yer,
burkanın önündeki o küçük pencere.
Parmaklıkları andıran
sık dokumanın ardından bakıyorsunuz hayata.
Sokak, dar bir tünel gibi.
İnsanlar silik gölgelerden ibaret.
Renkler kaybolmuş.
Sesler boğuk.
Gördükleriniz az,
göremedikleriniz çok.
Yürüyorsunuz ama yürüyen siz değilsiniz.
Bakıyorsunuz ama gördüğünüz dünya size ait değil.
Yine de kendinizi şanslı sayıyorsunuz.
En azından henüz köle olarak bir erkeğe satılmadınız.
***
Ya da gözlerinizi açtığınızda
kendinizi Tahran’ın kenar mahallelerinden birinde,
bir apartman dairesinde buluyorsunuz.

Elektrikler kesik.
İnternet yok.
Dünya ile bağlantınız kopmuş.
Dünyayı bırakın,
şehrin öteki ucundaki ablanızdan bile
haber alamıyorsunuz.
Erkek kardeşiniz üç gün önce
protestolara katılmak için evden çıkmıştı.
Hâlâ dönmedi.
Hayatta mı?
Emin değilsiniz.
Söylentiler dolaşıyor.
Ölü sayısı beş bin diyen de var.
On bin diyen de.

Petrol zengini,
gaz zengini bu ülkede
bu sefaletin nedenini sorguluyorsunuz.
Ve korkuyorsunuz.
Sorgulamaktan korkuyorsunuz.
Saçınızın bir telinin bile görünmesinin
büyük günah sayıldığı bu ülkede,
böyle şeyler düşünmenin
nasıl bir günah olduğunu
tartıyorsunuz içinizde.

Ama sonra…
Korkunun yerini öfke alıyor.
Kapıyı kapatıp sokağa çıkıyorsunuz.
Kalabalığın içine karışıyorsunuz.
İlk kez yalnız değilsiniz.
İlk kez sesiniz, başka seslerle birleşiyor.
Bağırıyorsunuz:
“Zan, Zendegi, Azadi!”
Kadın, Yaşam, Özgürlük!
Yanınızdaki kız sizden daha yüksek bağırıyor.
Önünüzdeki yaşlı kadın yumruğunu havaya kaldırmış.
Bir an için,
bu ülkenin gerçekten sizin olabileceğini düşünüyorsunuz.

Sonra…
Sonra bir cop iniyor kafanıza.
Nereden geldiğini görmüyorsunuz.
Nedenini de bilmiyorsunuz.
Sert bir darbe.
Dizlerinizin bağı çözülüyor.
Asfaltın soğuk yüzü…

Sloganlar çığlığa,
çığlıklar uğultuya dönüşüyor.
Ve sonra…
Koca bir karanlık.
Şehrin içine gömüldüğü karanlıktan daha koyu.
Suskun kalan dünyanın sessizliğinden daha ağır.
Bu kez sadece dünya ile değil,
kendinizle de bağlantınız kopuyor.
***
Gözlerinizi açıyorsunuz.
Kâbus bitiyor.
Artık evinizdesiniz.

Bu topraklarda kadın olmanın,
her şeye rağmen
yaşamaya değer bir hayat anlamına gelmesinin
tesadüf olmadığını anlıyorsunuz.

Bir kadın olarak sokağa tek başına çıkabilmenin,
okula gidebilmenin,
seçme ve seçilme hakkına sahip olmanın
kendiliğinden değil,
bilinçli bir tercih olduğunu fark ediyorsunuz.

Bir halkın kaderini
dogmalarla değil,
akıl ve bilimle değiştirmeyi seçen
bir Cumhuriyetin,
kadını kul değil yurttaş sayan
laik bir düzenin
nasıl büyük bir kırılma olduğunu görüyorsunuz.

Ve bize bu Cumhuriyeti bırakan
Mustafa Kemal Atatürk’ün,
yalnızca bir asker ya da devlet adamı değil,
yüzyıllar sonrasını okuyabilen
bir dâhi olduğunu
işte tam bu noktada idrak ediyorsunuz.
***
“Gerçek İslam bu değil,”
dediğinizi duyar gibiyim.

Evet.
Bu değil.
İran’daki değil.
Afganistan’daki de değil.
Suudi Arabistan’daki hiç değil.
Ve nihayetinde
Türkiye’de yaşananın da
“İslam olmadığı” söyleniyor.

Peki hangisi?

İki milyar Müslümanın,
bin dört yüz yıldır aradığı
gerçek İslam hangisi?



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Feride Çelebi avatarı
    Feride Çelebi

    AKP, MHP, FETOCULARIN, ortak amacı, Türkiye’ deki kadınları bu duruma düşürmek.

    Önce kadınların kafalarına bir bez paçavrası taktılar, şimdi siyahlara büründüler.

    Dış görünüş ün, Allah, Peygamberle ne ilişkisi var. Erkek kısa şortlar la gezerken..!

    Toplumu bu hale getirenler, kimlerle ne amaç için çalışıyor??? Kime çalışıyor???

    Ben, Ankara Polatlı doğumluyum.(1950)
    Dedem, 5 torununu yaz tatilinde her sene Ankaraya gezmeye götürürdü.Tatil hediyesi.

    Önce Anıt Kabire, Sonra Ankara Saman Pazarına son olarak da, Hacı Bayramı Veli ziyaretine.

    Geçen yıl Ankarada işlerim nedeyinle, Hacı Bayramı Valiye uğradım, acaip bir halk Türemiş, çarşaflı siyah Afrika kökenli kadınlar, çoğunluğu Karadeniz bölgesinden gelmiş, sadece gözleri gözüken kadınlar.

    Hacı Bayramı Velinin kapısının önünde, sıra bekleyip, tek, tek girelim diye bir durum yok, herkes bir birini ite, kahkaha zorla içeriye girmeye çalışıyor. Türbenin girişi çok çirkin bir durumda, Ayakabıları sağa sola fırlatmışlar.

    Tam bir yobaz sürüsü görünümündeydi Türbenin içi ve dışı.

    Eskiden, her yer pırıl, pırıldı, insanlar tek tek içeri girer ibadetini yapardı. Ne siyah çarşaflı vardı, nede kafasında 3 başörtülü kadınlar.

    Bu kadınları kim bu kadar cahilleştirdi.

    1926,1930, 1950 yılarının resimlerine bakıyorsunuz, Türk kadınları, tertemiz, modern, toplum insanı. Örnek öğretmen, anne, bilim kadını…!

    Yıl 2026, çoğu kadının okumuşluğu, yazmışlığı yok. 12 yaşında hoca nikahı ile çoktan evlenmiş, çocuğu bile var.

    Türk kadınlarının geleceğini zindanlara atan bu kara bulutlar ın inşallah yakında ülkemizin üzerinden defolup gider.

    Uyan, kendine gel Türk kadını. Senin yerin zindanlar değil, sen en yüce yere laiksin. Sen Arap değilsin, sen asil bir modern bir Türk kadınısın.

    1. Mehmet Akif Bahadir avatarı
      Mehmet Akif Bahadir

      Yorumunuz ve hassasiyetiniz için teşekkür ederim.

      Farklı yaşam tarzlarına sahip kadınları karşı karşıya getirmek yerine, hepsinin onurlu ve özgür bir hayat sürebileceği bir toplumsal zemini konuşmamız gerektiğine inanıyorum.

      Mesele kimlikler değil; kadınların iradesi, hakları ve fırsat eşitliğidir.

      Saygılarımla.

  2. Behiye Aslan avatarı
    Behiye Aslan

    Konuşma gerekliliğine katılıyorum, ancak konu gene özgürlüklere, hukuka vs. çıkacak. Kim, nasıl konuşacak? Ağzınızı açsanız susturulacaksınız.

    1. Mehmet Akif Bahadir avatarı
      Mehmet Akif Bahadir

      Behiye Hanım, değerli yorumunuz için teşekkür ederim.

      Söylediğiniz kaygıyı anlıyorum. “Konuşsak da susturulacağız” duygusu, sanırım bugün birçok insanın içinde taşıdığı ortak bir tereddüt. Tam da bu nedenle konuşma gerekliliğini önemsiyorum. Çünkü susturulma ihtimali, konuşma ihtiyacını ortadan kaldırmıyor; aksine, onu daha anlamlı kılıyor.

      Elbette mesele özgürlüklere, hukuka, adalete çıkıyor. Zaten konuşmamız gereken yer de tam olarak orası. Kim konuşacak sorusuna gelince… Belki de herkes kendi bulunduğu yerden, kendi diliyle ve kendi cesareti ölçüsünde konuşacak. Büyük kürsülerden değilse bile küçük cümlelerle, küçük alanlarda.

      Susturulma ihtimali gerçek olabilir; ama tamamen susmak, o ihtimali baştan kabullenmek anlamına geliyor. Ben en azından konuşmanın, birbirimizi duymanın ve kaygılarımızı görünür kılmanın değerli olduğuna inanıyorum.

      Katkınız için tekrar teşekkür ederim. Bu tür itirazlar ve sorgulamalar, yazının kendisi kadar kıymetli.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar