Hilalin Gölgesinde: Orucun Kadim Kökenleri

Okuma Süresi:

8–12 dakika
❤️

İslam’ın beş şartı arasında yer alan Ramazan orucu, günümüzde büyük bir bağlılıkla ifa edilen temel ibadetlerdendir. Ancak bu ibadetin kökenlerine dair tarihsel ve arkeolojik araştırmalar, oruç ritüelinin İslam öncesi Arap Yarımadası’nda ve daha geniş Mezopotamya coğrafyasında yaşayan pagan toplulukların inanç sistemleriyle çarpıcı benzerlikler taşıdığını ortaya koymaktadır. Bu benzerliklerin merkezinde, hilal sembolüyle temsil edilen ve Araplar arasında farklı isimlerle anılan kadim bir ay kültü bulunmaktadır. Ayın evreleri, tarım toplumlarının yaşam biçimine doğrudan etki etmiş, dolayısıyla dini ritüeller de bu döngüye göre şekillenmiştir. Söz konusu kültün en dikkat çekici ritüellerinden biri, tıpkı Ramazan ayında olduğu gibi, hilalin görülmesiyle başlayıp bir ay süren ve bayramla sona eren bir oruçtur. Bu durum, sadece ibadet şeklinin değil, aynı zamanda ona yüklenen anlamın da tarih boyunca nasıl bir dönüşüm geçirdiğini anlamak açısından önemli ipuçları sunmaktadır.

Bu bağlamda en sık referans verilen topluluklardan biri, Harran Sabileri olarak da bilinen gruptur. Mezopotamya kökenli bu topluluk, ay tanrısı “Sin”e olan inançlarıyla tanınmaktaydı. Antik çağlardan beri Mezopotamya’da ay tanrısı Sin kültünün varlığı, kil tabletlere kaydedilmiş olup M.Ö. 3000’li yıllara kadar uzanmaktadır. Hatta Harran’daki ünlü Sin Tapınağı’nın M.Ö. 2000 yılı civarına ait kayıtları bulunmakta olup, Asur kralları tarafından onarıldığı ve krallık tacının bu tapınakta giyildiği bilinmektedir . Tarihsel kayıtlar, bu grubun M.Ö. 550 civarında Arap Yarımadası’nın kuzeyindeki Tayma bölgesine taşındığını ve inançlarını burada da sürdürdüğünü göstermektedir. Bu topluluk, dini ritüellerine başlamak için hilal ayını takip eder, şafaktan gün batımına kadar süren 30 günlük bir oruç dönemine girerlerdi. Ay tekrar hilal şeklini aldığında ise, ay tanrısı “Sin”in kendilerinden razı olduğuna inanarak kurbanlar keser ve bayram kutlamaları yaparlardı. Bu oruç sırasında sadece yemek, içmek ve cinsel ilişkiden değil, bazı durumlarda konuşmaktan dahi kaçındıkları bilinmektedir. Gnostik inanç sistemlerinde de oruç, ruhun kurtuluşa ermesi için gerekli ritüeller arasında sayılmaktaydı. Sâbii kutsal kitaplarında oruç, yalnızca fiziksel arzulardan değil, kötülüklerden uzak durma olarak tasvir edilmiş; gözün, kulağın, ağzın ve kalbin orucu gibi kavramlarla ahlaki bir arınma süreci olarak tanımlanmıştır .

İsimden İbadete: Putperest Bir Miras

İslam öncesi Arap paganizminin merkezinde, “en büyük ilah” anlamına gelen “Al-ilah” adı verilen bir baş tanrı bulunuyordu ve bu tanrı, sıklıkla ay ile sembolize edilmekteydi. Turan Dursun, bu konudaki kapsamlı çalışmalarında, “Allah” kelimesinin etimolojik olarak “Al-ilah”tan türediğine ve İslam öncesi Arap yazıtlarında bu ismin varlığına dikkat çekmiştir. O dönemde putperest Araplar, Kâbe’de bulunan 360 put arasında en büyük yeri Al-ilah’a (Hubal veya Sin ile özdeşleştirilen) veriyor, ona ellerini açarak dua ediyorlardı. Muhammed’in babasının isminin Abdullah (Al-ilah’ın kulu) olması da, bu ismin ne denli yaygın ve merkezi bir konumda olduğunun bir göstergesi olarak yorumlanmaktadır. Dursun’un üzerinde yıllarca çalıştığı “Kutsal Kitapların Kaynakları” adlı eseri, Kur’an, İncil ve Tevrat’taki pek çok kavramın kökenini binlerce yıl öncesine dayanan titiz bir çalışmayla incelemektedir. Bu eserinde Dursun, “Efendi Baba Tanrı” kavramı ve “Kral Tanrı’nın Yönetimi” gibi teolojik yapıların dahi kadim kaynaklara dayandığını ortaya koymuştur. Dursun’a göre Sâbiiler’in ritüellerinin tamamı, yani “rekat, rükû, secde” hepsi mevcuttu ve bu ibadet biçimleri daha sonraki dini geleneklere kaynaklık etmiştir .

Muazzez İlmiye Çığ ise Sumeroloji alanındaki çalışmalarıyla, bu teolojik sürekliliği çok daha eski bir tarihsel zemine oturtmaktadır. 1914 doğumlu Çığ, Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Sumeroloji, Hititoloji ve Arkeoloji eğitimi almış, ardından İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde 74 bin çiviyazılı belge üzerinde 33 yıl çalışmıştır . Onun “Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni” adlı kitabı, Sümer dini ve edebiyatından Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlığa, bu dinlerin kutsal kitaplarına ulaşan etkileri ve konuları belgeleriyle ve karşılaştırmalı olarak sunmaktadır. Çığ’a göre Sümerler, bu dinlerin çıkışından yüzlerce hatta binlerce yıl önce siyasal yaşamlarını yitirmiş olsalar da, efsaneleri, inançları ve geliştirdikleri çivi yazısıyla tüm Mezopotamya kavimlerini etkilemişler ve bu etki batı dünyasına kadar uzanmıştır. Onun çalışmaları, semavi dinlerdeki birçok kavramın kökeninin Sümerlere kadar izlenebileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Dinler tarihi araştırmacısı Bahriye Üçok da eserlerinde, İslamiyet’in ilk yıllarında Müslümanlarla müşrikler arasındaki mücadelede, ortak dini pratiklerin önemli bir yer tuttuğuna işaret eder. Müşrik Arapların da hac ibadetini yerine getirdikleri, Kâbe’yi tavaf ettikleri, kurban kestikleri ve oruç tuttukları bilinmektedir.

Ay Tanrısı Sin ve Mezopotamya Etkisi

Mezopotamya, tarihte bilinen ilk yerleşim ve inanç merkezlerinden biri olup, bu bölgedeki inanışlar arasında önemli bir yere sahip olan ay kültü, tarım toplumlarının yaşam biçimlerine doğrudan etki etmiştir. Ayın evrelerine göre şekillenen bu yaşam biçiminde ay tutulmaları dikkatle takip edilen önemli bir doğa olayı olarak karşımıza çıkmaktadır. Dönem insanlarının kullanmayı tercih ettiği ay takviminde tutulma dönemleri özellikle gözlemlenmiş ve çivi yazılı tabletlerde bunlara yer verilmiştir. Sin kültünün Mezopotamya’daki etkisi o kadar büyüktü ki, politik antlaşmalarda garantör tanrı olarak kabul edilmekteydi. Örneğin Hitit kralı ile Hurri kralı arasında M.Ö. 1380’de yapılan bir antlaşmada, Harran’ın Sin ve Şamaş tanrıları antlaşmanın garantörleri olarak yer almışlardır . Akademik araştırmalar, çeşitli doğa olaylarının Mezopotamya toplumları tarafından ay tanrısı Sin’in bir cezalandırma yöntemi veya uyarısı şeklinde yorumlandığını göstermektedir. State Archives of Assyria (Asur Devlet Arşivleri) ve Royal Inscriptions of the Neo-Assyrian Period (Yeni-Asur Dönemi Kraliyet Yazmaları), ay tanrısı Sin’in adının geçtiği çok sayıda kehanet ve devlet yazışması içermektedir. Ay tanrısının gazabından korunmak ve ay tutulması esnasında meydana gelen felaketlerden zarar görmemek adına yapılan uygulamalar, dini ve politik alanlarda önemli bir yer tutmaktaydı. Krallar tarafından alınan politik kararlarda (vekil kral atanması gibi) Mezopotamya’nın ay tanrısı Sin’in son derece etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Bu etkinin tek tanrılı dinlere yansımış olduğu Yahudilik kapsamında da tespit edilebilmektedir. Ay tutulmaları sırasında kötü kehanetlerden korunmak üzere icra edilen dini uygulamaların Eski Ahit’te yer alan bazı pasajlarla paralellik gösterdiği ortaya konulmuştur. Muazzez İlmiye Çığ da bu paralellikleri Sümer kaynaklarına kadar takip ederek, birçok dini ritüelin ve inanışın kökeninin bu kadim kültürlere dayandığını belgelemiştir. Ayrıca Harran’ın önemi, M.Ö. 10. yüzyılda Asur kenti gibi vergiden muaf tutulan ayrıcalıklı bir konuma sahip olmasından da anlaşılmaktadır. Hıristiyanlık öncesi Urfa paralarında Hilal şeklinde Ay resminin bulunması da, bölgedeki ay kültünün ne kadar yaygın ve köklü olduğunu gösteren bir başka kanıttır .

Ramazan Ayının İsimlendirilmesi ve Tarihsel Köken

İslam Ansiklopedisi’nde yer alan bilgilere göre, ramazan kelimesi sözlükte “günün çok sıcak olması, güneşin kum ve taşları çok ısıtması” anlamlarındaki ramad masdarından türemiştir. Klasik kaynaklarda bu aya ramazan adının verilmesiyle ilgili farklı açıklamalar yer alsa da, en fazla kabul gören yoruma göre bu ay rastladığı mevsim gereği çok sıcak ve yakıcı bir özelliğe sahip olduğu için bu adla anılmıştır. Ancak daha dikkat çekici olan, ramazan ayının İslam’dan önceki adlandırılmalarıdır. Kaynaklara göre bu ay, Arab-ı bâide (Âd ve Semûd) döneminde “deymur” veya “ẕeymur” diye adlandırılıp senenin bu ayla başlatıldığı, Arab-ı âribe döneminde de “nâtık” veya “nâfik” ismiyle anıldığı, ramazan isminin ise hicrî takvimde yer alan diğer ay isimleriyle birlikte Arab-ı müsta’ribe devrinde kullanılmaya başlandığı nakledilmektedir. Bazı kaynaklarda, bu isimlerin milâdî V. yüzyılın başlarında Hz. Muhammed’in beşinci dedesi Kilâb b. Mürre tarafından belirlendiği kaydedilmektedir. Bu bilgiler, ramazan ayının ve dolayısıyla bu ayda tutulan orucun, İslam’dan yüzyıllar önceye dayanan bir geleneğin parçası olduğunu göstermektedir.

Taberî’nin “Peygamberler ve Melikler Tarihi” (Târîhu’l-ümem ve’l-mülûk) adlı eseri, yaratılıştan 302 (915) yılına kadar meydana gelen olayları anlatan kapsamlı bir tarih kitabıdır . Taberî bu eserinde, İslam öncesi Arap toplumunun dini ve sosyal yapısı hakkında da detaylı bilgiler sunar. Eserin Câhiliye devri Arap tarihini anlatan bölümlerinde, dönemin dini pratiklerine dair önemli kayıtlar bulunmaktadır. Taberî’nin aktardığına göre, İslam öncesi Araplar Kâbe’yi kutsal sayar, hac ibadetini yerine getirir ve çeşitli zamanlarda oruç tutarlardı. Taberî’nin yöntemi, naklettiği rivayetlerin doğruluğu üzerinde fikir belirtmeksizin sorumluluğu haberleri nakledenlere bırakmak, kabul edilip edilmemesiyle ilgili kararı da okuyucuya bırakmaktır . Turan Dursun’un yaklaşımıyla, kırk yılını müşrik bir toplumda geçirmiş bir elçinin ve onun ilk muhataplarının, eski inanç ve ritüellerin tamamen dışında yepyeni bir sistem kurması sosyolojik ve tarihsel olarak beklenen bir durum değildir. Dursun, eserlerinde bu tür tarihsel süreklilikleri sistematik bir biçimde ele alarak, kutsal kitaplardaki kavramların kökenlerini sorgulamıştır. Ayrıca Sâbiilik’teki kurban ritüelinde baş tanrı Sin’in ön plana çıktığını ve törenlerde özel bir yerinin olduğunu, kutsal kitaplarda uzun uzun anlatıldığını belirtir. Ay Tanrısı’nın doğum günü inanca göre Ocak ayında kutlanıyordu ve bu gelenek daha sonra Hıristiyanlığa da yansımıştır .

Tarihsel Süreklilik ve Dönüşüm

Taberi gibi erken dönem İslam tarihçilerinin kayıtları, İslam öncesi Arap toplumunun dini ve sosyal yapısı hakkında detaylı bilgiler sunar. Bu kaynaklar, Arapların Allah’a inanmakla birlikte O’nun kızları olduğuna inandıkları Lat, Uzza ve Menat gibi putları da şefaatçi kıldıklarını anlatır. Bu durum, İslam öncesi dönemde Allah kavramının tam anlamıyla tevhid esasına dayanmadığını, daha büyük bir panteonun baş tanrısı konumunda olduğunu göstermektedir. Muazzez İlmiye Çığ’ın Sümer kaynaklarında gösterdiği gibi, tanrılar panteonu ve hiyerarşisi kavramı, Mezopotamya’dan tüm Ortadoğu’ya yayılan kültürel bir mirastır. Çığ’ın üzerinde çalıştığı 74 bin çiviyazılı belge, bu kültürel mirasın somut kanıtlarını oluşturmaktadır . Hz. Muhammed’in tebliğinin temel hedeflerinden biri, bu çoktanrıcı yapıyı yıkarak Allah’ın birliği (tevhid) inancını tesis etmek olmuştur. Ancak, sosyolojik ve tarihsel olarak bakıldığında, eski inanç ve ritüellerin tamamen terk edilmesi yerine dönüştürülmesi daha olağandır. Nitekim hac ibadetindeki Kâbe’yi tavaf, Safa ile Merve arasında sa’y etmek, şeytan taşlamak gibi ritüellerin yanı sıra Ramazan orucunun da İslam öncesi dönemde var olan uygulamalar olduğu anlaşılmaktadır. Sâbiilik’te de benzer şekilde hac, kurban, oruç ve namaz gibi ibadetler mevcuttu. Hatta Turan Dursun’a göre Sâbiiler’de namaz, rekat, rükû ve secde gibi unsurların tamamıyla birlikte uygulanmaktaydı .

İslamiyet, bu kadim ritüelleri tamamen reddetmek yerine, onları tevhid inancına uygun yeni anlamlarla yeniden yorumlamış ve kendi bünyesine dâhil etmiştir. Hicri takvimin ay yılına göre düzenlenmesi, hilalin ibadetler için bir zaman ölçüsü olarak kabul edilmesi ve oruç ibadetinin Ramazan ayına tahsis edilmesi, bu kadim ay kültünün izlerini taşıyan bir miras olarak değerlendirilebilir. Hıristiyanlık öncesi Urfa paralarında bulunan hilal şeklindeki Ay resmi, bu sembolün bölgede ne kadar köklü bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir . Turan Dursun’un ifadesiyle “binlerce yıl derinliklere uzanan titiz çalışma” ile ortaya konulan bu miras, eski pagan ritüellerin zamanla şekil değiştirerek yeni bir inanç sisteminin özünü oluşturduğu tarihsel bir sürekliliğe işaret etmektedir. Bu dönüşüm süreci, dinler tarihinin en temel dinamiklerinden birini oluşturmakta ve inanç sistemlerinin nasıl evrildiğini anlamak açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir.

Sonuç

Ramazan orucu ve hilal sembolü, sadece İslam dinine özgü kavramlar olmayıp, kökleri Mezopotamya’nın kadim ay kültlerine, özellikle de ay tanrısı “Sin”e dayanan tarihsel bir mirasın parçasıdır. Harran Sabileri’nin uygulamaları, bu mirasın en somut örneklerinden birini teşkil etmekte ve İslam öncesi Arap paganizmi ile İslam ritüelleri arasındaki paralellikleri gözler önüne sermektedir. M.Ö. 2000 yılına kadar uzanan Sin tapınağı kayıtları ve Asur krallarının bu tapınağa verdiği önem, ay kültünün bölgedeki kadim varlığını kanıtlamaktadır . Turan Dursun ve Muazzez İlmiye Çığ gibi araştırmacıların çalışmaları, bu tarihsel sürekliliği ve kültürel etkileşimi anlamak açısından önemli perspektifler sunar. Dursun, kutsal kitapların kavramsal dünyasının kökenlerini sorgularken; Çığ, Sümer tabletlerinden hareketle bu kavramların binlerce yıl öncesine uzanan izlerini sürmektedir. Çığ’ın 74 bin çiviyazılı belge üzerindeki 33 yıllık çalışması, bu izlerin ne kadar derin olduğunu göstermektedir . Sâbiilik’teki ibadet biçimleri, oruç anlayışı ve kurban ritüelleri, günümüz dini pratikleriyle çarpıcı benzerlikler taşımaktadır . Tüm bu veriler, İslamiyet’in putperestlikten tamamen arınmış, bütünüyle yeni bir din olarak doğmadığını, aksine, kendisinden önceki kültürlerin ve inançların derin izlerini taşıyan bir gelenek üzerine inşa edildiğini göstermektedir. Bu durum, dinlerin boşlukta doğmadığını, içinde bulundukları kültürel ve tarihsel bağlamdan derin biçimde etkilendiklerini anlamak açısından önemlidir.

Kaynakça

Çığ, Muazzez İlmiye. Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni. İstanbul: Kaynak Yayınları, 1995.

Dursun, Turan. Kutsal Kitapların Kaynakları I-II-III. İstanbul: Kaynak Yayınları.

Dursun, Turan. Kur’an Ansiklopedisi.

Fayda, Mustafa. “TÂRÎHU’l-ÜMEM ve’l-MÜLÛK”. TDV İslâm Ansiklopedisi. Ankara: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 2011.

Günay, Hacı Mehmet. “RAMAZAN”. TDV İslâm Ansiklopedisi. Ankara: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 2007.

Kalender, Fırat. “Ay Tanrısı Sin Tapınağı”. Facebook Paylaşımı, 2017.

“Kadim Bir Din Sâbiilik ve Günümüze Etkileri (Bölüm 2)”. Evrim Ağacı Blog.

“Sin Kültünde Ay Tutulmasının Politik ve Dini Etkileri Üzerine Bir Değerlendirme”. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi.

Messadie, Gerald. Şeytanın Genel Tarihi. Çeviren: Işık Ergüden. İstanbul: Kabalcı Yayınları, 1998.

Doyar, C. Doğan. Zamanın Gerçek Tarihi. İstanbul: Berfin Yayınları, 2015.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar