İslam’ın doğuşu ve gelişimi, tarih boyunca farklı perspektiflerden ele alınmış ve tartışılmıştır. Geleneksel İslam anlatısının yanı sıra, özellikle 20. yüzyılda ortaya çıkan eleştirel yaklaşımlar, İslam’ın kökenlerini İslam öncesi Arap paganizmi ve diğer antik inanç sistemleriyle ilişkilendirerek sorgulamıştır. Türkiye’de bu eleştirel geleneğin en önemli temsilcileri arasında Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ ve eski müftü Turan Dursun yer almaktadır. Her iki düşünür de farklı disiplinlerden gelen bilgi birikimleriyle, İslam’daki bazı kavram, ritüel ve inançların kökenini sorgulamış ve bu sorgulamalarını akademik bir zemine oturtmaya çalışmışlardır .
Çığ, Sümeroloji alanındaki uzmanlığına dayanarak İslam öncesi Mezopotamya inançları ile İslam arasında paralellikler kurarken; Dursun, İslami kaynakların eleştirel bir okumasını yaparak Hz. Muhammed’in hayatı ve İslam’ın erken dönemi hakkında alternatif yorumlar geliştirmiştir . Her iki düşünürün çalışmaları, Türkiye’de din eleştirisi literatürünün şekillenmesinde önemli rol oynamış ve geniş bir okur kitlesi tarafından ilgiyle takip edilmiştir. Bu çalışma, adı geçen yazarların özellikle Hacerü’l-Esved (Kara Taş) kültü ve “Allah” kavramının kökeni hakkındaki görüşlerini, İslam öncesi Arap inançları bağlamında ele alarak analiz etmeyi amaçlamaktadır.
İslam Öncesi Arap İnanç İklimi ve Putperestlik
İslam öncesi Arap toplumu, çok tanrılı bir inanç sistemine sahipti ve bu sistem içerisinde farklı kabilelerin kendilerine özgü putları bulunmaktaydı. İbnü’l-Kelbî’nin “Putlar Kitabı” (Kitabü’l-Asnâm) adlı eserinde detaylandırdığı üzere, Kâbe’de 360’tan fazla put bulunuyor ve Araplar bu putlara çeşitli ritüellerle tapınıyorlardı . Ancak bu putperestlik, basit bir nesne tapınımından ibaret değildi. Araplar, evrenin yaratıcısı olarak kabul ettikleri yüce bir tanrı olan “Allah”ın varlığını kabul ediyor, ancak putları O’na ortak koşuyorlardı . Bu durum, Kur’an’da da “Andolsun ki onlara: ‘Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?’ diye soracak olsan, mutlaka ‘Allah’ derler” (Ankebût, 61) şeklinde ifade edilmiştir.
Arapların putlara yükledikleri anlam, işlevsel bir nitelik taşıyordu. Putlar, yüce tanrı ile insanlar arasında aracı konumundaydı ve onlardan şifa, bereket, zafer gibi taleplerde bulunuluyordu . Bu bağlamda putlar, salt tapınılan nesneler olmanın ötesinde, toplumsal ve bireysel ihtiyaçların karşılanmasında aracı rolü üstleniyorlardı. Aynı zamanda Haniflik adı verilen ve İbrahim’in dinine bağlı kalan tek tanrılı gruplar da varlıklarını sürdürmekteydi . Bu çeşitlilik, İslam öncesi Arap yarımadasının inanç açısından homojen olmadığını, aksine farklı inanç sistemlerinin bir arada yaşadığı karmaşık bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.
Hacerü’l-Esved’in Kutsallığı ve Pagan Köken Tartışmaları
Kâbe’nin doğu köşesinde yer alan Hacerü’l-Esved (Kara Taş), İslam geleneğinde cennetten indirildiğine inanılan ve ilk halinin beyaz olduğu, insanların günahları nedeniyle karardığı rivayet edilen kutsal bir taştır . Müslümanlar hac ve umre ibadetleri sırasında bu taşı selamlamakta, öpmekte veya uzaktan işaret etmektedirler. Hz. Ömer’in taşa hitaben söylediği “Biliyorum ki sen bir taşsın, ne bir faydan ne de zararın vardır. Ben Rasulullah’ın seni öptüğünü görmeseydim, seni asla öpmezdim” sözü, İslami perspektiften taşa atfedilen anlamı özetlemektedir.
Muazzez İlmiye Çığ, bu taşın kökeni hakkında oldukça farklı bir teori öne sürmektedir. Çığ’a göre Hacerü’l-Esved, antik dönemde Friglerin bereket tanrıçası Kibele’nin (Kybele) vajinasını temsil etmektedir . Bu iddia, taşın şekli ve antik kültürlerdeki bereket sembolleriyle ilişkilendirilmektedir. Çığ’ın yaklaşımı, dinlerin kökenini antik pagan kültürlerine dayandıran karşılaştırmalı dinler tarihi metodolojisine dayanmaktadır. Ona göre, birçok dini ritüel ve kutsal nesne, daha eski inanç sistemlerinden devşirilmiş ve yeni dinin teolojik çerçevesine uygun hale getirilmiştir .
Turan Dursun perspektifinden yapılan değerlendirmelerde ise Hacerü’l-Esved, İslam öncesi Arap putperestliğinin bir kalıntısı olarak yorumlanmaktadır . Bu görüşe göre, Hz. Muhammed’in peygamberliğinden önce Kâbe’nin yeniden inşası sırasında taşın yerleştirilmesi konusundaki anlaşmazlığı çözmesi, taşın İslam öncesi dönemde de kutsal kabul edildiğini göstermektedir. Ayrıca, taşa yönelik saygı, öpme ve selamlama eylemleri, tapınmanın farklı biçimleri olarak değerlendirilmekte ve bu ritüellerin putperestlikten devralındığı ileri sürülmektedir . Taşın fiziksel özellikleri ve tarih boyunca maruz kaldığı tahribat da, onun doğal bir nesneden ibaret olduğu tezini güçlendirmek için kullanılmaktadır.
“Allah” Kavramının Kökeni ve Ay Tanrısı Tezi
Muazzez İlmiye Çığ’ın en tartışmalı tezlerinden biri, “Allah” kavramının İslam öncesi dönemde bir ay tanrısı olan El-ilah’tan türediği iddiasıdır . Bu görüşe göre, İslam öncesi Araplar çok tanrılı bir inanca sahipti ve panteonlarında ay tanrısı El-ilah önemli bir yer tutuyordu. Hz. Muhammed, diğer putları tasfiye ederken en güçlü put olan El-ilah’ı korumuş ve onu tek tanrı ilan etmiştir. Çığ, bu iddiasına kanıt olarak Hz. Muhammed’in babasının adının Abdullah (Allah’ın kulu) olmasını göstermekte ve bu ismin İslam öncesinde de kullanıldığını vurgulamaktadır . Ayrıca camilerin tepesindeki hilal sembolünü de ay tanrısı kültünün günümüze ulaşan bir kalıntısı olarak yorumlamaktadır.
Turan Dursun’un görüşlerini yansıtan kaynaklarda ise “Allah” kelimesinin dilbilimsel olarak “Al-ilah” (tek ilah/tanrı) tamlamasından türediği ve İslam öncesi Arap paganlarının en yüce tanrısına verdikleri isim olduğu belirtilmektedir . Bu pagan inancında Al-ilah’ın, Al-lat, Al-Uzza ve Al-Menat adında üç kızı olduğuna inanılırdı. Kur’an’da Necm suresinde adı geçen bu üç tanrıça, putperest Arapların taptığı varlıklardı. Dursun’un yaklaşımı, İslam öncesi dönemde Arapların Ramazan ayında oruç tutmaları, Kâbe’yi tavaf etmeleri ve hac ibadeti yapmaları gibi birçok uygulamanın İslam tarafından devralındığı tezine dayanmaktadır .
Bu iddialara karşılık, İslam alimleri ve birçok akademisyen “Allah” kelimesinin Arapça’da “el-İlah” (tanrı) kelimesinin birleşmesiyle oluştuğunu, ancak bunun belirli bir putun adı olmadığını savunmaktadır. İslam öncesi dönemde Arapların yüce bir yaratıcı fikrine sahip oldukları, ancak putları O’na ortak koştukları bilinmektedir . Hilal sembolünün İslam’da kullanımı ise Osmanlı dönemine kadar uzanmakta olup, ay tanrısı kültüyle doğrudan bir ilişkisi bulunmamaktadır.
Hz. Muhammed’in Hayatına Yönelik Eleştirel Yaklaşımlar
Turan Dursun, “Din Bu” serisi kapsamında yayımladığı eserlerde, Hz. Muhammed’in hayatını İslami kaynaklar üzerinden eleştirel bir okumaya tabi tutmuştur. Dursun’un iddiaları genellikle Hz. Peygamber’in özel hayatı ve dönemindeki bazı savaşlar etrafında şekillenmektedir . Ona göre, Hz. Muhammed’in çok sayıda evlilik yapması, özellikle Hz. Aişe ile evliliği, Cüveyriye bint Hâris ve Zeyneb bint Cahş ile olan evlilikleri, şehvani dürtülerle açıklanmalıdır . Ayrıca, Ureyneliler, Ka’b b. Eşref ve Kinâne b. Rebî’in idamı gibi olayları, Hz. Muhammed’in şiddete meyilli olduğu ve adaletsiz kararlar verdiği iddiasıyla eleştirmektedir.
Akademik çalışmalar, Dursun’un bu iddialarını değerlendirirken, onun olayları bağlamından kopararak yorumladığını ve bazı durumlarda hayali kurgulara başvurduğunu belirtmektedir . Örneğin, Cüveyriye bint Hâris’in 13 yaşında Hz. Peygamber’le evlendiği iddiası, kaynaklarda bu bilgiyi doğrulayacak bir veri bulunmaması nedeniyle eleştirilmektedir. Benî Kurayza Gazvesi’nde uygulanan idamın sebeplerini bilmesine rağmen bunları görmezden gelmesi de metodolojik bir eksiklik olarak değerlendirilmektedir . Bununla birlikte, Dursun’un iddialarını temellendirirken ilk dönem İslami literatüre müracaat etme çabası, onun çalışmalarını diğer popüler eleştirilerden ayıran önemli bir özelliktir.
Eleştirel Yaklaşımların Metodolojik Temelleri ve Sınırlılıkları
Muazzez İlmiye Çığ ve Turan Dursun’un çalışmaları, farklı metodolojik yaklaşımlara dayanmaktadır. Çığ, karşılaştırmalı dinler tarihi ve filoloji yöntemlerini kullanarak, İslam’daki bazı kavram ve ritüellerin Sümer, Babil ve diğer antik Ortadoğu medeniyetlerindeki kökenlerini araştırmaktadır . Onun çalışmaları, dinlerin birbirlerinden etkilendiği ve tarihsel süreç içinde dönüştüğü tezine dayanmaktadır. Ancak, bu tür karşılaştırmalı çalışmaların en önemli sorunu, benzerliklerin doğrudan etkileşimin kanıtı olarak yorumlanmasıdır. İki farklı kültürde benzer motiflerin bulunması, her zaman doğrudan bir kültürel aktarım anlamına gelmemekte, insan zihninin evrensel işleyişiyle de açıklanabilmektedir .
Turan Dursun’un yaklaşımı ise, İslami kaynakların eleştirel bir okumasına dayanmaktadır. O, geleneksel İslam anlatısının dışına çıkarak, hadis ve siyer kaynaklarındaki çelişkileri, abartılı anlatımları ve mantıksal tutarsızlıkları ortaya koymaya çalışmaktadır . Bu yaklaşım, tarihsel eleştiri yönteminin İslami kaynaklara uygulanması olarak değerlendirilebilir. Ancak, Dursun’un çalışmalarında zaman zaman bağlamdan koparma, parçacı yaklaşım ve anakronizm gibi metodolojik sorunlar gözlemlenmektedir . Ayrıca, onun iddialarını dile getirirken toplumun dini değerlerine yönelik saygısız bir üslup kullandığı da eleştirilmektedir.
Her iki düşünürün çalışmalarının ortak noktası, İslam’ın kutsal metinlerini ve kurumlarını tarihsel bir perspektiften ele alarak sorgulamalarıdır. Bu sorgulama, dini fenomenlerin beşeri kökenlerini ortaya koymayı amaçlamakta ve böylece din eleştirisi literatürüne önemli katkılar sunmaktadır. Bununla birlikte, her iki yaklaşımın da kendi içinde bazı metodolojik sınırlılıklar taşıdığı ve bu sınırlılıkların dikkate alınması gerektiği açıktır.
Sonuç
Muazzez İlmiye Çığ ve Turan Dursun, Türkiye’de İslam’ın kökenlerine dair eleştirel düşüncenin gelişmesine önemli katkılar sunmuş iki düşünürdür. Çığ, Sümeroloji alanındaki uzmanlığına dayanarak İslam’daki bazı kavram ve ritüellerin antik Mezopotamya inançlarıyla olan benzerliklerine dikkat çekerken; Dursun, İslami kaynakların eleştirel bir okumasını yaparak Hz. Muhammed’in hayatı ve İslam’ın erken dönemi hakkında alternatif yorumlar geliştirmiştir. Her iki düşünürün de Hacerü’l-Esved ve “Allah” kavramının kökeni hakkındaki görüşleri, İslam öncesi Arap paganizmi ile İslam arasındaki sürekliliklere işaret etmekte ve bu yönüyle dikkat çekmektedir.
Bu eleştirel yaklaşımlar, din fenomeninin beşeri kökenlerini anlamaya yönelik önemli çabalardır. Ancak, bu tür çalışmaların metodolojik olarak bazı sınırlılıklar taşıdığı da göz ardı edilmemelidir. Karşılaştırmalı dinler tarihi çalışmalarında benzerliklerin doğrudan etkileşim olarak yorumlanması sorunu, tarihsel eleştiri yönteminde ise bağlamdan koparma ve parçacı yaklaşım riski bulunmaktadır. Bu nedenle, söz konusu eleştirel perspektifler değerlendirilirken, hem sundukları katkılar hem de taşıdıkları sınırlılıklar birlikte ele alınmalıdır.
Türkiye’de din eleştirisi literatürünün gelişiminde önemli bir yere sahip olan bu iki düşünürün çalışmaları, günümüzde de geniş bir okur kitlesi tarafından ilgiyle takip edilmekte ve tartışılmaya devam etmektedir. Onların ortaya koyduğu sorular ve iddialar, İslam’ın kökenleri ve erken dönem gelişimi hakkındaki akademik tartışmalara önemli bir katkı sunmakta ve bu konuların daha derinlemesine incelenmesi gerektiğini göstermektedir.
Kaynakça
Akdemir, Ferhat. “Ateizmin Tarihi Üzerine Kısa Bir Deneme”. Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 18-19 (Ocak 2005), 347-363.
Aksu, Ali. “İfk Olayı Üzerine Bir Değerlendirme”. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 8/1 (Haziran 2004), 1-22.
Arslan, İhsan. “Hz. Peygamber’in Zeyneb bint Cahş ile Evliliğinin Değerlendirilmesi”. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi 12/64 (Haziran 2019), 938-945.
Atay, Hüseyin. “İslam’dan Önce Arap Yarımadasında Putperestlik ve Yayılışı”. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 6/1 (Nisan 1957), 80-98.
Brockelmann, Carl. İslam Milletleri ve Devletleri Tarihi. çev. Neşet Çağatay. Ankara: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, 1964.
Crone, Patricia. “The Rise of Islam in the World”. The Cambridge Illustrated History of the Islamic World. ed. Francis Robinson. 2-31. Cambridge: Cambridge University Press, 1996.
Çağatay, Neşet. İslamdan Önce Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı. Ankara: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, 1957.
Çığ, Muazzez İlmiye. Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni. İstanbul: Kaynak Yayınları, 1995.
Dursun, Turan. Din Bu-2 Hz. Muhammed. İstanbul: Kaynak Yayınları, 1990.
Eliade, Mircea. Dinler Tarihine Giriş. çev. Lale Arslan. İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2003.
Günaltay, M. Şemseddin. İslam Öncesi Arap Tarihi. Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2006.
Gündüz, Şinasi. “Arap Paganizmi Cahiliye: Kur’an’ın İndiği Tarih”. Siyer Dersleri – Mekke Dönemi. ed. İbrahim Söylemez. 79-101. Malatya: Malatya Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2018.
İbn al-Kalbi. Putlar Kitabı (Kitab al-Asnam). çev. Beyza Düşüngen. Ankara: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, 1968.
Kaplan, Hasan. “Bir İnanç Aşaması Olarak Haniflik”. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 10 (2017), 7-23.




Bir yanıt yazın