Halkevleri, Fikret’in Promete şiirinde anlattığı gibi milli ülküyü halka taşımak ve yüzyılların taba/ marabası halkın yurttaşlaştırılması için 11 Şubat 1932’de açılır.
– Cumhuriyet Halk Fırkası’nın (CHP)’nın 3. kurultayında(10-18 Mayıs 1931), Türk Ocakları’nın işlevini tamamladığı için kapatılarak yerine, Halkevlerinin açılması kararlaştırılır.
-Gerçekleştirilen devrimlerin özümsenmesi ve milletin gönencinin artırılmasının yolu halkın eğitinden geçmektedir
-Ulus devlet ve Cumhuriyet değerleri konusunda yurttaşların bilinçlendirilmesini esas alarak hareket eden Halkevleri, 1930’lar Türkiye’sinin en önemli eğitim ve kültür kurumlarıdır.
-Aydınlarla halkın iletişim kurduğu sınıfsız, kaynaşmış bir toplum olmanın zeminini hazırlayan yerler olur.
-Okuma yazma bilenlerinin oranının artmasında, dil ve tarih tezlerinin anlatılmasında; gerek yayınları, gerekse düzenledikleri konferanslar ve temsillerle kültürel beğeni düzeyinin yükselmesinde çok önemli işlevi olur
-Kuruldukları dönemde yüklenen işlev göz önüne alındığında, Cumhuriyet döneminin pek çok idealinin gerçekleşmesine büyük katkıları olur.
-1948 yılına gelindiğinde halkevi olmayan il, halkevi veya halkodası olmayan ilçe merkezi kalmamıştır.
Bu kurumların açılması, görevini yapmasında özveriyle görev yapmış insanlarımızı saygıyla anıyorum. 1.02.02026 Ç.ba
***

İlk cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Cumhuriyetin 10.yıldönümünde Ankara Hipodrom’da 29 Ekim 1933’te Türk milletine hitaben yaptığı konuşmasında:
Türk milletinin bireylerinin “hukuksal bir düzeye” çıkartılması gerektiği bilinciyle, “Yurttaşlarım!” diye başlar.
Ve “Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.” der ve dünyada önemli bir yeri olan “yüksek Türk kültürü”ne yaslanan Ankara’da yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının yapılan işlerin en büyüğü olduğunu vurgular. Bu görkemli başarının elde edilmesinde “Türk milletinin ve onun değerli ordusunun” birlik ve beraberlik içinde, büyük bir kararlılıkla, öz veriyle çalışmasının sonucu olduğunu vurgular.
Bununla Türk milletinin karşılaşacağı zorlukları çözmenin de anahtarını dile getirir. Bunun için iç cepheyi sağlam tutmanın, yurtta barışı sağlamanın, birlik ve beraberlik içinde hareket etmenin, dönemin ihtiyaçlarına göre donatılmış güçlü bir orduyla birlikte hareket etmenin önemini belirtir.
Yapılanları yeterli görmeyen, ulaşılan düzeyin üstüne çıkılması gerektiğin işret eden mazlum milletlerin de önderi “Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mâmur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.” sözleriyle geçmişin eleştirisini ve on yılın başarısının geleceğe devredilmesinin ölçütlerini de ortaya koyar.
Ve “Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız.” der.
Türk milletinin özelliklerini “… Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü,Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.” sözleriyle anlatır.
Türk milletinin sahip olduğu bu özelliklerin korunup geliştirilmesi konusunda ise “ Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür. ” demesi millete bir direktifidir.
Genel anlamda Türk milletinin sahip olduğu özelliklerin başta eğitim-öğretim olmak üzere her çeşit araçla geliştirmenin, ileriye götürmenin bir “ milli ülkü” olduğunu vurgulayarak devam eder: “Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakikî huzurun temini yolunda, kendine düşen medenî vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.” diyerek, Türk milletinin “insanlık idealini” ortaya koyar.
Konuşmasının sonunda Gazi Mustafa Kemal; “Büyük Türk Milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı inan ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medenî âlem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin(gelecek) yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.” der ve yine Türk milletine seslenerek, “Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.” sözleriyle, her on senede Cumhuriyet Bayramını çağdaş uygarlık düzeyine, hatta üstüne çıkmış, refah düzeyi yüksek bir şekilde, mutluluk ve huzur içinde kutlaması dileğinde bulunmuştur.
Konuşmasını Gazi “Ne mutlu Türk’ün diyene” diyerek, bir anlamda milletleşmeye vurgu yapmıştır . Cumhuriyeti emanet ettiği gençlik için bu söylevi ilham kaynağı, yolunu aydınlatacak meşale niteliğindedir. (1)
(*)Padişahın tebaa (kulu) ve ağanın marabası(yarıcı)
( 1)Tahir KODAL’ın yazısının özetidir)




Bir yanıt yazın