Çarıklı diplomat

Okuma Süresi:

14–21 dakika
❤️

İRAN İLE İLGİLİ BİR TELEVİZYON KANALINA VERDİĞİM DEMECİN ÖZETİNİ YÜKSEK BİLGİLERİNE SUNUYORUM

Muhabir:Bugün çok değerli bir konuğumuz var.

Sayın Vahit Özdemir. Kendisi kıdemli emekli diplomatlarımızdan birisi.
Efendim yayınımıza hoş geldiniz.

VÖ:Çok teşekkür ederim. Sağolun.

Muhabir :Siz uzun yıllar İran’da hizmet verdiniz değil mi efendim?

VÖ:Evet. 1978-1982 yılları arasında İran’da 4 yıl görev yaptım.
Şah zamanı, Humeyni’nin gelişi, ciddi toplumsal olaylara,İran – Irak savaşı ve Tahran’daki ABD Büyükelçiliğinin işgali dahil hepsininin canlı şahidiyim.

Muhabir:Hepsini biliyorsunuz tabii. Bir de Sayın Vahit Özdemir’in Çarıklı Diplomat diye bu diplomasideki tecrübelerini aktardığı bir de bir eseri var. Bir kitabı var.
Gerçekten kendisini kutluyoruz.
Çok önemli bir eser.
Yani tarihin her noktasına, bizim siyasi tarihimizin her noktasına orada değinmişsiniz ve dokunmuşunuz.
Efendim Siz dış siyaseti iyi biliyorsunuz. Özellikle İran konusu.
Bugün izin verirseniz İran konusunda bir takım sorularım olacak Size.
Şimdi İran’ın kendi iç dinamikleri vesaire ondan ziyade şimdi artık
Amerika’nın bu Ortadoğu’da yeniden dizayn etmeye çalıştığı, yeniden yapılandırmaya çalıştığı bir girişimleri var.
Bunu gözlemliyoruz hep birlikte.
İşte İsrail’le birlikte İran’a bir saldırı gerçekleştirdiler ve her gittiği yerde de şunu söylüyor.
İşte ben Size demokrasi getireceğim.
İnsan haklarını buraya getireceğim. Ama öbür taraftan bakıyoruz geçen işte Amerikan güvenlik güçleri bir masum vatandaşı yolun ortasına vurdular.
Şimdi önce Sen bir kendi iş işini dizayn et de ondan sonra demokrasi , insan hakları dersini vermeye ondan sonra
başlarsın.
Şimdi bir de bu son protesto gösterilerinde birden Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu da sürgündeki oğlu da
kendisi ön plana çıktı.
Hatta Trump’ın yardımcısıyla bir görüşme yapmışlar.
İşte bunu haber bekle bizden diyorlar.
Ne oluyor efendim İran’da bu çercevede baktığımızda?
Yani bu tamamen Amerika’nın böyle yönlendirdiği ve altını doldurduğu bir girişim midir bu?
Nasıl değerlendiriyorsunuz
Efendim?

VÖ:Şimdi önce şunu söyleyelim.
Amerika bana göre bir devlet değil, bir menfaat şirketi. Yani 72,5 millet toplanmış. Yağlı ve etli bir pilavın başına oturmuşlar.
Türkiye’yi ve dünyayı kendilerine göre dizayn etmeye çalışıyorlar. Şimdi işte Amerika gitti Vietnam’a orada rezil oldu.
Afganistan’ı parçaladı. Irak’ta rejim değişikliği yaptı. Suriye’ye
girdi. Fakat İran’a bir türlü gücü yetmedi. Mesela ABD’nin Tahran
Büyükelçiliğini öğrenciler işgal etti.
ABD İran’a operasyon yapmaya kalkıştı.
İşte uçakları ,helikopterleri kum fırtınasına yakalandı. uçak ve helikopterleri düştü. Havada birbirleriyle çarpıştı filan.
Uzun süre ABD’li diplomatlar Tahran’da rehin kaldılar.
Amerika onlara bir operasyon yapamadı.
Şu anda Amerika Birleşik Devletleri’nin, Kanada’nın Tahran’da Büyükelçiliğ yok. İran vatandaşları Kanada veya Amerika
Birleşik Devletleri’ne gitmek için Türkiye’ye geliyorlar.
3 ay, 5 ay burada kaldıktan sonra güçlükle vize alıp istedikleri ülkelere gitmeye çalışıyorlar.
İran’ın 2.559 yıllık bir devlet geleneği var.
1925 yılına kadar yönetim Türklerdeydi , Kaçar hanedanındaydı.
Sonra bunu çoğu bilmez veya bilenler de kullanmak istemez.
Şah Rıza Pehlevi henüz 14-15 yaşındayken bizim Tebriz’deki konsolosluğumuzda Kavas yani odacı olarak çalışıyor. Sonra bakıyor ki odacılıkta kavaslıkta bir gelecek yok.
Kazak gönüllü alayına yazılıyor er olarak.
Kısa sürede onbaşı , çavuş başçavuş ve sonunda Albaylığa kadar yükseliyor. İri yarı bir adam.
2 metre boyunda. Çok cesur ve gözü kara.
Okuma – yazma bilmiyor (bisavad) ama her türlü yetenek var.
Korkunç cesareti var. Savunma Bakanı iken Başbakan oldu ve Kaçar hanedanı da ülkeyi terk etmeye mecbur etti.

1925’ten 1941’e kadar Pehlevi soyadıyla, hanedanlığıyla İran’ı
yönetti. Alman yanlısı olduğu gerekçesiyle İngiltere’nin
de baskısıyla ülkeyi terk etti.
Yerine 1919 doğumlu Muhammed Rıza Şah Pehlevi 22 yaşında İran’ın Padişahı oldu Sonra Baba Şah’ı Maurice Adası’na , daha sonra da Güney Afrika’ya sürgün ettiler .

Baba Şah Güney Afrika’da vefat etti.
Sonra biliyorsunuz Şah’ın maceralı bir hayatı var. 1953 yılında bir arabanın bagajında önce Tahran havalimanına gitti. Beraberinde eşi Prenses Süreyya olduğu halde Bağdat’a , Bağdat’tan sonra da Roma’ya gitti.
General Zahid’i bir karşı darbeyle CIA ve M16’nın desteğiyle Şah’ı aldı Roma’dan ve Tahran’a getirdi.
Şah da bu önemli hizmete bir cemile olarak General Zahidi’nin oğlu Ardeşir Zahidi’ye ilk eşi Mısır Prensesi Fevziye’den olan kızı Şehnaz’ı verdi.

Yani böyle bir geçmişi var.

1973 yılından sonra petrol çok kıymetlendi.
Fiyatı arttı. İran çok büyük bir ülke.
Petrol ve doğalgaz bakımından zengin.
İşte bunları kullanmaya kalkıştı. Silahlandı. Irak’taki Molla Mustafa Barzani güçlerini silahlandırdı. Sonra 1975 yılında Saddam Hüseyin ile Cezayir Devlet Başkanı Huari Bumedyen’in gözetiminde Cezayir’de bir anlaşma yaptılar.
Şah Kürtlere verdiği desteği çekti.
Iraklı Kürtler, Barzani ve Peşmergeleri İran’a sığındılar. (1975)
Yani işte bu Körfez krizinden sonra biliyorsunuz bu Kürtlerin durumu bir gelişme kaydetti.
Humeyni 1 Şubat 1979’da Paris’ten Tahran’a geldi. Humeyni’nin daha önce bir Türkiye macerası var .
Ankara’da Hacı Bayram civarında MİT’e ait bir yerde kalıyor, Bursa’da kalıyor.
Daha sonra Şiilerce kutsal sayılan Necef’e gidiyor. O da ne zamana kadar?
1978 Eylülüne kadar. 1978’de Saddam Humeyni’yi Irak’tan sınır dışı etti.
Paris’e gitti. Gitmesi de lehine oldu. Çünkü İran’da olaylar başlamıştı. Dünya medyasını iyi kullandı. ve 1 Şubat 1979’da
İran’a geldi. İran İslam Cumhuriyeti ilan edildi.
Amerika Saddam’ı kışkırttı ve İran’a saldırdı. İran Irak ile 8 yıl savaştı. (1980-1988) İki tarafında ciddi kayıpları oldu.
Şimdi 1979 yılında doğan bir çocuk herhalde 47 yaşında mı
oluyor?
Yani beyni yıkanmış. Adam şehit olacağım diyor.
İran’ın birliğini, beraberliğini sağlayan Şii mezhebi.
Onlar Şia diyorlar. Biz Şii diyoruz. Çoğubilmeyenler Alevilikle karıştırıyor.
Alakası yok. Yani onlara göre ayrı ayrı bir mezhep Alevi demek.
Hazreti Ali’yi seven, sayan demek. Yani Türkiye’de Aleviler var ve
bunların rejimde öyle bir şeyleri yok, sorunları yok.
Dolayısıyla İran yurt dışına Şiiliği ihraç etmeye kalktı.
Dış ülkelere yardım etti. Mesela Yemen’e, başka ülkelere, Suriye ile
Suriye ile yakın ilişkileri vardı.
Suriye ve Lübnan’da ciddi bir nüfuzu vardı. İran’ın şöyle bir kompleksi de var Türkiye üzerinde.
1514’teki olayı Yavuz Sultan Selim’in başarısını, savaşı kazanmasını
hazmedemiyorlar.
Halbuki Şah İsmail de Türk, Yavuz Selim de Türk. Yani işte 8 yıllık bir padişahlığı var Yavuz’un Ondan dolayı Şiiler ve Aleviler Yavuz Sultan
Selim’i de sevmezler. Yani hilafeti getirdi diye.
Ona karşı bir tepkileri var. Evet.
Tepki var.
Mesela:Boğaz 3. Boğaz köprüsüne Yavuz Sultan Selim adı verildi.
Aleviler büyük tepki gösterdi.
Hükümet yerinde bir karar aldı.
Nevşehir’deki bizim Nevşehir’deki üniversitenin adını Hacı Bektaş Veli Üniversitesi adını verdiler biraz durumu yumuşatmak için. Halbuki bir Alevi dedesi de Diyanet İşleri Başkanlığı’nda başkan yardımcısı olarak görev alabilir. Sonuçta bunlar da bizim kardeşlerimiz. Yani eğer tabii tabii öyle bir ayrım olmaz olmaması lazım.
Alevilere ben soruyorum Alevilere, Alev dedelerine cem evine ihtiyacımız var diyorlar.
Varsa onların cem evine yardımcı olmamız lazım.
Elektrik, su, gaz parası almamak lazım. Yani camilere destek olduğumuz gibi cem evlerine destek olmamız lazım.
Camilere ne gibi destek veriliyorsa yani cemevlere de verilmeli.
Hatta kiliselere de verilmeli. Yani bu ülkenin vatandaşı yani insanları zorla işte camiye cemevine gönderilmemesi gerekir.
Hristiyansa kiliseye gitme ihtiyacı var. İstanbul’da biliyorsunuz
Yeşilköy’de Süryaniler için kilise inşa edildi.
İşte İstanbul’da 25 30.000 civarında Süryani vatandaşı olduğu söyleniyor. Kadıköy’deki Süryani kilisesi ihtiyaca cevap vermiyormuş.
Bu kilisenin, Süryani kilisesinin inşası konusunda Şanlıurfa milletvekilimiz Seyit Mahmut Kaplan’ın ciddi katkısı oldu.
Ben rica ettim kendilerine.
Vakıflar Genel Müdürüyle bizzat görüştü ve o kilise hizmete açıldı.
Yani bunların yapılması lazım. Tabii. Şimdi İran işte son dönemlerde
işte özellikle bu emperyalist batı dünyasının menfaatlerine aykırı birtım girişimler yaptı ve o yüzden de sürekli bir saldırı ve tehdit altında. Mesela:
1950’liö yıllarda bu petrol kaynaklarını kamulaştırınca işte bir siyasi
darbeyle karşılaştı.
İşte Türk kökenli Başbakan Musaddık’ı düşürdüler. Evet.
Evet. Onu düşürdüler vesaire.

Muhabir:Yani hep böyle gidiyor. Mesela şöyle bir proje de vardı. İşte Irak’ın işgalinden önce.
Hatta Irak işgalinin sebeplerinden birisi olarak bunu da açıklarlar,
belirtirler. Şimdi İran petrolü veya doğalgazı işte Irak, Suriye üzerinden Lübnan’a gelecek. Oradan da Beyrut Limanından
işte Avrupa’ya bunun sevkiyatı yapılacak gibi böyle proje. İşte bunu şunun için hayata geçirmeye çalıştılar. bölge insanları biraz refaha kavuşsun diye, ekonomik rahatlığa kavuşsun diye. Ama şimdi bu hiç de Batı dünyasının arzu ettiği bir girişim değil. Çünkü en sevdikleri şey bütün yeraltı kaynaklarının ve özellikle petrolün
kendi kontrollerinde olabilmesi. Bu amaçla çaba sarf ediyorlar. Ve son dönemlerde baktığımız zaman da İran’da işte Rusya’yla ve Çin’le ve daha doğrusu Asya ülkeleriyle böyle birbirleriyle
yakınlaşma var.
Böyle bir şeye giriştiler. Böyle bir politika izlemeye başladılar ve ondan sonra da bu saldırılar arttı İran’a karşı. Şimdi bir
de öyle bir şey oldu ki şuna katılır mısınız? İran vatandaşların siyah beyaz diye ikiye bölündü. Şimdi bir kısmı orada. Ben buradayım diyor. Ülkemi kimseye teslim etmem diyor. Bunun mücadelesi veriyor. Ama diğer bir kısım da işte gideyim Avrupa’da yaşayayım,
Amerika’da yaşayayım, rahat olayım işte. Özellikle hali vakti yerinde olanlar.
Evet.
Hali vakti yerinde olanlar. O taraflara gideyim diye bir çaba içerisinde. Şimdi İran vatandaşlarının şu bu dış politika anlamında sizce nasıl yorumluyorlar?
Yani oradaki tecrübelerinizle birlikte ya bunlar hakikaten yurtsever mi? Vatansever mi?
Toprağına, birliğine, bayrağına sahip çıkan bir kesim mi? Nasıl görüyorsunuz İran vatandaşlarını?

VÖ:Şimdi şu petrolle ilgili bir konuya açıklık getirelim. 60’lı yıllarda İran’la bizim çok yakın ilişkimiz vardı.
İran’la, Pakistan’la dost ve kardeş idik.
Sık sık İran Şah’ı Türkiye’ye geliyordu. Bizim devlet adamları İran’a
gidiyordu. Ahvaz-İskender’un petrol boru hattı projesi vardı. Yani
Ahvazdan ham petrol borularla İskenderun’a gelecek. Oradan yurt dışına ihraç edilecekti. O olmadı. Belki Amerika istememiştir. Bilemiyorum. Ama sonuçta beceremedik.
Fakat şimdi şöyle, İran’da, Farslardan sonra en fazla nüfus Türklerde. Azerbaycan Türkleri var, Kaşkaylar var. Türkmenler var.
Yani İran Şah’ı diyordu ki ülkeyi terk etmeden önce ben İran’dan
ayrılırsam İran İranistan’a döner.
Diyordu. Yani parçalanır diyordu ve işte mecbur kaldı.
16 Ocak 1979’da Mısır’a kaçmak durumunda kaldı.

Muhabir:Oradaydınız değil mi?

VÖ: Evet. Oradaydım. Şimdi tabii şöyle Şiilik mezhebi İran’ın birliğini,
beraberliğini sağlıyor. Yani İran’daki Azerbaycan Türklerinin, İran’dan
ayrılıp bir devlet kurmaları mümkün değil, öyle bir niyetlerinin de ben olacağını zannetmiyorum.
İstek de yok. Belki münferit bir grup olabilir.
Şimdi devlet kurmak bir çadır kurmaya benzemez.
Diyelim ki işte Güney Azerbaycan yani Tebriz ve Urumiye’deki Azerbaycan Türklerinin yaşadığı topraklarda bağımsız bir devlet kuruldu.
Bunlar nasıl ayakta kalacaklar? O bölgede petrol yok. Tarımla,
hayvancılıkla, çiftçilikle ayakta kalmaları mümkün değil. Öyle bir
niyetleri de yok. Yani şimdi Allah var.
Tahran’dakiTahran’daki o pazar denilen yer de bizim kapalı çarşı veya Tahtakale gibi bir yer.
Oradaki iş insanları, döviz işi yapanların büyük çoğunluğu Azerbaycan Türkleri. Yani orada ticarette ve siyasette de çok etkinler. Mesela dini lider Hameney bir Tebrizli Türk.
Urumiyeli Dr. Pezeşkiyan Türk Zaten kendisi deklare etti. Benim anam da babam da Türktür diye.
Mahabat doğumlu.
Babası albaymış. 12-13 yaşına kadar Mahabat’ta yaşıyor.
Muhtemelen Kürtçeyi de öğrenmiştir.
Hatta Pezeşkiyen Cumhurbaşkanı seçildiğinde Kürtler çok sevindiler. Bu Kürt filan diye. Sonra ben sordum.
Urumiye’deki dostlarımıza. Bu Urumiye’nin yerlisi Tebriz
Tıp Fakültesi’ni bitirmiş. İyi bir kalp cerrahı olduğunu söylüyorlar.
Uzun süre Sağlık Bakanlığı yapmış. Eşini trafik kazasında kaybetmiş. Hala evlenmemiş ve bekar.
Yani çocuklarını üvey bir anneye teslim etmek istemiyor olabilir.
Yani aklı başında birisi ve seçimi de kazandı.
Ondan önce ilk cumhurbaşkanı vardı Fransa’da öğretim üyesiydi.
Ebul Hasan Beni Sadr.
O da Hemedanlı bir Türk ailenin çocuğuydu. Yani bizde nasıl
Kürtler her türlü mevki makama geliyorsa İran’dakiler de geliyor.
İran’daki Türkler. Niye? Birincisi mezhepleri Şii. Hatta rahmetli Özal bir ara bir pot kırmıştı ya işte bu İran Azerbaycan olayları falan oldu.
Sovyetler Birliği zamanında onlar Şii.
Biz Sünniyiz onlar İran’a daha yakın falan demişti. Halbuki adam Özbe öz Türk yani bana göre mezhep ikinci planda gelir.
Tabii ki yani şey yapmaları kesinlikle. Dolayısıyla İranlıların eğer bir saldırı olursa ciddi şekilde direniş göstereceğini düşünüyorum. Ama şimdi Amerika buraya nasıl bir saldırıda bulunacak?
Eğer bir kara ordusuyla giriş yapamazsa
başarı sağlaması mümkün değil.

Muhabir:Türkiye’ye rol veriyor mu sizce Amerika?
Bu anlamda bir talepte bulunuyor mu?

Vahit Özdemir:Yani vallahi benim endişem inşallah İncirliği
falan kullanmaya kalkmaz Amerika. Yani bizimkiler de izin vermez diye düşünüyorum. Eğer Türkiye İncirliğin İran’a karşı kullanılmasına izin verirse rahmetli Menderes’in deyimiyle fahiş bir hata yapmış olur. Yani izin vermemek lazım. Bizim bu konuda tarafsız kalmamız lazım. Eğer orada ciddi olaylar olursa, bir iç savaş çıkarsa, Amerika
bilmediğimiz silahları kullanırsa, İran’dan Türkiye’ye ciddi bir göç olması kuvvetle muhtemel. Uzun uzun bir sınır hattımız var. Gerçi duvar çekildi ama mesela bazı köyler sınırda içinde küçük bir dere geçiyor. Bir tarafı İran, bir tarafı Türkiye. Yani gidip gelmek son derece kolay.

Muhabir:Bir de şeyle zamanla gördük değil mi

Vahit Bey? Yani şimdi öncelikle komşularla doğru diplomasinin yürütülmesi gerekiyor. Komşusunuz çünkü Amerika rahat işte 5.000 km öbür tarafta ama biz bunlarla bir aradayız. Aynı
coğrafyayı paylaşıyoruz. Aynı kültürü paylaşıyoruz. güvenliğimizi bozuyor.

VÖ:Tabii tabii. Önemli değil mi? Yani dış politikamız anlamında komşularımızla iyi ilişki kurmak önemli.
Yani şimdi mesela Suriye’de olan gelişmeler veya işte İran özeli. Yani biraz da bu Batı dünyası sanki bizi bir jandarma, uç
jandarma gücü gibi İsrail’i yaptıkları gibi bizi de o niyetle kullanmak
istiyorlar gibi değil mi?
Öyle zaten ABD eski Dışişleri Bakanı Bayan Condela Rice Ortadoğu’da haritalar değişmeli demişti. Yani bu yeni bir proje değil. Şimdi Suriye’nin tabii Suriye’nin istikrarsızlaştırması
bizim aleyhimize .
Irak hakeza öyle. Şimdi sıra İran’a gelirse ondan sonra da
Allah korusun herhalde sıra şey Türkiye’ye gelebilir mi?
Gelebilir ülkemize gelebilir yani.
Tabii tabii.
Yeniden ediyor her şey şey müsait. Üstelik insanları kitleleri galeyana getirmek çok kolay.
İşte Gezi olayında bunu gördük. Buna benzer hadiseler yapmak her zaman mümkün. Yani bunun için gördüğüm kadarıyla
hükümet bu konuda ciddi bir çaba sarf ediyor. İşte Dışişleri bakanımız meslektaşlarıyla telefonla görüşme yapıyor.
Bakacağız yani artık Trump da böyle acımasız bir köy ağası gibi her tarafa saldırıyor.
Sovyetler Birliği’nin dağılması ABD’nin önünü açtı.
Evvelce bir denge unsuru vardı. Şimdi adam istediğini
yapıyor işte karısının koynunda Venezuela cumhurbaşkanını alıp işte götürüyor hapse atıyor. Mahkemeye çıkaracaklar.
Yani kimse de ağzını açmıyor. Avrupa Birliği ağzını açmıyor. Açamıyor yani. Hepsini sindirmiş. Şimdi Danimarka’ya bağlı özerk Gröland adasınınalacağım diyor. Alır mı?
Alır. İşte Rusya diyor ki halk oylaması yapılsın filan diyor. Rusya’nın da iştahı kabarıyor ama şimdilik gücü yok. Çin’in de öyle
fazla gücü yok. Belki ekonomik gücü var ama yani Amerika’ya karşı kafa tutacak, ona posta atacak bir güç yok. Yani şimdi ekonomik anlamda Amerika’yı biraz daralttılar çerçevesini. İşte Çin mesela birçok alışverişin artık dolar üzerinden yapmıyor veya diğer ülkelerin ulusal para birimleri üzerinden yapıyor. Bu Amerika’nın hiç arzu etmediği bir yaklaşım. Tabii Rusya da aynı şekilde. Şimdi o da kendi ağırlığını koymaya çalışıyor. Her ne kadar Ukrayna’da bir şeyle uğraşsa da bir saldırıyla uğraşsa da orada ben onu hani Rusya’nın Ukrayna işgali değil de Batı dünyasının Rusya’ya çerçeveye çalışması diye okuyorum o tabloyu.
Peki önümüzdeki süreçte ne olacak sizce Ortadoğu’da? Yani bugün bugün Ortadoğu ülkeleri bu milletler yani gelip de ya
yeter artık biz kendi refahımıza, bağımsıza kavuşmak istiyoruz ve senin bu işgallerine artık bir izin vermeyeceğiz diye bir araya gelebilecekler mi yoksa Amerika saldırganlığı karşısında sadece böyle seyirci olarak kalacaklar mı?
Seyirci olarak kalırlar. Belki ufak bir cılız bir protesto olur. Şimdi efendim şim bizim istihbaratımız herhalde gereğini yapıyordur. ABD büyükelçisinin konutunda sabah kahvaltısında kimler var?
Akşam yemeğinde kimler var? Bakın bunların sayıları 500 kişiyi geçmez. Yani bunlar adı konmamış ABD istihbaratına onlara çalışan işte casluk yapan insanlar. Fakat devletimizin de bunların üzerine gitmesi lazım. Gidemiyor. Karşısında de bir güç var. Ağzımızı açamıyoruz.
Mesela: Tom Barrack’ın yaptıkları.
Şimdi Tom Barrack’ın yaptıkları yani bu diplomasi geneline uyuyor mu bunun yaptıkları? diplomasiyle bir şey içinde adam hareket
içinde kendisi Lübnan doğumlu Hristiyan bir Arap sanki müstemleke valisi gibi hareket ediyor. Normal Viyana diplomatik sözleşmesine uysak bunun 48 saat içerinde ülkeyi terk etmesi
istenmeyen adam ilan edilmesi gerekir.
Neden irade göstermiyoruz peki?
Ya bunu yaptığınız zaman tabii bir de siyasi ve ekonomik
sonuçları var. Eee ona katlanmanız lazım. Yani bizim Türkçe’de çok güzel bir söz var . Bekara karı boşamak kolay diye. Yani onu gönderdiniz. Bu sefer başımıza ambargo belası çıkar .
Görüyorsunuz elimizdeki uçaklar bile miadını doldurmuş .
Elimizdeki F-16 belki 40 yaşında.
Parasını ödediğimiz F35’leri vermiyorlar. Parasını ödememize rağmen sağdan soldan uçak temin etmeye çalışıyoruz. Biz NATO üyesiyiz. Yani Rusya’dan aldığımız işte S400’leri satın aldık. Parasını peşin verdik.
Kullanamıyoruz. A D kullanamazsın diyor.
Peki NATO ile geleceğimizi nasıl yorumluyorsunuz?
Yani NATO bize huzur mu getirecek bundan sonraki süreçte?
Şimdi tam tersine yani Türkiye biliyorsunuz NATO’ya niye girdi?
Birleşmiş Milletler işte kurucu üye olabilmemiz Sovyet tehdidine marşı filan bunlara bir şey taviz verdik. Bir de Rus Sovyetler Birliği karşısı Ardahan’ı Kars’ı istedi. O da bir senaryo muydu? Gerçek miydi? O da belli değil. Eee, bir noktada çaresiz kaldık. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayı olmadan bir tugay asker gönderdik
Kore’ye.
Pek çok şehit, ölü, yaralı ve kayıp askerimiz var.
Yani bunun hesabını da kimse vermedi.
Yani belki Yassıada’da da bir şeyler oldu ama kimse hesabını vermedi.
Dolayısıyla bazen şartlar insanları o hale getiriyor. Şimdi Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski bir gün savaş suçlusu olarak da yargılanabilir. Putin Zelenski’yi arıyor diyor ki ben senin her türlü
ihtiyacını karşılayacağım. diyor.
Petrol vereceğim, doğalgaz vereceğim. Sen Avrupa Birliği ve NATO sevdasından vazgeç diyor. İşte onun bir tarafı Yahudi, anası Yahudi. Avrupa Birliği, Amerika dolduruşa getirdi. Ülkenin başına gelmeyen kalmadı. Bizim işte Kırım Tatar Türklerinden eee Abdülcemil Mustafa Kırımlıoğlu onu arıyor. Putin bizzat işte ona Türkçe Mustafa Aga diyor Stalin’in yaptığı hatayı telafi edeceğim. Ben size sahip çıkacağım. Sen bize destek ver diyor. Destek vermiyor.
Onun da ABD ile işbirliği yaptığı dahi söyleniyor. Bilemiyorsunuz. Ben Mustafa Aga’nın evinde de misafir kaldım Kırım’da. onun yardımcısı Rifat Çubarov’un .Yani biz öğrenciyken Mustafa Aga’ya tapıyorduk. Hatta biz onu böyle iri yarı 2 metre boyunda bir
adam biliyorduk. Ufak defek bir adam. O da yanlış bir politika izledi. Şimdi Kırım’a gelemiyor. Kırım zaten elden gitti. Bazen siyaset
bizim Kayserilerin, Aksekililerin yaptığı gibi at pazarlığına benzer. Yani oturup bir pazarlık yapacaksınız. Pazarlık yapma kabiliyeti çok önemli. Diplomaside pazarlık çok önemli ve pazarlığı yapmak için yapabilmek için sinirlerinizin kuvvetli olacak. Yabancı dili iyi bileceksin. Kendine güveneceksin.
Mesela ben Gürcistan’dayken Süleyman Demirel’in mesajını devlet başkanı Şevardnadze’ye götürdüm. Şevardnadze dünya çapında tanınmış bir siyaset adamı.
Bir ara dedi ki sohbet sırasında Türkiye’de 7 milyon Gürcü var dedi.
Benim tepem attı. Yok sayın başkan Türkiye’de 20 milyon
Gürcü var dedim.Ben bacak bacak üstüne atmayı hiç sevmem. Bacak bacak üstüne attım. Gürcülerin çok güzel armut suyu var. Armut suyunu aldım açtım. Sigara hiç kullanmam. Bir de sigara yaktım filan. Böyle adam şaşırdı. Çıkarken bana dedi ki sen Gürcistan’ın dedi yapısını, etnik yapısı biliyor musun? Biliyorum
dedim. Rakamları tek tek sıraladım. Çıkarken elini omzuma koydu . Bana tam danışman olacak adamsın falan. Benim gönlümü aldı. Yani düşünün dünya çapındaki bir devlet adamı dahi aşırı milliyetçilik yapabiliyor.Elindeki bilgiler kesinlikle yanlış.
Türkiye’de 1993 yılında 7 milyon Gürcü var mıydı? Öyle diyor
o zaman. Gürcistan nüfusu kaçtı geç? 3,5 milyon falan. Yani onun da 500.000’i bizim Azerbaycan Türkü. 500.000’i Türkçe konuşan eee Hristiyan Türk ama rahmetli Gürcistan’daki hrıstiyan Türkleri
Karaman Türkü diye tarif ediyordu.Yani eee orada bir miktar da şeyi var. Ermeni var.
Hatta Kürtlerin de sayısını verdim.
35.000 Ezldl Kürt var dedim Gürcistan’da.
Bunların büyük çoğunluğu dedim işte pazarda çalışıyorlar. Eee işte tren garında yapıyorlar filan dedim.
Bir de rakamları tek tek sıraladım.
Rakamları ezbere biliyordum. Yani biz de ne yapıyoruz? O tarihlerde eee Gürcistan devlet adamları hep Türkiye üzeri yurtdışına gidip geliyorlar.Onların uçak biletlerini alıyoruz. Yurt dışındaki her türlü masrafını masrafını biz karşılıyoruz. Yani buna rağmen Gürcü milliyetçiliğini de elden bırakmıyorlar.
İşte Trabzon’da bir Gürcü kralı varmış da onun mezarlığında bilmem neden bahsediyorlar. Böyle yani değişik akıl akıl mantık almıyor.
Evet. Yani düşünün dünya çapında bir devlet adamı.Sovyetler Birliği’nin efsane Dışişleri Bakanı. Batı dillerini bilmeyen Şevardnadze çok iyi bir dışişleri bakanlığı yaptı ve Gorbaçov ile bunlar çocuk arkadaşıymış. Yani ciddi bir eğitimi de yok Şevardnadze’nin ama kendisini iyi yetiştirmiş akıllı bir adam
filan yani çok iyi dostluğumuz var. Abi kardeş ilişkimiz vardı ya adam durduğu yerde böyle diyor. Türkiye’de 7 milyon Gürcü var
diyebiliyor.Bunu ÇARIKLI DİPLOMAT kitabımda yazdım herhalde.
Yazmış olmam lazım.

Muhabir:Efendim size yayınımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten sizinle bir sohbet etmek, birlikte program yapmak bizim için çok keyifli oldu.
Şimdi müsaadenizle bu çarıklı diplomat kitabınızı da göstermek isterim. Yani Vahit Özdemir beyefendi hakikaten yani devlet genelinin içerisinde yetişmiş. Orada birçok görevler almış. Dış misyonumuzda önemli görevler yapmış kendileri. Bundan sonraki yaşantısında başarılar diliyoruz.

VÖ:Sağ çok teşekkür ederim. Sağ olun.

Muhabir:Değerli izleyenlerimiz, elimizden geldiğince hem Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada veya bu dış dünyada olan bütün bu gelişmeleri böylesine konu hakkında bilgi sahibi olan insanları aktarmaya devam edeceğiz. Sizlerden de şu konuda bir destek rica ediyoruz.
Lütfen yayınlarımızı beğenilerinizle, yorumlarınızla ve abone olmak suretiyle desteklemenizi rica ediyoruz sizlerden.
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

NEREDEN NEREYE?

Vahit Özdemir (E) Diplomat 16 Ocak 2026



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar