(ama Amerika’da Etiketi Vardır)
Sefa Yürükel
Amerika, bir sabah uyandı ve dedi ki:
“Tüm insanlar eşit yaratılmıştır.”
Bu cümle o kadar yüksek sesle söylendi ki,
zincirlerin gürültüsü bir anlığına duyulmaz oldu.
Tarlalarda çalışan köleler bu cümleyi duymadı.
Yerliler duyamadı—zaten haritalardan silinmişlerdi.
Kadınlar duyamadı—mutfakta yankı yapmıyordu.
Ama kâğıt duydu. Mürekkep duydu. Tarih kitapları duydu.
Ve böylece insan hakları doğdu.
Temiz, beyaz, düzgün kenarlı bir kâğıt üzerinde.
Amerikan Devrimi krala kapıyı gösterdi.
Taç dışarı çıktı, kasa içeride kaldı.
Marx bunu görse başını sallardı:
“Feodal zincirler kırıldı,” derdi,
“ama emek zincirleri sadece cilalandı.”
Özgürlük ilan edildi.
Ama bu özgürlük, komşunun özgürlüğü değildi;
piyasanın özgürlüğüydü.
Eşitlik ilan edildi.
Ama bu, yoksulla zenginin eşitliği değil;
sözleşme imzalarken aynı kalemi tutma eşitliğiydi.
Mülkiyet hakkı ise hepsinin üzerinde durdu—
sessiz, ağır ve dokunulmaz.
Galeano’nun sevdiği türden bir ironi bu:
İnsan, hak sahibi olarak tanımlandı;
ama önce mülk sahibi olması şartıyla.
Amerikan devleti, ciddi bir yüzle sahneye çıktı.
Hakem rolünde, tarafsız görünümlü.
Ama cebinde aynı anahtar vardı:
Bankaların anahtarı.
Toprakların anahtarı.
Fabrikaların anahtarı.
Kölelik bu hikâyede bir dipnot değildir;
asıl metindir.
Eğer herkes eşitse,
neden bazıları satılabilir mallar arasındaydı?
Çünkü devrim, zinciri kırmak için değil,
zincirin kime ait olduğunu değiştirmek için yapılmıştı.
Kadınlar sabırla bekledi.
Yerliler sabırla öldürüldü.
Yoksullar sabırla çalıştı.
Haklar ise sabırla ertelendi.
Galeano derdi ki:
“Tarih kazananların yazdığı bir masaldır,
kaybedenler ise masalın altındaki sessizliktir.”
Amerikan Devrimi bu masalı iyi yazdı.
Çok iyi sattı.
Hâlâ satıyor.
Bugün insan hakları dünyayı dolaşıyor.
Pasaport istemeden,
ama genellikle uçak gemisi eşliğinde.
Kâğıt hafif,
ama onu taşıyan güç ağır.
Ve yine de—
bu hikâyede küçük bir çatlak var.
Hakları gerçekten isteyenler,
onları sadece kâğıtta değil,
hayatta isteyenler
hep o bildirgenin kenar notlarında yaşadı.
Amerikan Devrimi, insanlara
özgür olduklarını söyledi.
Sonra da onlara bu özgürlüğün
taksit seçeneklerini sundu.
Galeano’nun diliyle söylersek:
Özgürlük vardı.
Ama herkes için değil.
Ve en pahalı olanıydı.



Bir yanıt yazın