Avrupa’nın Stratejik Dönüşümü: Ukrayna Krizi, Transatlantik Strateji, Doğu Akdeniz Ekseni ve Dijital Egemenlik Sorunsalı Üzerine Eleştirel Bir Analiz

Okuma Süresi:

6–9 dakika
❤️

Sefa Yürükel

Güvenlik Mimarisi

Kırılgan Bir Düzenin Anatomisi

Uluslararası sistem, Francis Fukuyama’nın (1992) tezleriyle özdeşleşen liberal zafercilik anlatısından, Mearsheimer’ın (2018) “büyük güç siyasetinin trajik geri dönüşü” olarak tanımladığı bir döneme hızla sürüklenmiştir. 24 Şubat 2022’de Rusya Federasyonu’nun Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı askeri müdahalesi, yalnızca iki ülke arasındaki bir savaş olmanın ötesinde, Avrupa güvenlik mimarisinin ontolojik temellerini sarsan sistemik bir kriz niteliğindedir.

Ukrayna Krizinin Ontolojisi: Tarihsel Süreklilik ve Kırılma Anları

Ukrayna krizinin başlangıcını saptama çabası, esasen bir olgusal kronoloji meselesi değil, politik bir konumlanma sorunudur. Ana akım Batılı yaklaşım, 24 Şubat 2022’yi uluslararası hukukun temel ilkelerinin (BM Şartı, Madde 2/4) ağır bir ihlalini teşkil eden, tekil ve nedensiz bir saldırı eylemi olarak kodlamaktadır. Bu perspektifte, 2022 işgali, kendi içinde münferit bir başlangıç noktasıdır ve analitik odağı Rus revizyonizminin saldırgan doğasına çevirir.

Konstantakopoulos ise, Mearsheimer (2014), Sakwa (2015) ve Richard Sakwa’nın çalışmalarıyla örtüşen alternatif bir soybilim önermektedir. Bu anlatıya göre, krizin kökenleri, en erken 2008 Bükreş Zirvesi’nde Ukrayna ve Gürcistan’a NATO üyeliği perspektifi verilmesine ve daha somut olarak 2014’teki Euromaidan protestoları ile Kırım’ın ilhakına dayanır. Kiev’de Viktor Yanukoviç hükümetinin devrilmesi, Batılı başkentlerde demokratik bir halk ayaklanması olarak selamlanırken, Moskova tarafından Avrupa Birliği ve ABD’nin desteklediği anayasaya aykırı bir darbe olarak tanımlandı. Bu ontolojik farklılık, 2014-2022 arasındaki sekiz yıllık süreci bir “iç savaş” ve vekalet çatışması olarak yorumlayan eleştirel okumanın temelini oluşturur. Nitekim, Donbas’taki düşük yoğunluklu çatışmalar ve Minsk Anlaşmaları’nın (Minsk I, 2014; Minsk II, 2015) başarısızlığa uğraması, 2022’deki geniş çaplı savaşı, uzun süreli bir güvenlik ikileminin (Jervis, 1978) trajik ve neredeyse kaçınılmaz bir tırmanışı olarak konumlandırır. Bu tartışma, savaşın nedenselliğini anlamak kadar, gelecekteki çatışma çözümü mekanizmalarının tasarımı için de hayati öneme sahiptir.

ABD’nin Jeo-Ekonomik Kuşatma Stratejisi: Avrupa’yı Rusya’dan Ayırmak

Konstantakopoulos’un tezlerinin merkezinde, Ukrayna savaşının yalnızca Rusya’yı değil, aynı zamanda Avrupa’yı da hedef alan bir ABD stratejisinin ürünü olduğu iddiası yatmaktadır. Bu stratejinin temel amacı, en somut ifadesini Lizbon’dan Vladivostok’a uzanan bir Avrupa ekonomik ve güvenlik alanı fikrinde bulan Avrasya’cı entegrasyon vizyonunu imha etmektir. 2022 öncesinde AB-Rusya ekonomik ortak yaşamı etkileyici boyutlardaydı: Almanya doğal gaz ihtiyacının %55’ini Rusya’dan karşılıyor, Kuzey Akım 1 ve 2 projeleri, iki taraf arasında giderek derinleşen karşılıklı bağımlılığın somut altyapısını oluşturuyordu. Bu durum, ABD’li stratejistler için hem ekonomik bir tehdit (Avrupa pazarındaki ABD LNG’si için rekabet) hem de Almanya’nın NATO içindeki güvenilirliğini aşındıran stratejik bir zaaf olarak görülüyordu (bkz. Zbigniew Brzezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” adlı eseri).

Savaşın patlak vermesiyle birlikte, bu karşılıklı bağımlılık dramatik bir şekilde silahsızlanmaya dönüştü. Avrupa Birliği, REPowerEU Planı (European Commission, 2022) çerçevesinde Rus gazına olan bağımlılığını hızla azaltırken, ABD’den LNG ithalatını rekor seviyelere çıkardı ve bu süreçte Avrupa’nın enerji merkezi Rotterdam’dan Kuzey Amerika’ya büyük bir fiyat arbitrajı ve refah transferi yaşandı. Eş zamanlı olarak, NATO’nun 2014 Galler Zirvesi’nde belirlenen GSYİH’nin %2’si savunma harcaması hedefi, artık bir üst sınırdan ziyade bir alt sınır olarak kabul edilmeye başlandı. Almanya’nın ilan ettiği Zeitenwende (tarihi dönüm noktası) politikası, 100 milyar avroluk özel bir fonu ve Bundeswehr’in ABD silah sistemleriyle modernizasyonunu içererek, Avrupa’nın savunma sanayiinde stratejik özerklik kazanma umutlarını derinden sarstı. Her ne kadar ana akım literatür bu dönüşümü, Rusya’nın saldırgan eylemlerine verilen reaktif ve zorunlu bir yanıt olarak okusa da, eleştirel jeopolitik perspektif, bu sonuçların ABD’nin on yıllardır süregelen stratejik hedefleriyle şaşırtıcı bir mükemmellikte örtüştüğüne dikkat çeker.

Yaptırım Rejimlerinin Çelişkili Jeopolitik Sonuçları

Batı’nın Rusya’ya uyguladığı kapsamlı yaptırım rejiminin etkinliği, hedeflerin ikili doğası nedeniyle tartışmalıdır. İlk hedef olan Rus ekonomisini kısa vadede çökertme amacı başarısız olmuştur. Rusya Merkez Bankası’nın sıkı para politikası ve sermaye kontrolleri Ruble’yi stabilize ederken, Çin ve Hindistan’a yönlendirilen enerji ihracatı, devletin mali dengesini korumasını sağlamıştır. Rusya, askeri-Keynesçi bir seferberlik ekonomisine geçerek, yaptırımlara kısmi bir uyum göstermiştir. Bu perspektiften yaptırımlar, ekonomik caydırıcılıkta başarısız olmuştur.

Ancak, ikinci ve belki de daha derin hedef olan Avrupa’nın enerji ve güvenlik mimarisini yapısal olarak dönüştürme amacı büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Batılı teknolojiye ve sermaye piyasalarına erişimin kesilmesi, Rusya’nın uzun vadeli üretken kapasitesini ve teknolojik modernizasyonunu baltalamış, onu Çin’e asimetrik bağımlılığa itmiştir. Yaptırımlar, Rusya’yı savaş alanında mağlup edemese de, onu gelecekteki küresel rekabet için gerekli olan ileri teknoloji ekosisteminden kopararak zamanla zayıflatma stratejisi olarak işlev görmektedir. Bu durum, yaptırımların “başarısının” kısa vadeli askeri sonuçlarla değil, uzun vadeli jeo-ekonomik yeniden yapılanmayla ölçüldüğü bir paradigma kaymasına işaret eder.

Doğu Akdeniz’de Eksen Kayması: Yunanistan-İsrail Stratejik İttifakı ve Türkiye Denklemi

Konstantakopoulos’un ulusal bağlamı olan Yunanistan, bu jeopolitik dönüşümün kritik bir laboratuvarıdır. Son on yılda Yunanistan-İsrail ilişkileri, salt bir normalleşmenin ötesine geçerek, Doğu Akdeniz’deki güç dengesini yeniden tanımlayan kapsamlı bir stratejik ittifaka dönüşmüştür. Bu eksenin üç ana dayanağı bulunmaktadır: Enerji (EastMed Boru Hattı Projesi’nin jeopolitik hayaleti ve elektrik enterkonneksiyonu vizyonu), güvenlik (Yunan hava sahasında ortak eğitim uçuşları, İsrail’den Yunan ordusuna insansız hava aracı ve hassas güdümlü mühimmat tedariki) ve ABD ile kurulan derinleştirilmiş üçlü/toplam stratejik çerçeveler (“3+1” formatı).

Bu yakınlaşmayı, Yunanistan’ın geleneksel dış politikasındaki iki temel sacayağından (Avrupa entegrasyonu ve Kıbrıs sorunu odaklı pasif dengecilik) radikal bir kopuş olarak okuyan eleştirel görüş, Atina’nın bölgesel bir revizyonist olarak algıladığı Türkiye’ye karşı İsrail ile “kuşatma ittifakı” kurmasının stratejik risklerini vurgular. Bu durum, Yunanistan’ı Arap kamuoyundan koparırken, İsrail’in Filistin politikalarına ve İran ile potansiyel çatışmalarına kendi rızası olmaksızın angaje olma riskini taşımaktadır. Aynı zamanda, Yunanistan’ın bağımsız dış politika karar alma kapasitesini, ABD ve İsrail’in Batı Asya’daki güvenlik gündemine tabi kıldığı öne sürülebilir. Bu dönüşüm, küçük bir devletin büyük güç rekabetinde “atlama tahtası” (stepping stone) rolü üstlenmesinin getirdiği stratejik kırılganlığı örneklemektedir.

Dijital Panoptikon: Avrupa’nın “Veri Kolonisi”ne Dönüşümü

Konstantakopoulos’un en provokatif ve ileri görüşlü çıkarımlarından biri, Avrupa’nın fiziksel altyapı ve enerji bağımlılığının yanı sıra, bir “veri kolonisi”ne dönüştüğüdür. Bu metafor, Avrupa’nın dijital kamusal alanının, başta ABD merkezli Büyük Teknoloji (Big Tech) şirketleri ve onlarla iç içe geçmiş istihbarat ağları tarafından sömürgeleştirilmesini ifade eder. Bu yeni sömürgecilik biçimi, sadece kişisel verilerin devasa ölçekte metalaştırılması ve ekonomik değerin Avrupa’dan ABD’ye transferi anlamına gelmez; aynı zamanda egemenliğin özü olan siyasal alanın gözetimi, manipülasyonu ve disipline edilmesini de kapsar.

Yunanistan’daki Predator casus yazılım skandalı, bu yapısal bağımlılığın en somut ve skandal düzeyine çıkmış dışavurumlarından biridir. Pegasus ve Predator gibi ticari casus yazılımların, devlet aktörleri tarafından muhalif siyasetçilere, araştırmacı gazetecilere ve iş insanlarına karşı yaygın biçimde kullanıldığının ortaya çıkması, Avrupa Parlamentosu PEGA Komitesi raporunda (European Parliament, 2023) da belgelendiği üzere, ulus-devletin hukukla sınırlandırılmış meşru gözetim kapasitesinin çok ötesine geçen, kontrolsüz bir güç teknolojisine işaret eder. Bu skandal, Avrupa devletlerinin, kendi vatandaşlarını koruma yükümlülüğünü yerine getirmek bir yana, bu tür teknolojilerin pasif pazarları ve hatta aktif kullanıcıları haline gelerek, Shoshana Zuboff’un (2019) “gözetim kapitalizmi” olarak kavramsallaştırdığı rejimin yalnızca nesnesi değil, aynı zamanda uygulayıcısı konumuna düştüğünü göstermektedir. Dijital egemenliğin bu şekilde kaybı, stratejik özerkliğin en derin ve en az tartışılan boyutlarından birini oluşturmaktadır.

Sonuç: Çok Katmanlı Bağımlılık Sarmalı ve Stratejik Özerklik Arayışı

Dimitris Konstantakopoulos’un tezleri, kanıtlanması güç komplocu imalardan arındırıldığında, Avrupa’nın mevcut stratejik çıkmazını anlamak için güçlü bir analitik çerçeve sunar. Avrupa Birliği bugün eş zamanlı olarak üç katmanlı bir bağımlılık sarmalı içinde sıkışmıştır: (1) NATO şemsiyesi altında ABD’ye olan askeri-teknolojik bağımlılık, (2) Amerikan dijital platformlarına olan bilişsel ve altyapısal bağımlılık ve (3) yarı iletkenler, temiz enerji teknolojileri ve ilaç sektörü gibi kritik tedarik zincirlerinde Çin’e olan bağımlılık. Ukrayna savaşı, bu bağımlılıkların birincisini radikalleştirip pekiştirirken, ikincisini derinleştirmiş, üçüncüsünü ise risk çeşitlendirmesi (de-risking) söylemi altında yönetme çabasına itmiştir.

Sonuç olarak, Konstantakopoulos’un ortaya koyduğu Avrupa-Rusya-Çin arasında çok kutuplu bir yakınlaşma ihtimali, 2022 sonrası jeopolitik gerçeklikte rafa kalkmış olsa da, onun asıl güçlü teşhisi Avrupa’nın stratejik özerklik idealinin sistematik bir kuşatma altında olduğudur. Bu nedenle onun görüşleri, mutlak doğrular olarak değil; uluslararası siyasetteki ana akım anlatıların ideolojik kör noktalarını ifşa eden, alternatif ve üretken bir muhalif analiz hattı olarak değerlendirilmelidir. Avrupa’nın geleceği, bu üçlü bağımlılık sarmalını bir “stratejik özerklik” lehine yönetip yönetemeyeceği veya bu bağımlılıkların pasif bir nesnesi olarak kalmaya devam edip etmeyeceğine bağlı olarak şekillenecektir.

Kaynakça

Amnesty International. (2023). The Predator Files: How European Spyware Threatens Civil Society. London: Amnesty International.

Charap, S., & Colton, T. (2017). Everyone Loses: The Ukraine Crisis and the Ruinous Contest for Post-Soviet Eurasia. London: Routledge.

Citizen Lab. (2022). Pegasus vs. Predator: Dissident’s iPhones Targeted with Cytrox Mercenary Spyware. University of Toronto: Munk School Reports.

European Commission. (2022). REPowerEU Plan. Brussels: COM(2022) 230 final.

European Parliament. (2023). Report on the Investigation of Alleged Contraventions and Maladministration in the Application of Union Law in Relation to the Use of Pegasus and Equivalent Surveillance Spyware (PEGA Committee Report). 2022/2077(INI).

Fukuyama, F. (1992). The End of History and the Last Man. New York: Free Press.

International Energy Agency (IEA). (2023). World Energy Outlook 2023. Paris: IEA Publications.

Jervis, R. (1978). Cooperation Under the Security Dilemma. World Politics, 30(2), 167-214.

Mearsheimer, J. J. (2014). Why the Ukraine Crisis Is the West’s Fault: The Liberal Delusions That Provoked Putin. Foreign Affairs, 93(5), 77-89.

Mearsheimer, J. J. (2018). The Great Delusion: Liberal Dreams and International Realities. New Haven: Yale University Press.

NATO. (2022). Strategic Concept 2022. Adopted at the Madrid Summit, 29 June 2022.

Sakwa, R. (2015). Frontline Ukraine: Crisis in the Borderlands. London: I.B. Tauris.

Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI). (2023). SIPRI Yearbook 2023: Armaments, Disarmament and International Security. Oxford: Oxford University Press.

Zuboff, S. (2019). The Age of Surveillance Capitalism: The Fight for a Human Future at the New Frontier of Power. New York: PublicAffairs.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar