ULUSLARARASI HUKUK: GÜCÜN ARACI MI, MEŞRUİYETİN MÜCADELE ALANI MI?

Okuma Süresi:

4–6 dakika
❤️

Güç–Hukuk İlişkisi Üzerine Eleştirel Bir Değerlendirme

Uluslararası hukuk, sıklıkla büyük güçlerin çıkarlarını meşrulaştıran bir araç olarak eleştirilmekte ve bu bağlamda “uluslararası hukuk diye bir şey olmadığı” iddia edilmektedir.

Uluslararası hukuk, tarihsel olarak güç politikalarıyla iç içe gelişmiş bir normatif sistemdir. Bu durum, özellikle emperyal müdahaleler, tek taraflı yaptırımlar ve askeri operasyonlar bağlamında, uluslararası hukukun gerçek bir hukuk olup olmadığı sorusunu gündeme getirmektedir. “Uluslararası hukuk yoktur; hukuk tüfek gücüdür” şeklindeki yaklaşım, bu sorgulamanın en sert ifadesidir.

Bu görüşe göre, uluslararası kurumlar ve hukuk normları, esasen güçlü devletlerin çıkarlarını yansıtan ve onların iradesiyle şekillenen araçlardır. Birleşmiş Milletler, IMF ve Dünya Bankası gibi kurumların II. Dünya Savaşı sonrasında ABD öncülüğünde kurulmuş olması, bu iddiaya dayanak olarak gösterilmektedir.

Ancak bu makale, söz konusu tespitin önemli bir gerçekliğe işaret etmekle birlikte, indirgemeci olduğunu savunmaktadır. Uluslararası hukukun güç ilişkilerinden etkilendiği doğrudur; fakat bu durum, hukukun varlığını ortadan kaldırmaz. Aksine, hukuku çatışmalı, siyasal ve mücadeleye açık bir alan haline getirir.

ULUSLARARASI HUKUK VE GÜÇ: KURAMSAL ÇERÇEVE

Uluslararası hukuk, ulusal hukuktan farklı olarak merkezi bir yasama, yürütme ve zorlayıcı yaptırım mekanizmasına sahip değildir. Bu durum, realizm geleneği içinde uluslararası hukukun ikincil ya da işlevsiz bir alan olarak değerlendirilmesine yol açmıştır. Hans Morgenthau gibi realist düşünürler, uluslararası hukuku büyük ölçüde güç dengelerinin bir yansıması olarak görmüştür.

Ne var ki, hukukun yaptırım kapasitesinin sınırlı olması, onun normatif etkisinin yok olduğu anlamına gelmez. Hukuk, yalnızca zor kullanma değil, davranışları yönlendirme, sınırlandırma ve meşrulaştırma işlevlerine de sahiptir. Bu bağlamda hukuk, çıplak güçten farklı bir düzlemde işler.

Eğer uluslararası hukuk yalnızca “tüfek kuvveti” olsaydı, güçlü devletlerin hukuka atıf yapmasına gerek kalmazdı. Oysa pratikte, en güçlü devletlerin dahi askeri müdahalelerini, yaptırımlarını ve diplomatik hamlelerini hukuki gerekçelerle açıklama ihtiyacı duydukları görülmektedir. Bu durum, hukukun maddi değil ama sembolik ve siyasal bağlayıcılığı olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla uluslararası hukuk, güçten bağımsız değildir; fakat güce indirgenemez. Bu ikili ilişki, hukuku hem kırılgan hem de vazgeçilmez kılar.

MEŞRUİYET İHTİYACI VE HUKUKUN İŞLEVİ

Uluslararası ilişkilerde meşruiyet, yalnızca ahlaki değil, aynı zamanda stratejik bir değere sahiptir. Güçlü devletler, eylemlerini hukuki bir çerçeveye oturtarak müttefik desteği sağlamayı, muhalefeti sınırlamayı ve uzun vadeli maliyetleri azaltmayı hedefler.

ABD’nin Irak, Yugoslavya, Libya ve Venezuela bağlamlarında geliştirdiği söylemler, bu duruma örnektir. Hukuki gerekçeler sıklıkla tartışmalı ve zayıf olsa da, bu gerekçelere duyulan ihtiyaç, hukukun tamamen anlamsız olmadığını ortaya koyar.

Uluslararası hukuk, bu anlamda, güçlü aktörlerin keyfiliğini tamamen engelleyemese de onu sınırlandıran ve görünür kılan bir işlev görür. Hukuk ihlali, hukukun yokluğunu değil; tam tersine, var olan bir normun çiğnendiğini gösterir.

Bu nedenle asıl sorun, uluslararası hukukun var olmaması değil, uygulanmasının güç ilişkileri nedeniyle sistematik olarak engellenmesidir.

PRATİK ÖRNEKLER: HUKUKUN SINIRLI AMA GERÇEK ETKİSİ

Uluslararası Adalet Divanı’nın Nicaragua v. United States davasında ABD’yi mahkûm etmesi, hukukun güç karşısındaki sınırlı ama gerçek etkisini gösteren önemli bir örnektir. ABD kararı tanımamış olsa da, dava ABD dış politikasının meşruiyetini ciddi biçimde zedelemiştir.

Benzer şekilde apartheid rejimi altındaki Güney Afrika’nın uluslararası hukuk yoluyla izole edilmesi, hukukun uzun vadede siyasi sonuçlar üretebildiğini göstermektedir. Bu süreçte hukuk, doğrudan zorlayıcı olmaktan çok, kolektif siyasal baskının zemini olmuştur.

Günümüzde İsrail hakkında açılan uluslararası dosyalar da, hukukun güçlü aktörleri dahi tamamen dokunulmaz kılmadığını göstermektedir. Sonuçların gecikmeli olması, hukukun yokluğunu değil, zamansallığını ifade eder.

Bu örnekler, uluslararası hukukun mutlak bir egemenlik kurmadığını; fakat tamamen etkisiz de olmadığını ortaya koymaktadır.

DEĞERLENDİRME: “YOKLUK” MU, “MÜCADELE” Mİ?

“Uluslararası hukuk yoktur” iddiası, güçlü bir eleştirel sezgiye dayanmakla birlikte, politik olarak tehlikeli bir sonuç üretir. Bu iddia, hukuksuzluğu doğal ve kaçınılmaz göstererek, direniş ve hesap sorma imkânlarını zayıflatır.

Oysa uluslararası hukuk, güç karşısında sürekli ihlal edilen ama aynı zamanda sürekli yeniden talep edilen bir alandır. Hukukun varlığı, onun kusursuz işlemesine değil; ihlal edildiğinde dahi referans alınmasına bağlıdır.

Bu nedenle mesele, hukuku reddetmek değil; onu güç ilişkileri içinde savunmak, genişletmek ve siyasal mücadeleyle desteklemektir.

SONUÇ

Uluslararası hukuk, ne saf bir adalet düzenidir ne de yalnızca tüfek kuvvetinin kılıfıdır. O, güçle iç içe geçmiş, çelişkili ama vazgeçilmez bir normatif alandır. Güçlü devletler hukuku ihlal edebilir; fakat onu tamamen yok sayamaz.

Dolayısıyla sorun, “uluslararası hukuk var mı?” sorusu değil; uluslararası hukukun kimin tarafından, nasıl ve hangi bedellerle uygulanacağı sorusudur. Bu soru, özellikle Venezuela gibi örneklerde, hukukun savunulmasını sadece hukuki değil, aynı zamanda siyasal ve ahlaki bir zorunluluk haline getirmektedir.

Uluslararası hukuk, tüfeğin karşıtı değil; tüfeğin sınırlandırılabileceği yegâne dildir.

KAYNAKÇA

Anghie, A. (2004). Imperialism, Sovereignty and the Making of International Law. Cambridge University Press.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu. (1965). Declaration on the Inadmissibility of Intervention in the Domestic Affairs of States.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi. (2018). Report of the Special Rapporteur on the negative impact of unilateral coercive measures on the enjoyment of human rights (A/HRC/39/54).

Birleşmiş Milletler Şartı. (1945).

Cassese, A. (2005). International Law. Oxford University Press.

Center for Economic and Policy Research (CEPR). (2019). Economic Sanctions as Collective Punishment: The Case of Venezuela.

Chomsky, N. (2003). Hegemony or Survival: America’s Quest for Global Dominance. Metropolitan Books.

de Zayas, A. (2018). Economic sanctions and human rights. International Journal of Human Rights, 22(1), 1–17.

Falk, R. (2014). Power, Justice and the Law. Routledge.

Gordon, J. (2011). Smart sanctions revisited. Ethics & International Affairs, 25(3).

International Court of Justice. (1986). Military and Paramilitary Activities in and against Nicaragua (Nicaragua v. United States of America), Judgment of 27 June 1986.

Koskenniemi, M. (2001). The Gentle Civilizer of Nations: The Rise and Fall of International Law 1870–1960. Cambridge University Press.

O’Connell, M. E. (2019). The illegality of economic sanctions. Journal of International Law and Peace.

United Nations Office of the High Commissioner for Human Rights (OHCHR). (2020). Impact of unilateral sanctions on the enjoyment of human rights.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar