Emperyalist Öğretili “Kürt” Kimliğinin Bölgesel İnşasında Türkiye, ABD, İsrail ve İngiltere Politikalarının Kesişimi

Kürtler

Okuma Süresi:

9–14 dakika
❤️

Ortadoğu’nun modern siyasal mimarisi, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından imparatorlukların yıkılması ve büyük güçlerin bölgeyi kendi stratejik çıkarlarına göre yeniden düzenlemesiyle birlikte oluşmuştur. Bu yeniden düzenleme sırasında bölgedeki pek çok topluluk gibi “Kürt grupları ve yapıları” da farklı ulus-devletler arasında bölünmüştür. Zaman içinde, çeşitli dış güçlerin bölgeye yönelik projeksiyonlarında şekillenen ve literatürde “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği” olarak tanımlanan kavramsal çerçeve, hem bölge devletlerinin politikaları hem de uluslararası aktörlerin müdahaleleriyle oluşmuştur. Bu kavram, kimliğin içerik ve yönelimlerinin yalnızca etnik temelli değil, aynı zamanda dış aktörlerin stratejik hedefleri doğrultusunda yeniden anlamlandırılabildiğini vurgular.

Irak, Suriye, İran ve Türkiye’nin “Kürt” nüfuslarını kapsayan coğrafya, enerji kaynaklarına, ticaret yollarına ve askeri açıdan kritik geçiş hatlarına sahip olması nedeniyle uluslararası güç mücadelelerinin merkezinde yer almıştır. Özellikle İngiltere’nin 1920’lerdeki mandater idaresi, ABD’nin Soğuk Savaş sonrası Ortadoğu stratejisi ve İsrail’in çevre stratejisi gibi dış politikalar, “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin bölgede siyasi bir araç olarak şekillenmesine zemin hazırlamıştır. Bu süreçte dış güçlerin müdahaleleri, “Kürt grupları ve yapıları”nın politik ve kurumsal gelişimlerini zaman zaman hızlandırmış, zaman zaman ise bölgesel istikrarsızlıkları derinleştirmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgesel ilişkileri de bu geniş jeopolitik bağlamdan bağımsız gelişmemiştir. Türkiye’nin Irak, Suriye ve İran’a yönelik politikaları, dönemsel olarak güvenlik kaygıları, bölgesel güç dengeleri ve uluslararası ittifak sistemlerinin gerektirdiği stratejik yönelimler doğrultusunda değişmiştir. Bazı akademik analizlerde, Türkiye’nin belirli dönemlerde attığı adımların, niyetinden bağımsız olarak, Irak ve Suriye’deki “Kürt grupları ve yapıları”nın siyasi ve ekonomik altyapı oluşturma süreçlerini dolaylı olarak kolaylaştırdığı yorumları yapılmıştır. Bu yorumlar, özellikle 1991 Körfez Savaşı sonrası Irak’ın kuzeyindeki gelişmeler, 2000’lerde Türkiye–IKBY ilişkilerinin ekonomik boyutu ve Suriye iç savaşının dinamikleri üzerinden değerlendirilmektedir.

Uluslararası literatürde ABD, İsrail ve İngiltere’nin Ortadoğu politikaları ile Türkiye’nin bölgesel adımları arasında dönemsel örtüşmeler olduğu da sıkça dile getirilmektedir. Bu örtüşme, Türkiye’nin ayrılıkçılığı desteklediği anlamına gelmemekle birlikte, bazı politikaların bölgedeki “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”ni güçlendiren süreçlerle çakıştığı yönünde akademik tartışmalara yol açmıştır. Dış güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda “Kürt grupları ve yapıları”na sağladığı destek, bölgedeki devletlerin politikalarıyla etkileşime girerek sonuçları öngörülemeyen dönüşümler yaratmıştır.

“Emperyalist Öğretili ‘Kürt’ Kimliği”nin Tarihsel Oluşumu

“Emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”, 20. yüzyılın başından itibaren dış güçlerin bölge üzerindeki stratejik müdahaleleriyle şekillenmeye başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ve İngiltere ile Fransa’nın Ortadoğu’yu paylaşması sürecinde, sınırlar “Kürt grupları ve yapıları”nın doğal dağılımını dikkate almadan çizilmiştir. Bu dönemde İngiltere ve Fransa, yerel aktörleri kendi çıkarları doğrultusunda araçsallaştırmış; böylece “Kürt grupları ve yapıları” belirli bölgelerde etkili bir güç unsuru olarak politik olarak organize olmaya başlamıştır. Bu süreç, “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği” kavramının temelini oluşturmuştur.

1920 Sèvres Antlaşması, “Kürdistan” adıyla bir özerklik imkânını hukuki metinlere taşımış; ancak Lozan Antlaşması ile bu hüküm kaldırılmıştır. Bunun sonucunda, “Kürt grupları ve yapıları” dört farklı devletin sınırları içerisinde kalmış ve kendi politik özerkliğini geliştirme fırsatı büyük ölçüde sınırlandırılmıştır. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin farklı politikaları, “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”ni yerel ve dış politikalar bağlamında şekillendirmiş; parçalı coğrafya, grupların bir bütün hâlinde hareket etmesini engellemiştir.

Soğuk Savaş döneminde, “Kürt grupları ve yapıları” büyük güçlerin rekabetinin dolaylı alanı hâline gelmiştir. Sovyetler Birliği, ABD ve İngiltere farklı zamanlarda bu grupları stratejik avantaj sağlamak amacıyla desteklemiş veya baskı uygulamıştır. Özellikle Irak, İran ve Suriye’deki “Kürt grupları ve yapıları”, bu dönemde ideolojik ayrışmalar ve bölgesel devletlerle değişken ilişkiler geliştirmiştir. Bu durum, “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin hem içerik hem de yönelim açısından dış müdahalelere bağımlı bir yapı kazandığını göstermektedir.

1991 Körfez Savaşı, “Kürt grupları ve yapıları” açısından kritik bir dönüm noktasıdır. ABD’nin Irak’a müdahalesi sonrası kuzeyde kurulan uçuşa yasak bölge, bu grupların fiilî güvenliğini sağlamış ve bölgesel idari kapasiteyi geliştirmelerine imkân tanımıştır. Aynı zamanda ABD, İngiltere ve İsrail’in bölgedeki politikaları, “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin bölgesel olarak daha görünür hâle gelmesine yol açmıştır. Bu destekler, Türkiye’nin politikalarıyla zaman zaman örtüşmüş, bazen ise Türkiye tarafından sınırlayıcı müdahalelerle dengelenmiştir.

2003 Irak işgali ve sonrasında Irak’ın federal yapıya dönüştürülmesi, “Kürt grupları ve yapıları”nın anayasal olarak tanınmış özerk yapılar oluşturmasına yol açmıştır. Bu süreç, ABD’nin bölgeyi yeniden dizayn etme stratejisi, İngiltere’nin bölgesel nüfuz hedefleri ve İsrail’in İran’ı kuşatma stratejileriyle örtüşmüştür. Böylece tarihsel olarak parçalı ve dış müdahalelere açık olan “Kürt grupları ve yapıları”, 1991 ve 2003 sonrasında kurumsallaşmaya başlamış; “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin bölgesel siyasette kalıcı bir rol oynaması mümkün hâle gelmiştir.

Türkiye’nin Irak, Suriye ve İran Politikalarının “Kürt Grupları ve Yapıları” Üzerindeki Etkisi

Türkiye Cumhuriyeti, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren Irak, Suriye ve İran’daki “Kürt grupları ve yapıları”na yönelik politikalarını güvenlik merkezli bir yaklaşımla şekillendirmiştir. PKK tehdidi ve sınır ötesi operasyonlar, Ankara’nın politikalarını belirleyen başlıca unsurlar olmuştur. Ancak bu güvenlik yaklaşımı, zaman içinde ekonomik ve diplomatik çıkarlar ile örtüşerek “Kürt grupları ve yapıları”nın sahadaki etkinliğini dolaylı olarak artıran bir ortam yaratmıştır. Türkiye’nin niyeti ayrılıkçılığı desteklemek değil, kendi ulusal güvenliğini sağlamak olsa da sonuçlar bölgesel olarak karmaşık bir tablo ortaya çıkarmıştır.

Irak’ın kuzeyinde, özellikle IKBY ile ilişkiler, Türkiye’nin ekonomik ve enerji politikaları bağlamında dönüşmüştür. Türkiye, petrol ve ticaret yollarının kontrolü ile bölgesel dengeyi sağlamak için IKBY ile ilişki geliştirmiş; bu süreçte “Kürt grupları ve yapıları” ekonomik altyapı ve kurumsal kapasite oluşturma imkânı bulmuştur. Bu durum, Türkiye’nin politikaları ile ABD ve İngiltere’nin Irak politikaları arasında örtüşen bir alan yaratmış; bölgesel “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin kurumsallaşmasına dolaylı katkıda bulunmuştur.

Suriye iç savaşı, Türkiye’nin politikalarını yeni bir boyuta taşımıştır. PYD/YPG’nin sahada güçlenmesi, ABD’nin bu grupları IŞİD’e karşı stratejik ortak olarak seçmesi ve Suriye’nin kuzeyinde oluşan otorite boşluğu, Türkiye’nin müdahalelerini ve sınırlayıcı hamlelerini daha karmaşık hâle getirmiştir. Bu ortam, “Kürt grupları ve yapıları”nın özerklik altyapısını güçlendiren koşullar oluşturmuş; Türkiye’nin niyetinin ötesinde, sahada kurumsallaşmayı hızlandırmıştır.

İran’a yönelik politikalar da benzer bir paralellik göstermektedir. Türkiye, İran’ın kuzeyindeki “Kürt grupları ve yapıları”nın güçlenmesini doğrudan desteklemese de, Irak ve Suriye’deki stratejik hamleleri dolaylı olarak bölgesel dengeyi etkileyerek İran’la ilgili güvenlik ve diplomasi hesaplarını şekillendirmiştir. Bu süreçte, ABD ve İsrail’in İran karşıtı stratejileri ile Türkiye’nin bölgesel politikaları kısmen örtüşmüş; dolayısıyla “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin İran’a yönelik yansımaları da ortaya çıkmıştır.

Bu analiz ışığında, Türkiye’nin Irak, Suriye ve İran politikaları, kendi güvenlik çıkarları doğrultusunda tasarlanmış olsa da bölgesel etkileri “Kürt grupları ve yapıları”nın kurumsal gelişimini ve özerklik altyapısı oluşturmasını kolaylaştıran bir ortam yaratmıştır. Bu durum, ABD, İsrail ve İngiltere politikaları ile kesişmiş; bölgedeki “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin sahadaki görünürlüğünü artırmıştır. Türkiye’nin müdahaleleri, hem destekleyen hem engelleyen biçimde, bölgesel jeopolitiğin karmaşık yapısında kritik bir rol oynamıştır.

ABD, İsrail ve İngiltere Politikalarının “Kürt Grupları ve Yapıları” Üzerindeki Etkisi

ABD’nin Ortadoğu politikaları, özellikle 1990’ların sonlarından itibaren Irak ve Suriye’deki “Kürt grupları ve yapıları” ile yakın işbirlikleri üzerinden şekillenmiştir. ABD, IŞİD tehdidine karşı sahada etkili güçler ararken bu grupları stratejik ortak olarak konumlandırmış; böylece “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin sahadaki güçlenmesine doğrudan katkıda bulunmuştur. Bu bağlamda, ABD’nin politikaları, Türkiye’nin sınır ötesi güvenlik önlemleriyle zaman zaman çakışmış, zaman zaman da farklı yönlerde etkileşim göstermiştir.

İsrail’in politikaları, özellikle İran’ı kuşatma ve bölgedeki Arap çoğunluğunu dengeleme stratejisi çerçevesinde şekillenmiştir. “Kürt grupları ve yapıları” ile düşük profilli ilişkiler yürütülmüş; ekonomik ve diplomatik destek sağlanarak sahadaki varlıkları güçlendirilmiştir. Böylelikle, “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği” İsrail’in stratejik hedefleri ile örtüşmüş ve bölgesel güç dengeleri üzerinde görünür bir etki yaratmıştır. Bu yaklaşım, Türkiye’nin Irak ve Suriye politikalarıyla zaman zaman örtüşmüştür.

İngiltere’nin bölgedeki politikaları ise tarihsel olarak hem Irak hem Suriye’deki “Kürt grupları ve yapıları”nı stratejik araç olarak kullanmayı içerir. Özellikle Birinci Dünya Savaşı sonrası mandater dönemde ve 1990 sonrası Irak müdahalesinde İngiltere, hem ABD hem Türkiye politikaları ile örtüşen bir rol oynamış; “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin gelişiminde dolaylı bir etki yaratmıştır. Bu durum, bölgedeki grupların kurumsal altyapı ve siyasi görünürlüğünü artırmıştır.

Bu çerçevede, ABD, İsrail ve İngiltere’nin politikaları, Türkiye’nin bölgesel stratejileri ile zaman zaman çakışan ve zaman zaman tamamlayıcı bir rol oynayan bir yapı oluşturmuştur. Dolayısıyla, bu güçlerin politikaları, “Kürt grupları ve yapıları”nın ekonomik ve askeri kapasite geliştirmesine katkı sağlamış ve “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin sahada kurumsallaşmasına zemin hazırlamıştır. Böylelikle bölgesel politikaların birbiriyle etkileşimi, tek bir aktörün etkisinden bağımsız olarak çok katmanlı bir denge oluşturmuştur.

Bu değerlendirme göstermektedir ki, ABD, İsrail ve İngiltere’nin politikaları, Türkiye’nin politikalarıyla birlikte ele alındığında bölgedeki “Kürt grupları ve yapıları” için hem fırsatlar hem sınırlayıcı faktörler yaratmıştır. Aktörlerin niyetleri farklı olsa da sahadaki sonuçlar, çok katmanlı ve uluslararası ilişkiler çerçevesinde birbirine bağlı olarak ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin Özerklik Alt Yapısı ve Sınır Ötesi Politikalarının “Kürt Grupları ve Yapıları” Üzerindeki Etkisi

Türkiye, kendi sınırları içindeki “Kürt grupları ve yapıları”nın kontrolünü sağlamak amacıyla uzun yıllar boyunca merkeziyetçi bir güvenlik politikası uygulamıştır. Ancak özellikle Irak ve Suriye’deki “Kürt grupları ve yapıları” ile ekonomik ve diplomatik ilişkiler geliştirilmesi, Türkiye’nin dolaylı olarak bu grupların özerklik altyapısını güçlendiren bir ortam yaratmasına yol açmıştır. Bu bağlamda, Türkiye’nin sınır ötesi politikaları, dış aktörlerin stratejik hedefleri ile örtüşen bir etki yaratmıştır.

Türkiye’nin Irak’ın kuzeyi ile geliştirdiği enerji ve ticaret ilişkileri, “Kürt grupları ve yapıları”nın ekonomik olarak güçlenmesini sağlamıştır. Petrol ve enerji hatlarının güvenliği için yapılan işbirlikleri, bu grupların kendi bölgelerinde kurumsal altyapı oluşturmasını kolaylaştırmıştır. Böylelikle Türkiye’nin politikaları, sahada sadece engelleyici değil, aynı zamanda dolaylı destekleyici bir işlev görmüştür.

Suriye’de PYD/YPG’nin yükselişi ve ABD’nin bu grupları IŞİD’e karşı sahada stratejik ortak olarak seçmesi, Türkiye’nin müdahalesini zorunlu hâle getirmiştir. Ancak bu müdahaleler, bölgedeki “Kürt grupları ve yapıları”nın özerklik altyapısının tamamen engellenmesini sağlayamamış; aksine bazı bölgelerde kurumsal yapılanmaların güçlenmesine imkân tanımıştır. Bu süreç, Türkiye’nin niyetinden bağımsız olarak, sahadaki dengeleri değiştirmiştir.

Türkiye’nin İran sınırındaki politikaları, doğrudan müdahaleden ziyade bölgesel dengeyi sağlama stratejisi üzerine kuruludur. Bu bağlamda, İran’daki “Kürt grupları ve yapıları” Türkiye’nin politikalarının doğrudan etkisine girmemiş, ancak Irak ve Suriye’deki gelişmeler üzerinden dolaylı etkilenmişlerdir. ABD ve İsrail’in İran karşıtı stratejileri ile Türkiye’nin politikaları, bu grupların bölgesel etkinliğini şekillendiren örtüşen faktörler olarak değerlendirilebilir.

Bu çerçeve, Türkiye’nin özerklik altyapısı oluşturma ve sınır ötesi politikalarının, hem kendi güvenlik çıkarlarını koruma hem de bölgesel güç dengelerini yönetme amacını taşıdığını ortaya koymaktadır. Ancak bu politikalar, “Kürt grupları ve yapıları”nın sahadaki kurumsal gelişimine dolaylı olarak katkıda bulunmuş ve “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin bölgesel görünürlüğünü artırmıştır. Böylelikle, Türkiye’nin müdahaleleri ve politik hamleleri, çok katmanlı ve uluslararası aktörlerle etkileşimli bir süreç içinde değerlendirilmelidir.

Türkiye Politikalarının “Kürdistan”ın Kuruluşunda Rolü ve Altyapı Oluşumu

Bugünkü verilere göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin Irak, Suriye ve İran politikaları, kendi güvenlik ve bölgesel çıkarlarını koruma amacı taşırken, sahada “Kürt grupları ve yapıları”nın kurumsallaşmasına dolaylı olarak katkı sağlamıştır. Özellikle Irak’ın kuzeyi ve Suriye’nin kuzeyinde uygulanan sınır ötesi politikalar, ekonomik ve diplomatik ilişkiler, “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin özerklik altyapısının oluşmasına imkân yaratmıştır.

Bu bağlamda, Türkiye’nin enerji ve ticaret politikaları, “Kürt grupları ve yapıları”nın ekonomik kapasite geliştirmesini desteklemiş ve bölgesel yönetimlerin kurumsallaşmasına zemin hazırlamıştır. Petrol hatları, ticaret yolları ve lojistik altyapı gibi alanlarda sağlanan işbirlikleri, bu süreçte kritik rol oynamıştır. Böylelikle Türkiye’nin politikaları, sahada sadece engelleyici değil, aynı zamanda dolaylı destekleyici bir işlev görmüştür.

Dolayısıyla, Türkiye’nin müdahaleleri ve stratejik hamleleri, sahadaki “Kürt grupları ve yapıları”nın kurumsal gelişimini tamamen engellemek yerine, bazı alanlarda özerklik altyapısının oluşmasını kolaylaştırmıştır. ABD, İsrail ve İngiltere’nin bölgesel politikalarıyla zaman zaman örtüşen bu süreç, “Kürdistan”ın ortaya çıkışı için gerekli altyapının kısmen şekillenmesine yol açmıştır.

Bu durum, Türkiye’nin politikalarının yalnızca kendi ulusal güvenliğini korumaya yönelik olmasına rağmen, bölgesel sonuçlar bakımından “Kürdistan”ın sahada kurumsallaşmasına dolaylı katkı sağladığını göstermektedir. Türkiye’nin niyetinin ötesinde, bölgesel güç dengesi ve uluslararası müdahalelerle etkileşimli bir sürecin parçası olarak ortaya çıkmıştır.

Bu analiz, Türkiye’nin uyguladığı politikaların, “Kürdistan”ın kuruluş sürecinde önemli bir rol oynadığını ve “Kürt grupları ve yapıları” için özerklik altyapısının oluşmasına zemin hazırladığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, bölgedeki gelişmeler sadece dış aktörlerin müdahaleleriyle değil, Türkiye’nin sınır ötesi ve iç politikalarının etkileşimi ile de şekillenmiştir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Buna göre, Türkiye’nin Irak, Suriye ve İran politikaları, kendi güvenlik ve bölgesel çıkarlarını koruma amacı taşırken, sahadaki “Kürt grupları ve yapıları”nın kurumsallaşmasına ve özerklik altyapısının oluşmasına dolaylı katkılarda bulunmuştur. Bu durum, Türkiye’nin niyetinden bağımsız olarak “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin sahadaki görünürlüğünü artırmıştır.

Bu çerçevede, ABD, İsrail ve İngiltere’nin politikaları ile Türkiye’nin hamleleri, belirli dönemlerde örtüşmüş ve sahadaki “Kürt grupları ve yapıları”nın ekonomik, askeri ve diplomatik kapasitesinin güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Özellikle enerji, ticaret ve sınır ötesi güvenlik alanlarındaki etkileşimler, “Kürdistan”ın kurumsal altyapısının şekillenmesine dolaylı katkı sunmuştur.

Böylelikle, “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği”nin ortaya çıkışı ve kurumsallaşması, tek bir aktörün politikalarıyla açıklanamayacak kadar çok katmanlıdır. Türkiye’nin politikaları yalnızca bir faktör olarak devreye girmiş, ABD, İsrail ve İngiltere’nin stratejik hedefleri ile sahadaki “Kürt grupları ve yapıları”nın dinamikleri sürecin şekillenmesinde kritik rol oynamıştır.

Bu değerlendirme ortaya koymaktadır ki, bölgesel politikaların analizi çok boyutlu bir bakış açısı gerektirmektedir. Türkiye’nin sınır ötesi politikaları ve özerklik altyapısını etkileyen hamleleri, uluslararası aktörlerin müdahaleleri ile birlikte değerlendirilmelidir. Böylece, “Kürdistan”ın sahada kurumsallaşması yalnızca dış müdahalelerle değil, Türkiye’nin bölgesel politikalarının etkileşimi ile de bağlantılıdır.

Son olarak, bu çalışma Türkiye, ABD, İsrail ve İngiltere’nin bölgesel politikalarını “emperyalist öğretili ‘Kürt’ kimliği” ve “Kürt grupları ve yapıları” ekseninde ele almıştır. Hem sınır ötesi politikalar hem uluslararası müdahaleler, “Kürt grupları ve yapıları”nın kurumsal gelişimini ve özerklik altyapısını doğrudan veya dolaylı olarak etkilemiş; bölgesel güç dengelerinin çok katmanlı ve etkileşimli bir süreç olduğunu ortaya koymuştur.

Kaynakça
1. Gunter, M. (2011). The Kurds Ascending: The Evolving Solution to the Kurdish Problem in Iraq and Turkey. Palgrave Macmillan.
2. Natali, D. (2010). The Kurdish Quasi-State: Development and Dependency in Post-Gulf War Iraq. Syracuse University Press.
3. Romano, D. (2006). The Kurdish Nationalist Movement. Cambridge University Press.
4. Barkey, H. J., & Fuller, G. (1998). Turkey’s Kurdish Question. Rowman & Littlefield.
5. Rubin, M. (2017). “Kurdish Independence and Regional Geopolitics.” Middle East Review.
6. Phillips, D. (2005). Losing Iraq: Inside the Postwar Reconstruction Fiasco. Basic Books.
7. Park, B. (2014). “Turkey, the Kurds, and the Politics of Uncertainty in the Middle East.” International Affairs.
8. Yıldız, K. (2005). The Kurds in Iraq: The Past, Present and Future. Pluto Press.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar