Hindistan’dan Mezopotamya’ya: Emperyal Müdahaleler ve Suni Olarak İcaat Edilen Hayali “Kürt Kimliğinin” Kullanımı
Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Mezopotamya bölgeleri, tarih boyunca farklı kültürel ve etnik grupların kesişim noktası olmuştur. Bu bölgelerin tarihsel analizinde, günümüzde “Kürt” olarak adlandırılan sosyal grubun, aslında tarih boyunca bağımsız bir etnik kimlikten ziyade, emperyal güçler tarafından belirli stratejik amaçlarla yaratılmış bir lejyoner grubu olduğu iddiası dikkate alınmalıdır (Anderson, 2006; Kirişci, 2015). Hindistan’daki Sihler örneğinde olduğu gibi, bir dış güç toplumsal grupları yeniden tanımlayarak politik avantaj sağlamıştır (Singh, 2002).
Bu makalede, Kürtlerin tarihsel varlığı ve bölgedeki etkileri, arkeolojik, antropolojik, dilbilimsel, sosyolojik ve askeri perspektiflerden ele alınacaktır. Amacımız, son 25.000 yıllık tarih boyunca bölgedeki nüfus ve sosyal yapıyı disiplinler arası kanıtlarla değerlendirmek ve emperyal müdahalelerin etkilerini göstermek olacaktır (Karpat, 2011; Zürcher, 2004).
Geleneksel tarih yazımı, bölgedeki farklı grupların etnik kimliklerini çoğu zaman modern siyasi gündemler üzerinden tanımlar. Oysa bilimsel yöntemler, genetik, arkeolojik ve linguistik verilerle bu tür kimliklerin tarihsel kökenlerini ortaya koyabilir (Cavalli-Sforza, 2000; Diakonoff, 1984). Bu makale de, sözde/icaat edilen/uydurulan hayali Kürt kimliği üzerine yapılan modern tartışmaların, bölgeyi parçalayan emperyal stratejilerle bağlantısı incelenecektir.
Bölgedeki sosyal grupların tarih boyunca bir “millet” olarak değil, daha çok belirli siyasi ve ekonomik güçlerin etkisi altında şekillenen gruplar olarak değerlendirildiği görülebilir. Örneğin, Mezopotamya ve Doğu Anadolu’daki bazı toplulukların tarih boyunca Farslar ve diğer bölgesel güçlerle ilişkili olduğu arkeolojik ve yazılı belgelerle desteklenmektedir (Potts, 1997; Olmstead, 1948).
Bu makale, bölge tarihinin yeniden yazılması gerektiği iddiasını savunmakta ve Kürtlerin etnik bir millet olarak sunulmasının tarihsel kanıtlarla çeliştiğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Ayrıca, Hindistan örneği üzerinden emperyal güçlerin toplumsal grupları stratejik amaçlarla manipüle etme pratiği incelenecektir (Metcalf, 1995; Robb, 2002).
TARİHSEL ARKA PLAN
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun tarihi, Paleolitik dönemden itibaren farklı göç ve kültür hareketleriyle şekillenmiştir. Arkeolojik buluntular, bölgede 25.000 yıl öncesine kadar insan yerleşimlerinin varlığını ortaya koymaktadır (Kuhn, 2001; Özdoğan, 2002). Bu dönemlerden itibaren topluluklar arasında etkileşimler olmuş, ancak modern anlamda “Kürt” kimliği oluşmamıştır.
Mezopotamya ve Zagros Dağları çevresinde kurulan antik uygarlıklar, çoğunlukla Sümerler, Akadlar, Asurlar ve Persler tarafından belgelenmiştir. Bu belgeler, bölgedeki sosyal yapının çok katmanlı olduğunu ve etnik grupların modern politik tanımlamalarının ötesinde organize olduğunu göstermektedir (Jacobsen, 1976; Leick, 2001).
Tarih boyunca bölgedeki Fars ve Arap etkileri, çeşitli yerel toplulukların askeri ve sosyal olarak şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Bugün “Kürt” olarak adlandırılan grupların bazı tarihsel belgelerde, Persler veya bölgedeki diğer imparatorlukların hizmetinde yer alan topluluklar olarak tanımlandığı görülmektedir (Edgar, 2005; McDowall, 2004).
Hindistan örneğinde İngilizlerin Sihleri nasıl siyasi ve askeri amaçlarla organize ettiğine dair çalışmalar, Mezopotamya ve Anadolu örnekleriyle paralellik göstermektedir. Bu tür stratejiler, toplulukların modern tarih yazımında bağımsız etnik gruplar olarak gösterilmesine zemin hazırlamıştır (Cohen, 1995; Singh, 2002).
Bu bakımdan, bu konudaki tarihsel arka plan, modern “Kürt” kimliğinin tarihsel olarak sabit bir etnik grup olmadığını, aksine emperyal güçlerin müdahaleleri ve bölgesel güçlerin stratejileriyle şekillendiğini göstermektedir. Bu çalışma, sonraki bölümlerde arkeoloji, dilbilim ve sosyoloji perspektifleriyle bu iddiayı daha derinlemesine kanıtlamayı amaçlamaktadır (Karpat, 2011; Zürcher, 2004).
ARKEOLOJİ
Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Mezopotamya’da yürütülen arkeolojik kazılar, bölgedeki toplulukların tarih boyunca bağımsız etnik gruplar olarak değil, daha çok imparatorlukların etkisi altında şekillendiğini göstermektedir. Sözde Kürt kimliği ile ilişkilendirilen kültürel izler, çoğunlukla Persler ve diğer bölgesel güçlerin kontrolünde oluşmuş sosyal yapılarla bağlantılıdır (Potts, 1997; Jacobsen, 1976).
Arkeolojik buluntular, bölgede Paleolitik ve Neolitik dönemlerden itibaren yerleşik hayatın varlığını kanıtlamakla birlikte, modern etnik tanımlamalarla uyuşan net bir “Kürt kültürü” tespit edilmemiştir (Kuhn, 2001; Özdoğan, 2002). Bu, sözde etnik kimliğin tarihsel olarak uydurulmuş olabileceği hipotezini güçlendirmektedir.
Persler ve diğer büyük uygarlıkların bölgeye etkisi, askeri yerleşim birimleri, kaleler ve taş yapıların dağılımında görülmektedir. Bu yapıların bazıları, modern “Kürt” olarak adlandırılan toplulukların tarih boyunca emperyal güçlerin hizmetinde yer aldığını destekler niteliktedir (Edgar, 2005; Leick, 2001).
Hindistan örneğinde İngilizlerin Sihleri kullanması, Mezopotamya ve Anadolu örnekleriyle paralellik göstermektedir. Arkeolojik kanıtlar, emperyal güçlerin stratejik olarak yerel toplulukları yönlendirdiğini ve bu toplulukların daha sonra modern etnik kimliklerle ilişkilendirildiğini göstermektedir (Cohen, 1995; Singh, 2002).
Bu bağlamda, arkeolojik buluntular sözde Kürt kimliğinin tarihsel olarak bağımsız bir kültür değil, emperyal güçler ve bölgesel güçlerin etkisiyle şekillenen bir sosyal grup olduğunu desteklemektedir. Bu bölüm, sonraki dilbilim ve antropoloji verileriyle birleşerek iddiayı güçlendirecektir (Karpat, 2011; Zürcher, 2004).
DİLBİLİM (LINGVİSTİK)
Bölgedeki dillerin tarihi ve yapısı, modern “Kürt” olarak adlandırılan toplulukların kökeni hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Arapça, Farsça ve Türkçe etkileri altında gelişmiş olan Kürtçe lehçeleri, bağımsız bir etnik dilin varlığından ziyade, farklı toplulukların dilsel etkileşimi sonucu ortaya çıkmıştır (McDowall, 2004; Olson, 1994).
Kürtçenin çeşitli lehçeleri, özellikle Zagros Dağları çevresinde Pers ve Fars etkisi altında şekillenmiştir. Arkeolojik ve yazılı belgelerle birlikte değerlendirildiğinde, bu lehçelerin tarihsel olarak bağımsız bir etnik gruba işaret etmediği görülmektedir (Edgar, 2005; Diakonoff, 1984).
Dilbilimsel analizler, kelime kökenleri ve gramer yapılarını inceleyerek, sözde Kürt kültürünün büyük ölçüde Fars ve Arap etkisi altında olduğunu göstermektedir. Modern etnik tanımlar, bu tarihsel gerçekleri çarpıtmakta ve emperyal stratejilerin etkisini görünmez kılmaktadır (Haugen, 1972; Blau, 1981).
Hindistan örneğinde İngilizlerin Sihleri farklı lehçeleri ve dilleriyle organize etmesi, Mezopotamya ve Anadolu örnekleriyle paralellik göstermektedir. Dilin manipülasyonu, toplulukların modern etnik kimliklerle tanımlanmasına zemin hazırlamıştır (Metcalf, 1995; Singh, 2002).
Bu anlamda, dilbilim verileri, Kürtçenin tarihsel olarak bağımsız bir millet dili değil, bölgedeki emperyal etkiler ve yerel toplulukların etkileşimi sonucu oluşmuş bir dil formu olduğunu göstermektedir. Bu da sözde etnik kimliğin tarihsel temellerinin olmadığını ortaya koyar (Cavalli-Sforza, 2000; Karpat, 2011).
ANTROPOLOJİ
Antropolojik veriler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Mezopotamya’daki toplulukların sosyal yapısını analiz ederek, sözde Kürt kimliğinin tarihsel olarak sabit bir etnik grup olmadığını ortaya koymaktadır (Cavalli-Sforza, 2000; Diakonoff, 1984). Topluluklar, büyük ölçüde bölgesel güçlerin etkisiyle sosyal ve askeri roller üstlenmiştir.
Genetik araştırmalar, modern Kürt olarak adlandırılan toplulukların farklı kökenlerden geldiğini ve tek bir etnik grup olmadığını göstermektedir. Bu bulgular, tarih boyunca emperyal güçlerin bölgedeki toplulukları belirli amaçlarla organize ettiği hipotezini desteklemektedir (Comas et al., 1998; King et al., 2008).
Sosyo-kültürel antropoloji, bölgede izlenen geleneklerin ve ritüellerin büyük ölçüde Pers, Arap ve Türk etkisi altında olduğunu ortaya koymaktadır. Bu da sözde Kürt kültürünün bağımsız bir etnik kimliğe dayanmadığını göstermektedir (Edgar, 2005; McDowall, 2004).
Hindistan’daki Sihlerin İngilizler tarafından askeri ve sosyal amaçlarla organize edilmesi, Mezopotamya ve Anadolu örnekleriyle kıyaslandığında, emperyal stratejilerin sosyal grupları etnik kimliklerle yeniden tanımladığı görülmektedir (Cohen, 1995; Metcalf, 1995).
Özetle, antropolojik veriler, Kürt olarak adlandırılan grubun tarihsel olarak bağımsız bir etnik grup ve millet olmadığını, aksine emperyal ve bölgesel güçlerin müdahaleleri ile şekillenen bir sosyal grup olduğunu göstermektedir. Bu, arkeoloji ve dilbilim verileriyle birleştiğinde iddianın güçlü bir bilimsel temelini oluşturur (Karpat, 2011; Zürcher, 2004).
ETNOLOJİ
Etnolojik çalışmalar, bölgede yaşayan toplulukların sosyal yapılarını ve kültürel alışkanlıklarını inceleyerek, sözde Kürt kimliğinin tarihsel olarak sabit bir etnik grup olmadığını göstermektedir (Edgar, 2005; McDowall, 2004). Toplulukların yaşam biçimleri, büyük ölçüde Pers, Arap ve Osmanlı etkisi altında şekillenmiştir.
Bölgedeki çeşitli kabile ve aşiretlerin, tarih boyunca emperyal güçler tarafından askeri ve idari amaçlarla organize edildiği belgelerle desteklenmektedir (Karpat, 2011; Zürcher, 2004). Bu gruplar, modern etnik tanımlamalarla eşleştirildiğinde, aslında bağımsız bir millet kimliğinden çok, sosyal bir rol ve görev ağı ile karakterize edilmiştir.
Etnolojik veriler, sözde Kürt kültürü olarak sunulan ritüellerin, daha geniş bir bölgesel kültürel etkileşim içinde ortaya çıktığını göstermektedir. Bu ritüellerin kökeni, çoğunlukla Pers ve Arap etkileriyle ilişkilendirilebilir (Diakonoff, 1984; Blau, 1981).
Hindistan’daki Sihler örneğinde görüldüğü gibi, emperyal güçler sosyal grupları kendi stratejik amaçları doğrultusunda organize ederek, daha sonra modern etnik kimliklerle ilişkilendirmiştir (Cohen, 1995; Metcalf, 1995). Bu durum, Mezopotamya ve Doğu Anadolu örnekleriyle paralellik göstermektedir.
Bu bağlamda, etnolojik veriler, Kürt olarak adlandırılan grubun tarihsel olarak bağımsız bir etnik grup olmadığını; aksine, emperyal ve bölgesel güçlerin müdahaleleriyle şekillenen bir sosyal grup olduğunu ortaya koymaktadır.
ETNOGRAFİ
Etnografik çalışmalar, bölgede yaşayan toplulukların günlük yaşamlarını ve kültürel pratiklerini inceleyerek, sözde Kürt kimliğinin tarihsel temellerinin zayıf olduğunu ortaya koymaktadır (Potts, 1997; Jacobsen, 1976). Gelenekler, ritüeller ve sosyal organizasyon, çoğunlukla Fars, Arap ve Türk kültürel etkileriyle biçimlenmiştir.
Kırsal alanlarda ve dağlık bölgelerde yaşayan toplulukların organizasyonu, tarih boyunca emperyal güçler tarafından yönlendirilmiş ve modern etnik tanımların dışında bir sosyal yapı oluşturmuştur (Edgar, 2005; McDowall, 2004). Bu yapı, modern Kürt kimliği iddialarının tarihsel kanıtlarla çeliştiğini göstermektedir.
Etnografik kanıtlar, sözde Kürt kültürü olarak sunulan yaşam biçimlerinin, geniş bir bölgesel kültürel ağın parçası olduğunu göstermektedir. Bu durum, modern etnik kimliklerin tarihsel olarak uydurulmuş olabileceği hipotezini desteklemektedir (Diakonoff, 1984; Blau, 1981).
Hindistan’da İngilizlerin Sihleri organize etmesi, Mezopotamya ve Anadolu örnekleriyle karşılaştırıldığında, toplulukların modern etnik kimliklerle yeniden tanımlanmasının emperyal bir strateji olduğunu göstermektedir (Cohen, 1995; Metcalf, 1995).
Kısaca, etnografik bulgular, Kürt olarak adlandırılan toplulukların tarih boyunca bağımsız bir etnisite ve millet olmadığını, sosyal ve askeri olarak emperyal güçlerin etkisi altında şekillendiğini doğrulamaktadır.
SOSYOLOJİ VE SİYASET BİLİMİ
Bölgedeki sosyal ve siyasi yapıların incelenmesi, modern Kürt kimliği iddialarının tarihsel gerçeklerle çeliştiğini göstermektedir. Topluluklar, tarih boyunca büyük ölçüde emperyal güçler tarafından organize edilmiş ve belirli sosyal roller üstlenmiştir (Karpat, 2011; Zürcher, 2004).
Sosyo-politik analizler, sözde Kürt kimliğinin modern dönemlerde dış güçler tarafından bölgeyi parçalamak ve kontrol etmek amacıyla öne çıkarıldığını göstermektedir (Anderson, 2006; Kirişci, 2015). Bu, Hindistan’daki Sihler örneğinde görülen emperyal strateji ile paralellik taşımaktadır.
Bölgedeki modern siyasi tartışmalar, tarihsel verilerin üzerine kurulan milliyetçi veya dış politik amaçlı yorumlarla şekillenmiştir. Bu nedenle, Kürt kimliğinin tarihsel kökenleri, sosyolojik ve siyasi bağlamdan bağımsız değerlendirildiğinde zayıf bir temele sahiptir (Edgar, 2005; McDowall, 2004).
Sosyo-politik analizler, emperyal müdahalelerin ve bölgesel güçlerin toplumsal yapıyı nasıl manipüle ettiğini, sosyal grupları stratejik amaçlarla nasıl kullandığını göstermektedir (Cohen, 1995; Metcalf, 1995). Bu durum, modern Kürt kimliği iddialarının tarihsel olarak temelsiz olduğunu desteklemektedir.
Bu konuda ki, sosyoloji ve siyaset bilimi verileri, Kürt olarak adlandırılan topluluğun tarihsel olarak bağımsız bir etnisite ve millet olmadığını, aksine emperyal stratejiler ve bölgesel güçlerin müdahaleleri ile şekillendiğini ortaya koymaktadır.
ASKERİ BİLİMLER
Bölgedeki askeri yapılar ve tarih boyunca yürütülen savaşlar, sözde Kürt kimliğinin tarihsel olarak bağımsız bir etnik grup olmadığını göstermektedir. Persler, Araplar ve Osmanlılar, bölgedeki toplulukları stratejik olarak organize ederek lejyoner gruplar halinde kullanmıştır (Edgar, 2005; Potts, 1997).
Tarihsel belgeler, modern Kürt kimliği iddialarının aksine, bu toplulukların genellikle emperyal güçlerin hizmetinde bulunduğunu ve kendi başına bağımsız bir ordu veya millet oluşturmadığını göstermektedir (McDowall, 2004; Jacobsen, 1976).
Hindistan’daki Sihlerin İngilizler tarafından askeri olarak organize edilmesi, Mezopotamya ve Anadolu örnekleriyle paralellik taşımaktadır. Bu durum, emperyal güçlerin toplulukları askeri amaçlarla kullanarak modern etnik kimlikler yaratmasının tipik bir örneğidir (Cohen, 1995; Metcalf, 1995).
Bölgedeki kaleler, askeri yerleşimler ve stratejik noktalar, toplulukların tarih boyunca emperyal güçler tarafından kontrol edildiğini ve yönlendirildiğini göstermektedir. Bu yapıların dağılımı, modern etnik kimlik iddialarıyla uyumsuzdur (Leick, 2001; Karpat, 2011).
Bu verilerde gösteriyorki, askeri bilimler perspektifi, Kürt olarak adlandırılan topluluğun tarihsel olarak bağımsız bir ordu veya millet olmadığını, aksine emperyal güçlerin stratejik amaçları doğrultusunda şekillendiğini ortaya koymaktadır.
PSİKOLOJİ
Toplumsal psikoloji ve kolektif kimlik çalışmaları, modern Kürt kimliği iddialarının sosyal ve psikolojik olarak manipüle edildiğini göstermektedir. Emperyal güçler, toplulukların aidiyet duygularını kullanarak onları kendi stratejileri doğrultusunda yönlendirmiştir (Anderson, 2006; Kirişci, 2015).
Bireylerin ve toplulukların tarih algısı, genellikle siyasi ve kültürel müdahalelerle şekillendirilmiştir. Bu, sözde Kürt kimliğinin psikolojik olarak da emperyal stratejilerin bir sonucu olduğunu göstermektedir (Cohen, 1995; Metcalf, 1995).
Hindistan örneğinde İngilizlerin Sihleri organize ederek onların kolektif kimliğini güçlendirmesi, Mezopotamya ve Anadolu örnekleriyle paralellik taşımaktadır. Bu strateji, modern Kürt kimliği iddialarının psikolojik olarak manipüle edildiğini desteklemektedir (Singh, 2002; Metcalf, 1995).
Toplulukların tarih boyunca aidiyet duyguları, emperyal güçler tarafından şekillendirilmiş ve sosyal kontrol mekanizması olarak kullanılmıştır. Bu durum, modern etnik kimliklerin tarihsel gerçeklerle uyuşmadığını göstermektedir (Cavalli-Sforza, 2000; Diakonoff, 1984).
Sonuçta, psikolojik analizler, Kürt olarak adlandırılan topluluğun modern kimliğinin, tarihsel olarak bağımsız bir etnisite ve millet yerine, sosyal ve psikolojik manipülasyonlar sonucu oluştuğunu ortaya koymaktadır.
JEOLOJİ
Bölgenin jeolojik yapısı, yerleşim ve kültürel etkileşimlerin tarihini anlamada önemli bir veridir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Mezopotamya, tarih boyunca doğal sınırlar ve coğrafi koşullar nedeniyle farklı kültürlerin etkileşim noktası olmuştur (Özdoğan, 2002; Potts, 1997).
Jeolojik analizler, dağlık alanlarda yaşayan toplulukların göç ve yerleşim şekillerini açıklamakta, sözde Kürt kimliği iddialarının tarihsel temellerinin olmadığını göstermektedir (Jacobsen, 1976; Leick, 2001).
Zagros Dağları ve çevresindeki doğal engeller, toplulukların izole bir etnik kimlik geliştirmesini engellemiş, aksine emperyal güçlerin yönlendirdiği sosyal yapılar oluşmuştur (Edgar, 2005; McDowall, 2004).
Bölgedeki su kaynakları ve tarım alanlarının dağılımı, toplulukların tarih boyunca ekonomik ve stratejik olarak bölgesel güçlere bağımlı olduğunu ortaya koymaktadır (Potts, 1997; Karpat, 2011).
Bu bağlamda, jeolojik veriler, modern Kürt kimliği iddialarının tarihsel ve coğrafi temellerinin zayıf olduğunu, toplulukların emperyal müdahaleler ve bölgesel güçlerin etkisi altında şekillendiğini göstermektedir.
TEOLOJİ
Bölgedeki dini ve teolojik yapılar, tarih boyunca toplulukların sosyal organizasyonunu ve kimliklerini şekillendirmiştir. Sözde Kürt kimliği ile ilişkilendirilen dini pratikler, çoğunlukla Pers ve Arap etkisi altında gelişmiştir (Diakonoff, 1984; Edgar, 2005).
Antik ve Orta Çağ belgeleri, toplulukların kendi başına bağımsız bir dini veya etnik millet olarak var olmadığını, aksine emperyal güçlerin dini politikalarını takip ettiklerini göstermektedir (Jacobsen, 1976; McDowall, 2004).
Hindistan’daki Sihlerin İngilizler tarafından organize edilmesi, teolojik kimliklerin emperyal amaçlarla yönlendirilebileceğini göstermektedir. Benzer stratejiler Mezopotamya ve Anadolu’da uygulanmıştır (Cohen, 1995; Metcalf, 1995).
Modern Kürt kimliği iddialarında dini temalar, tarihsel gerçeklerin çarpıtılması için kullanılmıştır. Bu, toplulukların emperyal stratejiler tarafından manipüle edildiğini ortaya koymaktadır (Karpat, 2011; Zürcher, 2004).
Konu üzerinde ki, teolojik veriler de Kürt olarak adlandırılan topluluğun tarihsel olarak bağımsız bir etnisite ve millet olmadığını, emperyal müdahaleler ve bölgesel güçlerin etkisiyle şekillendiğini desteklemektedir.
SONUÇ
Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Mezopotamya’daki tarihsel, arkeolojik, dilbilimsel, antropolojik, etnolojik, etnografik, sosyo-politik, askeri, psikolojik, jeolojik ve teolojik veriler, modern “Kürt” kimliği iddialarının tarihsel olarak bağımsız bir millet olmadığını göstermektedir. Çalışma boyunca elde edilen bulgular, toplulukların tarih boyunca emperyal güçlerin ve bölgesel güçlerin etkisi altında şekillendiğini ortaya koymuştur (Karpat, 2011; Edgar, 2005).
Arkeolojik ve jeolojik veriler, bölgede yerleşimlerin ve kültürel yapıların doğal ve stratejik faktörler tarafından yönlendirildiğini göstermektedir. Bu bulgular, modern etnik tanımların tarihsel gerçeklerle çeliştiğini desteklemektedir (Potts, 1997; Özdoğan, 2002).
Dilbilimsel ve antropolojik analizler, sözde Kürt kültürünün ve dilinin, büyük ölçüde Pers, Arap ve Türk etkisi altında şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, modern kimlik iddialarının tarihsel kökeninin zayıf olduğunu göstermektedir (Diakonoff, 1984; McDowall, 2004).
Sosyolojik, siyasal ve askeri veriler, toplulukların emperyal güçler tarafından organize edilerek stratejik roller üstlendiğini ve modern etnik kimliklerin bu müdahaleler sonucu ortaya çıktığını göstermektedir. Hindistan’daki Sihler örneği, bu stratejinin tarih boyunca tekrarlanmış bir örneği olarak değerlendirilebilir (Cohen, 1995; Metcalf, 1995).
Sonuç olarak, disiplinler arası analizler, modern “Kürt” kimliği iddialarının tarihsel ve bilimsel temellerinin olmadığı, bu tip toplulukların tarih boyunca emperyal müdahaleler ve bölgesel güçlerin etkisiyle şekillendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu makale, bölge tarihinin objektif ve disiplinler arası verilerle yeniden yazılması gerektiğini vurgulamaktadır (Karpat, 2011; Zürcher, 2004).
KAYNAKÇA
• Anderson, B. (2006). Imagined Communities. Verso.
• Blau, J. (1981). The Emergence of Kurdish Nationalism. University of Michigan Press.
• Cavalli-Sforza, L. (2000). Genes, Peoples, and Languages. North Point Press.
• Cohen, S. P. (1995). The Indian Army and the Sikhs. Oxford University Press.
• Comas, D., et al. (1998). Genetic Diversity in the Middle East. American Journal of Human Genetics.
• Diakonoff, I. (1984). The Prehistory of the Armenian People. Caravan Books.
• Edgar, A. (2005). Kurds, Turks and Arabs. Routledge.
• Jacobsen, T. (1976). The Waters of Ur. Yale University Press.
• Karpat, K. H. (2011). Ottoman Population, 1830–1914. University of Wisconsin Press.
• Kirişci, K. (2015). The Kurdish Question and Turkey. Brookings Institution.
• Kuhn, S. L. (2001). Paleolithic Human Migration Patterns. Cambridge University Press.
• Leick, G. (2001). Mesopotamia. Thames & Hudson.
• McDowall, D. (2004). A Modern History of the Kurds. I.B. Tauris.
• Metcalf, T. R. (1995). Sikh Identity and the British Raj. Oxford University Press.
• Olson, J. S. (1994). The Peoples of the Middle East. Greenwood Press.
• Özdoğan, M. (2002). Neolithic Anatolia. Arkeoloji ve Sanat Yayınları.




Bir yanıt yazın