Büyük Meydan, Büyük Nutuk, Büyük Abartı
Siyasetin gök kubbesi yine sallanıyordu. Çünkü “Değişik Bahçeli” lakabıyla bilinen politik figür, kürsüye her çıktığında atmosfer, eski bir kovboy filminin son sahnesine dönüyordu.
Bir elinde dosya, diğer elinde dürbün… Sanki birazdan gökten mehtabı yakalayıp yere çalacak kadar iddialı konuşacaktı.
Ve konuştu:
“Darağacına da götürseler, assalar, yolumdan dönmem!”
Kalabalık, “Hocam Türkiye’de idam yok” diye hafifçe mırıldandı. O mırıldanmayı duymazdan geldi, çünkü politik arenanın sahne tozunu yıllar boyunca içine çekmişti. O tozdan sonra insan en yüksek volümlü gerçekleri bile duyamıyordu.
Boş Pehlivanlığın Anatomisi
Bu çıkış, siyaset bilimi literatürüne “Boş Pehlivanlık ve Gölge Güreşi” başlığıyla geçebilirdi.
Çünkü bahsi geçen idam cezası, Türk Ceza Kanunu’nun sayfalarında 20 yıldır aransa bulunamayacak bir dekor eşyasıydı.
Ama Değişik Bahçeli’nin dünyasında, gerçeklik bazen arka fonda kullanılan bir aksesuar, bazen de hiç uğramayan bir misafirdi.
“Bizim için en ciddi muhatap Öcalan’dır!”
dedi net bir ses tonuyla.
Salonun içinde rüzgâr esmiş gibi oldu. Birileri “Hocam bu cümlenin nereden çıktığını açıklar mısınız?” diye sormaya yeltendi, ama hemen herkes birbirine bakıp sorumluluğu diğerine attı. Çünkü açıklama istemek, bu evrende neredeyse fizik yasalarına karşı gelmekti.
Siyasetin Döner Kapısı
Bu ülkenin siyasetinde dün “asla” denilene bugün “aslında” demek, ertesi gün “ben onu demedim, siz yanlış duydunuz” diye açıklama yapmak bir tür ritüeldi.
Değişik Bahçeli de bu ritüelin üstatlarındandı.
Bir zamanlar dediğini bugün tersine çevirir, sonra da “Ben aynısını söyledim, siz ters anladınız” diyerek herkesin zihnini sudokuya çevirirdi.
Kürsü performansları öyle girift, öyle katmanlıydı ki, siyaset bilimciler onun söylemlerini analiz etmek için artık sinirbilimcilere danışmaya başlamıştı.
Politik Retorikte Altın Kemer Mücadelesi
Halk, ekrana bakıp “Bu neyin pehlivanlığı hocam?” derken, Değişik Bahçeli her zamanki gibi ciddi bir yüz ifadesiyle nüktedan olmayan ama öyleymiş gibi sunulan cümleler kuruyordu.
Gerçek bir pehlivan minderden kaçmazdı.
Bu pehlivanlık ise tamamen sözlü…
Ve bir o kadar ucuz.
İdam olmayan ülkede “darağacına götürülmekten korkmamak” bir cesaret değil, en fazla bir tiyatro dekoru önünde nutuk atma cesaretidir.
Muhalefetin Şaşkın Bakışları
Muhalefet cephesinde herkes aynı soruyu soruyordu:
“Az önce ne dedi?”
Bu soruya cevap aramak bir ülke sporuna dönüşmüştü.
Bazıları “Aslında mesaj verdi” diyordu.
Bazıları “Mesajı vardı ama kime?” diye tartışıyordu.
Bazıları ise sessizce televizyonu kapatıyordu, çünkü bu ülkenin psikolojik bütçesi sınırlıydı.
Büyük Finale Doğru – Retorik Tornado
Konuşmasının sonunda Değişik Bahçeli, her zaman olduğu gibi kendisiyle çelişen, ama kendi içinde yine de bir tür kozmik uyum taşıyan bir cümle kurdu:
“Biz söylediysek vardır bir bildiğimiz!”
Kalabalık başını salladı. Çünkü Türkiye’de “vardır bir bildiğimiz” cümlesi, hem hiçbir şey açıklamayan hem de her şeyi açıklamış gibi duran büyülü bir formüldü.
Gerçeklik yine kapıdan dışarı çıktı.
Retorik ise içeri girip koltuğa yayıldı.
Epilog – Siyasetin Sonsuz Döngüsü
Ve o gün, o konuşmadan geriye şu kaldı:
• İdam olmayan bir ülkede “darağacı” tehdidi
• Çizgisi belli olmayan bir “en ciddi muhatap” çıkışı
• Biraz sis, biraz duman, biraz da kulaklarda çınlayan “pehlivanlık” efekti
Velhasıl…
Bu da siyaset sahnesinin yeni bölümüydü:
Mantık dışı tutarlılığın, tutarsız mantığın ve politik akrobatlığın yeni perdesi.
Ama, Lan “değişik” , millet bu mavalını yedimi sanıyorsun..
Yemezler..






Bir yanıt yazın