İRAN TÜRKLERİ – 95

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️

2.2.1.9. İran Türk Şiirinde Realizmin ve Milliyetçiliğin Yükselişi (Molla Penah Vakıf Dönemi)

18. yüzyılın başından itibaren Kafkasya, İran, Doğu Anadolu ve Orta Doğu devamlı savaşlara sahne olur. Şah İsmail’in liderliğinde kurulan ve aynı soydan gelen Türk hakanlarının yönettiği Safevî Devleti dağılır. Afşar Türklerinden Nadir Şah iktidarı eline alır. Batılı ve doğulu pek çok tarihçinin ittifakla “Son Türk Cihangiri” dediği Nadir Şah (Roux 2007: 416), yeniden büyük bir devlet kurar,
Müslüman Türkler arasındaki ihtilafları bilhassa dinî, mezhebî ihtilafları kaldırmak için çok ciddî gayret sarfeder. Ne yazık ki 1747’de bir suikaste kurban gider ve bu gayreti boşa çıkar. Selçuklu sonrası Anadolu gibi bu bölge de onlarca Türk Bey ve hanı arasında paylaşılır. Didişmeler, boğuşmalar alıp başını gider. Yüzyıllardan beridir Kafkaslara inmek arzusunda olan Ruslar büyük bir fırsat yakalar, Osmanlı ve İran Türk devletlerinin zaaflarından faydalanarak bölgede hâkimiyeti ele almaya başlar.

Millî şuur ve millî devlet geleneğinden mahrum olan ve gözlerini hırs bürüyen bu hanlar zaman zaman Gürcülerle, Ruslarla iş birliği yaparak kardeş hanlıkların üzerine bile saldırırlar. Bütün bu olaylarla
birlikte bu dönem edebiyatının konuları arasında ülkede cerayan eden siyasî ve sosyal olaylar da yer alır. 18. yüzyılın başlarında ülkede meydana gelen, bilhassa Şirvan’daki kanlı olaylar Şakir Şirvanî ve Ağa Mesih Şirvanî gibi şairlerin mesnevîlerine konu
olur (Muhtaroğlu 1993: I/157).

Bu dönemin en önemli temsilcisi Molla Penah Vakıf ile onun en yakın dostu olan Molla Veli Vidadî’dir. Medrese tahsili görmüş, Farsça ve Arapça’yı iyi bilen bu iki üstat, yüzyıllardan beridir devam eden divan şiirine yeni boyut ve yön kazandırırlar. Klâsik şiir ile halk şiirini kucaklaştırıp, Türk ölçüsünde Türk nazım türleri ile şiir yazma akımını başlatırlar. Türkiye’de 20. yüzyılda yapılacak hareket
Molla Penah tarafından 18. yüzyılda yapılır.

İlmini ve idealini davranış hâline getiren, bunun için de halk arasında “Her okuyan Molla Penah olmaz.”(Vezirof 1337: 39) sözü ile idol hâline gelen Molla Penah Vakıf (1717-1797), Muhtaroğlu’nun anlatımıyla (1993: I/157) Azerbaycan ve İran Türk edebiyatında yeni bir şiir geleneğinin, yeni bir şiir mektebin kurucusu olmuştur. O, beş yüz yıldan beridir Arap edebiyatından gelme aruz vezninin kalıplarına giren Türk şiirini, bu kalıplardan çıkarmıştır. Millî şiire, halk şiiri geleneğine dönmekle Türk şiirine ve Türk diline zindelik getirmiştir. Türk dilinin sadeleşmesini, halkın dili ile sarayların dilinin birbirine yaklaşmasını sağlamıştır.

Vakıf, Azerbaycan Türkçesi ile yazma ve millîleşme akımını başlatmıştır.

Aydınlanmanın eğitim öğretim ile olabileceğini bilen şair Türkçe eğitim veren medreseler açmış, öğretmenlik yapmıştır.

Vakıf, Azerbaycan Türk edebiyatında realizmi başlatan ve realist şiirin temsilciliğini yapan şairdir. Başka bir ifade ile Vakıf realist Türk edebiyatı mektebinin kurucusudur. Onun koşmalarında Azerbaycan Türklerinin millî hayat tarzını, devrin ahlâkî ve estetik normlarını şiirsel ifade ile bulmak mümkündür.

Onun şiirlerinde Azerbaycan Türkçesinin bütün zenginliği, güzelliği ve özelliği aksini bulmuştur. Vakıf, şiirlerinde şeklen klâsik şiir tarzına bağlı kalmakla birlikte konu, ifade, üslûp, kelime seçimi bakımından tamamen halk ruhuna bağlı kalmıştır.

Vakıf, edebiyat alanı ile birlikte siyasî alanda da başarılı çalışmalar yapmıştır.

Karabağ hükümdarı İbrahim Han’ın önce dışişleri bakanı daha sonra başveziri olmuştur. Kaçar Türklerinden Muhammet Şah Kaçar, Şuşa’yı işgal ettikten yedi gün sonra öldürülünce, yerine geçen oğlu Muhammet Bey Cavanşir, babasının ölümünden Vakıf’ı sorumlu tutarak seksen yaşındaki üstad şair, büyük devlet adamı
Molla Penah Vakıf’ı, oğlu Ali Ağa ile birlikte 1797 yılında idam ettirir. Evi barkı, her şeyi yağmalattırılır. Bütün eserleri yaktırılır. Elde bulunan şiirler, hafızalarda ve cönklerinde saklanarak günümüze taşınan şiirlerdir.

Vakıf’ın şiirleri Türk dünyasının birçok yerinde hanendelerin ve âşıkların sesinde, sözünde türkü türkü, şiir şiir yer almıştır. Bu durum da Vakıf’ın realist şiirinin yaşamasını ve yaygınlaşmasını sağlamıştır. Türkiye radyo ve televizyonlarında sıkça seslendirilen “Ağla gözüm, ayrılırsan canandan.” mısrası ile başlayan meşhur türkü Vakıf’ın koşmalarındandır.

Hakanî Şirvanî gibi devrin hakim güçleri ile geçinemeyen Molla Veli Vidadî (1709-1809) de dönemin bir diğer ünlü şairidir. Onun çağdaşları arasında Ağa Mesih Şirvanî, Baba Şirvanî, Mehcur
Şirvanî, Nişat Şirvanî, Râcî, Reşit Şirvanî, ve Zülâlî de yer almaktadır. Bu devrin şairleri arasında 1721’de İstanbul’a gelip bir süre burada kalan ve Nedim’in kendisine nazire yazdığı asıl adı Murtaza Kulu Han olan ancak Elçi-i Acem Namî adıyla ün yapan şair de sayılır (Caferoğlu ve Akpınar 1998: 157).

Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar