19. yüzyılda yaşayıp yazan şairlerden Mirza Lütfeli Endelib (1851-1911), Hayâlî Rakım Erdebilî ve aynı zamanda müçtehid olan Hekim Muhammet Hideci (1853-1928)’nin de önemli Türkçe şiirleri vardır.
19. yüzyılda yaşayıp yazan önemli bir şair, aynı zamanda ses sanatçısı da Abbas Kulu Bey Hurşidî Malehmedî (1859-1948)’dir. Günümüze sadece birkaç şiiri ulaşmıştır.
2.2.3. Meşrutiyet Dönemi İran Türk Edebiyatı (1906-1920)
İran Türklerinin, 1828’den sonra idrak ettikleri siyasî, sosyal ve kültürel ikinci bir kırılma 20. yüzyılın ilk çeğreğinde meydana gelen “Meşrutiyet Hareketi” ve arkasından I. Dünya Savaşı ile başlayan bağımsızlık hareketleri ve Şeyh Muhammed Hiyabanî’nin liderliğinde 1918’de Tebriz’de “Azerbaycan Devleti”nin kurulması ve
1920’de bu devletin yıkılarak Hiyabanî’nin öldürülmesi dönemidir.
Bu dönemde yapılan edebî faaliyetleri “Meşrutiyet Dönemi İran Türk Edebiyatı” diye adlandırmayı uygun gördük. Bu dönemin edebî hareketlerini iyi anlamak için meşrutiyet ve bağımsızlık hareketlerini hazırlayan siyasî, sosyal ve fikrî etkenleri gözden geçirmek gerekir.
20. yüzyılın başlarında İslâm ülkelerinde meydana gelen “hürriyetçi” ve “meşrutiyetçi” hareketlerin oluşmasında etkili olan isimlerden biri Cemalettin Afganî’dir.
Hemedan’ın Esadabad köyünden olan Afganî, Kâbil medresesinde İslâmî ilimleri tahsil etmiş, felsefe ve müspet ilimlerle yakından ilgilenen bir düşünürdür.
Afganî, Hindistan’dan İngiltere’ye, Mısır’dan Türkistan’a, Bağdat’tan İstanbul’a kadar birçok kültür ve siyaset merkezinde bulunmuş, birçok devlet, ilim ve fikir adamıyla görüşmüş, onlara fikirlerini serdetmiştir.
“Gayesi Müslüman memleketlerini Avrupalıların siyasî nüfuz ve iktisadî istismarından kurtararak, bu ülkelerde liberal siyasî idareler kurmak suretiyle, onların dâhilî inkişaflarını temin etmek ve böylece, şiî İran da dâhil olmak üzere, bütün İslâm âlemini bir tek halifenin siyaseti altında toplayıp, Avrupa’nın müdahalesine mukavemet edecek kuvvetli bir İslâm devleti vücuda getirmek idi”
(Goldzıher 1979: III/81).
Diğer yandan fikirlerini “Dilde, fikirde, işte birlik” cümlesi ile formüle eden İsmail Gaspıralı’nın Kırım’ın başkenti Bahçesaray’da 10 Nisan 1883’te yayımlamaya başladığı “Tercüman” gazetesininin (Kaplan 1987: 174) ve Bakü’de Hasan Bey Zerdabî’nin 22 Temmuz 1875’ten itibaren on beş günde bir çıkardığı “Ekinci” gazetesinin (Köprülü 1979 II/145) görüşleri de İran Türklerine tesir etmiştir.
Bu dönemde siyasî ve sosyal olaylar birbiri ardınca devam eder. 1896’da Şah Nasreddin Kaçar, İmamzade Abdülazim’in türbesini ziyaret ederken bir hürriyetçi tarafından öldürülür. Yerine ılımlı bir kişiliğe sahip olan Muzaffereddin Şah geçer (1896-1907). Bu olayla birlikte İran, Rusların ve İngizlerin işgali altına girer (Bernard 1996: 263). 1904-1905 Rus-Japon Savaşı’nda Rusya yenilir. Rusya’da işçi
hareketleri başlar ve bu hareketle 1906’da gelişen birinci sosyalist devrim, İran Türklerini de etkiler.
Petrol zenginlikleri ve stratejik önemi sebebiyle sömürgeci ülkelerinin sürekli iştahını kabartan İran, büyük güçler tarafından karıştırılır. Hürriyetçi ve meşrutiyetçiler ülkeyi sarsmaya başlar. Ruslar, Şahı ve şahlığı desteklerken, İngilizler meşrutiyetçilerin yanında yer alır. Din, mezhep ve tarikat çatışmalarının
yanına bir de siyasî hareket eklenir.
1906 Ağustos ayında İngiliz konsolosluğunun önünde yapılan mitingde aşağıda kendisinden bahsedilecek Sarraf’ın “Dur, Veġt-i Seherdir!” (Kalk, Seher Vaktidir!/Kalk Sabah Oldu) adlı şiiri ülkeyi ayağa kaldırır.
Meşrutiyet edebiyatının gelişmesinde Kaçar şahlarının baskısından kaçıp İstanbul’a sığınan Türklerden Muhammet Tahir Tebrizî’nin yönetiminde ve Mehdi Tebrizî’nin baş redaktörlüğü ile 1875-1895 yılları arasında 20 yıl İstanbul’da Farsça yayımlanan “E{ter” (Yıldız) adlı gazetenin de önemli payı vardır.
Meşrutiyet yıllarında, Celil Memmedguluzâde ve arkadaşları tarafından 1906 yılından itibaren Tiflis’te; Bolşeviklerin Gürcistan ve Azerbaycan’ı işgal etmesinden sonra ise (1921) Tebriz’de yayımlanan “Molla Nesreddin” mizah dergisinin Kafkas
halkları ve İran Türkleri üzerinde büyük etkisi olmuştur.
Asıl mesleği sarraflık olan Sarraf Seyid Hacı Rıza (1855-1907), gençlik yıllarında edebiyata heves edip, şiirler yazmış ve memleketin siyasî, sosyal ve iktisadî meseleleri ile yakından ilgilenmiştir. Sadık San’an (1933; II/386) onun 170 sayfalık taş baskısı küçük bir divanının olduğunu bildirmektedir. Divanın ilk yedi
sayfasındaki gazellerin dışında kalan şiirlerin tamamı Türkçedir. Divanı, Hicrî 1344’te Tebriz’de Ağa İsmail Matbaası’nda basılmıştır. Şiirleri ve şiirlerinde işlediği fikirleri çok rağbet görmüştür. 1906 Ağustos ayında İngiliz konsolosluğunun önünde yapılan mitingde okunan “Dur, Veġt-i Seherdir!” (Kalk, Seher Vaktidir!/Kalk Sabah
Oldu)) adlı şiiri ülkeyi ayağa kaldırmıştır (Sumbatzâde ve dğr.1985: 266).
1907 meşrutiyet hareketi yıllarında beş on arkadaşı ile birlikte Rus işgal kuvvetlerine ve Rusları ülkesine davet eden, Muhammet Şah Kaçar’a karşı mücadele başlatan ve ideali uğruna canını veren ünlü şair âlim Mirza Ali Siggetü’l-İslâm İran Türkleri adına örnek bir edebî ve siyasî simadır. Mirza Ali, aynı zamanda büyük bir İslâm âlimi ve yazardır. Usul, fıkıh, hikmet, kelâm, edebiyat, matematik, tarih ve
astroloji bilimlerini tahsil eden Mirza Ali, birkaçı tercüme olmak üzere yirmi kitabın müellifidir.
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.






Bir yanıt yazın