Beş mesnevîden oluşan Hamse’sinde bulunan eserler şunlardır: 1. Mahzenü’l Esrar (Sırlar Hazinesi); 2. Hüsrev ü Şirin; 3. Leyli vü Mecnun; 4. Heft Peyker (Yedi Güzel); 5. İskender-nâme. Çeşitli kaynaklarda Nizamî’nin 20 bin beyitlik bir divanının olduğundan bahsedilir. Ancak bu divan XVI. yüzyıldan sonra kaybolmuştur. Bu divandan bugün elde 1200 beyitlik üç parça kalmıştır. Bunlardan
başka çeşitli tezkirelerde ona ait 800 beyit kadar şiir vardır (Kafkasyalı 2002: II/124 vd.).
13. yüzyılın, İran Türklerinin sosyal, siyasî ve ekonomik hayatında olduğu kadar medenî hayatında da büyük önemi vardır. Diğer ilim dallarında olduğu gibi edebiyat alanında da çok büyük edebî simalar yetişmiş, Azerbaycan ve İran Türk edebiyatı intibah devrini bu dönemde tamamlamıştır. İlhanlı Devleti’nin (1256-1353) istikrarlı politikası, Türk nüfusuna ve Türk diline çok ehemmiyet vermesi,
hatta Türkçeyi resmî devlet dilleri arasına alması (Caferoğlu ve Akpınar 1998: 139)
İran Türk edebiyatının en güzel çağını yaşamasına imkân vermiştir.
2.2.1.7. Yazı Dili Olarak Türkçeye Yöneliş
Günümüze kadar iki Türkçe şiiri ulaşan Hasanoğlu, İran Türklerinin Türkçe yazan ilk şairi kabul edilmektedir. Türkçe şiirlerinde “Hasanoğlu”, Farsça şiirlerde ise “Pur Hasan” mahlasını kullanan şair, 15. asır tezkirecilerinden Devletşah Semerkandî’nin verdiği bilgiye göre Horasan’ın Esferain şehrinde dünyaya gelmiştir. Bazı kaynaklar da onun Şeyh Cemal Ahmet Zakir’in sûfîlerinden olup
tasavvuf ehli olduğunu yazmaktadır (Seferli 1982: 140). Hasanoğlu hakkında ilk bilgiyi Köprülü vermiştir (Köprülü 1979 II/129). Şeyh İzzeddin Asfarayanî Hasanoğlu’nun doğu Oğuz lehçesinin en eski şairi olduğunu ve bir tane Türkçe şiirinin olduğunu yazmıştır. Daha sonra 1968 yılında Alman araştırmacılarından Barbara Fleming, Mısır kütüphanelerinin birinde elyazmaları arasında Hasanoğlu’nun Türkçe bir başka gazelini bulmuş ve yayımlamıştır (Muhtaroğlu 1993: I/152). Hasanoğlu’nun üçüncü bir Türkçe gazeli ise 2008 yılında Azerbaycan Kafkas Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyelerinden Seyran Kayıbov tarafından İstanbul kütüphanelerinde bulunmuştur (http://qafqazlife).
Şunu da ifade etmek gerekir ki, Horasanlı Şeyh İzzeddin Hasanoğlu’nun elde bulunan Türkçe şiirleri, ölçüsü, kafiye örgüsü, mısra kuruluşu, bediî ifade ve estetik yapısı mükemmel denilecek seviyede şiirlerdir. Bu şiirlerin birden bire ortaya çıktığını ileri sürmek doğru olamaz. Bu şiirlere bakıldığında bu edebiyatın binlerce yıllık bir geçmişinin olduğunu söylemek mümkündür.
13. yüzyıl Selçuklu sarayında Türkçe ve Farsça şiirler yazan Hoca Dehhanî de Horasanlıdır. Bu durum da Oğuz lehçesi ile yazılmış klâsik edebiyatın ilk önce Horasan merkezlerinde geliştiğini, yani Osmanlı, Azerbaycan ve İran Türk edebiyatlarının aynı kaynaktan geldiğini göstermektedir (Köprülü 1979 II/129).
Hasanoğlu’dan sonra elimizde Türkçe eseri bulunan şairlerden biri de Nesir Baküvî’dir. Nesir Baküvî, XIII. yüzyılın sonları ile XIV. yüzyılın başlarında yaşamıştır. Sultan Muhammed Hudabende Olcaytu’nun çağdaşıdır. Nesir Baküvî bir muhammesinde, kardeşi Kazan Han’ın yerine tahta çıkan (1304-1316) Olcaytu’nun Horasan’dan Tebriz’e ve oradan da Bakü’ye gidişini anlatmasından, onun bu dönemde, yani Sultan Muhammed Olcaytu’nun devrinde yaşadığı anlaşılmaktadır (Heyet 1376/1997: I/41).
Hayatı, eserleri ve sanatıyla bütün Türk dünyasında hüsnükabul gören ve şöhreti dünyayı saran büyük Türk üstadı Nasrettin Hoca (1208-1284), İran Türkleri nezdinde “Molla Nesreddin” olarak karşımıza çıkar. İran Türkleri kendi sinelerinden doğmuş bir mizah üstadı olarak gördükleri Hoca’nın eserlerinden “Molla Nesreddin Letifeleri” diye bahsederler.
Müellifi belli olmayan ve 1632 mısradan oluşan Ahmet Haramî Destanı (Dastani-Ehmed Heramî) 13. yüzyılda Azerbaycan Türkçesi ile yazılmış ilk mesnevî örneğidir. Eserin yegâne el yazma nüshasını Talat Onay ortaya çıkarmış ve 1928 yılında yayımlamıştır.
1946 yılında ise uzun bir ön söz ile sözlük ve açıklamalar eklenerek Türk Dil Kurumu yayınları arasında yayımlatmıştır (Onay 1946). Aynı eser Bakü’de de Seferli tarafından 1978 yılında yayımlanmıştır
(Kafkasyalı 2002: II/160).
Horasan’ın önemli ilim ve kültür merkezlerinden Nişabur’da dünyaya gelen ve asıl adı Muhammed Bektaş olan Hacı Bektaş Veli28’nin dinî ve felsefî görüşünün etkisi Anadolu ve Balkanlar’da olduğu gibi İran Türkleri arasında da önemli kabul görmektedir (Güzel 1998: 30).
Hacı Bektaş Veli’nin en önemli eseri “Makalât” adlı Farsça eseridir. Tasavvufla ilgili konuları içeren kitap; şeriat, tarikat, hakikat ve marifet adlarını verdiği dört kapı ve bu kapılara bağlı kırk makamdan bahseder. Eserde, ilahî gerçeğe ancak sevgi yolu ile varılacağı, bütün insanların kardeş oldukları, Allah ile insanın özdeşliği ve
bu sebeple kendisini sevenin Allah’ı da sevmiş olacağı, din ayrılıklarının gereksizliği görüşleri savunulur. Bunlar, kısa hikâye ve nüktelerle desteklenerek anlatılmıştır.
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.






Bir yanıt yazın